Konu: Çocuklarımız Neden Kitap Okumayı Sevmiyor?  (Okunma sayısı 18301 defa)

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 27 Nis 2019 19:44:41
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Israrla tekrarlatarak okutuyorum yine de sınavları  beklediğim seviyede değil..
Özellikle çıkarılan sonuç-ders  konusunda..yetersiz.
Israrla tekrarlatmak yerine sevilen bir iş, uğraş haline getirmek konusunda çeşitli nedenlerle (haksızlık olmasın bir ölçüde program, beklentiler, sınavlı seçme sistemi v.b) bazen elimizi kolumuzu bağlanmış hissederiz. Otomatik davranış kazandırma listeleri ve zaman baskısı da cabası... (ihtiyaç temelli yapılandırma noksanlığı da denilebilir)

O bir ölçüde'nin açıklaması: Program bireysel ihtiyaçlara göre esnektir. Kimse yüzde yüz uygulayacaksınız demiyor elbette, fakat; çeşitli nitelikleri, hazır bulunuşluk düzeyleri, ilgileri, yeti ve becerileri, sosyoekonomik durumları olan birbirinden farklı dünyaların çocukları klasik sınıf ortamında bu esneklikten yeterince yararlanamıyor.

Arkadaşlarımızın bu konuda; kitabı sevilen bir araç, ihtiyaç haline getirme noktasında; farklı uygulama ve yöntemlerini gerçekten duymak, bilmek, öğrenmek isteriz. Güzel uygulamaların yayılması, en başta çocuklarımızın, sonra öğretmen, veli, ebeveyn olarak hepimizin faydasına olur.

 

zeynepgulsu

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.382
  • Teşekkür 33304
    • Çevrimdışı
  • # 27 Nis 2019 20:07:44
Cocuklar kitap okumuyor,okumayi sevmiyor cunku teknolojik araclar daha cazip geliyor.Tablet ya da bilgisayardaki hareketli oyunlara alisiyor gozu.Oturupta kitap okumuyor.Kitap okumak sıkıcı geliyor.

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 27 Nis 2019 22:09:02
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Cocuklar kitap okumuyor,okumayi sevmiyor cunku teknolojik araclar daha cazip geliyor.Tablet ya da bilgisayardaki hareketli oyunlara alisiyor gozu.Oturupta kitap okumuyor.Kitap okumak sıkıcı geliyor.
Kitap; kişinin kendisini tanımasını, keşfetmesini, bilgi kaynaklarına ulaşmasını sağlayan bir nesnedir sadece. Kağıtta, medya araçlarında, dijital ortamda, doğada v.s olmasının özde bir farklılığı yok. Neslin bilgi edinme tarzı ve vasıtaları değişebilir. Binlerce yıl önce mağara duvarları, sonra kayalar, taşlar, mermerler, daha sonra hayvan derisi, pişmiş toprak, yakın tarihimizde kağıt, bugün dijital ortamlar, yarın, öbür gün dna v.b ortamlar, sonra yapay zeka türü kayıt ortamları diye devam edecek gibi görünüyor. Ortak nokta şu ki; insanlar giderek bilgiden ve bilgi kaynaklarından uzaklaşıyor (veya uzaklaştırılıyor). Bu şekilde kitabın tanımını genişletebiliriz. Teknolojiyi red etmek gibi bir şansımız yok. Bu gelişimin doğasına da aykırı olur.

zeynepgulsu

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.382
  • Teşekkür 33304
    • Çevrimdışı
  • # 28 Nis 2019 02:51:45
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Kitap; kişinin kendisini tanımasını, keşfetmesini, bilgi kaynaklarına ulaşmasını sağlayan bir nesnedir sadece. Kağıtta, medya araçlarında, dijital ortamda, doğada v.s olmasının özde bir farklılığı yok. Neslin bilgi edinme tarzı ve vasıtaları değişebilir. Binlerce yıl önce mağara duvarları, sonra kayalar, taşlar, mermerler, daha sonra hayvan derisi, pişmiş toprak, yakın tarihimizde kağıt, bugün dijital ortamlar, yarın, öbür gün dna v.b ortamlar, sonra yapay zeka türü kayıt ortamları diye devam edecek gibi görünüyor. Ortak nokta şu ki; insanlar giderek bilgiden ve bilgi kaynaklarından uzaklaşıyor (veya uzaklaştırılıyor). Bu şekilde kitabın tanımını genişletebiliriz. Teknolojiyi red etmek gibi bir şansımız yok. Bu gelişimin doğasına da aykırı olur.
Hocam cocuklar teknolojiyi bilgi kaynagi olarak gormuyor ki?Ya da bilgiye ulasmak icin arac olarak da gormuyor.Oyun araci onlarin gozunde.
Kitaplari da bilgi kaynagi olarak gormuyorlar.Ogretmen ve ailelerin bos zamanlarini doldurmasi icin yaptiklari bir aktivite.Bos zamanlari doldurmaktan ziyade ozel vakit ayrilmasi gereken bir sey olmasi gerekir aslinda.Bizim zamanimizda bilgiye ulasmak zordu ama degerliydi.Kutuphanelerde okurduk ,arastirirdik.Suan kutuphaneler öldu.Onun yerini internet cafeler aldi.Ama kimse arastirma yapmiyor.Oyun oynuyorlar.Sanirim bilgiye ulasmak ne kadar zorsa o kadar anlamli ve degerliydi.Gunumuzde bir cok sey degerini ve anlamini yitirdi.

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 28 Nis 2019 18:56:24
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Hocam cocuklar teknolojiyi bilgi kaynagi olarak gormuyor ki?Ya da bilgiye ulasmak icin arac olarak da gormuyor.Oyun araci onlarin gozunde.
Kitaplari da bilgi kaynagi olarak gormuyorlar.Ogretmen ve ailelerin bos zamanlarini doldurmasi icin yaptiklari bir aktivite.Bos zamanlari doldurmaktan ziyade ozel vakit ayrilmasi gereken bir sey olmasi gerekir aslinda.Bizim zamanimizda bilgiye ulasmak zordu ama degerliydi.Kutuphanelerde okurduk ,arastirirdik.Suan kutuphaneler öldu.Onun yerini internet cafeler aldi.Ama kimse arastirma yapmiyor.Oyun oynuyorlar.Sanirim bilgiye ulasmak ne kadar zorsa o kadar anlamli ve degerliydi.Gunumuzde bir cok sey degerini ve anlamini yitirdi.

Teknolojinin nimetlerinden yararlanmak çocukların da hakkı. Fakat onlar yaşları gereği seçici davranamazlar. Oyun da olsa aile denetimi ve bilinçli kullanımı, ilk örneklemelerin ortamda yaşanması gerekir. Makul ölçülerde kullanılamıyorsa, kısıtlama ve kural koymak ve denetimi ailenin sorumluluğu.

Çünkü 5-6 ay gibi bir sürede bu ölçü geliştirilmediğinde bağımlılık başlıyor. Sonrası tamiri imkansız tahribatlara yol açıyor. Dikkat ettiyseniz oyunlarda belli ortak bir mesaj var “durmadan savaş, rakibini yen, vur, kır, karala, parçala, öldür, güç sende artık”. Her şey “al, tüket at, kendin uğraşma, hazırı var” mantığı ile pazarlanıyor. Algı yönetimi ile de kontrol altında tutuluyor. Moda dünyası, yeme, içme, giyim, haberleşme, sosyalleşme trendlerini vitrine çıkarır bizler de alırız sadece. Yaptığımız her şey ticaret çarkının birer objesine dönüşüyor.

Yeni bir insan tipi, ekonomi, ticaret anlayışı ve sosyal ilişkiler ağı için ne gerekiyorsa o yapılıyor. Medya bu konuda içerik ve güncelliği ile aile, okul ve öğretmenden çok daha hızlı ve etkili olmakta ne yazık ki. Kendini, bilme, tanıma, geliştirme (gerçekleştirme) yolunda farkındalığa giden yol için gerekli bilgi taşıma vasıtaları olan kitap, tablet, internet ve türevleri ebeveynlerin bilinçli kullanımı ve yönlendirmesi (doğru kullanım için sevdirilmesi, doğal yaşantılar içinde var edilmesi) oranında çocuk da kitabı benimseyebilir.
 
Benimsemiyorsa; baskı ile benimsetmek, sevdirmek, hayatında buna yer vermesini beklemek doğru bir yaklaşım değildir. İlerde kitabı sevme ihtimalini de yok eder. “Kitap oku” demek yerine, kitap okunmalı. Bu iyidir, bunu yap demek yerine yapılmalı. İlk örneklerin doğal olarak yaşatılması gerekir. Önce taklit eden çocuk, sonra seçenekler içinde kendi yolunu, tarzını buluyor.

Bu tür bir öğrenmede planlama kesin ve dayatmacı değildir. Zorunluluk ögesi taşımaz. Çocuğa boş vaktini değerlendir demek yerine, onunla kaliteli zaman geçirmek, sevilen bir uğraş edinmek, kendine, sevdiklerine zaman ayırmak şeklinde bir yaklaşım içinde olunursa bu, zamanla doğal yaşantılara dönüşür. Çocuğun en iyi ve en özgür seçimler yapabildiği öğrenme ortamları bu şekilde oluşur.

“Hadi şunu yapalım, fakat benim işim var, sen yap ben daha sonra yaparım” dersek de olmaz. İnandırıcı ve samimi olunması gerekir. Beklentileri makul seviyede tutmak da önemlidir. “Kitap okumak çok yararlıdır” demek yetmiyor. Okunan kitapların sizin davranış, düşünce, duygu dünyanızda bıraktığı etkiler gerçek bir değişim dönüşüm olarak aile içi yaşantılara, sosyal ilişkilere, olaylara bakışınız ve insan ilişkilerine yansıyacağından çocuk zaman içinde bu değişimleri ve muhtemel kaynaklarını merak edip, gözlemlerle ilkin taklit yoluna gidecektir. Sonra kendi öğrenme tecrübelerinden tarzını seçebilecek, zamanla bunu zenginleştirecektir.

Kütüphane konusunda haklısınız. Bunun bir sebebi de internetin getirdiği olanaklar. Ayrıca bizler çocukların bir çok şeyi tecrübe etmeden doğru kabul etmesi yönünde yüksek beklenti içinde oluyoruz. Bu da onlara çekici gelmiyor. Her şey kendi doğallığında güzeldir.

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 28 Nis 2019 19:50:31
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Kitap okuma sınavları hakkında fikirleriniz nedir arkadaşlar?
Sonunda sınav olması sanki sevgiyi eksiltiyor gibi.
Her yarışta ve sınavda 1 tane birinci çıkar, geriye kalan (20'de) 19 kişi bir sonrakine diye umutlanır. Bir sınav daha olur. Birinci muhtemelen değişmez, ya da ikici sıradaki çocuk birinci çıkar. 5-6 kez yinelenen sınavda 1., 2., 3. sürekli yerini koruduğunda diğer 17'sine ne oluyor?
 
Bunu pek düşünmeden hareket ediyoruz. Bir süre sonra nasıl olsa hiçbir zaman birinci olamayacağım diyen bir grup oluşuyor. Yarış havasında yapılması belki de yanlış olan şey. Ölçmek niyetiyle yapıyorsak eğer, bu durumda çocukları birbirleri ile mukayese etmemek gerekmiyor mu?

Elbette çocuklar yarışa bayılır, coşkuyla koşarlar, ama sınavda böyle bir coşkuya hiç şahit olmadım. Bu olsa olsa bazı oyunlar içinde kısa süreliğine belki. Beş altı kez tekrar edildiğinde oyun bile olsa çocuğa sıkıntı verir. Kaybedenler hep üzülmüştür. Oysa oyunda kazanmak ve kaybetmekten daha değerli bir şey var ki; oda birlikte eğlenebilmek, hoşça vakit geçirebilmektir.

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 30 Nis 2019 20:35:35
Hibrit (Melez)...

Nereden başlasam bilmiyorum… Deneyeceğim. Hani bazen yeni bir kavram, yeni bir icat, fikir, düşünce ortaya çıkar ya; biz de “tüh benim aklıma neden gelmedi. Ben neden bunu düşünemedim” deriz ya işte konu tam da onunla ilgili, öyle bir şey...

Geçenlerde bir konuda düşünürken aklıma birden "hibrit düşünme" diye bir kavram geldi. Daha önce böyle bir kavram ele alınmış mı diye bakayım dedim. Meğer birileri daha önce buna da el atmış. Üretim sahasında, sanatta,  fikirde, bilimde, ekonomide, iletişim veya ulaşımda geniş etkileri olan bir çeşit İNOVASYON (farklı bakış açısıyla ele alınan üretim, tasarım, pazarlama, reklam ve hizmetler, moda, tarz, stil, fikir alanında yenilik, belli bir fonksiyonu olan nesnenin veya ürünün yeni bir bakış açısıyla kullanım niteliklerinin ve alanlarının değiştirilmesi, artırılması, şekil, form ve estetiğinin yeniden tasarlanması v.s).
 
Beni bu konuda düşünmeye sevk eden nedenlerle, bu düşünme şeklini kavramsal olarak açıklama gereği duyanların söylediklerine göz attığımda “düşünme iyi de neden hibrit” noktasında kavramı anlamaya çalışırken, aklımda olmayan, (sonradan gelen) birçok alandaki, etki ve izlerini görünce, durum beni bu kavramı buraya taşımaya sevk etti.

Örneğin sanatta, mimari de, en nihayetinde insan (manuel zeka) ve yapay zekada, teknolojik her türlü tasarımda, ulaşım ve iletişimde hayatı ilgilendiren hemen hemen her alanda etkisini görmeye başladığımızı söyleyebilirim.

Kavram tıpkı anlamı gibi, özünde de hibrit (yani melez). Teknolojinin gelişmesi, dallanıp budaklanması, her geçen gün yeni icatlara imkan vermesi bir çeşit melez teknolojilerle nitelik ve fonksiyonları giderek artan, günlük hayatımıza, kenarından köşesinden girdi derken; zamanla merkezine oturan yeni teknolojilerin de (Hibrit veya Tümleşik) gelişmesine ön ayak oluyor.

Görünen o ki; sadece müzik dinleme aleti veya sadece televizyon, ya da sadece telefon, sadece radyo, sadece telsiz, sadece araba ve sadece uçak gibi tek fonksiyonlu alet ve edevatın devri geçti, geçecek, bitti, bitecek sınırlarında... Bir tek akıllı telefonla tüm bunlar yapılabilir hale geldi. (Teknoloji-sanayi-toplum) 4.0, 5.0 derken; Teknolojik Tekillik denilen bir üst aşama (birleşme, buluşma, final, ya da finish’ten söz ediliyor sürekli).

Akıllı tasarımlar devri denilen, nesnelerin interneti, karanlık fabrikalar, blockhain, bitcoin, sanal gerçeklik, yapay zeka v.s derken hibrit insanla bir mihenk taşı konulacak gibi… Tüm bu şeyler bir şeylerin alt döşemesi gibi duruyor.

Hibrit (melez) ya da ara form teknolojilerin çoğalması, günlük hayatımızı tümden değiştirdi. İletişimden ulaşıma, ekonomiden ticarete, eğitimden sağlığa, üretim teknolojilerinden satın alma araçlarına, tüketim alışkanlıklarımızdan sosyal hayatımızın her türlü ihtiyacına farklı ürün ve hizmetler sunulmasına imkan tanıyor. Tüm bunlar giderek bir yerlere (veya şeylere evriliyor).

Benim bu konuyu buraya taşımamın amacı; Elon Musk’ın hibrit arabalarını anlatmak değil tabi ki.

Sürekli ele alınan, anlatıla anlatıla bir türlü bitirilemeyen, birçok toplantılar, vizyonlar v.s de dillendirilen fakat özde “nasıl gerçekleşecek?" sorusunun cevabı bulunamadan terk edilen, yeterince anlaşılamayan, hep teoride kalan İNOVASYON gibi açıklayıp orada bırakmaya niyetim yok.

Sizlerin de katkıları olursa belki bir anlam bulacak bu "hibrit" kavramı... Benim tek başıma bir anlam yüklemem bana bir şey kazandırmıyor. Sırf laf olsun diye de zamanımı boşa harcamaya niyetim yok. Etki tepki yasası gereği sinerjiye dönüşmesini umut ediyorum.

Amacım; hibrit kavramının (ya da düşünme şeklinin) bu kadar geniş kullanım alanı varken; biz bunu eğitim alanında nasıl kullanabiliriz noktasında olacak. Nokta atışı ile sınıfta nasıl bir etkinlik, uygulama, veya uğraşı, dersleri sıkıcı olmaktan kurtaran “verilen emeğe değdi” diyebileceğimiz bir ürüne dönüştürebiliriz.

Ayrıca; hibrit düşünebilmeyi nasıl gerçekleştirebiliriz v.b.  Detayları zamanla konuşabileceğiz belki… Belki de tartışmayı makulde tutma sorunlarımızdan dolayı konuşamayacağız. Belki de yepyeni fikirlerle çocuklarımız için eğitime küçücük bir katkımız olur. Belki de abartacağız. Belki de "bunlar boş işler" deyip orada bırakacağız. Henüz bilmiyorum, bilmiyoruz.

Bir düşünme becerisi türü olarak nasıl kazanılabilir, bu yönden ele almak niyetindeyim. Çok yüksek beklentim yok, fakat umutluyum..

Hibrit düşünebilmek ne demek?
Hibrit düşünebiliyor muyuz?

Eğitimimizde birçok şey teoriden pratiğe geçişte nedense hedeflenen ürün ve etkilere dönüşemiyor. Eğitimin süreç ve ürün aşamalarında birçok faktör ve girdisi var. Kaliteli eğitimi şüphesiz hepimiz istiyoruz, fakat kavramın içini, özünü bir türlü dolduramıyoruz. Muhakkak ki birçok kör nokta vardır. Suçlama dilini terk ederek, çözüm ve paylaşım odaklı konuyu ele alırsak çok daha yararlı sonuçlar elde edeceğimize inanıyorum.

Ben de sizler gibi bir öğretmenim, sizlerden çok şeyler öğrendim, inanıyorum ki birbirimizden öğreneceğimiz, paylaşacağımız daha birçok güzel fikir ve uygulama vardır.

ferdem

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 4.163
  • Teşekkür 25112
    • Çevrimdışı
  • # 04 May 2019 22:53:39
Tek çözüm toplu okuma. Ailede ve okulda.

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 06 May 2019 00:20:46
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Tek çözüm toplu okuma. Ailede ve okulda.
Üstelik okumak; insanı olgunlaştırır, güzelleştirir, düşünerek yaşamayı, yaşadıklarını anlamlı kılmayı, farkı fark etmeyi, paylaşmayı, değerleri korumayı, insanlaşmayı da öğretir, hatırlatır. Yeni fikirlere, heyecanlara ve sırlara kapı da aralar.

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 06 May 2019 00:27:36
Bu "hibrit düşünebilme" konusunda arkadaşlardan çarpıcı fikirler, uygulamalar bekliyoruz, inanıyorum pek çok güzel fikir vardır?

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 11 May 2019 18:11:15
Hibrit düşünmenin hayatımıza etkileri 1
Konuyu açmak için biraz ironi yapacağız, hoşgörünüze sığınarak :)

Hibrit hibrit düşünerek, telefonu posta telgraf idarelerinden alıp evlere soktular. Sonra oradan alıp masalara birer tane serpiştirdiler. Yetmedi, duvara monte edileni de var deyip alay bile ettiler. Baktılar ki insan çok tembel; en iyisi eline verelim de yorulmasın dediler. Tuşlarına daha yeni alışıyorduk ki… “tuşsuz olanı da var” deyip, biz bayiden eve varıncaya kadar akıllısını da piyasaya sürdüler. Ertesi gün koşa koşa en akıllısından almak için sıraya bile girdik.

Şimdi de diyorlar ki, “akıllısı da yeterince akıllı değil, aksesuar olarak bir de gözlük al, yanına da bir bileklik” (nabzını ölçer). Bir de simültane çevirici (mütercimlerin pabucu dama atıldı, atılacak, eli kulağında...) Hibrit kavramının kendisi gibi bunlar da şimdilik birer ara form (ya da günlük dille aksesuar) Fakat ilginç olan şey şu; posta idaresinden eve, misafir odasına, önce masaya, baş köşeye, sonra sehpalara, hatta her odaya bir şube, derken elimize, elden (kırk ayak mübarek) bileğimize, oradan yüzümüze (klas duruyor da hani...) az yana sarkıp kulağımıza, en nihayetinde, manüel yöneticimizle komşu olacak, gelenin kılavuza ihtiyacı yok.

Başka bir açıdan hibriti ele alırsak; sanal ile gerçek arasındaki fark neredeyse kapanmak üzere. Bir şeyin gerçek olup olmaması önemli değildir. Önemli olan algıda yarattığı etkidir. Bilincimizin bir bölümü gerçek ile sahteyi (illüzyonu) ayırt etmeyecek kadar saftır. Her şeye inanmaya müsait bir yapısı var. Gerçek nedir? sorusuna birçok bilmişin verdiği cevap;  "gerçek, inandığın şeydir" olur. (Yok korkmayın, Matrix'e falan girmeyeceğim şimdilik) Diyeceğim şu ki; bazı bilim insanları teknolojik tekillik diye davul zurna ile bekledikleri bir dönemin alt yapısı çoktan döşendi. Etkilerini dalga dalga görmekteyiz.

Aslında her birimiz ufak ufak bunları görüyor, alışıyor, sonra normalleştirip, benimsiyoruz. Bazı teknolojilerin yerleşmesi için ara form (melez) teknolojilerin bolca tüketilmesi, işin finansmanı, ve alıştırma dönemi için kaçınılmaz oluyor. Daha dün gibi; evdeki telefonun duvara da monte edilebileni,  vhs video sistemindeki bant sona gelmeden vcd leri birkaç günlüğüne elimize vermeleri gibi birçok icat günübirlik geldi ve geçti. Projeksiyon cihazlarını, tepegözü saymıyorum bile… Çoğu kimse bir kez bile kullanmadan ömrünü tamamladı tüm bunlar.

Bitmedi; akıllı evler diye ortalıkta hummalı bir çalışma var ki evlere şenlik... Artık içine ne doldura bilirsen… Kapış kapış, alanın elinde kalıyor… Ya hele dur!  Acele etme. Daha akıllı çatı olanı çıkacak, onun akıllı duvar modeli var sırada, akıllı kapı versiyonu da gelecek.  Sen sen ol, kimsenin kalbini kırma, kapıda kalırsın vallahi... Yapay mapay desek de seni senden iyi tanıyacak. Üstelik sır tutmasını da biliyor. Kendini unut ama ‘önemli günleri’ asla unutma. Bundan sonra bir bahanen de kalmayacak. Ne dedin, ne yaptın, nerede yedin, içtin, gezdin, dolaştın, işte misin, toplantıda mısın, yolda mısın, ağzından çıkanı kulağın duysun… Senden çok daha akıllı asistanın hiçbir şeyi unutmayacak.

Arabalar zaten akıllanmıştı. Haliyle akıllı bir arabanın akılsız bir yolda ne işi var?  “inat değil mi buradan şuraya bir metre gitmem. Ne yap et, bana akıllı bir yol bul. Yoksa seni şuracıkta terk eder giderim” der mi, der... Yüzünü güneşe çeviren, günün saatine, yılın mevsimine, istek ve beğenilere göre renk ve şekil değiştiren akıllı binalar, akıllı şehirler var sırada. “Akıllı gezegen diyeni henüz duymadım” demek isterdim fakat minareyi çalan kılıfını da uydurmak zorunda. Bu kadar akıllı tasarımın içinde akılsıza alan bırakılır mı? Bir yerlerden bulurlar birkaç zavallı griyi günah keçisi ilan edip; “gezegeni de akıllı kalkan ile bu vahşi grilerden koruyoruz” deyip yapcaklar bişeyler...

Şaka maka bir yana teknolojik tekillik konusu eninde sonunda gelip insan-nesne ortaklığında bitiyor. Bitiyor kavramı da bir çeşit hibrit. Biten ne?, kimin için bitiyor? Orası meçhul şimdilik. İnsansıların da yasal olarak temel hak ve görevleri, birer de kapı gibi kimlikleri olacak gibi. Suretlerimizle nasıl yaşayacağımız, hangi hakları tanıyacağımız şimdiden gündemde. Yapay ve manüel zeka orada düşünüldüğü gibi, kurdele misali durur mu, kardeş kardeş geçinir mi, çatışır mı, henüz bilen yok. Bildiğimizden çok çok öte teknolojilerin raflarda bekletildiğinden benim şüphem yok.

Her şey hibritleşe hibritleşe geliyor. Nesnelerin interneti, yapay zeka, teknolojik tekillik, dijital para derken… Dikkat ederseniz dijital ekonomi; köklü geçmişi olan devasa şirketlerin çoğunu batırmış durumda. Devletlerin sınırlarını, yasalarını, parasal ve silah güçlerini takan yok. Küçük bir yazılım küresel çapta etki gücüne sahip. Dijital ekonomiye direneni ben görmedim, gören var mı?
 
Bitcoinler ilk duyulduğunda (2008 civarı) çoğumuz ciddiye alınacağını düşünmüyorduk. Bankacılık sistemi geleceği görüp, gücünü kaptırmamak için çok hızlı bir dönüşüme girdi. Para sistemleri, değişim araçları hızlı bir şekilde el değiştiriyor. Bunun derebeyliklerin yıkılıp imparatorlukların kurulmasından hiçbir farkı yok. Nesneden insana her etkileşim ve dönüşümde her taşın altında bu “hibrit” var. Her alanda tıkır tıkır çalışan bir makine gibi işlevini yerine getiriyor. Fakat işlevi biraz daha farklılaşarak gelişiyor. Bu sefer ki; bir tür fena kapışma, bir çeşit hesaplaşma da denilebilir. Eski ile yeninin kavgası hep olagelmiştir fakat bu denli hızlı ve etkili şoklar, değişimler tarihte sayılıdır. Kimle, neyle? Herkesle ve her şeyle…
 
“İnsan doğa ve teknoloji bir arada” denile denile piyasaya sürüldü. Bugün insan beyni rahatlıkla hacklenebiliyor. Biyo temelli insanın bazı sahalarda yapay zeka algoritmalarına karşı pek şansı yok gibi. Süreç hibrit düşünceden hibrit insana evrilme rotasında. Bilim nesnelliği buna engel değil. Etik konusu da henüz insan gündeminde değil... İkisi aynı kafada nasıl durur, kimsenin kesin bir cevabı yok. Alıştıra alıştıra bir şeyler yapıyorlar. Deneme yanılma yoluyla kafaların bi güzel yarılacağı gün gibi ortada...
 
Hibrit düşünmenin nihai sonuçları için; teknoloji, bilim, sanat, sağlık ve mimarinin dışında bir de insanın bizzat kendisi için tasarlanan bir yönü (kullanım alanı) var. İnsanın bizzat kendi aklı, biyolojik alt yapısı, ya da decoderı dersek abartmış olmayız. “Hayır canım, insan bu kadar akılsız değil” diyorsak da buna kendimiz de pek inanmıyoruz ya neyse... Birçok koldan hibrit süreçler yaşanıyor. Tüm bunların bir üst aşama ya da hedefi var.  İnsan 2.0,  Avatar 2045, Cryonics (dondurulmuş insanlar) v.s… İsimlerin hiçbir önemi yok. Bunlar medyada yer alıp görünen kısım. Ötesi de ihtimal.

İnsan genomu çözüldü artık. Onlarca yıl, yüzlerce insanla % 1-2’ si zor çözülen DNA sarmalımız gelişen hibrit teknolojilerle insansız olarak 10-20 dakikada çözülebilir hale geldi. Bir insan DNA’ sının çözülüp okunması milyon dolarlarla ifade edilirken, bugün 100-150 dolara kadar indi bu maliyet. Bu ne demek? Nitelikleri, genleri değiştirilmiş sipariş nesiller çağına girmişiz de haberimiz yok demek. İlk memeli klon Copy Paste Dolly, insanoğlunun bu alandaki ilk zaferi olmakla birlikte nihai kaderi de olabilir. Bilgi ve teknoloji atomda durduğu gibi durmuyor artık. Atom yırtıldıktan sonra çoook şey değişti. Bu daha başlangıç…


konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 12 May 2019 18:48:38
Hibrit düşünmenin hayatımıza etkileri 2

Bir yerlerde bir şeyler tıkır tıkır işliyor. İnsan artık hiçbir şeye şaşırmıyor. Bunca insanı yönetmek için adamlar; yememiş içmemiş, gece-gündüz demeden çalışmış, rahatımız ve konforumuz için ellerinden geleni yapmışlar. Bu kadar insanı memnun etmek kolay iş değil elbette… Akıllı tasarımlara, fazla ortalıkta görünmesinler diye donanımlı evlere, yorulmasınlar diye, mahallenin bakkalından birkaç yumurta alacak avatarlara, çeyiz parası vermesinler diye programlanabilen eşlere, ulu orta milletin gözü önünde kıskançlık krizine girip tokat atmayan sevgililere, çerez parası istemesin diye zoraki sürdürülen arkadaşlıklara birer süper çözüm bulmuşlar... Çerez gibi sipariş almaları da haliyle hak oluyor.

Her şeyden sıkılan gençler için bedava internet, yetişkinler için artırılmış gerçeklik, sanal kahramanlar için kendin filmini kendin yap ve oyna sineması, parasız olanlar için kımıldamadan gezeceği şehir, müze, tarihi mekan, ne istersen; her şey ayağına getiriliyor insanın. Bunca kolaylık ve güzellik yapan scienceminist, ekonomist ve hayırsever iş adamlarımız, nihayetinde ”sen düşünme zahmetine girme, o güzel kafanı yorma, ben senin için her şeyi düşündüm” demişler, tüm ürünlerini raflara stoklamışlar, satmasınlar mı? Alır mıyız ki? Evet, hepimiz alırız.
 
Hani bazen canımızı taşımaktan bile gına gelir de, oflayıp poflarız ya her şeye…  İşte oradan belli künyemiz. Önce karşı çıkarız, çok sürmez, sonra almayanı ayıplar, köylülükle damgalar, son kertede markamızla hava atarız. Burası işte en zayıf noktamız. Bu nedenle hibrit; geleceğimizin de matrix kapısı. Girsen bir türlü, kalsan bir türlü, bir de girip çıkamamak var işin içinde. Herkes Neo değil ki, her köşe başında virüs adamlar. Savaş savaş dur, bitmiyor… Ramlarımız kasmaya başlıyor. Al, al, bir daha al yetmiyor. Katman katman içinde, rüyada gezer gibi kalbur zaman içinde. Bırakın gerçeğin kapısına varmayı, bunca şey içinde evin kapısını bulsak buna da şükredeceğiz.
 
Dön dolaş kürkçü dükkanı, yine en başa... Kafa mı kalır insanda. Tekrar tekrar başlar o eski kavga “bu dünyanın en has kulları biziz”. İster kod yazımcı de, ister kahin, ister gözetleyenler, istersen çilingir… Tabi bir de ana programcı var, onu da unutmayalım… Bir üst katmanda hep birileri olacak ve halimize bakıp “bu kaçıncı, her şeyi öğrendiniz ama bir türlü kendiniz olmayı öğrenemediniz” deyip bir de alay ederlerse hiç şaşırmayalım. Bayılırız biz formata. Bir format her şeyi siler mi?
 
Daha şimdiden kuantum koçlar, benlik yöneticiler, şifacılar, bellek siliciler, çökme anı geri getiriciler, tasarım anı yapıcılar, yeniden inşacılar (servet-i fünun çağrışımı oldu, istemeden..af ola), sıfırdan karakter kurmacılar, çoklu kişilik tasarıcılar, modül rüya alıcılar, satıcılar, kötüsünü ayıklayıcılar, paket macera satıcılar, rüyasız uyku tasarımcılar (burası biraz karanlık, kes yapıştır tekniği kullanma ihtimalinden bu ürünü tercih edenlerin dikkat etmesi elzemdir. Çünkü döngüsel artıklık nedeniyle bir daha HD’niz ile bağlantı sağlanmayabilir) sırada bekleyen bekleyene… İşin çivisi çıkmış durumda.
 
Millet cümbür cemaat; kerpeteni, penseyi, çekici, keseri, boyasını, rulosunu, malasını, cilasını kapmış, kerestesini de sırtlamış, işin ruhuna uygun olarak usb, laptop, plan ve programlarını da unutmayıp inşaata başlamış, haberiniz yok. Gezegendeki çatırdama, guruldamalar, mahallendeki gürültü ve patırtıları boşuna mı sandın! Henüz başlamadık bile… “hele bir ortalık temizlensin, size de yerimiz mutlaka… Lütfen rezervasyon yaptırınız” deyip milyon dolarlar karşılığında tam teşekküllü kapsüllerde mülk satanlar, işporta işi gibi; “bize geliniz; biz sizi her şekilde o gelecek hayat trendine, muhteşem bin yıla taşıyalım. Bilimin her derde deva olacağını müjdeledikleri o altın çağa ulaştıralım” (parası olmayana da eee! kusura bakma sen de bu kara günler için biraz birikim yapsaydın da o kritik eşikte korunacak bir DNA verine sahip çıkabileydin) diyeceklerini şimdiden duyar gibiyiz.

Tabi ki bu işte de ekonomik statünüz geçerli olacak. Hesabınızdaki sıfırların miktarınca; kafa kol dağılmadan tüm, sadece kafa, ya da en ekonomik paket olan DNA hücre düzeyinde korunabileceksiniz. İşte böyle, gelecekte yeniden yaşama umuduyla her köşede tezgah açan, firma kuran, şartelleri kapatıp, (Ali Nazik gibi) aniden ortadan kaybolan bir sürü garip insanlar, işler ve düşünceler türedi. Komplolar çağı olarak da adlandırılan, insanın her şeye alıştığı, şokların en ufak bir tesirini dahi hissetmediği, dünya ortadan ikiye yarılsa; onu bile “1080 4K, HD Kalite Çekim ile kayda almadan kıpırdamam” modundayız.
 
Sadık klonumuz, kayıtlı anılar hatırına, tam kapasite gücüyle avazı çıkana kadar bağırıp; “Fakat beyefendi, hanımefendi bu; bildiklerinizden hiçbiri değil, geldiğiniz yol yarılıyor, gideceğiniz yol ise 10 saniye önce yok oldu, şu an altınızdaki zemin kayıyor, her yer çöküyor, hesaplarıma göre 2012 saniye sonra magmada yanıp kül olacaksınız…” uyarısı bile bizi kendimize getirmeye yetmiyor. “Olsun, dünya yok oluyor, ben gitmişim çok mu?”

Bu öyle sıradan bir uyuşma da değil, çok ama çok derin bir trans hali. Günün felsefesine uygun hani; anı yaşa, gerisinin, berisinin hiçbir önemi yok. Bir film bandına sıkışıp kalmış çizgi kahramanlar gibiyiz. Eğer yeterince espri yetenekleri gelişirse avatarımız nihayetinde son karar “bellek kurtar” derdine düşüp “tamam ya, sen bilirsin bekle de Neo gelip seni kurtarsın… ben uçuyorum”  deyip, o da kendi sistem kurtarma moduna girer herhalde... Bu arada aslına bir güzellik yapar mı yapmaz mı (!!!?)

Durum böyle olunca şimdi gel de hibritleşme, yapay zekaya hayran kalma… Kıyamet kopuyor o hala bellek kurtarma derdinde. “Olmaz böyle şey… “ demenin geçerliliğinin kalmadığı, her an her şeyin olabileceği, garip bir zaman diliminin içindeyiz. Bu hikaye birer çiple biterse hiç şaşırmayalım. İnsan buna razı gelmez demeyin. Bedava çip bu… daha çok akıl demek. Kendi aklı yetersiz kalan insanın rakibini alt etmesi için bedava çipi (ya da hapı) yutması içten bile değil. Koşa koşa gitmeyenlere de bulunur elbet bir kolaylık :D
 
Aslında bunun ipuçlarını Spielberg “A.I.” filminin son sahnelerinde vermişti. Tedavülden kalkmasından çooook çook sonraları türümüzün izlerine rastlayan başka bir medeniyet memur sınıfı, (hibrit sonrası) sevimli mi sevimli çocuk klonlarımızdan birine ulaşmıştı. Bu değerli buluntu; hayattayken tüm çabasına rağmen doyamadığı, “anne” diye bildiği sahipten sevgi dolu küçük bir söz, minicik bir şefkati duymaya hasret kalmış çocuk bir klondu. “İmha” kararı çıkınca işler karışmış, klon çocuk annesini bulmak için yollara düşüp, kaderinin peşine takılmıştı. Nihayet doğduğu şirket merkezine ulaşmış ve birden çok kopyası ile karşılaşınca büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Dünyası başına yıkılan yavrucak bedenini suların derinliğine bırakmıştı. Üzerinden uzun bir zaman (muhtemelen buzul çağı) geçmiş, başka medeniyet memuru takımınca bulunmuş ve belleği yoklanmıştı. Evrensel vatandaşlık ruhuna sadık, hayata saygılı bu narin varlıklar türün son örneği bu yavrucak için bir güzellik yapıp; isteğini, dileğini gerçekleştirmesine yardım adına tüm güçleriyle bir olmuşlardı.

Nihayetinde sevimli yavrucak annesine kavuşmuş, onun “bugün günlerden ne?” sorusuna zaman üstü bir bilinçle “bugün günlerden bugün” deyip olgunluk göstererek; sevginin tüm zaman ve mekanı aşan niteliğini biz insanoğluna tekrar hatırlatma misyonunu da hakkıyla yerine getirmişti.

“Bugün günlerden anneler günü”
Anneler Gününüz kutlu olsun..

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 13 May 2019 17:48:58
Gerçek hayatımızda bir humanoid'i (insansı'yı) benimseme, onu onaylama, toplumsal hayattaki rolüne, varlığına saygı ile yaklaşma olasılığımız (veya olasılığınız) ne kadar? Benlik, kimlik, duygusal nitelikler ve empati becerisi de geliştirirlerse düşünceniz yine aynı kalır mı?

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 17 May 2019 18:43:08
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Gerçek hayatımızda bir humanoid'i (insansı'yı) benimseme, onu onaylama, toplumsal hayattaki rolüne, varlığına saygı ile yaklaşma olasılığımız (veya olasılığınız) ne kadar? Benlik, kimlik, duygusal nitelikler ve empati becerisi de geliştirirlerse düşünceniz yine aynı kalır mı?
Doğal olarak "insanı insan yapan şeyler nelerdir?" sorusunu da sormak hak oldu? düşünce kaslarımız için biraz egzersiz ;)

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.209
  • Teşekkür 2726
    • Çevrimdışı
  • # 21 May 2019 20:00:23
Amacımız bilim veya teknolojiyi övmek, ya da red etmek değildir. Sanal ve gerçeklik arasındaki çizgilerin giderek yok olduğu bir hayatı, anlamlandırmada yetişemediğimiz bu baş döndürücü gelişmeleri biraz olsun fark edebilmektir. Çok uzak sandığımız bu gelecek ne yazık ki kapımızda...

 

Egitimhane.Com ©2006-2023