Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 84848 defa)

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.058
  • Teşekkür 12225
    • Çevrimdışı
  • # 16 Şub 2020 22:32:38
 ..

fikret6363

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.231
  • Teşekkür 9851
    • Çevrimdışı
  • # 16 Şub 2020 23:05:50
Her sabah şöyle niyet etmelidir ki, kendisinin ve evlâd ve ailesinin rızkını kazanmak, onları kimseye muhtaç bırakmamak, Allahü teâlâya rahat ve temiz ibâdet edebilmek, âhıret yolunda yürüyebilmek için, vazîfeme gidiyorum demelidir. O gün müslümanlara iyilik, yardım ve nasihat, emr-i ma’rûf, nehy-i münker yapmağı, kalbinden geçirmelidir. Namazda kusur edenlere, günah işliyenlere, emr-i ma’rûf yapmalı, onlara göz yummamalıdır. Böyle niyet eden bir tüccâr, bir me’mur, bir öğretmen, bir hâkim ve bir subay, vazîfesini yaptığı kadar, hep sevâb kazanır. Onun her işi, ibâdet olur. Dünyâda kazandığı şeyler de, caba olur.
Imamı Gazali - Ey Oğul !

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.723
  • Teşekkür 35843
    • Çevrimdışı
  • # 16 Şub 2020 23:48:00
Yoldaki kavşaklarda başka yaşamlarla karşılaşırsın, onları tanıyıp tanımamak, derinine yaşamak ya da es geçmek yalnızca bir anlık karar sonucudur; bunu bilmesen de dümdüz ilerlemekle sağa sola sapmak söz konusu olduğunda genellikle senin varlığınla ve yanında olacak kişinin yazgısıyla oynanmaktadır.

Susanna Tamaro

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.058
  • Teşekkür 12225
    • Çevrimdışı
  • # 20 Şub 2020 01:13:09
 :)

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 20.477
  • Teşekkür 146008
    • Çevrimiçi
  • # 20 Şub 2020 20:24:08
Namazlarında eski tadı alamadığını söyleyen bir dostumuza cevaben;
--Tad, lezzet, huzur, duygu, beyin kimyasıyla ilgilidir. Beyin kimyası kötü beslenme, hareketsizlik, uykusuzluk veya stres gibi sebeplerle bozulunca insan hiç bir şeyden umduğu gibi tad alamaz. Hayatınızda böyle bir olumsuz değişim varsa bu duruma düşmeniz normaldir. Bir de tabi beyin kimyası dengeli ve sağlam da olsa duygu tıpkı para gibi kullanılıp tüketilen bir içeriktir.
Beynin yönetiminde belli kimyasalların ve hormonların salınmasıyla yaşanır ve bu malzemeler de sonsuz değildir. Günlük yaşantınıza göre eksik veya yeterli üretilirler. Kullanırsınız ve yeniden üretilip kullanılmaları için beklersiniz. Fakat bir üçüncü mesele daha var: Beyin kimyası sağlam olduğu halde başka şeylerden tad alırken namaz gibi ibadetlerden tad alamamak kalbin kararmasıyla ilgili bir durumdur. Bu da dedikodu gibi günahlardan, şükürsüzlük gibi hissedişlerden, zikirsizlikten, dünyayı fazlaca sevmekten, haramlara bakmaktan, sair günahlardan, dünyevi boş işlere odaklanmaktan kaynaklanır. Hayatınızdaki değişimlere bakarak açığın nerede olduğunu kavrayabilir ve gerekli düzeltmeleri yapabilirsiniz.

Muhammed Bozdağ


toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.723
  • Teşekkür 35843
    • Çevrimdışı
  • # 20 Şub 2020 21:56:32
“Yara bandıyla,
Koşu bandı arasında gidip geliyoruz..
Yaralarımız kabuğa,
Ayaklarımız toprağa hasret..
Hızla yaşlanırken,
Hayat, kapağı açık kalmış kolonya şişesi gibiyken,
Odanın bir ucuna oturmuşuz,
Gençliğimizin buharlaşan esansını kokluyoruz..
Yeni dünya dedikleri bu olsa gerek:
Organik ekmek,
Organik yumurta,
Organik yoğurt..
Köyümüze gitmek yerine,
Milyonluk şehirlere köyü getirmeye çalışıyoruz..
Yakında marketlerde yerini alır mı bilmem;
‘Dert dinleyen dost’
‘Kin gütmeyen arkadaş’
‘Satmayan organik yoldaş’
‘Gezen insan çocuğu’
‘Hayırlı evlat mayası’
Belli mi olur, on sene sonra,
Belki organik insan alıyor oluruz..
Demem o ki;
Hep çok yoğun
Hep çok yorgunuz..
Köy uzakta,
Şehir kalabalıkta,
Dostlarımızın nesli azalmakta...”

Dr. Kinyas Kartal

kurthan

  • Moderatör
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 8.682
  • Teşekkür 63672
    • Çevrimdışı
  • # 20 Şub 2020 22:07:38
Bir insanı tanımak...

Dünyanın içinde, insan sayısı kadar dünya daha var. Bu dünyaların her biri soru işareti olarak karşımızda duruyor. Sözgelimi ağaçları tanırsınız; çiçek açar, meyve verir, yaprak dökerler. Peki, bir insanı tam manasıyla tanımak mümkün müdür? Yıllarca beraber olursunuz da, sonra öyle bir şey yapar ki, şaşırır kalırsınız. Yazık dersiniz, tanıyamamışım.
Biliyoruz ki, hiç kimse kendisini sonuna kadar saklayamaz. Bir gün, gerçek mizacını mutlaka ele verir. Sarımsağı gelin etmişler de, kırk gün kokusu çıkmamış. Devamı yok.
Çok sayıda güzel insan tanıdım, fakat ne kadar tanıdım, işte orasını bilemiyorum. 'Başkalarının derinliği' diye bir şey var. O sularda yüzüyor veya yüzmeye çalışıyor, lakin derinliğini göremiyorsunuz.
Denilir ki, bu dünyanın en güzel iki kokusu, bebek ve eski kitap kokusudur. Bunlara, dost kokusunu da ilave etmek isterim.
Bir insanla tanışmak, tanış olmak, hatta onu anlamak; o insanı tanımak anlamına gelir mi? Elbette gelmez.
O ilk karşılaşmada, gözümüzün tutması, birinci şarttır. Göz tutar, gönül ısınır. Öte yandan, ilahi ölçü, kırkta birdir. Muhtemelen, kırk kişiyle tanışıyor, bir kişiyle dost oluyoruz. 'Bir gül için bin dikene su vermek' gibi bir şeydir bu…
Sonuç itibariyle, dost da olsanız, kırk yıl birlikte de yaşasanız, bir insanı ne kadar tanıyabilirsiniz? Artık çözdüm, bütün hususiyetlerini biliyorum, diyebilir misiniz? Kendi adıma, evet, diyemem. Tanıdığımızı sandığımız kişiyi bazen tanımakta zorlanırız ya, aslında bu, bütün meselenin özüdür, özetidir.
Biz şehirliler, her sabah, sivri uçlu insanlar olarak evden çıkıyor ve akşama kadar birbirimizi acıtıp duruyoruz.
İnsan olmanın basit ve ince özellikleri bile, artık meziyet sayılıyor. Böyle bir devirden geçiyoruz. İnsan ilişkileri dahil, her şey doğal mecrasından, yani aslından uzaklaşıyor. Adeta, hep birlikte yalnızlık çekiyor; toplu bir burukluk yaşıyoruz. Hayatımıza her gün yeni insanlar giriyor ve hızla çıkıp gidiyorlar.
Hesaplar ve hayatlar günübirlik olunca, öncelikler sıklıkla değişince, ilişkiler de uzun soluklu olamıyor. Bir insanla kalbî münasebet kurmak, neredeyse mucizelere kalmış görünüyor.
Yunus Emre, 'Derya benim katremdir / Zerreler umman bana' diyor. İnsanın derinliğini yahut karmaşasını, bu dizelerden daha iyi ne anlatabilir?

Evet, insan kısım kısım, yer damar damar. İnsanları yakından tanıdıkça, kiminin altını, kiminin üstünü çizmek zorunda kalıyoruz. Aslına bakarsanız, 'yakından tanımak' da meseleyi çözmüyor. Birlikte olduklarımızla ilgili bunca şaşkınlığı, bunca üzüntüyü, onları yakından tanıdığımızı sandığımız için yaşıyoruz.
Belki de bundan dolayı, hiç kimseyi yakından tanıdığımı iddia edemem, edemiyorum. Sadece kendimi tanımaya çalışıyorum. Henüz ciddi bir gelişme kaydettiğimi söyleyemem.
Ne yazarsak yazalım, eksik kalıyor, yeterli olmuyor. Tesellim ise şu: İnsanları tanımak da ancak bu kadar olabiliyor.
İBRAHİM TENEKECİ

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.058
  • Teşekkür 12225
    • Çevrimdışı
  • # 20 Şub 2020 22:20:44
 :)

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.058
  • Teşekkür 12225
    • Çevrimdışı
  • # 22 Şub 2020 00:20:38
..

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 20.477
  • Teşekkür 146008
    • Çevrimiçi
  • # 22 Şub 2020 10:06:28
YAŞ
YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
YAŞ 13 Annemle babamın elele tutusmalarının beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
YAŞ 15 Bazan hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.
YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.
YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..
YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64 Mutluluğun parfum gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.
YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.058
  • Teşekkür 12225
    • Çevrimdışı
  • # 23 Şub 2020 00:34:06
 :)

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 20.477
  • Teşekkür 146008
    • Çevrimiçi
  • # 23 Şub 2020 18:59:41
Zaman nimeti kalıcı değil…

Bu zaman denen mücevherat, saklı sandık misali. Yelpazesi geniş ve öyle çabuk geçiyor ki,

Vaktin bizden usulca ayrılıp gittiği gerçeğine gözlerimizi açmamız gerek…

Ömrümüz de geçip gidiyor. Ömür bir sermaye. Sonsuz hayata vuslat için harcayacağın yolluğun. Yaşanan her gün de, o sermayenden birer birer alıp sana o sonsuzluğu getiren zamanın yapı taşları.

 

O sararan çınar yaprağı da bir zamanlar yeşildi… Açtı, baktı güneşe güldü, yeşil giysisini giydi, can buldu, rüzgarla dans etti, kuşların ninnisini üstüne yorgan etti, sarardı ve ömrü geçti, yitip gitti Onun doğadaki ömrü de bu kadardı.

Nihayetinde bize baki kalan yerin ahiret hayatı olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz yeryüzüne baktıkça.

Burası kalıcı değil.

Buradaki nimetler somut olarak sana burada hizmet ediyor, ama burada yaşadığın hayat senin sonsuzluğuna hizmet ediyor. Gelecek için beş on yıllık planlar yapıyoruz. Şunu şunu tamamlayacağım, şu işi yapıp şu kadar kazanacağım diyoruz… Kendimize hedefler koyup o doğrultuda çaba gösteriyoruz.

 

Bir yanımıza bu planları koyalım tıkır tıkır işlesin, lakin diğer tarafımıza ahireti inşa eden çabalar serpiştirelim ki dünyalık telaşlarımızın bir manası olsun, bir getirisi ve geri dönüşü olsun bize. Ömür sermayemizi etkili yolda kullanalım ki, sonsuz hayatımızda dört elle sarılan yardımcılar olup geri dönsünler…

Burası bu kadar işte…

Bütün bu dünyalık seçimlerim, işim, eşim, arkadaşlarım, planlarım, hayallerim eğer beni sonsuz hayata hazırlamıyorsa O’na yaklaştırmıyorsa, bütün bu telaşlar, bu planlar anlamsız ve kıymetsizdir.

 

Bu yüzden Allah’ın bizlere verdiği bu hakikati görmezden gelmeden, onu içimize sindirelim ki huzuruna erişe bilelim, iyi yaşaya bilelim, mutlu yaşayabilelim bu dünyada.

Bizleri ahirette de bu dünyada da anlamlı ve güçlü kılan ilişkilerimize değer verme umudu ile…

 

auset35

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 314
  • Teşekkür 1047
    • Çevrimdışı
  • # 23 Şub 2020 20:10:41

Kaybedilmiş bir güven yakılmış ağaca benzer. Ne meyve ne de gölge verir. Bitmiştir. Yoktur.

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.723
  • Teşekkür 35843
    • Çevrimdışı
  • # 23 Şub 2020 20:22:57
Sadece derin sularda boğulmaz insan.

Bazen bir söz boğar,
bazen susmak boğar,
bazen yalnızlık..!

eml48

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 6.690
  • Teşekkür 25004
    • Çevrimdışı
  • # 23 Şub 2020 21:31:41
...

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK