Türkiye’nin çocuklarını konu alan kara haberleri, yerini onlara saygılı, duyarlı, eşitlikçi, fırsatlar taşıyan yaşam dostu haberlere bırakabilir mi?
Modern müzelerin eğitim birimleri gelecek kuşaklar arasında toleransın geliştirilmesine, ihtiyaçlara uyumlu, eşitlik ilkesine bağlı ve ticari kaygılar taşımadan aracılık edebilir mi?
Çok zaman geçmedi. 2000’li yılların başından bu güne İstanbul’da, modern müzelerin açılışına heyecanla, umutlanarak tanıklık ettik.
Yönetiminden içeriğine, kapalı ve açık alanlarından, bu alanların kullanımına, sergileme yöntemlerine, sunumlarına, kafelerine, dükkânlarına ve eğitim birimlerine kadar bütünsel olarak yeniydiler.
Ensemizde bizi tedirgin eden bir gölge
Daha dün gibi hatırlıyorum, arkadaşlarımız ve çocuklarımızla bu müzelerden birine gidip, heyecanla dolaşırken, bir gölge gibi bizi izleyen ve çocukların çoşkulu hareketleri karşısında ya da sırtımızdaki çantalarımızın izlediğimiz eserlere zarar vereceği korkusu taşıdığını fark ettiren ve maalesef bize de bulaştıran müze personelinin bizde yarattığı nahoş duyguları unutmadık. Sonra açık alanına çıkıp derin bir nefes aldığımızı ama çocukların heyecanla çimli alana koşmaları ile uyarılmaların hızlılığına şaşakalıp, “burası da galiba çocuklular için değil” deyip, evimize geriletilerek dönüşümüzü de.
Birbirimize “Philadelphia Lütfen Dokun” müzesini ve literatüre geçen Philadelphia modeli müzeciliği hatırlatıp, adam olmak için on fırın ekmek yemeli demiş, kendimizi teselli etmiştik.
Sonrasında çocuklar okul gezilerinde modern müzelere gittiler, öğretmenleri günün sonunda ne kadar yorulduklarını, çocukların müzede çılgınca hareket ettiklerini anlattı. Çocuklarımız ise ne yaşadıklarını hiç anlatmadılar.
Sonra biz bir hafta sonu güzel anlatılmış, ücretsiz katılıma açık bir etkinlik daveti ile yeniden modern müzenin yolunu tuttuk. Bu sefer açık alandaki çimlerin üstüne yayılmak serbestleşmişti. Her ne kadar yazılan etkinlikle yapılan aynı olmasa da sorun etmedik, biz oldukça yüksek ücretli kahvelerimizi yudumlarken çocuklar mutlu ve özgürce toprak üstünde resim boyuyorlardı.
Sonra bu ücretsiz etkinlikler yavaş yavaş bir ücret karşılığında yapılmaya başlandı. Ve hemen hemen tüm modern müzelerin 2010 yılı, İstanbul Avrupa Başkenti olmuş iken, Temmuz-Ağustos ayları için 4-12 yaş grubuna yönelik, haftalık, iki haftalık, günlük, saatlik sürelerde belirli bir ücret karşılığında yaz okulu programları basına yansıdı.
Yaz okulu programlarının konuları da bir hayli çeşitli ve yeniler. Ciddiyetle yazıyorum, neler yok ki?
Tarih Öncesi Yaratıklar, Neverland Performans, Müzede Sokak Sanatı; Graffiti, Gülliver’in Gezileri Maket Yapımı, Resim, Animasyon, Geleneksel Sanatlar, Fanzin adlı atölyeler, Çılgın Robotlar, Yeşil Senin Rengin mi?, Yeşil Enerji, Eğlenceli Elektrik, Küçük Arkeologlar, Minik Şeflerle Yaratıcı ve Eğlenceli Mutfak gibi programlar bulunmakta.
Bitmedi, her biri kendi alanında iddialı, popüler ve tecrübeli danışmanların görev aldığı vurgusu ile açıklanan, ‘Zaman Makinasında Seslere Yolculuk’ adlı müzik atölyesi, ‘Kendi Enstrumanını Kendin Yap’ çalışması ve oyunlu müzik programları...
Yaşamda ne varsa, atölyelerde de o var aslında. Hepimiz hayatımızı taklit ederek, yeni öğrenme fırsatlarının peşinde koşuyoruz, naçizane.
Peki ya ücretleri? Modern müzelerin resmî sitelerinde bu yaz okullarının ücretleri aşağıdaki gibi açıklanıyor.
İstanbul Modern Müzesi 2 hafta 9:30-13:30 400 TL
Santral İstanbul 1 hafta 10:00-13:00 375 TL
SSM 1 hafta 10:00-16:00 350 TL
Pera Müzesi 2 gün 10:00-12:00 80 TL
M.Koç Müzesi 1 saat 30 TL
Şişli Bilim Merkezi 1 hafta 10:00-17:00 300 TL
İTÜ Eğlen Bilim Merkezi 1 Hafta 10:00-16:00 370 TL
Ve tüm bunlar zaten meraklı ve hayal dünyaları zengin olan çocukların onlarda var olan bu özellikleri daha da arttırmayı hedeflediğini, temel ihtiyaçlarının dışında da gelişime ihtiyaç duyduklarını vurgulayan metinlerle duyuruluyor.
Bu ücretlerle hangi çocuklar ne için hedefleniyor?
Öte yandan yukarıdaki tablonun son satırlarında yer alan Bilim Merkezleri’nde de durum farklılık içermiyor. Müzelerin tasarladığı atölye programlarının merkezinde sanat, bilim merkezlerininkinde ise bilim var.
Türkiyeli çocukların ihtiyacı sahiden bu mu? Ya ailelerinin? Kentliliğin zorunluluk haline dönüştürdüğü yaz okulları seçeneklerine müzeler, ekonominin belirlediği temel eğitimdeki eşitsizlikleri kendi inisiyatifine modellemesinden öte yapabileceği yok mudur?
Müze İşletmeciliği, müzelerin taşıdığı insani gelişime katkı fırsatını yeniden değerlendirebilir mi?
Aslında bu sorgulama içinde, çocuklarımızın kara haberlerine kesintisiz tanıklık ettiğimiz çağımızda, İstanbul dışına bakışını genişlettiğinde yaşamda kalma, özgür olma mücadelesi veren çocukları ve ailelerini düşündüğüm de utanıyorum.
Ama gelecek kuşakların hedeflendiği ne varsa önce hakkaniyetli olmak, bunun için düşünmek şart geliyor.
Ve düşünüyorum. Neden çocuklar seçilmeden buluşturulamıyorlar?
Nilgün Öztunalı - Sosyal Girişimci
nilgunoztunali@gmail.com
Gönderen ibrahimkaraman, Çarşamba, 21 Temmuz 2010 22:22