gitmemek için bir sebep yok ki. sınıf ogretmenıyım. ortalama 2 bin lira maaş alıyorum. 1 lira kira ulaşım elektrık su vs. 500 lira yeme içme, ögrenmdi kredı kaartıydı elinde bır sey yok. elinde bır sey olmadıgı gıbı bu velileri çekiyorsun müdürleri sube mudurlerını ve çektiğin onlarca şey. gurbettesın. anne kahvaltısından uzaksın. baba muhabbetınden kardeş gezmelerınden. bunlar da cvabası. ne için yapıyoruz bunu? inan hıc bılmıyorum
Öğretmenim;
öyle düşünürseniz hem kendinizi hem de öğrencilerinizi yıpratırsınız.
Aşağıdaki yazıyı okuyun, ne demek istediğimi anlarsınız.
Fransa’da, ağır işçilerin işleri hakkında ne düşündüklerini incelemek üzere
araştırmayı yürüten bir görevli, bir inşaat alanına gönderilir.
Görevli, ilk işçiye yaklaşır ve sorar :
“Ne yapıyorsun?” “Nesin sen, kör mü?” diye öfkeyle bağırır işçi.
“ Bu parçalanması imkansız kayaları ilkel aletlerle kırıyor ve patronun
emrettiği gibi bir araya yığıyorum.Cehennem sıcağında kan ter içinde
kalıyorum.Bu çok ağır bir iş, ölümden beter.”
Görevli hızla oradan uzaklaşır ve çekinerek ikinci işçiye yaklaşır.Aynı
soruyu sorar :
“Ne yapıyorsun?”
İşçi cevap verir : “ Kayaları mimari plana uygun şekilde
yerleştirilebilmeleri için, kullanılabilir şekle getirmeye çalışıyorum.Bu
ağır ve bazen de monoton bir iş, ama karım ve çocuklarım için para gerekli.
Sonuçta bir işim var. Daha kötü de olabilirdi.”
Biraz cesaretlenen görevli üçüncü işçiye doğru ilerler.
“ Ya sen ne yapıyorsun?” diye sorar.
“Görmüyor musun?” der işçi kollarını gökyüzüne kaldırarak.
“ Bir katedral yapıyorum.”
…
Bu hikayenin enterasan tarafı her üç işçinin de aynı işi yapıyor
olmaları….
Görmeyi seçtiğiniz yol sizin tutumunuza bağlıdır.
Bugün hava biraz bulutlu mu yoksa biraz güneşli mi?
Güllerin dikeni mi vardır, dikenli dalların gülleri mi?
Bardağın yarısı boş mudur, yarısı dolu mu?
Yoksa bardak olması gerekenin iki katı büyüklükte midir?