Hepimizin söyleyemediği şeyler vardır...
En azından bir şey muhakkak vardır...
Dile düşmez bazı şeyler...
İçte büyür, büyüdükçe dışarı çıkmak ister ama bir türlü dökülmez dilden...
Onun yerine gözden dökülür...
Bazen saçta belirir...
Kır olur, beyaza bürünür, içte yanıp küle döner o sır...
Ve çoğu zaman o sır bizle beraber ölür...
Halbuki paylaşabileceğimiz birini bulabilsek fena mı olur?
Ama bazı sözler yalnızdır içte...
Kuyusundan çıkmalı insan...
Küpüne sığmamalı...
Fışkırmalı çoşku ile dışarı...
Ancak dışarı çıkınca anlıyor çünkü, "iç" ve "dış" olmadığını...
Ve tüm bu sanıların yaratıcısının kendi zihni olduğunu fark etmeli...
Kendi yarattığı İÇ'te kayıp gitmemeli...
Bir duvar ustasıdır insan...
Kendini, içine hapsettiği bir bina örer...
Yavaş yavaş ışığı azalır...
Kör eden karanlıkta, son tuğlayı dizene kadar durmaz...
Özgürlük elinden alınmamıştır...
Tam aksine, kodesin mimarı bizzat kendisidir...
Tabi ki ona, "şöyle yapacaksın, doğrusu budur, sen bilmezsin, sen zayıfsın!!!" diyenler hep olmuştur ve olacaktır...
Ama güdülmeye razı gelen bizzat kendisidir...
Sorumlu kendisinden başkası değildir...
Yine de işin sonunda suçlayaçağı birileri hep olur...
İnsanoğlu, diğer adı "nankör" sonuçta...
Lâkin çok iyi bilmektedir;..
O duvarı ören ellerin kendisine ait olduğunu...
İnsan hür doğmuştur...
Ve hür ölmelidir doğası gereği...
Yıkmalı ördüğü duvarı...
Bunu kendi istedi diye yapmalı...
Yaparken korkmalı ki gerçeği ile tanışsın...
Ve bilecek ki; en cesur olanlar, korktuğunu kendine itiraf edip, o korkuyu bizzat yaşayanlardır...
İlk darbeyi indirdiğinde duvara, içeri sızan ilk ışık yıkamalı solmuş yüzünü...
Gözleri parlamalı bu ilk ışıkla ve ümit ettiği şeyin gerçekleşmesine bizzat şahitlik etmeli...
Ve bir daha asla dayanmamalı başka bir duvar ustasına...
Kendi yolunu kendi yürümeli...
"Elveda" derken bu mekana,..
"Bu hayat benim eserim" demeli...
Ve sorumluluk sahibi bir birey olarak,..
Başı dik, alnı pak, terazisi dengede katılmalı bir sonraki mekana...
Zira bu hayat, göz açıp kapama mesafesi...
Ercan Yılmaz