Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 50122 defa)

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 14 Eki 2018 15:38:30
ÇOCUKLARIMIZA İNCİRİ NE ZAMAN ANLATACAĞIZ?

Birçok ebeveyn, çocuğunun dalgınlığından, huysuzluğundan,
hiperaktif olduğundan söz ediyor.
Yine birçoğu, psikologların kapısında,
sorunlu çocuğu için deva arıyor.

Evet, anne ve babalar, yukarıdaki durumları yaşıyorlar; fakat bir yandan da çocuklarına sürekli şeker, sakız, çikolata, paket dondurma, cips, kola, uzun ömürlü süt-v.b. birçok yiyeceği, -gıda- , hatta -ödül- olarak sunmaya devam ediyorlar.

Çocuklar, -beslenme- diye okullara, zehirli ve zararlı maddeler taşıyor. Ellerinde hazır meyve suları ve kola şişeleri ile ne vakit görsem onları, içim sızlıyor. Zira yazının başında dile getirdiğimiz birçok olumsuz davranışın sebebini, çocukların en çok tüketmekte olduğu bu zararlı yiyeceklerin ihtiva ettiği koruyucu maddeler, aromalar, tatlandırıcılar ve boyalar teşkil ediyor. Bu maddeler beyne ciddi zararlar verdiği gibi, ahlâkı ve anlayışı da olumsuz etkiliyor. Fakat her nedense, bu artık herkesin bildiği apaçık bir gerçek olmasına karşın, yine de nefse tâbii olmaktan vazgeçilip, doğruya yönelme gerçekleşmiyor.

Bundan bir süre önce, bir toplantıda karşılaştığım yedi yaşlarında bir kız çocuğunu, birebir uyarma fırsatı bulmuştum. Elindeki küçük pembe kutunun içinde, mini mini pembe şekerler vardı. Bütün saflığıyla bana da ikram ettiğinde, -hadi gel, önce içinde neler varmış bir bakalım- dedim. Fakat en küçük puntolarla yazılmış içerik kısmını okuyunca dehşete düştüm. Zira o pek masum görüntülü şeker içinde, sadece altı ayrı yapay tatlandırıcı bulunduğu yazıyordu ki, bunlardan birisi, aspartam idi. Yanı sıra, farklı birçok aromayı ve boyayı da o kutuya sığdırmayı başarmışlardı. Yani çocuğun yediği ve bana ikram ettiği şey, zararlı kimyasal madde deposundan başka bir şey değildi. Üstelik üzerinde şöyle bir cümle de yazılıydı: -Fazla tüketildiğinde laksaktif etki yapabilir!- Allah aşkına, hangi çocuk bir kutu şekeri bulur da, yarısını yarına saklar ki…? !

Bu, içinde yirmiden fazla zararlı madde barındıran sakızlar için de geçerli elbet. Dikkat ederseniz, sakız kağıtlarında da -sakızdır, yutulmaz!-uyarısı bulunur. Deyin hele, kaç çocuk hiç sakız yutmamıştır ki-? !

Sağlığa zararlı maddelerin bunca yoğun tüketimine karşılık, çocuklarımızın faydalı gıdaları da tanımadığını görüyoruz. Çocukların çok büyük bir çoğunluğu inciri, hurmayı, üzümü tanımıyor, tüketmiyor, sevmiyor. Buradan çıkan şudur: Biz yetişkinler, onlara yanlış unsurların reklamını yapıyor ya da seyrettiriyoruz. O pek süslü, hareketli ve gösterişli reklamlara kanarak, sürekli, daha fazla zararlı maddeye/ davranışa/ düşünceye meyletmeye başlıyorlar. Bir cennet meyvesi olan inciri, düşündünüz mü, neden sevmiyor bu çocuklar? Ve hiç düşündünüz mü, bu nasıl bir vehâmettir: Allah methedecek, yüceltecek; fakat çocuklar, O'nun yücelterek andığı bir meyveye -iğrenç- diyecekler. Düşünün ne olur-

Ödüllerinizi, hediyelerinizi değiştirin artık. Şeker değil hurma ikram edin meselâ… “Bak bu, sevgili Peygamberimizin en çok sevdiği ve tükettiği meyveydi- deyin. Faydasını anlatın.

Vakit yok- Neyi sevdiğimize, çocuklarımıza neleri sevdirdiğimize dikkat etmek için geç bile kaldık. Hadi artık. Cennet huylu çocuklar için, öncelikle, cennet meyveleri yediren anne ve babalar olalım. Asırlardır, -helal lokma- der durur büyükler. Ne demek isterler acaba, bir kere daha masaya yatıralım. Ama uyutmak değil, diriltmek için-

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 16 Eki 2018 19:39:43
"Bir annenin çocuğuna yapabileceği en büyük kötülük ona kötü etiketler yapıştırmasıdır. Zira -aptal- denilen bir çocuk annesi ona kızdığı için değil; annesinin sözüne inanıp -aptal- olduğunu düşündüğü için yaralanır."
FITRAT PEDAGOJİSİ

humakusu

  • Üye
  • *
  • İleti: 66
  • Teşekkür 495
    • Çevrimdışı
  • # 20 Eki 2018 01:19:32
O YÂR

O Yar Gelir Yazıya Bana Gül Olur Yar Yar
Yüzün Görsem Tutulur Dilim Lal Olur Yar
Aşka Düşen Divane Gezer Deli Olur Yar Yar

Diyor türkü. Aşka düşenin sonunu da belirtiyor.  Bu türküye rağmen aşka düşer mi insan? Düşüyor. Pervane olan kendini gizler mi alevden diyor çünkü başka bir şair. Bu böyledir.

Evlerine Vara Gelede Usandım Yar Yar
El Kızını Ben Kendime Yar Sandım Yar Yar
Yüreğime Hançer De Vurdu Gül Sandım Yar Yar

Diye devam ediyor türkü. Yüreğe vurulan hançeri gül sanacak kadar sevseydin yeterdi. Ben öyle sandım zira.

Ve bitiyor türkü;

Mezarımı Derinde Kazın Dar Olsun Yar Yar
Altı Lale Üstü De Sümbül Bağ Olsun Yar Yar
Ben Ölürsem Sevdiceğim Sağ Olsun Yar Yar

Sevdiceğim sağ olsunla bitiyor. Ne güzel bir sevmektir bu, bunu ancak türküler bilir. Ben de bilmem.
Türküler yanmıştır çünkü.
Ben henüz çiğ.
Yanmayan yananı ne bilesi?..

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 20 Eki 2018 09:38:43
YOLUMUZDAKİ ENGELLER
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı .. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde .."Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
"Her engel, yaşam koşullarınızı daha
iyileştirecek bir fırsattır .."

adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 4.542
  • Teşekkür 18321
    • Çevrimdışı
  • # 20 Eki 2018 18:41:03
MAKAM VE PARA VARKEN..

35-40’lı yaşlardaki bizim neslin bir zamanlar çok yakından takip ettiği ünlü aktör Arnold Schwarzenegger, ünlü bronz heykelinin altında sokakta uyurken bir fotoğraf yayınladı ve “Gün olur, devran döner…” konulu bir yazı yazdı.

İfadeyi yazmasının nedeni sadece yaşlanmış olması değildi. California valisi olduğu zaman onun adı ve heykeli ile bir otel açılmıştı. Otel personeli, Sayın Vali Arnold’a “Her zaman sizin için ayrılmış bir odamız var” demişti. Arnold valilik görevinden ayrılıp bir gün otele gittiğinde, idare ona, otelin büyük talep gördüğü için yer olmadığını söyleyerek ücretsiz bir oda vermeyi reddetti.

Arnold Schwarzenegger bu olayı dünyaya duyurmak amacıyla bir uyku tulumu getirdi ve heykelin altında yatarak ne ifade etmek istediğini anlattı: “Önemli bir pozisyondayken her zaman bana iltifat ettiler ve bu pozisyonu kaybettiğimde beni unuttular. Konumunuza veya sahip olduğunuz paranın miktarına, gücünüze güvenmeyin, kalıcı olmayacaktır.”

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 27 Eki 2018 11:01:48
BİZ BÜYÜDÜK VE KİRLENDİ DÜNYA

Ne temiz çocuklardık; hiç kirlenmemiş, masumiyeti yüreğinde, mahremiyeti yüzünde. İncitmekten ÇEKİNEN, edebinden UTANAN öyle saf, öyle temiz çocuklardık…
Ve sanki tüm Türkiye, doğusundan batısına aynı mahallenin çocuklarıydık…
O kadar birbirimize benziyordik ki...

’Şimdiki çocuklar öyle değil’ demiyorum ama şimdi kaç çocuk “sevgili günlük” diyerek günlük defteri edinip gündüz yaşadıklarını gece kaleme döküyor?

Defter kaplasın demiyorum ama deftere kenar süsü yapan kaç çocuk var çevrenizde… ?
Kurşun kalemin arkasını yiyen, silgiye dişlerini geçiren, kokulu silgileri elleri çilek koksun diye avucunda terleten…

Peki, kaç çocuğun hatıra defteri var? Ya da hatıra defteri satılan kaç kırtasiye?
Kaç çocuk size bir hatıra yazmanızı istedi en son???
Bırakın dışardan birini kendi çocuğunuz?
Peki, siz şu ölümlü dünyada babanızdan annenizden böyle iki satır bir hatıra yazı aldınız mı?
Ne acı değil mi?
Hiç merak etmediniz mi?
Sizi bir sayfaya hangi sözlerle sığdıracaktı babanız ve anneniz…!

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 28 Eki 2018 00:06:03
YAZI
Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir
çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara

rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı; ama küçük bir dükkan için
yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz

daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt
kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı
ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı
hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp:

- Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir

harika!.

Çocuk, ona dönerek:

- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım
doğuştan eksik.

- Bence önemli değil!. diye atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan
yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da
vicdanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?

- Çok basit!. dedi, adam. Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar
yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksiklikler tamamlanacak.

Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla daha fazla mükafat görecekler...

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:

- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?

Çocuk, başını yanlara sallayıp:

- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.

- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20
liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.

Çocuk biraz düşünüp:

- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?

- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da sağ ayağı eksik olan bir çocuğa
satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.

- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.

- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5
lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım
gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi.
İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam,
vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra çocuğu oturtup yeni

ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek.

- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.

Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere. Eski
bir ayakkabı, para eder mi?

- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin

yok herhalde. Bir antika ne kadar eski ise o kadar para tutar. Bu yüzden
ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka
bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan
terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10
liralık banknotu geri vererek:

- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa,
böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki
koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:

- Babam haklıymış!. dedi. 'Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok!'
demişti.


Her rüzgar savuracak bir toz bulur,
Her hayat yaşanacak bir can bulur,
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur
Bulunmayacak tek şey senin benzerindir

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 31 Eki 2018 20:25:51
Eğer hala KIZIYORSAN, kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.
Eğer hala KIRILIYORSAN, gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.
Eğer hala KINIYORSAN, düşüncelerin yeterince berraklaşmamış demektir.
Eğer hala KARŞILIKSIZ SEVMİYOR ve SEVGİNDE AYRIM YAPIYORSAN, hala akıl ve mantığını kullanıyor, içindeki sevginin boyutlanmasına engel oluyorsun demektir.
Eğer hala " BEN " demekten vazgeçmiyorsan, ...
dizginlerin hala nefsinin elinde ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir. VE
EĞER HALA " ŞİKAYET " EDİYORSAN, HAKİKATİ GÖREMİYORSUN DEMEKTİR!

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 06 Kas 2018 21:15:29
KENDİ HAYATINIZI KENDİNİZ YÖNETİN

       Daha güzel ve daha keyifli yaşanan, yaşandıkça iyileştirip güzelleştiren, bilgeleştirip dinginleştiren; iyimser, üretken ve sevecen; endişesi az, güvenliği sınırsız, sağlığı sorunsuz daha iyi bir hayatınız olsun istiyor musunuz?

       Sevgi dolu, keyif yüklü, az eleştirip çok öven; beden-ruh-akıl sistemi tıkır tıkır işleyen biri olmayı özlüyor musunuz? Bu iki soruyu ‘evet’ diye yanıtlıyorsanız siz bu yazıyı daha dikkatli okuyun! Çünkü bütün bunların gerçekleşmesi herşeyden önce size bağlıdır.

       HAYATINIZI etkileyen, yaşam kalitenizi, sağlık-sağlamlık düzeyinizi belirleyen en önemli şeyin ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Size kendinizi iyi daha iyi hissettiren, bedeninize ve ruhunuza iyi gelen; keyif huzur coşku veren şeyleri art arda yazın deseler nasıl bir sıralama yapardınız? Genetik mirasınız, yaşam tarzınız, alışkanlıklarınız, seçimleriniz, endişeleriniz, beklentileriniz... Size iyi ya da kötü gelen şeyleri nasıl sıralardınız?

       Hayatınızı etkileyen en önemli şeyin ‘siz’ olduğunu bilmelisiniz. Seçimleri yapan da, bu seçimleri bir öncelik sırasına koyup uygulayan veya uygulamayan da sizsiniz. Yedikleriniz içtikleriniz, iyi ya da kötü alışkanlıklarınız, beklentileriniz... Stres yükünüz, uykunuz, olup bitenlere olumlu veya olumsuz bakışınız, sevinçleriniz, kaygılarınız, korkularınızla siz!

       Kendinize gösterdiğiniz özen, yaşamınıza verdiğiniz önem ve aldığınız sağlık önlemleri ile kalitenizi, sağlık ve sağlamlık düzeyinizi belirleyen sizsiniz. Hayatınıza siz yön veriyor, kararları siz alıyor siz uyguluyorsunuz.

       ORTA YAŞ ÖNEMLİ

       Özellikle orta yaşlara adım atarken yaşam tarzı seçimlerinizi gözden geçirmenizde fayda var! Yapılan araştırmalar hipertansiyon, şeker hastalığı, koroner kalp hastalığı, fazla kiloluluk gibi sorunlarla yaşam tarzı ve seçimleri arasında yakın bir ilişkinin olduğunu gösteriyor.

       Genetik mirasınız ne olursa olsun hayatınızı etkileyen doğru ya da yalnış seçimleriniz hayat kalitenizi belirliyor. Genetik mirasınızın da uygun bir zemin yaratması halinde ‘mahşerin dört atlısı’ diye tanımlanan bu kötü dörtlü çoğu kez, ikili-üçlü, bazen de hep beraber sağlığımızın da yaşam kalitemizin de canına okuyor!..

       EN KÖTÜ SEÇİMLER

       Sigara, alkol, stres ve tükenme derecesine varan yoğun çalışma tarzı, olumsuz, gergin, keyifsiz ev ve iş ortamı en kötü seçimlerdir. Aşırı kalori tüketimine dayalı, yağı ve kolesterolü bol, hayvansal proteini fazla bir yeme içme kültürü de en az bunlar kadar zararlıdır. Tuzun, şekerin fazla tüketilmesi, sebze, meyve, tahıl ve bakliyatın es geçilmesi, kahvaltı ve öğle yemeklerini atlayıp, ağırlaştırılmış akşam sofralarına fazlaca yüklenilmesi de bir o kadar zararlı tercihlerdir.

       Uyku düzeniniz de altüst olmuş bir halde iseniz işiniz zordur. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar arasında ‘uyku sorunları’ salgın bir sağlık sorunudur. Uykuya dalma güçlüğünden, uyku bölünmelerinden, erken uyanmalar ya da uykusuz gecelerden yakınanların sayısı hızla artıyor. Uykusuz her gece ömrünüzden bir kaç şeyi çalıyor.

       TÜKETME ÇILGINLIĞI

       Olumsuz kötü-streslerinizde bir artış eğilimi var mı? Bunun en büyük nedenlerinden biri de tüketme çılgınlığıdır. Tüketim artışının ekonomiyi olumlu yönde tekileyip etkilemediğini bilmem ama ‘çok tüketme takınıtısı’nın sağlığa iyi gelmediğinden eminim! Sahip olma, eksik kalmama, onu da bunu da ‘bulundurma’ ile tıka basa yaşama ve hızlı yaşam, sadece ekonomik değil ruhsal ve bedensel bir tükenmeye de yol açıyor. Tüketimde sınır tanımayan beklentiler, ruh ve beden sağlığınızı tehdit ediyor.

       Hayatımız bizim ellerimizde ama ona yeteri kadar önem vermiyor, onu akıllı, bilgili ve yetenekli biri gibi yönetmiyoruz. Özellikle orta yaşlı biriyseniz bu yılı tamamlarken önemli hem de çok önemli bir karar verin! Doğal ve sağlıklı seçimlere yönelin. Hayatınızı iyi yönetin. Sağlığınızı ve yaşam kalitenizi iyi yönde etkileyin!

       TEMBELLİĞİN RUHSALI İYİ BEDENSELİ KÖTÜ

       Hareket etmiyoruz! Hareket etmek üzere tasarlanmış olan bedenimizi otomatik bir cihaz gibi kullanıyoruz. Ne kaslarımzı, kemiklerimizi, ne de onlara kan pompalayan kalbimizi veya oksijen sunan akciğerlerimize yeteri kadar yükleniyoruz. Soluduğumuz hava temiz mi kirli mi, tükettiğimiz besinler bedenimize dost mu, düşman mı bilmiyoruz.

       İYİ YAŞAMAK BİLGELİK İSTER

       İyi yaşamak :
       Özel bir ilgi ve birazcık dikkat ister.
       Bilgi, emek, sevgi ve şefkat ister.
       ‘Kendi olmak’ ama ‘aynı kalmamak’, ‘çoğalmak’ ama ‘kaybolmamak’ bilinci ister.
       İyi biri olmak, hep öyle kalmak, kendine de başkalarına da iyi ve güzel bakmak ister.
       Hayatı sevmek, emek vermek, özen göstermek ister.
       Gülmek, eğlenmek, üzülüp gözyaşı dökmek ve bunların tümünü kusursuz bir
       samimiyetle ‘sonuna kadar hissetmek’ ister.

       UNUTMAYIN

       Mahşerin dört atlısı:

       Kilo fazlalığı
       Hipertansiyon
       Kalp-damar hastalığı veya inme
       Şeker hastalığı

       ARABANIZIN KASKOSU VAR, SİZİNSE SİGORTANIZ YOK

     Sağlığımızı iyi izlemiyor, otomobilimize verdiğimiz önemi ondan esirgiyoruz. Otomobilinizin kaskosu var, sizin sağlık sigortanız yok. Otomobilinizin yıllık kontrollerini yaptırıyor, kendinizinkini erteliyorsunuz! Dinlenmeye, eğlenmeye, kendinizle veya hayatla dalga geçmeye, kısacası tembellik etmeye yeteri kadar önem vermiyoruz.


Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU


 

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 07 Kas 2018 20:55:40
Gülmek; "SAF" denme riskini göze almaktır.

Ağlamak ise; "DUYGUSAL" görünme riskini...

Birine yakınlaşmak; "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini,

Duygularını açmak; "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini,

Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;

"ONLARI BAŞKASINA KAPTIRMA" riskini göze almaktır.

Sevmek; "KARŞILIK GÖREMEME" riskini...

Yaşamak ise...; "ÖLME" riskini göze almaktır.

Umutlanmak; "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini

Çabalamak ise; "BAŞARISIZ OLMA" riskini göze almaktır...

Ama riskler yaşanmalıdır,
çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden konunabilir
ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.

Leo F.Buscaglia

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 10 Kas 2018 17:46:22
Dostluk oturup saatlerce konuşabilmek, konudan konuya uçar gibi zıplamak, fikirleri tartışmak değilmiş....

Dostluk, onun ihtiyacı olduğunda sessizce onu dinleyebilmekmiş...

Dostluk, O'na kendi bakış açımı göstermek ve onun farklı bir görüş kazanmasını sağlamak değilmiş...

Dostluk, ne kadar ters olursa olsun, O'nun gözleri ile bakmayı başarabilmek demekmiş...

Dostluk, dostun bir yanlıştan öbür yanlışa adeta sürüklenircesine giderken, O'na dur demek ve hata yapmasını engellemek değilmiş...

Dostluk, O hata yaparken, acı çekerken ve sonucunda tecrübe kazanırken bu süreçleri onunla birlikte yaşayabilmek demekmiş...

Dostluk, O'na neyin doğru olduğunu söylemek değilmiş...

Dostluk, Onu kırmadan saygı ile dinleyebilmek ve söylediklerini eleştirmeden anlayabilmek demekmiş...

Dostluk, O'nun duygularını hiçe sayarak, katı dürüstlük demek değilmiş...

Dostluk, bazen O’nun duymak istediğini söylemek demekmiş…

Dostluk, O'nun adına karar vermek demek değilmiş...

Dostluk, O’nun ne istediğini öğrenmek için çaba sarfetmek demekmiş...

Dostluk, O'nu aynı ruhun parçası gibi benimsemek değilmiş...

Dostluk, O'nun tecrübesine, duygularına, düşüncelerine, kararlarına, isteklerine, hayallerine saygı gösterebilmek, farklılıklarını görebilmek demekmiş...

Dostluğu tanımlayan ve yapılması gereken bir kurallar listesi yokmuş...
Çünkü yapılan her şey doğal olarak kendiliğinden olurmuş...
eğer olmuyorsa, o zaman dostluk zaten yokmuş..

-ALINTI-

dost63

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.727
  • Teşekkür 5790
    • Çevrimdışı
  • # 11 Kas 2018 07:33:11
TOPLU MESAJ

‼‼‼‼‼‼‼
Canım kardeşlerim. Bu duyuru çok önemli.Oldukça çok sayıda kişiye ulaşması gerekiyor. Öncelikle ihvan kardeşlerimize...

Sıfır grubu rh negatif kan grubundaki kişilerden küçük bir parça karaciğer nakli yapılacak bebeğimize.

‼Bu kişinin karaciğeri bir haftada kendini toparlıyormuş.Doktorlar söyledi.

 Gönüllü listesi yapılacak.Bu kişilerden kan grubu ve karaciğer dokusu uygun olan kişi bulununca bebeğimiz hayata tutunacak.

‼Lütfen korkmayın, küçük bir parça karaciğer vermekle büyük bir şey kaybetmiyor,karaciğeri bir haftada eski haline dönüyor‼

‼Bir aylık torunumuzun hayatı buna bağlı.‼

‼Lütfen bu mesajı dağıtabilir misiniz‼

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 17.611
  • Teşekkür 123247
    • Çevrimdışı
  • # 14 Kas 2018 22:27:24
Ögrendim
Insanlara kendimi zorla sevdiremeyecegimi ögrendim. Yapabilecegin tek sey sevilebilecek biri olmak. Gerisi onlara kalmis... Insanlari ne kadar düsünürsen düsün, Onlarin seni o kadar düsünmediklerini ögrendim. Güven elde edebilmek için yillarin gerektigini, Ama yok etmek için saniyelerin bile yettigini ögrendim. Önemli olanin hayatindaki esyalarin degil, Hayattaki kisilerin oldugunu ögrendim. Insanin ancak 15 dakika çekici olabildigini, Ondan sonra alisildigi ögrendim. Kendimi karsilastirmak için baskalarinin en iyi yaptiklarini degil, Kendimin en iyi yaptiklarini kistas almam gerektigini ögrendim. Insanlar için olaylarin degil, onlarin daha önemli olduklarini ögrendim. Her ne kadar ince kesersen kes, Kestiginin  her zaman iki yüzü olacagini ögrendim. Sevdigin kisilere sevgi dolu sözler söylemen gerektigini, Belki bu son defa son görüsün olabilecegini ögrendim. Her ne kadar onu çok düsünsen de, Yine de gidebilecegini ögrendim Kahramanlarin, yapilmasi gerekenleri ne pahasina olursa olsun, Yapanlar oldugunu ögrendim. Insanlarin seni hep hesapsiz sevdigini, Ama bunu nasil göstereceklerini bilemediklerini ögrendim. Sinirlendigimde gerçekten buna degse bile asla acimasiz olmamam gerektigini ögrendim. Gerçek dostlugun ve gerçek askin aramizda uzak mesafeler olsa bile büyüdügünü ögrendim. Birisinin seni istedigin gibi sevmemesi, Onun seni tüm benligiyle sevmedigi anlamina gelmedigini ögrendim. Bir arkadasin ne kadar iyi olursa olsun seni üzecegini Ve senin yine de onu affetmen gerektigini ögrendim. Bazen baskalari tarafindan affedilmenin yetmedigini ögrendim. Kendini de affetmeyi ögrenmelisin. Kalbin ne kadar kirilmis olursa olsun, Dünyanin senin acilarindan dolayi durmayacagini ögrendim. Geçmisimiz ve durumumuzun oldugumuz kisiligi etkiledigini, Ama olmamiz gerekene karsi sorumlu oldugumuzu ögrendim. Iki kisinin tartismasinin, birbirlerini sevmedikleri anlamina gelmedigini ögrendim. Ve tartismadiklari zaman da sevdikleri anlamina gelmedigini. Bazen kisiligini eylemlerinin önüne koyman gerektigini ögrendim. Iki kisinin tamamen ayni olan bir seye baktiklarinda bile Farkli seyler görebildiklerini ögrendim Hayatlarinda her zaman dürüst bir sekilde daha ileriye gitmek isteyen kisilerin, Sonuçlari önemsemediklerini ögrendim. Seni dogru dürüst tanimayan kisilerin, Hayatini birkaç saat içinde degistirebileceklerini ögrendim. Verebilecegin bir sey kalmadiginda bile bir arkadasin agladiginda, Ona yardim edebilecek gücü bulabilecegini ögrendim. Yazmanin, konusmak kadar duygusal gayret gerektirdigini ögrendim. En fazla önemsedigim kisilerin, benden hep uzaklastirildiklarini ögrendim. Insanlari üzmeden ve duyarli olarak kendi fikirlerini söylemenin Çok zor oldugunu ögrendim. Sevmeyi, Ve sevilmeyi ögrendim... Ögrendim...

**ÖĞRENMEYE ÇALIŞIYORUM**

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 rss