Konu: Sevdiğimiz Şiirler  (Okunma sayısı 3011442 defa)

seheryeli_

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.888
  • Teşekkür 19046
    • Çevrimdışı
  • # 01 Nis 2019 20:01:43
...

seheryeli_

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.888
  • Teşekkür 19046
    • Çevrimdışı
  • # 01 Nis 2019 20:02:11
Korkuyorum Bir daha hiç göremem diye

Adının baş harflerinden yollar buluyorum kendime
Nereye baksa gözlerim
Sen oluyor her şey
Umut işte,
Yaşamın yegane tutulacak dalı
Bir defter arasında kurutulmuş
Yahut unutulmuş bir çiçek gibi dursam da hayatta
Sana her zaman yeşil
Her zaman ümitli bekleyişlerdeyim
Korkuyorum
Bir daha hiç göremem diye
Bu korku yüzünden her gün ölmekteyim..

selimiye11

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.800
  • Teşekkür 20292
    • Çevrimdışı
  • # 02 Nis 2019 00:14:41
         eğlence
 
fazla durmayacağım
      yazıp gideceğim,
              yeni bir eğlence
     buldum kendime;
yazıyorum ve
           siliyorum,
                 silip
                        tekrar yazıyorum
                yine siliyorum,
       göz açıp kapamak gibi,
uyanmak, uyumak sanki
       bu kez silmiyorum,
              silsem mi bilmem,
                         silmiyorum
                sileyim mi bilmiyorum...

Selimi_
     
     

harslan05

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 2.712
  • Teşekkür 54603
    • Çevrimdışı
  • # 02 Nis 2019 09:58:56
Bir ressamdı O,
Çizerdi kara geceleri, yalnızlıklara boyayıp
Sevdalar hep karaydı, hasret gibi kapkara...
Dayanılmazdı yüreğindeki sızı,
Ağlardı hüzün kokan resimlerle...

Bir gün...
En ayazında zemherinin
Bir ateş düşünce gönlüne
Titredi elleri gibi, heyecandan yüreği...
Unuttuğu renkleri karıştırıp birbirine
Dans ettirdi fırçasını tuvalinde...
Dalgalandı deniz, göz kırptı güneş
Yemyeşildi ağaçlar, hiç olmadığı kadar…
Bir bakış çizdi belli belirsiz hatıralardan çalıp
Bir gülüş gelip kondu dudağına…
Sevgiyle boyadı,
Sevgiye boyandı ressam...

(Alıntı)

Gül Rengi

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.656
  • Teşekkür 42363
    • Çevrimdışı
  • # 02 Nis 2019 10:10:51
KASİDE

Ay karanlık gibi durma öyle gel
Sensiz bir şey duyulmuyor sevişmemizden

De ki halkın gözleri al gelincik sürüyor
Uğrular geçiyorken güz şölenlerinden

Bu hüzünler benim mi diye baktım ki tamam
Akıyor yakut bir ıssızlık kentlerimizden

Yanardı mürted lambası ta sabaha değin
Karanlık kilimlerin kan işlemesinden

Hilmi Elbet sürersin günleri bir yangına
“Ateş kesilir geçse saba gülşenimizden"

Hilmi Yavuz'

seheryeli_

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.888
  • Teşekkür 19046
    • Çevrimdışı
  • # 03 Nis 2019 23:16:18
Bırakmak gerek bugünlerde, işi, gücü, sevgileri, aşkları, parayı pulu, insanı, insancıkları.. Gözün görmeden, kulağın duymadan ve arkana bakmadan gitmek gerek buralardan.
Nereye olduğunu bilemediğin yollara, gitmene neden olan sebepleri sahibine bırakarak çıkmak gerek yola. Kimseyi yanına katmadan kendini bile olduğun yerde bırakarak gitmek.

Gitmek gerek bazen.
Bazen buralardan
Bazen bu zamandan
Bazen bu yerlerden
Bazen herkesten her şeyden...

Tanıdık tanımadık her yerden her şeyden gitmek gerek.
Neresi olduğunu bilmediğin yerlere nereye çıkacağını bilmediğin yollara sapmak gerek. Kaybolunca sormamak gerek kimseye neresi diye. Durunca kalmak gerek oralarda. Ayakların seni götürene kadar kalmak. İçinden yeniden gitmek gelen kadar durmak gerek orada. Kim ne derse desin umursamadan hatta herkese bir şey söyleyerek gitmek gerek "ben gidiyorum" diyerek. Kiminin gözünün yaşına bakmadan kiminin gözünün içine baka baka gitmek gerek.

Ne kimseden kaçarak ne yaşama koşarak sadece yola çıkmak gerek adı gitmek olsun diye.
Zaman mekan aramadan yer iz yol sormadan canını savurmak her istediğin yere.

Gidiş o gidiş olmalı..
Ağlamaktan üzülmekten çare olmadığını görüp gitmeli neresi olduğunu bilmeden... Hayalini kurduğum sevgilerin yaşandığı, aradığım insanları bulduğum, kaybettiklerimi gördüğüm yerlere gitmeli. Benim olsun olmasın fark etmeyen ama beni koşulsuz sevebileceklerin yanında almalı soluğu...

Saçımın şekline, gözümün rengine aldırmayanların, görünüşüme değil benim derdime bakanların olduğu diyarlara gitmeli. Para pulun hüküm sürmediği ahbabın eşin dostun önemli olmadığı sadece sen olmanın kıymetli olduğu yerlere gitmeli. "o bu şu ne der" diye düşünmeden "onun bunun şunun derdini tasasını çekmeden" mutluluğun kral olduğu, huzurun hüküm sürdüğü yerlere gitmeli...

Aslında insandan gitmek gerek.
En önemlisi insanı bırakıp gitmek.
İnsanı insandan çok yoran bitiren sindiren başkası var mı?
Durduk yere sebep aramadan insanı insanlığından eden var mı?

Ben gitmeliyim!
İnsanı bırakıp gitmeliyim
En azından gitmeye çalışmalıyım
Sadece kendimi almalıyım yanıma
Bazen onu da bırakırım gittiğim yollarda
Baktım olmuyor bensiz olmak, geri dönüp alırım bıraktığım yollarda
Benin dışındaki her şeyi herkesi boş verdim...
Yoruldum taşıdığım insan yüklerinden
Yoruldum bana yük olan insan siluetindekilerden.
Nereye gitsem peşimi bırakmayanlardan
Peşimde olmasa da izimi sürenlerden.
Hayatımda olup ta, hayatımı anlamayanlardan
Gitmeliyim...

Aslında gitmek hep gerekli, bazen değil. Her yere ait olmak gerek bir yere değil.
Kendine hesap vermek gerek etrafa değil. Kendinden sorumlu olmak gerek herkesten değil.
Yaşamak için gitmek gerek.
Yaşamı anlamak için gitmek gerek.
Anlaşılmak için gitmek gerek.
İnsan olmak için gitmek gerek.
Sormayın işte nedenini
En çok
Gitmek gerektiğinde gitmek gerek..

sergüzeşt1

  • Aktif Üye
  • **
  • İleti: 4
  • Teşekkür 1036
    • Çevrimdışı
  • # 06 Nis 2019 12:44:20

Şükrü Erbaş – Senin Korkularını Benim İnceliğimi
   
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
‘bulmacanın beş harfli yemek sorusuna’ yanıt aramanla halkalanmış,
‘Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı’
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
‘bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ‘
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında….

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye….

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

ecem13

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 65
  • Teşekkür 1271
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2019 01:18:26
Öyle bir yerdeyim ki;
Ne gitmesi mümkün,
Ne kalması mümkün olan,
Öylece bir yerdeyim işte...
Vazgeçmekle direnmek arasında,
Akla karanın tam ortasındayım...
Kaybetmenin arifesinde,
Yeni bir hayatın eşiğindeyim...
Kalsam canım yanacak,
Gitsem Hayatım...
                     Hz. MEVLANA

munzeviçığlık

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.603
  • Teşekkür 21953
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2019 04:14:26
Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.
Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.
 
Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüyünde ayrı bir telaş!
 
Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur, başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...
 
Orhan Veli Kanık

munzeviçığlık

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.603
  • Teşekkür 21953
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2019 04:15:13
                    DÖN

Yakamozun hükmü şafak sökene kadar
Gel-gitlere boğulmadan denizimiz dön
Çöller kaç mecnunun ömrüyle kanar
Gözlerim seraba aldanmadan dön
Gül dahi bülbülün yüklenmiyor sabrına
Yıldızlar diklenmiyor güneşlerin şavkına
Seni bana yar kılan sahibimin aşkına
Şaşkına dönmeden takvimlerim dön
Kader kaç sabaha buluşturur gecemi
Akıl kaç gün daha teskin eder kalbimi
Bıraktığın hasretin tâlân edip gövdemi
Kuru dala çevirip kırılmadan dön
Ahengine düştüysen başka bir manzaranın
Neresinden dönersen kârıdır zararının
Kem gözlerin şerrinden kurtulup nazarının
Kabulü ol duamın bismillah de dön
Taş bildiğim sabrım yenilmeden telaşa
Kaç aşık benim gibi anılır ki aşkıyla
Emir değil buyruk değil bu haşa
Ricasıdır kalbimin kırılmadan dön
Kelimeler seni taşımaktan yorulup
Üç noktalar dağılıp tek noktada buluşup
Ünlem işaretleri sevgime önlem olup
Geçmiş zamanlarımın öznesi olmadan dön
Hece hece yerleş pelesenk ol dilime
Sancıların mesken edilmeden kalbime
Hekimleri çaresiz bırakıpta derdime
Hâkimlere kalemini kırdırmadan dön
Uzattığım elimi boş çevirme bağrıma
Bir an yerimde ol da feryadedip bağırma
Yamacına düşürüp hasretinin dağına
Beni Ferhat etmeden Şirin’im ol dön

                              Mehmet Ercan

munzeviçığlık

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.603
  • Teşekkür 21953
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2019 04:16:33
SEN SEN SEN

Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden...
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter...

Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter...

Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter...

Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır, sende naz...
Gündüzünden vazgeçtim, düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter...

Duymasa da hiç kimse
Şâir gönlümün, sende karar kıldığını.
Ve içimin şerha, şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter...

Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek.
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter...

                    Yavuz Bülent Bakiler

munzeviçığlık

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.603
  • Teşekkür 21953
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2019 04:17:37
Han Duvarları 

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek
Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
 Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol...
Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.
Bir sarsıntı...
Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"
Altında da bir tarih:
Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı...
Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi: "Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!...

                          Faruk Nafiz Çamlıbel

munzeviçığlık

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.603
  • Teşekkür 21953
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2019 04:20:44
Aynaların Ötesi

Her ne kusur varsa geçen zamanda;
Suçsuzdur aynalar, ela gözlü yar
Mecnunlar Mevla'yı bulursa canda,
El olur Leylalar ela gözlü yar

Güzel açar güzelliğin sergisin
Gün ağartır kara saçın örgüsün...
Muhabbet faslında ölüm türküsün
Kim söyler, kim çalar ela gözlü yar

Estikçe iş çıkar işin içinde;
Gençliğin hasret yer sevda göçünde
Bilmez misin, dört mevsimin üçünde
Kar olur yaylalar, ela gözlü yar

Alı al, yeşili yeşilde ara;
Ahirete gider kalpteki yara...
Ne yapsan bir daha çıkmaz dallara,
Dökülen ayvalar ela gözlü yar

Vakit dolar, nakit biter kasanda...
Sevda bir kitaptır gönül masanda;
Okusan da olur, okumasan da...
Kapanır sayfalar ela gözlü yar

            Abdurrahim Karakoç

munzeviçığlık

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.603
  • Teşekkür 21953
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2019 04:21:44
ey eflatun aşk
bana eflatun yağmurlar
yağdırabilir misin

getirebilir misin geçen günleri geri
tutup yıldızları yanıma oturtabilir misin

sana neyi anlatayım
her sarnıç küflü bir yağmuru
her sevda bir ayrılığı yaşar.

Behçet Aysan

ALAMET-i FARİKA

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.016
  • Teşekkür 10641
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2019 17:54:45

         h.n.a.


DOSTA SESLENİŞ

Od düşmüş gönlüme.
Söndür de derdine yan…
Muhanne yolu kesmiş,
Çöldeki merdine yan…
Yarınlar kalleş dolu!
Mert olan her düne yan…

 

Egitimhane.Com ©2006-2023