Konu: Hikaye Türündeki Yazılarımız.  (Okunma sayısı 259875 defa)

kurthan

  • Moderatör
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 8.347
  • Teşekkür 62113
    • Çevrimdışı
  • # 23 Haz 2018 01:08:22
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] canım zümrem eline yüreğine sağlık. :)
Nerden nereye kısmetin ne zaman ayağına geleceğini kim bilir. ;) :D
Hayırlısı olsun. ;)

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16021
    • Çevrimdışı
  • # 23 Haz 2018 01:18:00
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] canım zümrem eline yüreğine sağlık. :)
Nerden nereye kısmetin ne zaman ayağına geleceğini kim bilir. ;) :D
Hayırlısı olsun. ;)

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] , canım zümrem, sen inşallah Samsun'da rahat ederler deyince  ben de bir kısmet bulup evlendirelim dedim. :D

seliali

  • Moderatör
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 4.490
  • Teşekkür 29163
    • Çevrimdışı
  • # 25 Haz 2018 08:49:25
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenimmm
Bu yılki yoğunluğumdan hikayeleri bütün olarak takip edememiştim. Dün oturup tüm bölümleri bir solukta okudum. Bazı bazı tess gerritsen okuyorum sandım. Sürükleyici ve kıvrak üslubunuz, anlatıma kattığınız heyecan ve coşku hepsi harika.. Devamını bekliyoruz öğretmenim, kaleminize sağlık..

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16021
    • Çevrimdışı
  • # 25 Haz 2018 23:50:07
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenimmm
Bu yılki yoğunluğumdan hikayeleri bütün olarak takip edememiştim. Dün oturup tüm bölümleri bir solukta okudum. Bazı bazı tess gerritsen okuyorum sandım. Sürükleyici ve kıvrak üslubunuz, anlatıma kattığınız heyecan ve coşku hepsi harika.. Devamını bekliyoruz öğretmenim, kaleminize sağlık..

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] , canım öğretmenim, olmaz ki ama. :o Ben bu kadar güzel iltifatların mahcubiyetini nasıl taşırım. Çok çok teşekkür ederim. Her zaman beklerim. :)   

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim, ben buraya mutluluktan halay çeken bir gülümseme ikonu bekliyorum, demedi demeyin. ;) ;D

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16021
    • Çevrimdışı
  • # 02 Tem 2018 01:34:15
KİMLİK 27. BÖLÜM

Akşam saatlerinde Erkan uzandığı yerden zorla kalkıp içeri geldiğinde sakallı adam ve kız çoktan yemeğe oturmuştu.
"Afiyet olsun."
"Gel gel. Yemekler harika. Çoktandır böyle güzel yemek yememiştim."
"Öyle mi? Dışarıdan mı söylediniz?"
"Yok canım. Bu hanım kızım yapmış. Hadi gel de bir şeyler ye."

Sakallı adam ısrarla yemeğe çağırırken, kız göz ucundan ters bakışlarla Erkan'ı süzüyordu. Erkan neredeyse sabahtan beri hiçbir şey yememişti. Hatta yatağından kalkarken ufak çaplı bir baş dönmesi yaşamış, ayakta durmakta zorlanmıştı. Yine de kızın tavrı onu yemek yemekten alıkoyacaktı.

"Yok abi, ben aç değilim. Size afiyet olsun."
"Canım olur mu? Sabahtan beri bir şey yemedin. Gel hadi gel."
"Sağol abi, iştahım yok."
"Peki, sen bilirsin. Ama pişman olursun söyleyeyim."

Erkan sakallı adama gülümser gibi yapıp koltuklara geçti. Az sonra sakallı adam ve kız da koltuklara gelip oturdular. Bir süre sessizlik oldu. Sakallı adam işinin zor olduğunun farkındaydı. Koltuğunda doğruldu. Ciddi bir şeyler konuşacağı anlaşılıyordu.

"Çocuklar, şimdi beni itiraz etmeden dikkatle dinleyin. Her ikinizin de durumdan memnun olmadığının farkındayım ama şunu da unutmayın, peşinizdeki adamlar ayrı ayrı bir kadın ve bir adamı arıyorlar. Bir karı kocayı değil. Kısaca bu durumu bir kamuflaj olarak düşünün. Dışarıdan evliymişsiniz gibi görünün, insanlar sizi evli bilsin, gerisi kolay. Bu bana sizi koruyabilmem için en az yüzde elli kolaylık sağlayacak. Sonuçta ben de hemen yan dairenizde olacağım ama siz yine de dikkatli olun. En ufak şüphenizde hemen beni haberdar edin."
 
Sonra derin bir nefes aldı. Çok şey düşündüğü belliydi. Gerginliği yüzüne yansıyordu. Nefesle karışık kendi kendine söylendi. 'Umarım buna gerek kalmaz."

Erkan itiraz edecek oldu.

"İyi de Mehmet abi,"

"Bir dur, bir izin ver. Haklı olduğumu ikiniz de biliyorsunuz. Size birbirinizle çok iyi anlaşın demiyorum. Birbirinizi sevmek zorunda da değilsiniz."

"Sevmek mi? Bu hırsız kılıklı adamı mı?"

Erkan kızın ithamını cevapsız bırakırken başını kaldırmadan bir bakış fırlatmakla yetindi.

"Çocuklar atışmayın! Her ikinizi de bu işten sağ salim kurtarmanın derdindeyim. İşimi zorlaştırmayın ve mümkünse ben yokken birbirinizi boğazlamayın."

Erkan bulduğu fırsatı değerlendirmek niyetindeydi.

"Beni biliyorsun abi, o yüzden endişelenmene gerek yok. Eline silah geçince gördüğü her canlıya ateş eden ben değilim. O beni vurmazsa ben zaten uzak dururum."

"Ukala!"

"Ben mi?"

"Çocuklar, beni nasıl dinliyorsunuz bilmiyorum ama can kulağıyla olmadığı kesin. Gerekirse toplum dışında birbirinizle hiç konuşmayın."

Sakallı adam sözünü tamamlarken duraksadı. Kendi sözünü çok tutmuştu. Yarı gülümser devam etti.

"Evet evet bu iyi bir çözüm olabilir. Siz hiç konuşmayın"

"Bana uyar."

Bana uydu bile."

"Güzel. Şimdi gelelim yeni kimliklerinize. Delikanlı bundan sonra yeni kimliğin ve mesleğin için,"

Erkan sakallı adamın sözünü alaycı bir üslupla böldü.

"Valla merak ettim. Ticaret mi yapıyorum, mesela alım satım falan ya da lüks bir gemide kaptanlık. Belki de bir yerde üst düzey yöneticiyimdir, ne dersin? Hangisi?"

Sakallı adam sinirlenmişti. Derin bir nefesle cevap verdi.

"Öğretmen."

"Ne! Abi saçmalama. Ben ne anlarım öğretmenlikten?"

"Gemi kaptanlığından anlıyor muydun?"

"Abi ben onu öylesine söylemiştim. Öğretmenlik yapamam ki. Bu konuda hiçbir deneyimim yok."

"Biliyorum ama şu an için elimden gelen başka hiçbir şey yok. Ya seni öğretmen olarak göreve başlatacağız ya da adamlara kendi elimizle teslim edeceğiz."

"Abi yapma böyle. Şaka değil mi bu?"

Sakallı adam dudak büküp cevap vermemişti. Erkan sıkıntılı gözlerle sakallı adama baktı.

"Değil. Bu şaka değil öyle değil mi? Gayet ciddisin."

Sakallı adam duvara yaslanmış Erkan'ın şoku atlatmasını bekliyordu. Erkan biraz sessizleşince yeniden konuşmaya başladı.
 
"Atakum Fatih Anadolu Lisesinde öğretmensin. Branşın biyoloji."

"Harika. Demek biyoloji."
"Evet."
"Peki bir adım var mı?"
"Var. Serkan Arda YİĞİT"
"Neden bu isim?"
"Nedeni yok. Arkadaşlara bulun bir isim demiştim bunu bulmuşlar. Beğenemedin mi?"
 
Erkan bir süre düşündü.

"Yoo, aslında fena değil."

Sakallı adam sonra kıza döndü.

"Kızım senin adın da Buğlem YİĞİT."

Kız isminden hoşlanmamıştı.

"Buğlem ne ya? Buhran gibi."

Erkan gülümseyerek söze atıldı.

"Mehmet abi, bu kızın ismini kim bulduysa eline, yüreğine sağlık. Tam çağrıştırdığı gibi şahsına münhasır bir isim olmuş. Benim için o arkadaşı tebrik eder misin?"
"Ukala!"
"Gerçekleri söylemek ne zamandan beri ukalalık kapsamına giriyor?"
"Sözlerine dikkat et yoksa!"
"Yoksa ne!"

"İkiniz de susun! Ben de çok uygun bir çift olduğunuzu düşünmüyorum ama böyle atışmaya devam ederseniz kafamın tası atacak, haberiniz olsun!"

"Ama,"
"Ama,"

"Kesin artık! Oyun oynamıyoruz! Hala anlamıyorsunuz değil mi! Ben ikinizi de hayatta tutmaya çalışıyorum ama siz başkasına gerek kalmadan bu işi halledecek gibisiniz."

Erkan yine sakallı adamın sözünü bölüyordu.

"Abi beni biliyorsun," demeye kalmadı, sakallı adam oldukça yüksek sesle "Yeteeer!" diye bağırırken Erkan'ın sol kolunu sırtına doğru kıvırıp büktü.

"Kes sesini delikanlı yoksa napacağımı biliyorum! Ben bu kıza benzemem, seni alnının tam ortasından gözümü bile kırpmadan vururum! Anlaşıldı mı!"

Sakallı adamın bu sert tepkisini ikisi de beklemiyordu. Kız gözlerini fal taşı gibi açmış sakallı adama bakarken Erkan'ın sol kolu hala sakallı adamın elinde ve büküktü. Sakallı adam tepkisinin çok sert olduğunu fark ettiğinde istemeden olsa da hala Erkan'ın canını yakmaya devam ediyordu. Birden kendine gelip toparlansa da eleğini aşağı asmak istemedi. Durumu belli etmemek için kaldığı yerden devam etti.

"Anlaşıldı mı dedim!"

Erkan iki büklüm, canının yandığı sesine yansımış halde cevap verdi.

"Anladım, gerçekten... Kolumu, kolumu bırakır mısın Mehmet abi? Lütfen."

Sakallı adam Erkan'ın kolunu yavaşça bırakırken başka bir şey söylemedi. Sinirli sinirli mutfağa doğru ilerledi. Eve ölüm sessizliği hakim olmuştu. Kız, bir şeyler söylemek ister gibi kendi kendine çırpınsa da ağzından tek kelime çıkarmayı başaramadı. Zaten ne söylerse söylesin durumu düzeltecek kelime yoktu. Erkan sağ eliyle sol kolunu ve bileğini ovuşturdu. Oldukça kötü görünüyordu. Ağır adımlarla kızın yüzüne bakmadan yanından geçip odasına doğru ilerledi. Oturma odasında kızdan başka kimse kalmamıştı. O da odasına çekildi. Yaklaşık yarım saat, kırk beş dakika sonra sakallı adam mutfaktan balkona geçip bir süre boş boş oturdu. O da ileri gittiğinin farkındaydı.

                                                27. Bölüm Sonu 

aliihsan277

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 183
  • Teşekkür 537
    • Çevrimdışı
  • # 02 Tem 2018 10:54:31
Çok güzel bir bölümdü kaleminize sağlık [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim çok bekletmeseniz bizi devamı için :)

sarnıç

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 8.384
  • Teşekkür 126214
    • Çevrimdışı
  • # 02 Tem 2018 20:36:01
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim, yüreğinize, kaleminize sağlık. Oldukça güzel ve sürükleyici bir bölüm daha olmuş.
Konu içinde konular oluşmaya başladı  :)
Yeni bölümleri merakla bekliyoruz  :)
Arayı açmayalım lütfen  ;)

kurthan

  • Moderatör
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 8.347
  • Teşekkür 62113
    • Çevrimdışı
  • # 03 Tem 2018 17:09:08
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] canım zümrem  bir solukta okudum. :)
Çok güzel ve heyecanlı bir bölüm daha.Eline yüreğine sağlık canım. :)

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16021
    • Çevrimdışı
  • # 04 Tem 2018 01:30:04
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Çok güzel bir bölümdü kaleminize sağlık [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim çok bekletmeseniz bizi devamı için :)

Çok teşekkür ederim [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. :) Umarım uzun bir ara olmaz. Çok sağ olun.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16021
    • Çevrimdışı
  • # 04 Tem 2018 01:35:24
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim, yüreğinize, kaleminize sağlık. Oldukça güzel ve sürükleyici bir bölüm daha olmuş.
Konu içinde konular oluşmaya başladı  :)
Yeni bölümleri merakla bekliyoruz  :)
Arayı açmayalım lütfen  ;)

Çok teşekkür ederim [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim, sizin de yüreğinize sağlık. :) İnşallah en kısa zamanda yazmam mümkün olur. :) Çok sağ olun.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16021
    • Çevrimdışı
  • # 04 Tem 2018 01:39:13
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] canım zümrem  bir solukta okudum. :)
Çok güzel ve heyecanlı bir bölüm daha.Eline yüreğine sağlık canım. :)

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] , canım zümrem, senin de eline, yüreğine sağlık.:) Samsun'da pek rahat ettiremedik ama artık naparsın, hoş gör beni olur mu.  ;) ;D

Gül Rengi

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.696
  • Teşekkür 43457
    • Çevrimdışı
  • # 05 Tem 2018 09:56:54
Söz uçar, yazılar kalsın muallakta bir köşede..

Serin esen akşam rüzgarları yer etmişken beynine uğul uğul..Gündönümü dünden değişiklik ilan etmiş yeryüzüne ve kim yazarsa renkleri karışacaktı göğün enginliğinde..

 Bazı fiiller insanı harekete geçiremez, susmak gibi, düşünmek gibi, sevmek gibi var olabilmeyi eyleme dönüştürür.

Yazı yazsan da kısa sözlerin hükmü uzun  bulup buluşturur insanın gönlünde..

Söz uçar, uçabilirdi elbette..
Öylesine kelimeler birikir dilinin ucunda
ve öylesine cümleler kurarsın alalade.

Bir hikaye hiç bir dile çevrilemez acının diliyle yerleşir insanın içine giderayak.

Hikayeyi sondan başa sarsak bile acı tersyüz olmaz içimize oturur.Zamanı gelmiş veya geçmiş zaman ne farkeder acı her vakitte gitmeye geldiğimiz şu diyar neden iki kapılı handı, vakti zamanı erişince çekip gidebilmek için, diye fısıldadı içinden.

 Söz uzar, uzardı elbette.

 Kelimeler zamansız  yaralarımızı sarmıyor kabuk bağladı bahar düşlerimize  nicedir.

Derken içinde kimsesiz bunca acının gizini hissetti, çocukluğunun kapı önlerinde kimsesiz yarım kalmış oyunları, yuvasını bozduğu karıncaların ahı gibiydi işte.Yahut sokak kedilerinin üstü başı kir pas içinde çöplükte bulduğu kırıntıları kadar nasibini alamamıştı hayattan. Bir de nem ve rutubetli odaları vardı gençliğinin genzini yakıyordu anımsayınca, yere en yakın evlerde yaşanılan keşmekeş garipliğiydi bu..Hissetti ta içinde akşamın çöküşü gibi yokluğun kederini, beslenme çantasındaki katıksız ekmekler kadardı yeryüzü onun için..

 Söz uçar, uçabilirdi elbette...Kelimeler hançer olup saplanıyordu kalbinin iyi niyetli yaşama sevdasına..



’Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin’

  Şiirin tam kalbinden sesleniyorum dünyaya; bu Nun noktasını sen diktiydin tam orta yerinde yürekevimize  yıllar evvel, şiirler suladı, gönül bu ya kuşa dönüştü yıllar yılı kanadına küskünlüğü takıp da sinemize batırdı, benzer yaralar aldığımız çocukluğumuzu hatırlattı.

Eski tüllerden gelinlik biçip fincanlarda olmayan çayımızı içedurduk yokluğun veresiye defterine yazdırdık çocukluğumuzu yine de satan olmadı.Divan altlarında da yoktu ödünç baharlar kuşandığımız çocukluğumuz, kapı ardında da..Kapılar ardına kadar aralık olsa da en büyük gerçeği saklayamadığımız aşikar..Bulunmaz hint kumaşı sandığımız yeri yurdu olmayan benliğimiz dünyanın çıplaklığıyla örtüşüyordu, aldanan biz miydik bahar mıydı çiçekli şiirlerin açmasına müsebbip çokomel  kağıtları çocukluğum gibi kitap aralarında ben de biriktirdim, parıltısı göz kamaştırsın istedim, bahtımın yıldızı annemin gözlerinde kayıp gitmeden az evvel..Anneler kızlarına baht örüp saklıyorlar bembeyaz etaminlerle  çeyiz sandıklarının, yazgılarını ödünç veriyorlar işte o vakit aşık olduğumuzda çikolata kokan şiirler geliyor aklıma.

 Bir de deniz kabuğunu doldurmayan düşler var dünyada nun noktası onlar ekilip biçilecek ruhumuzun yenilenmeye yüz tutmuş düşlerine.. Gönül kuşumuzun kanadının kırığından söz etmeye sıra bile gelmiyor, hepimiz beklemek üzerine sınanmış sorularla dolu kapağı yalnızlık üzerine basılmış kalın cildi bozulmaya yüz tutmuş beklerken tozlanmış ve dünyanın en ücra raflarına özenle yerleştirilmişiz.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16021
    • Çevrimdışı
  • # 17 Tem 2018 02:20:33
KİMLİK 28. BÖLÜM

Gece geç vakitlere doğru sakallı adam balkonda boş boş otururken akşam olanları düşünüyordu. O sırada Erkan'ın kapısı açıldı. Henüz hiç uyumadığı göz altlarına düşmeye başlayan mor halka izlerinden belli oluyordu. Sessizce mutfağa geçerken sakallı adamın hala orada olduğundan habersizdi. Eline bir bardak su alıp sade bir abajurun yandığı oturma odasının koltuklarından birine oturdu. Dirseklerini dizlerinin üzerine koyup suyu damla damla yudumlamaya başladı. Su bittiğinde bardağı sehpaya bırakıp arkasına yaslandı. Başını ta geriye yasladı. Bir süre tavanı izledi. Sonra derin bir nefes alıp gözlerini kapattı. Yaşadığı her şey bir kabustan farksızdı. Bir de üzerine bu akşam yaşadıkları...

Yaşadığı can sıkıntısı onu olumsuz düşüncelere itiyordu. Artık hiçbir yer onun için güvenli değildi aslında. Kim bilir burada kendini ele vermesi kaç gün sürecekti? Hem sakallı adamın peşindekileri yakalaması şimdiye kadar mümkün olmamıştı. Belki adamlar izini çoktan bulmuş, onun işini bitirmek için uygun bir anı bekliyorlardı. Bu düşünceler içini iyice daraltmıştı. Hızlıca yaslandığı yerden doğrulup derin derin derin nefes aldı.

"Uyuyamadın mı?"
"Hih!"
"Korkuttum mu?"
"Ya Mehmet abi, oda zaten yarı karanlık, sessiz sessiz gelip oturmuşsun karşıma. Bir de korkuttum mu diye soruyor musun? Şimdi anneannem olsa kesin "Allah tependen baksın" derdi.
"Canım ne bileyim, amacım korkutmak değildi. Seni burada otururken görünce biraz laflarız diye düşündüm."
"Laflarız diye düşündün. Biz... Biz mi laflayacağız? Senin konuşmak yerine daha farklı yöntemler kullandığını sanıyordum."
"Ooo, formumuzdayız. Maşallah, laflar dizi dizi. Sence bana laf sokuyor olabilir misin?"

Erkan umursuzca dudak büktü. Kırgınlığı yüzüne yansımıştı. Kelimeler ağzından zorla dökülüyormuş gibi kısık sesle cevap verdi.
 
"Yok canım, ne haddime. Sana laf söyleyipte kolumu kırmanı, canımı acıtmanı istemem. İyisi mi ben gidip yatayım." deyip ayağa kalktı.

Sakallı adam haksız olduğunu biliyordu. Alttan almayı tercih etti.

"Yapma be oğlum. Hadi otur şuraya da adam gibi konuşalım."

Erkan sakallı adamın yüzüne baktı. Bir iki saniye öylece boş boş bekleyip sonra yavaşça geri oturdu. Sakallı adamın konuşmaya başlamasını bekliyordu. Her ikisi de bir süre sessiz kaldı. Sonra sakallı adam söze başladı.

"İşimi kolaylaştırmayacaksın değil mi?"
Erkan cevap vermedi. Sadece otururken birleştirdiği iki elinin parmak uçlarını 'Ne dememi bekliyorsun?' der gibi yana doğru açıp yeniden birleştirdi.
"Anlaşıldı. Tamam... Akşam biraz ileri gitmiş olabilirim."
"Biraz mı? Sadece biraz mı?"
"Tamam, kabul ediyorum, fazla ileri gitmiş olabilirim ama inan canını yakmak istememiştim."
"Abi canımı yakmak ne ya? İstersen canımı al. Bunun önemi yok ki."
"Nasıl yani? Öyleyse,"
"Mehmet abi, niye beni o kızın yanında küçük düşürüyorsun? Can düşmanımın bu durumdan mutlu olmasına nasıl izin verirsin anlamıyorum."
"Haaa, sen ona bozuldun."
"Evet ona bozuldum. Daha önce de canımı yakmıştın. Muayenehaneye geldiğin o lanet olası ilk günden beri defalarca canımı yaktın. Hiçbir şey dedim mi? Abi sen beni vurdun yaa."

Sakallı adam hatasını yeni yeni anlamıştı.

"Hepsi seni hayatta tutmak için be oğlum."

"Tamam, haklısın. Defalarca da hayatımı kurtardın. İnkar etmiyorum."

"Ben bu konuya bu kadar takılacağını düşünmemiştim. Bırak ne isterse onu düşünsün."

"Düşünmesin hatta mümkünse hayat boyu bir daha karşıma çıkmasın."

"İyi ama bu durumun sebebini biliyorsun. Seni hayatta tutmak,"

Erkan sakallı adamın sözünü kesti.

"Abi bırak onun sayesinde hayatta kalacağıma kör bir kurşunla can vereyim daha iyi. Zaten nasıl olsa bulacaklar beni."

"Yooo, o kadar uzun boylu değil. Kızdığın için böyle konuşuyorsun. Bu işten hepimiz yüzümüzün akıyla ve sağ salim çıkacağız. Hiç kimsenin burnu bile kanamayacak. Ve madem bu kızın düşünceleri senin için önemli daha dikkatli davranmaya çalışırım."

"Yok artık! Mehmet abi ben öyle mi dedim?"

"Evet."

"Hayır öyle demedim. Aksine düşmanımın önünde küçük düşmek istemiyorum, dedim."

"Tamam işte. İkisi de aynı kapıya çıkar."

Erkan sakallı adama 'Yapma nolur!' der gibi baktı.

Sakallı adam eline koz geçirmiş babacan ama gıcık bir ifadeyle pişkin pişkin konuşmaya başladı.

"Onu bunu boş ver de barıştık mı onu söyle."

Erkan, başını kaldırıp ne söylese işe yaramayacağını anlamış gibi cevap verdi.

"Barışmadık desem bir şey fark edecek mi?"

Sakallı adam tavrını sürdürüyordu.

"Yoo, etmez ama yine de barışalım biz." deyip gülümsedi. Sonra ayağa kalkarken, Erkan'ı da kolundan tutup kaldırdı.
"Bunun için güzel bir yol biliyorum."
"Barışmak için mi? Neymiş?"
"Sabahtan beri açsın öyle değil mi? İnat ettin, kızın yaptığı yemeği de yemedin."
"Sen bana nasıl baktığını gördün mü? Kesin benim tabağıma zehir koymuştur."
"Aman neyse. Şimdi sana mutfakta şahane bir omlet yapalım. Karnın bir doysun, kan şekerin bir düzelsin. Hem bence sen o yüzden böyle sinirlisin. Yemek yeyince görürsün hiçbir şeyin kalmaz."
"Mehmet abi, şu zeytinyağı gibi üste çıkmaların var ya öldürecek beni."
"Boş yapma hadi. Yoksa bir el ense çekerim, kolunu falan da kıvırırım ."
Erkan zoraki mutfağa yürürken cevap verdi.
"Bilmez miyim? Yaparsın."
"Hadi hadi, nazlanma."
"Nazlanmıyorum."
"Sana öyle geliyor. Küçük bir çocuktan farkın yok."
"Mehmet abi, bakıyorum hem suçlusun hem güçlü."
"He he. Hadi yürü. Sana mükemmel bir omletin sırlarını öğreteceğim."

Erkan'la sakallı adam, bu yarı hesaplaşmalı sohbetinin ardından yemeklerini yeyip yattılar. Sabah hiçbir şey olmamış gibi her şey yeniden başlıyordu.

"Hadi bakalım sayın hocam, ilk iş günün hayırlı olsun."
"Hocam mı? Bu sözü ne zamandır duymamıştım. Özlemişim."

O sırada içeri giren kızın tavrı dünden farklı değildi. Kahvaltı hazırlıyordu ve durumdan memnuniyetsizliği her halinden belli oluyordu. Sakallı adam kıza baktı. Sonra Erkan'a göz ucuyla 'Yardım etsene.' der gibi başını o tarafa çevirdi. Erkan oralı olmadı. Bu sefer sakallı adam devreye girdi.

"Buğlem, bir gelsene buraya. Serkan, sen de git kahvaltıyı hazırla."
"Ney? Kim?"
"Eee, hadi alışın artık. Beğenseniz de beğenmeseniz de bundan sonra bu isimleri kullanacaksınız. "

Sonra gülümsedi. Hatta hafif böbürlenerek devam etti.
"Bakın ben alıştım bile."
Sonra kıza dönüp devam etti.
"Buğlem, dün akşam senin nerede çalışacağını söyleme fırsatım olmadı. Sen de bir ilaç firmasında yönetici asistanı olarak çalışacaksın."
Kız şaşırmıştı.
"Daha iyi bir iş olamaz mı?"
"Maalesef. Şimdilik elimizden gelen bu."

Sonra dalga geçer gibi devam etti.

"İstersen çok çalışır, ileride firmanın başına geçersin." Sonra ne olduysa birden fazlasıyla ciddileşti. Sinirli ve gergin hali boynunu kırtlatmasından anlaşılabiliyordu.Hemen hemen hiç konuşulmadan geçen kahvaltının ardından herkes olması gereken yerde işbaşı yapıyordu.
...........

"Günaydın. Ben yeni biyoloji öğretmeni Serkan Arda YİĞİT. Müdürle görüşecektim."
"Hoş geldiniz hocam. Ben size yolu göstereyim."
...

"Müdür bey, yeni biyoloji öğretmeni geldi. Buyurun hocam."
Erkan'ı gören müdür koltuğundan hafifçe kalkıp tokalaşmak için elini uzattı.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk. Sağ olun. Ben Serkan Arda YİĞİT."
"Biliyorum Serkan Bey. Adınızı duyduk."
Erkan şaşkındı.
"Duydunuz mu?" Sonra kendini toparladı. Gülümsemeye çalışarak,
"İnşallah güzel şeyler duymuşsunuzdur." dedi.
"İyi iyi. Arkadaşlar sizden çok bahsetti."
"Öyle mi? Kim bu arkadaşlar? Ben tanıyor muyum acaba?"
"Tabi canım. Müdür yardımcımız Sinan Bey. Aynı zamanda tarih öğretmenidir. Diğer arkadaşlara da anlatmış. Herkes sizden bahsediyor" dedi. Sonra da Erkan'ı içeri getiren hizmetliye döndü.
"Hasan, bir bak bakalım Sinan Bey meşgul mü? İşi yoksa buraya kadar bir gelsin. Haa, bir de bize üç çay getir."
Sonra Erkan'a döndü:
"Öğretmenler çaysız duramaz değil mi Serkan Bey?"
"Yaa, evet"
"Hocamı duydun, üç demli çayı da unutma."
"Hemen müdür bey."
Erkan çok telaşlanmıştı. Muhtemelen kimin yerine geçtiyse bu müdür yardımcısı onu tanıyordu. Kalbi deli gibi atmaya başlamıştı. Sinan Bey her kimse o gelmeden buradan çıkmalıydı. Ne bahane uyduracağını bile düşünmekte zorlanıyordu. Müdür ellili yaşların sonlarında, görmüş geçirmiş, zeki bir adama benziyordu. Bir problem olduğunu hemen fark etmişti.
"Hayırdır Serkan Bey, bir problem mi var?"
"Hayır müdür bey. Yalnızca,"
"Ali Osman."
"Efendim,"
"Adım Ali Osman ACAR. Müdür bey demek zor gelir bazılarına. Ali Osman Bey deseniz de fark etmez. İkisi de olur."
Erkan gülümsemeye çalıştı.
"Teşekkür ederim müdür bey. Çok düşüncelisiniz."

Müdür gülümseyip biraz da merakla sordu.

"İnşallah siz de okulumuzla ilgili kötü şeyler duymamışsınızdır."
"Yo, hayır."
"Öyle mi? İyi şeyler mi duydunuz?"

Müdürün şaşkın ifadesi Erkan'ı da şaşırtmıştı. Bir an ne dese bilemedi.

"Aslında pek bir şey duymadım. Gelişim biraz apar topar olunca."

"Doğru haklısınız. Hoca hanım erken doğum yapınca biz de ne olacağını düşünmeye başlamıştık. Malum, ha deyince öğretmen bulmak zor ama sizin zamanlamanız mükemmel oldu. Çocuklar da boşta kalmayacak. Bu arada siz ders programını da bir inceleyin. Problem yoksa hoca hanımın kaldığı yerden aynı programla devam edelim. Varsa bir sıkıntı Sinan Hoca halleder zaten."

Erkan gülümsemeye çalışırken en nihayetinde oradan uzaklaşmak için geçerli bir sebep bulabilmişti. Yavaşça ayağa kalktı. "Müdür bey, ben eve henüz yeni yerleşiyorum da, bugün eşyalarımı," diyordu ki, müdür de gülümseyerek ayağa kalktı.

"Hah, Sinan Bey de geldi." dedi.
Sonra gülümsemesini arttırdı.
"Sinan Bey, bak senin meşhur Serkan Bey nihayet geldi. Anlata anlata bitirememiştin."

Erkan'ın yüzünden boynuna süzülen ter damlası yakasından gömleğinin içine kadar uzandı. Kaçınılmaz sonu geciktirmek ister gibi geriye dönmese de Sinan Bey tam arkasında duruyordu.

"Serkan Hocam hoş geldiniz."

Artık köşeye sıkışmıştı. Belki bir yanlış anlaşılma ya da isim benzerliğinden dem vurup bir şekilde durumu örtbas etmeliydi. Boğazını ısrarla sıkmakta olan ilk gün kravatını belli belirsiz gevşetip yavaşça arkasına döndü. Döner dönmez de kalbinden vurulmuşçasına sarsıldı. Karşısında şık takım elbisesi, düzgün ve hafif uzun saçı, uzun boyu, sinekkaydı tıraşıyla dimdik ayakta duran kişi, sakallı adamdan başkası değildi. Şaşkınlıktan neredeyse küçük dilini yutacaktı. Sadece,

"Hoş bulduk." diyebildi. Sinan Bey tokalaşmak için elini uzattı. Erkan'ın gözleri istemeden sakallı adamın yüzüne sabitlenmişti. Durumu müdür odasının açık kapısında bir anda beliren genç matematik öğretmeni Eliz Hanım bozdu. Biraz mahcup, gülümseyerek,

"Özür dilerim müdür bey. Misafiriniz mi vardı?" dedi.
"Gel hoca hanım gel. Artık misafirimiz sayılmaz. Kendisi yeni biyoloji öğretmenimiz Serkan Bey."

Eliz Hanım gülümseyerek "Öyle mi? Hoş geldiniz Serkan Bey." derken tokalaşmak için elini uzattı.

"Çok memnun oldum."

Erkan gülümsedi. Elini uzatırken,

"Ben de çok memnun oldum hoca hanım."
"Eliz."
"Peki... Çok memnun oldum Eliz Hanım."

Bu tatlı tanışmanın ardından Eliz Hanım elindeki toplantı metnini müdür beye imzalatıp, çene hizasındaki küçük gamzesiyle herkese gülümseyerek odadan çıktı.

                                                 28. Bölüm Sonu   

SINIFCI87

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.263
  • Teşekkür 6191
    • Çevrimdışı
  • # 17 Tem 2018 10:10:08
Tesekkur ederiz yeni bölüm icin [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] hocam

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16021
    • Çevrimdışı
  • # 17 Tem 2018 18:59:22
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Tesekkur ederiz yeni bölüm icin [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] hocam

Ben teşekkür ederim eskimeyen canım zümrem. :)

 

Egitimhane.Com ©2006-2023