Anlamlı Yazılar

Çevrimdışı toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • 3.387
  • 43.179
  • 3.387
  • 43.179
# 15 Tem 2021 11:50:56
HAYDİ ABBAS.

Yıl 1941. Cahit Sıtkı askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere Edremit Burhaniye’de bulunan birliğine gider.
O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya emir eri verilmektedir.
Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır bir isim dikkatini çeker: Abbas oğlu Abbas..

Sakat ve çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas. Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.
Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan, mert, yiğit biri selam çakıp; "Abbas oğlu Abbas, emret komutan!.." der.

Aralarında söyle bir konuşma geçer :
*Nerelisin?
- Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.
* Sen benim emir erim olur musun?
- Sen bilir komutan !.

Askere eşyalarını toplamasını söyler ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister.
Zamanla askerin zekiliği ve sıcakkanlılığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkar, Cahit Sıtkı'ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar.
Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir.
Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı'nın kıyafetlerini ütüler, hazırlar ve evin temizliğini yapar.
Akşam olunca Cahit Sıtkı'nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar.

Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur.
Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir, Cahit Sıtkı.
Zaman zaman karşısına alıp dertleşirken bu Anadolu çocuğunun ruhundaki gizli şeyleri keşfeder.

Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas.
Aralarındaki duygu bağları güçlenir. Böyle bir keyif akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;

* Sen İstanbul'u bilir misin Abbas?
- Bilirim komutanım.
* Orada bir Beşiktaş var bilir misin?
- Bilirim komutan!. Ben orada acemi birlikteydim.
* Orada benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin?
- Elbet komutan!

Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki, Abbas yeni asker kıyafetlerini giymiş tıraş olmuş hazırlanmış.

Cahit Sıtkı sorar;
* Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?
- Ben İstanbul'a gidecek komutan!.
* Ne yapacaksın sen İstanbul'da?
- Sen söyledi bana. Ben gidecek sana sevgiliyi getirecek!..

Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider, Cahit Sıtkı.
Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır.

Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbas'ı karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme döker.

"Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan."
                                             
Alıntı

Çevrimdışı HT4444

  • Üyeliği İptal Edildi
  • 562
  • 2.410
  • 562
  • 2.410
# 16 Tem 2021 09:18:38
Bazen bütün oyuncakları kırılmış çocuklara dönüyorum.
Sonra bir bardak çay koyuyorlar masama.
Umut var diyorum, hala umut var.

Çevrimdışı Ghost06

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 354
  • 2.391
  • 354
  • 2.391
# 16 Tem 2021 09:37:31
.

Çevrimdışı Cigdemsucuoglu

  • Üyeliği İptal Edildi
  • 2.184
  • 5.936
  • 2.184
  • 5.936
# 16 Tem 2021 10:38:46
İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.

Konfüçyüs

Çevrimdışı kurthan

  • Moderatör
  • *****
  • 10.066
  • 68.537
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • 10.066
  • 68.537
  • 2. Sınıf Öğretmeni
# 16 Tem 2021 16:35:38
Geçmişinde çok acı çekmiş insanlar, bir süre sonra adına yalnızlık dedikleri,kalın duvarlar örerler insanlarla aralarına. Güven duygularını kaybettiklerinden dolayı,şüphe duyguları çok güçlüdür. Sözlere olan inançlarını kaybettikleri için davranışları daha yakından gözlemlerler. Duyarak değil, görerek inanmaya başlarlar. Aşk üstüne yapılan sohbetlerde suskun kalırlar, ancak içten içe tebessüm etmeyi de ihmal etmezler. Çaya ve şarkılara karşı bağımlılıkları vardır.Bazen birine şans vermek isteseler bile, ürkek bakışları, titreyen elleri ve kulağı sağır edecek iç sesleriyle tüm duygularını yenilgiye uğratıp, yüreğine inat, tabana kuvvet kaçarcasına giderler. Çünkü bilirler ki; bir insanın kendisini ne kadar seveceği, ya da ne kadar üzeceği ikileminde sıkışıp kalmaktansa, tek başınalığın verdiği o huzur, her zaman daha sevilesidir.

Uğur Gökbulut

Çevrimdışı dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.576
  • 21.050
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • 4.576
  • 21.050
  • 3. Sınıf Öğretmeni
# 16 Tem 2021 18:43:54
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Geçmişinde çok acı çekmiş insanlar, bir süre sonra adına yalnızlık dedikleri,kalın duvarlar örerler insanlarla aralarına. Güven duygularını kaybettiklerinden dolayı,şüphe duyguları çok güçlüdür. Sözlere olan inançlarını kaybettikleri için davranışları daha yakından gözlemlerler. Duyarak değil, görerek inanmaya başlarlar. Aşk üstüne yapılan sohbetlerde suskun kalırlar, ancak içten içe tebessüm etmeyi de ihmal etmezler. Çaya ve şarkılara karşı bağımlılıkları vardır.Bazen birine şans vermek isteseler bile, ürkek bakışları, titreyen elleri ve kulağı sağır edecek iç sesleriyle tüm duygularını yenilgiye uğratıp, yüreğine inat, tabana kuvvet kaçarcasına giderler. Çünkü bilirler ki; bir insanın kendisini ne kadar seveceği, ya da ne kadar üzeceği ikileminde sıkışıp kalmaktansa, tek başınalığın verdiği o huzur, her zaman daha sevilesidir.

Uğur Gökbulut
Aynen sayın hocam. Bazen insanların güvensiz tavırları veya canımızı yakan davranışları, sözleri nedeniyle uzak durmak isteriz insanlardan. Ya da samimi olmak istemeyiz insanlarla.

Bunu yaparsak da nice iyi insanlarla tanışma fırsatını kaçırıyoruz. Günümüzde maalesef sosyal hayatta, ticarette, iş hayatında vb hemen hemen her alanda anahtar kavram GÜVEN oldu.

Çok zor elde edilen ama hiçbir maddiyatla değeri ölçülemeyecek bir kavramdır GÜVEN.

En güvenilir insanlarla karşılaşacağımız günümüz ve yarınlarımızın olması dileklerimle hayırlı akşamlar dilerim.

Çevrimdışı semrayegin

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 309
  • 1.493
  • 309
  • 1.493
# 16 Tem 2021 19:29:47
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Geçmişinde çok acı çekmiş insanlar, bir süre sonra adına yalnızlık dedikleri,kalın duvarlar örerler insanlarla aralarına. Güven duygularını kaybettiklerinden dolayı,şüphe duyguları çok güçlüdür. Sözlere olan inançlarını kaybettikleri için davranışları daha yakından gözlemlerler. Duyarak değil, görerek inanmaya başlarlar. Aşk üstüne yapılan sohbetlerde suskun kalırlar, ancak içten içe tebessüm etmeyi de ihmal etmezler. Çaya ve şarkılara karşı bağımlılıkları vardır.Bazen birine şans vermek isteseler bile, ürkek bakışları, titreyen elleri ve kulağı sağır edecek iç sesleriyle tüm duygularını yenilgiye uğratıp, yüreğine inat, tabana kuvvet kaçarcasına giderler. Çünkü bilirler ki; bir insanın kendisini ne kadar seveceği, ya da ne kadar üzeceği ikileminde sıkışıp kalmaktansa, tek başınalığın verdiği o huzur, her zaman daha sevilesidir.

Uğur Gökbulut


Haklısınız hocam. Ancak yalnızlığın verdiği rahatlık, alışkanlık yapıyor. Hatta en yakınlarınızla bile mesafeli olmanın, strese girmeyi nispeten önlediğini de fark edince uzaklaşmayı bile isteye tercih ediyorsunuz.Bu kez de sosyalleşme ihtiyacı nedeniyle mutsuzluk hissediyorsunuz. Anılar, yakanızı bırakmıyor. İkilemde kalmak çok zor…

Çevrimdışı namıdiğergölge

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 416
  • 1.316
  • 416
  • 1.316
# 17 Tem 2021 12:05:01
"Gidin bir çölden 100 tane kırmızı ateş karıncası yakalayın. Daha sonra bir başka topraktan 100 tane bildiğimiz siyah karıncayı alın ve bunların hepsini bir kavanozun içine koyun.
 İlk başta hiçbir şey olmayacaktır.  Daha sonra kavanozu elinize alın, oldukça şiddetli bir şekilde sallayın ve tekrar yerine koyun. Kavanozun içinde bir anda karıncaların birbirlerini öldürmek için savaştığı bir kaos ortamı göreceksiniz. 
Kırmızı karınca bunu yapanın siyah karıncalar olduğunu düşünürken siyah karıncalar bu kaosun nedeni olarak kırmızı karıncaları görmektedir.
Oysa çok iyi bildiğiniz üzere kaosun asıl nedeni sizin ellerinizdir.  O nedenle günümüzde gerek sosyal medya aracılığıyla gerekse de başka ortamlarda normalde hiç tanımadığınız insanlarla tartışacak ya da kavga edecek bir duruma geldiğinizde kendinize hep şu soruyu sorun lütfen;  Kavanozu sallayan kim?"

Her zaman iyilerle karşılaşmamız dileği ile

Çevrimdışı Cigdemsucuoglu

  • Üyeliği İptal Edildi
  • 2.184
  • 5.936
  • 2.184
  • 5.936
# 17 Tem 2021 16:26:09
Gel de elimden tut ey çocukluğum!

Bir Kurban Bayramı daha yaklaşırken, bu sabah yâdıma düştü çocukluğum... Kim bilir nerelerdedir? Şimdi, ben ona hasretken... O benden, belki de çok uzaklarda olmayan bir yerdedir...

Gel de, gönlümün yası dinsin... Yaşadığım hayat içime sinsin. Kim bilir nerelerdesin?
Çocukluğum... Çocukluğum... Seninle doğdum, seninle hayata tutundum, seninle ölümden haberdar oldum...

İlk defa seninle tanıdım Yaratanımı, seninle bildim Rabbimi...
* * *
Bir mektup bıraktın ellerime... Geçmişten geleceğe uzanan o tertemiz günlerime, emellerime... Heyecanla açtım, heyecanla okudum... O kar gibi beyaz mektubu hep...

Okumaya doyamadım...

Anladım ki; en az bu sayfalar kadar ak pak olmalıydı yaşadıklarım...
Anladım... O mektuptan dersimi güzel aldım... Ama bir kararda kalamıyor ki insan...
Düştüm, anladım... Kalktım, yine unuttum... İnişler çıkışlar yordu kalbimi... Dertleşecek kim kaldı... Şu üç günlük yalan dünyada... Halimi bilen bir iki dosttan gayrı... Bir kalbimden, bir de senden daha emin kim kaldı ey çocukluğum...
* * *
Akşam oluyor gel... Beyazı siyaha bağlıyorlar gel... Gelemiyorsan haber ver, ben geleyim. Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya yollar hep aynıdır... Yol yorgunu bir yolcuyum...

Bekletme... Yollar tutulmadan gel... “Gel” de geleyim, söyle! Nerdesin? Anladım, anladım! Uzaklarda değilsin... İçimde bir yerlerdesin... Her insan çocukluğunu kendi içinde taşırmış... Bildim değil mi? Yalnız değilsin orada, belli... Geri gelmediğine göre halinden memnunsun demek ki...

Onca yıllar ve onca hatıralar bir aradasınız... Kolay değil dostlardan ayrılmak, seni anlıyorum... Ama bizi de unutma ne olur… Çocukluğum... Çocukluğum... Çık gel ne olur bekliyorum... Hasretle bekliyorum...
* * *
Uzun çok uzun gelirdi çocukken günler... Bitmek bilmezdi geceler... Sabırsızlanırdık, huysuzlanırdık... Sabahı iple çekerdik... Güneş, en evvel bizi uyandırırdı... Yorganı çekerdi usulca üzerimizden... Rüzgârın; “Hııışt, hııışt” diye seslenişini herkesten önce biz duyardık... Eh, ne de olsa can dostlardık; Günle güneşle, havayla suyla... Sadece onlarla mı? Güneşin aydınlattığı her şeyle...

Bilirdik güneşin görevini... Allah izin vermezse, doğamazdı her sabah... Çıkamazdı yoksa, olamazdı görevinin başında...

Bilirdik... Allah’ın izni olmadan hiçbir şey olmazdı… Sadece O’nun istediği olurdu, istemediği de olmazdı...

Bilirdik... Bunun için sabahı iple çekerdik... Allahın her sabah gözlere yeniden açtığı, o eşsiz yeryüzü sergisini görmek için... Can atardık... Masumane duâlar ederdik... Her gece, uyumadan önce... Hem de ne duâlar...

Sahi, nereye gitti o anlar ve o duâlar?
Lugatlarda, kitaplarda yoktu onlar
* * *
Duâlar, daha tamamlanmadan rüyalar başlardı... Bütün gün koşuşturan yorgun vücutlarımız en tatlı uykulara dalardı...

Sabahlar, rahmetin bolca serpildiği o nasipli sabahlar... Unutulur mu? Hele de o Bayram sabahları unutulur mu hiç... Kimilerinin ilk, kimilerinin de belki son sabahları... Unutulur mu hiç şu güzel dünyanın, şu güzelim Bayram sabahları... Bayram sabahlarının dilinden sen çok iyi anlardın çocukluğum…
* * *
Erkenden ve daha ortalarda kimsecikler yokken... Güllerin üzerinde nokta nokta damlacıklar görürdük... Bir cümleyi heceler gibi hecelerdik içerdik onları... Bir bulutun yükünü oraya bırakmış olduğunu bilirdik...

Bayram namazı için abdestimizi aheste alırdık... Yediveren güllerinin çepeçevre kuşattığı çeşmeden daha ellerimizi yıkarken; yüzlerimiz de gülleşir ve güzelleşirdi bir kat daha... Pembeleşirdi...

Sabahları mis gibi kokardı her yer...

Erken kalkan melek görürmüş derler... Şevkimiz, sevincimiz ondandı her halde...
* * *
Uyandık mı bir kere, tamamdı... Gerisi kolaydı... Bir çıktık mı evden, pir çıkardık...

Söylenirdi babaannem arkamızdan:

“Salma deve, gelmez eve”

Kapının önünde sabırsız küheylan gibi eşinirdik, şöyle bir sağa sola bakıp hemen fırlardık... Çığlık çığlığa kırlangıçlar gibi yönsüz koşardık, koştururduk...

Kırlangıçlar gibi... Geliyoruz bahçeler, çeşmeler, geliyoruz ağaçlar, dallar... Geliyoruz kuşlar... Bekleyin bizi, bekleyin... Az sonra aranızdayız... Bir nefesti, en uzun mesafeler... Bir nefes... Düşünürüm hep... Acaba sırrı neydi? Acaba neden böyleydi? Belki de... Yarını değil sadece o günü düşünmekten... Ondan mı acaba?

Bilmem, ama bizim için her gün özeldi ve o gün sadece bizim içindi... Biz güne dosttuk, gün de bize... Kanaat ederdik Rabbimin her gününe...

Onun için olsa gerek, bir ömür kadar uzun gelirdi her gün... Ya da öyle görünürdü o zaman gözümüze...

Kadir kıymet bilene Rabbim ne vermez ki? Günün hakkını verene bir gün daha verir... Ömrün hakkını verene, ebedî bir ömür verir...
* * *
Uykudan uyandığımız her sabah, hayata yeniden doğardık... Yeniden başlardık... Sanki “Nerde kalmıştık?” dercesine... Hakkını verirdik... Besmeleyle tattığımız her nimetin...

Toprağın rengine boyanırdık gün boyu...

Akşam olunca, zordu yuvaya dönmek... Zordu gün boyu beraber olduğumuz arkadaşlarımızdan ayrılmak...

Göğün maviliği çekerdi bizi... Ya o eski çeşme... Eğilip alnından öpercesine besmeleyle suyunu içtiğimiz... Ve şükürle yanından ayrıldığımız... Sonra dönüp bir daha boynuna sarıldığımız... Kim, nerden bilecekti ki, birbirimizden ayrılmak istemediğimizi...

Akşam olunca... Yerin altındaki maden ocaklarından dönen işçiler gibi dönerdik evlerimize... Tanıyana aşkolsun... Yorgun, ama neşeli ve sevinçli...

İçten gelen bir şükür duygusuyla bağlıydık Allah’a... Kim verebilirdi ki Allah’tan başka bunca nimeti bize?

Çocuk ruhumuz bunu bilirdi...

Hissederdi...

Hırs yok, ihtiras yoktu... Paylaşırdık elde avuçta olanı... Kuşlar, karıncalar dallarda meyveler...

Sadece o günün hakkını vermeyi düşünürdük...

Bilirdik paylaşmayı; üzerimizde hakkı olan ne varsa, her şeyle helâlleşmeyi...

Yarın, uzak bir ülkeydi bizim için; sadece yaşadığımız o gün vardı. Belki de ondan uzundu günler... Belki de ondan öyle görünürdü gözümüze...

Şurası bir gerçek: Yeterdi bize, yeterdi gökyüzü hepimize... Yeterdi yeni doğan taylar
gibi... Sadece o günü yaşamak, sadece o günü...

Şimdi niye yetmez oldu? Bereketi mi gitti yoksa o günlerin? Haftalar gün gibi geçer oldu, aylar haftalar gibi tez biter oldu...

Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi
                     Yunus Emre

Ne oldu da böyle oldu?

Gel de konuşalım çocukluğum, gel de konuşalım... Elbet vardır bir diyeceğin şu Bayram sabahlarında... Gel de söyle, söz senin...

Söz! Dinleyeceğiz...


Gel beyaz çoraplarla, gel mavi beyaz gömleklerle... Gel titreyen ellerle, gel ne olur, dilinde acemi tekbirlerle... Gel beyaz mendillerle… Büyüdüğümüzü zannetme gel...
Biz senin elinden çok tuttuk çocukluğum… Gel şimdi de sen tut elimizden... Çoktandır gelmeyen, kapımızı çalmayanlara inat... Çık gel de şenlendir hanemizi, sevindir kalbimizi...

Haydi, eski günlerdeki gibi, gel de sevindir bizi... Gel, titreyen ellerle gel! Ne olur, dilinde acemi tekbirlerle, elinde beyaz beyaz mendillerle gel… Bizim için sakladığın duâlarla gel…

Selim GÜNDÜZALP

Çevrimdışı namıdiğergölge

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 416
  • 1.316
  • 416
  • 1.316
# 18 Tem 2021 20:53:56
Hayat doğum ile başlayıp ölüm ile sona eren bir serüven. Bu serüven de güzelliği ilke edinmek insan gibi yaşamak en büyük erdemdir. Bir yaş daha almanın mutluluğu yaşıyorum sevdiklerimle . Yazacaklarım sana ışık olsun.

Seni tanımıyorum ama çok iyi anlıyorum
Ben senin iç sesinim.Yeri gelecek okuduğun her satırda kendini göreceksin.Yeri gelecek, "Çok yakınım bunları yaşamıştı." diyeceksin.Şimdi bi kahve alır misin? Neyse biz kahvemizi içelim.
Belki bir gün tanışır birlikte de kahve içeriz.Birlikte güleriz..Ayrıca, bakarsın.Birlikte üzülür
Ama şimdi hiçbir şey için üzülme.
Boşver.
Hadi gel, biraz sohbet edelim seninle.
Şu yaşına rağmen, çok ağır şeyler yaşadığını düşünüyorsun.
Haklısın.
Bazen "bu kadar da fazla!" dediğinde oluyor
"Taşıyamıyorum artık bu yükü." ! dediğinde..
Çoğu kez bu durumu yaşadın biliyorum. Seni çok iyi anlıyorum.Seninde mutlu olduğun, keyif aldığın zamanlar oldu bu yadsınamaz bir gerçek. Hatta ve hatta hayatın boyunca. zaten biliyordum böyle olacağını." demektir. !
Şimdi; ardında kalanları düşünmeyi bırak. Önümüze bakalım ne dersin ?Birlikte ;) . Bak önümüzde "ÖMÜR" denen uzun bir yol var.
Tut ellerimden birlikte yürüyelim..
Bazen insan iç sesini reddeder. Ya kabul etmek zor gelir ya da kendi sesine sağır kesilir.
Şimdi dinle beni. Çünkü ben, sana seni anlatıyorum.
Kendini kötü mü hissediyorsun al eline kalemi kağıdı.Her daim söylerim, nasıl da rahatlatır insanı yazmak.. Ruhunun bedenine sığmadığını düşündüğün, daraldığın zamanlarda başla yazmaya.. Yaz bakalım. İlk aşkını, ilk hayal kırıklığını, ilk yaranı, ilk düşüşünü, ilk kalkışını ve sana dair tüm İLK lerini.. Yaz, yazabildiğini İnsan yazmaya başladığı an daha dürüst oluyor kendine.
Ben YAZARIM.  Bazen en güzeli nedir biliyor musun ?
Ne hissediyorsan onu yazıp karalamak.
Tıpkı bu okuduğun yazı gibi.
Kim bilir belki de, bu senin hikayendir..?
"Onlar benim hep yanımda." dediğin insanlarda oldu. Sımsıkı sarıldın onlara.
Yeri geldi onlarla güldün, yeri geldi onlarla ağladın.
Sonra bir gün..
Mutluluğunu paylaştıkların, acılarında seni yalnız bıraktılar. Hayat bazen acımasız olabiliyor.
Düşünmüyor da değilisin, acaba hayat mı acımasız yoksa insanlar mı ?
Seni üzenlere lütfen ikinci şansı verme. !
Eğer ikinci şansı verirsen tüm hataları kabullendin demektir !!

Kendini tanı ve sev. Hayatı kaçırma. Pişmanlıklarını koy cebine dersini al bakma geriye..
Mutluluk güneşin olsun.

Sevgi ile yürü tüm samimiyetinle ufuklara..
HADİ BAŞLA EN GÜZEL HİKAYENİ YAZMAYA..

Çevrimdışı harslan05

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3.066
  • 62.325
  • 3.066
  • 62.325
# 19 Tem 2021 12:22:24
Beklemek diyorum, ömrümüzün en vefalı yoldaşı…

Dostoyevski

Çevrimdışı kadir 77

  • Uzman Üye
  • *****
  • 3.580
  • 3.570
  • 3.580
  • 3.570
# 22 Tem 2021 11:20:13
Bu ülkede herşey olursunuz rezil olmazsınız/Murathan Mungan

Çevrimdışı omerf

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1.471
  • 3.523
  • 1.471
  • 3.523
# 22 Tem 2021 11:52:27

Dostun üzüntüsüne acı duyabilirsin. Bu kolaydır; ama dostun başarısına sempati duyabilmek, sağlam bir karakter gerektirir.

                                         Oscar Wilde

Çevrimdışı omerf

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1.471
  • 3.523
  • 1.471
  • 3.523
# 22 Tem 2021 12:24:27

Takdir ediliyorsan değil, taklit ediliyorsan başarmışsın demektir.

                                   Albert Einstein

Çevrimdışı Cigdemsucuoglu

  • Üyeliği İptal Edildi
  • 2.184
  • 5.936
  • 2.184
  • 5.936
# 22 Tem 2021 14:04:21
Bazen
söylediklerini
anlayan birine değil,
söyleyemediklerini anlayan birine
ihtiyaç duyar insan.


 


Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK