Konu: Hikaye Türündeki Yazılarımız.  (Okunma sayısı 254523 defa)

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16015
    • Çevrimdışı
  • # 23 Ara 2018 23:47:09
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
teşekkürler

Ben teşekkür ederim [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. Sağ olun. :D

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] yeni bölüm için teşekkür ederiz..

Desteğiniz için ben çok teşekkür ederim [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. Çok sağ olun. :D

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]

Bir an 32. Bölüm geldi sandık [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim 😊

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim, beklettiğim için kusura bakmayın. :) Tabi birçok sebep oluyor ama sonlara yaklaşınca karar vermekte zorlanıyorum deyip savunmamı tamamlayayım. :D

İlginize, desteğinize çok teşekkür ederim. :D

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16015
    • Çevrimdışı
  • # 24 Ara 2018 00:16:09
KİMLİK 32. BÖLÜM

Neredeyse sabaha kadar yatağında dönüp durdu. Sabah ışımaya başladığında bile gözleri hala açıktı. Uyuyamayacağına kanaat getirince yerinde doğruldu. Kalkıp mutfağa geçip kahvaltı sayılabilecek bir şeyler hazırladı. Zaman bir türlü geçmiyordu. Önünde uzun bir gün ve daha şimdiden üzerinde hissettiği yorgunluk vardı.Oturduğu sandalyede biraz kayıp gözlerini kapatmayı denedi ama işe yaramıyordu. İçinden 'Bugün de böyle olsun.' diye geçirdi. Buğlem'in kalkmasını ya da sakallı adamın gelmesini beklemek istemiyordu. Sessizce hazırlanıp hala zaman olduğundan okula doğru yürümeye başladı. Daha ilk saatte 11/A'ya dersi vardı. İçindeki sıkıntı yeniden arttı. Yürüyor ama etrafına doğru dürüst bakmıyordu. Kendisi fak etmese de az önce yanından hızla geçen otobüs neredeyse yirmi otuz santimlik mesafeden es geçmişti. Okula vardığında öğretmenler odasında servisle gelen birkaç öğretmenden başkası yoktu. Herkese selam verdikten sonra sandalyelerden birine oturdu. Neyse ki az sonra içeriye Eliz Hanım girecekti.

"Herkese günaydın. Günaydın Serkan Bey."
"Eliz Hocam, günaydın. Nasılsınız?"
"Teşekkür ederim. Siz?"
"İyiyim. Yani iyi sayılırım. Biraz uykusuzum sadece."

Eliz, Erkan'ın yüzüne şöyle bir bakıp gülümsedi.

"Okula yeni başladığımda bana da olur bazen." dedi. Sonra biraz düşünüp yeniden Erkan'a döndü.

"Ama çözebiliriz. Derse biraz daha var. Eğer kabul ederseniz size okulun karşısındaki pastanede bir kahve ısmarlayayım. Hem biraz toparlanmanıza yardımcı olur."
"Çok sevinirim. Ama kahveleri ben ısmarlıyorum."
"Peki, öyle olsun."

Birlikte çıkıp okulun yakınındaki pastanede birer kahve içerlerken Erkan da biraz daha kendine gelmiş, biraz da toparlanmıştı. Okula döndüklerinde öğrenciler tüm bahçeyi doldurmuştu bile.

Neler getireceğini bilmedikleri bir iş günü daha başlıyordu. Zilin çalmasıyla Erkan ve Eliz de öğretmenler odasından çıkıp koridorda ilerlediler. Tüm öğretmenler yavaş yavaş sınıflarına dağılmaya başlamıştı. İşte 11 / A' nın dersi de başlıyordu. Erkan'ın sınıfa girip,

"Günaydın çocuklar." sözüyle sınıftaki tepkiler yeniden kendini belli etmeye başlayacaktı.

"Offf, çok sıkıcı."
"İlk ders biyoloji miydi ya? Bilsem gelmezdim."
"Ben de."
"Uyku saatimden çaldı ya."

Erkan hayatı boyunca hiç bu kadar sabırlı davranmamıştı. Öğrencilerin rahatsız eden sözlerine karşın söylenenleri hiç duymamış gibi derse giriş yapıyordu.

"Çocuklar bugünkü konumuz..."

Neredeyse bir asır gibi süren ders sonunda bitmiş, zilin sesiyle bu manevi işkence bugünlük sona ermişti. Erkan sınıftan çıkarken belli etmeksizin uzun bir "Oh!" çekti. Hiç acele etmeksizin öğretmenler odasına ilerlerken  11 / A ' nın kapısında bir grup erkek öğrencinin Erkan üzerindeki konuşmaları yeniden başlamıştı.

"Arkadaşlar bu böyle olmayacak. Bıktırıp gönderemeyeceğiz."
"Sana ne oğlum ya. Bu gitse başkası gelmeyecek mi? Bırak anlatsın gitsin işte."
"Sen ne dediğinin farkında mısın! Bu sabah olanları görmedin mi?"
"Ne oldu ki bu sabah?"
"Ne olacak, Eliz Hocayla beraber geldiler."
"Nolmuş?"
"Ne demek, nolmuş? Eliz hocaya kimse yaklaşamaz."
"Sen hala orada mısın ya? Ciddisin yani?"
"Dalga geçiyormuş gibi mi görünüyorum?"
"Yok, hayır da."
"Eee?"
"Eeesi, o iş olmaz oğlum."
"Neden olmuyormuş?"
"Bir de soruyor musun? Oğlum kadın öğretmen. Üstelik senin farkında bile değil."
"Şimdilik değil ama olacak."
"Saçmalama oğlum, kafayı mı yedin sen?"
"Niye ya? Hem Serkan mıdır, nedir, ona gününü göstereceğim. Eliz Hocaya yaklaşmak neymiş öğrenecek."
"Delirdin mi sen, napıcaksın?"
"Napacağımı bana bırak. Sen var mısın, yok musun onu söyle."
"Sen iyiden iyiye saçmalıyorsun. Ben yokum, ne halin varsa gör."
"Hah! Sana ihtiyacım yok. Nasıl olsa bulurum birilerini!"

Erkan öğrencilerin planlarından habersiz günün geri kalanını derslerde önemli bir sıkıntı yaşamadan bitirmenin derdindeydi. Her ders beklediğinden de zor geçiyordu. Neyse ki Eliz Hocanın varlığı yükünü biraz hafifletmişti. En azından öğretmenler odasına döndüğünde Eliz'i görmek kendisini rahat ve iyi hissetmesine neden oluyordu.

O gün sekizinci saatten sonra bitmiş bir halde sakallı adamın yanına uğradığında dünden daha iyi olduğu söylenebilirdi.

"Oooo, Serkan hocam, bugün bir türlü göremedik sizi."
"Derslere girip çıkayım derken uğrayamadım."
"Güzel. Demek ki alışıyorsun. Yine de temkini elden bırakma. Çocuklar bazen çok acımasız olabilirler."
"Biliyorum. Hatta bizzat yaşayarak görüyorum."
"Öyle. Ama tam ergenliğin deli çağları. Aklından geçenle, dilinden dökülen, eyleme dönüşen hepsi birbirinden farklı olur. Anlayışlı olmak ve biraz da fazla sabır göstermek gerek."
"Elimden geleni yaptığıma emin olabilirsin. Merak etme."

Erkan konuşmanın ardından ayağa kalkıp oda içinde biraz gezindi. Sakallı adamın çıkmasına hala bir iki saat vardı. O kadar beklemek istemedi."
"Ben çıkıyorum Mehmet abi."
"Bekle ya, beraber çıkalım. Bu kadar rahat davranman doğru değil. Çok kalmadı zaten."
"Yapma Mehmet abi, senin çıkman nereden baksan iki saati bulur. Gideyim ben. Dikkatli de olurum. Hem beni burada, bu okulda da bulurlarsa adamların hakkı, bırak öldürsünler." deyip gülümsedi.

Sakallı adam Erkan'ın bu fazla rahatlamış halinden endişe duymuştu. Sesini epey düşürdükten sonra Erkan'a yaklaştı.

"Hala durumun ciddiyetini fark etmiyorsun değil mi doktor? Hala dalga geçebiliyorsun! Bu adamların ne kadar tehlikeli olabileceğini daha önce gördün. Hepsini nasıl unutabiliyorsun?"

Erkan derin bir nefes aldı.

"Unutmuyorum daha doğrusu sayende unutamıyorum Mehmet abi. Bir nefes aldır, bir rahat bırak da şöyle bir iki saati huzurlu geçireyim. Biliyorum ve her şeyin farkındayım ama bu kadar diken üstünde yaşamak gerçekten çok zor. Sadece arada bir kendimi kandırıp bu gerginlikten kurtulmayı deniyorum."

Sonra sakallı adamın asıl niyetinin onu korumak olduğunu düşünüp, alttan almaya karar verdi. Takım elbisesinin yakasını düzeltip, kravatını hafifçe gevşetti.

"Bunaldım Mehmet abi. Beni düşündüğünü biliyorum ama merak etme. Gerçekten eve yaklaşınca etrafı iyice kolaçan edip, emin olana, içeri girene kadar daha temkinli davranacağım. Söz"

Sakallı adam Erkan'ın ısrarını kırmak istemedi. Aşırı baskı hissetmesi normaldi. Üzerine daha fazla gitmemek için,

"Tamam ama dikkatli ol ve eve girince haber ver." demekle yetindi. Erkan,

"Anlaştık patron." deyip gülümsedi. Sakallı adamın yanından ayrıldığında kazasız belasız bitirdiği mesaisi için memnundu. Okulda hemen hemen birkaç idareci, hademe ve çaycıdan başka kimse kalmamıştı. Hızlı adımlarla okuldan çıkıp alt sokağa döndü. Hava çok güzel görünüyordu. Hafif soğuk ve rüzgarlı olmasına karşın insana huzur veren bir ahengi vardı. Bu tenha sokakta bile insanı yüzüne vuran serin rüzgar sanki sıkıntıları da alıp götürmeye çalışıyordu. Ellerini pantolonun cebine attı. Diline bir şarkı dolamış, içinden söylüyordu.

                     "Her şey seninle güzel
                      Yolda yürümek bile.
                      Olmayacak düşlerin
                      Peşinde koşmak bile..."

Bu huzurlu ortama öylesine dalmıştı ki peşinden gelen ayak seslerini bile duymadı.Ta ki ardından gelenler onu çağırana kadar.

"Heeey! Serkan Hoca!"

Erkan, biraz afalladı onu bu isimle kim çağırırdı ki? Okul çoktan dağılmıştı. Ses tonuna bakılırsa çok dost canlısı biri çağırmıyordu. Birden arkasına dönüp bakma fikri hoşuna gitmedi. Bu sahneyi biliyordu ve tekrar yaşamak istemiyordu. Nasıl bu kadar erken deşifre olmuştu? Oysa sakallı adamın sözlerinin sanki dilindeymiş gibi anında olmasını beklememişti. Bir an duymamış gibi yürüyüp gitmek istedi. Nasıl olsa olan olacaktı. Adımlarını hızlandırdı ama arkasındaki kim veya kimlerse yeniden bağırarak adını söylüyordu:

"Heyyyy! Serkan Hoca! Bizi beklemeden nereye?"

Erkan bu defa duymazlıktan gelmenin bir işe yaramayacağını anlayıp olduğu yerde durdu. Arkadakilerin ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. Bu defa kaçmak ya da kendini kurtarmak için bir şeyler yapmaya ne gücü ne de niyeti yoktu. Yaşadıklarından sıkılmış ve yorulmuş olmanın da etkisiyle olduğu yerde hiç kıpırdamadan gelenleri ve olacakları beklemeye başladı. Yalnızca yüreğinde sızı halinde bir isim süzüldü. Eliz'in gülümseyişi gözlerinin önünden geçerken kalbi sertçe çarptı. Bu his başlamadan biten her şeyin tarifi gibiydi.

Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. İçinden dönüp bakmak gelmedi. Mesafe oldukça azalmıştı. Oldukları yerden de vurabilirlerdi ama ısrarla yanına kadar gelip kuvvetle muhtemel yüzünün aldığı hali görmek istiyorlardı. Peşindeki adamların nefeslerini ensesinde gerçekten hissetmişti ki bir anda iki kişi birer koluna girerken bir diğeri başına çuval gibi bir şey geçirdi. Etrafı birden karardı. Erkan her ne kadar olayı kabullenmiş olsa da şu an yaşadıklarını anlamakta güçlük çekiyordu. Adamlar çekiştirerek sürüklercesine bir yere götürüyorlardı. Galiba sakallı adamın sözünü ettiği o durumla karşı karşıyaydı. Ölümü kabullenmek durumu çözmeye yetmemişti. Etrafı görmeden ve istemeden de olsa yürümeye devam ediyor, bir yandan da sorular sorarak cevap almaya çalışıyordu.

"Kimsiniz siz? Benden ne istiyorsunuz?"
..................
"Nereye götürüyorsunuz beni!"
...................
"Size söylüyorum, nereye gidiyoruz?" diyecekti ki, adamlardan biri ensesine bir diğeri de yüzüne sert bir darbe vurdu. Nefesi kesilir gibi olmuştu ama hala çekiştirmeye devam ediyorlardı. Bir iki saniye sonra yüzünde ve dudağının kenarında bir sıcaklık hissetti. Galiba burnu kanıyordu. Kuvvetle muhtemel dudağı da patlamıştı. Çaresi kalmayınca o da soru sormayı bıraktı.

                                                     32. Bölüm Sonu  :-\

greentea

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 104
  • Teşekkür 2613
    • Çevrimdışı
  • # 24 Ara 2018 00:27:44
Erkan hocaya yapılır mı bu ama 😔😔
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim kaleminize yüreğinize sağlık...

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16015
    • Çevrimdışı
  • # 24 Ara 2018 00:32:19
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Erkan hocaya yapılır mı bu ama 😔😔
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim kaleminize yüreğinize sağlık...

:D :D :D
Şu an siz söyleyince ben de kendimi biraz suçlu hissettim [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. :) Nasip, kısmet diyelim. :D

Sizin de okuyan, ilgi gösteren yüreğinize sağlık. Teşekkür ederim. :) Çok sağ olun.

çomranlılı

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 328
  • Teşekkür 941
    • Çevrimdışı
  • # 24 Ara 2018 11:19:38
kardia öğretmenim mesajı görünce büyük bir   heyecanla açtım ama.......

çomranlılı

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 328
  • Teşekkür 941
    • Çevrimdışı
  • # 24 Ara 2018 11:21:27
heyecanın büyüğü hikayede imiş teşekkürler öğretmenim

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16015
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 00:13:55
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
kardia öğretmenim mesajı görünce büyük bir   heyecanla açtım ama.......
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
heyecanın büyüğü hikayede imiş teşekkürler öğretmenim

Çok teşekkür ederim [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. :D
Çok sağ olun. :)

KİMLİK 33. BÖLÜM

Adamlar Erkan'ı bir süre daha yürüttükten sonra polis edasıyla başına çöküp bir arabaya bindirdiler. Artık soru sormuyor, sadece olacakları bekliyordu. Yaklaşık on beş, yirmi dakikalık yolculuktan sonra durup arabadan indiler. Kısa süren yürüyüşün ardından engebeli olduğu anlaşılan oldukça sessiz bir yerde bir süre daha ilerleyip durdular. Adamlar Erkan'ın kollarından çıkarken başındaki çuval benzeri şeyi de çekip çıkardılar. Takım elbisesi tozlanmış, saçları dağılmış ve dudağının kenarından akan bir iki damla kan belirginleşmişti. Burnunun kanaması durmuş ama sızısı geçmemişti.Gömleğinin ve gevşettiği kravatının üzerindeki birkaç damla kan lekeye dönüşmüştü.

Erkan etrafı doğru dürüst görebilmek için gözlerini kısıp, ona bunu yapanların kimler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Adamlardan ikisi tekrar koluna girip yıkık dökük bir duvarın önünde kaçmasını önlemek ister gibi sıkıştırmışlardı.Tam karşısında duranları tanımıyor ama bir aşinalık hissediyordu. Üstelik bunlar yirmili yaşlarda birkaç gençten başkası değildi. Şaşkınlık tüm yüzüne yayılırken karşısında duran gençler aralandı ve arkalarından yanında beş on kişilik bir grupla Hakan belirdi. Erkan'ın şaşkınlığı bin kez daha artmıştı. Bu çocuk her gün dersine girdiği okuldaki öğrencilerinden biriydi. Erkan neyle karşı karşıya olduğu bir türlü çözemedi ama görünen o ki bir çocuk çetesinin hedefi olmuştu. Bu saçma durumun önüne geçmek istedi. İleri doğru bir adım atacaktı ki koluna giren çocuklardan biri omzundan tutup geri çekerken kolunu geriye kıvırdı. Erkan başını kolunu geriye kıvıran çocuğa çevirip hiçbir şey söylemeden ters bir bakışla gözlerinin içine kadar baktı. Sonra yeniden karşısındaki gençlere döndü. Canı yansa da sözünü söyleme gereği duydu:

"Napıyorsunuz çocuklar? Bu yaptığınız çok saçma."
"Çok konuşma hoca! Okulda yeterince konuşuyorsun. Şimdi bizi dinleyeceksin!"
"Ama bütün bunlar neden? Bunu bana niye yapıyorsunuz?"
"Acele etme hoca. Uslu bir çocuk olursan onu da öğrenirsin."

Erkan çok sinirlenmişti. Kollarını çekip kurtulmak istedi ama başaramadı. Sinirlendiği belli şekilde sesine yansıyordu.

"Çocuklar bu yaptığınız doğru değil. Hadi şimdi bırakın beni de bu tatsız olayı noktalayalım."

Erkan'ın sert tavrı da Hakan'ın tutumunu sertleştirmesine neden oldu. Aniden Erkan'ın tam karşısına dikilip iki eliyle yakasına yapıştı.

"Bize akıl vermek senin işin değil. Sen anca okuldaki kızlara hava atarsın!"

Erkan duyduklarına inanamadı.

"Çocuklar saçmalamayın. Ne dediğinizi kulağınız duyuyor mu sizin!" demeye kalmadı, midesine de bir yumruk aldı. Canı iyiden iyiye yanmış ama sinirleri daha çok yara almıştı.

"Bu söylediğin çok saçma, çok anlamsız. Gerçekten bunun için mi buradayım?"
"Beğenemedin mi hoca! O zaman Eliz Hocadan bahsedelim. Ona ne demeli?"
"Ne! Eliz Hanımın konuyla ilgisi ne?"
"Anlamazlıktan gelme hoca! Ne dediğimi gayet iyi anladın! Eliz'in peşini bırak! Bundan sonra Eliz Hocanın yakınından bile geçmeyeceksin. Seni bir daha onun beş metreden daha yakınında görürsem ikinci kez bu kadar şanslı olmayacaksın! Anlaşıldı mı?"

Erkan dudaklarını ısırdı. Sinir tepesine vurmuştu. Derin bir nefes aldı:

"Çocuklar size her kim ve ne anlattıysa yanlış anlatmış. Kız öğrencilerimiz de tıpkı sizler gibi öğrencim. Ayrıca Eliz Hanımla olan, olmayan ya da olacak olan hiçbir ilişkimiz de sizi ilgilendirmez."

Bu söz Hakan'ın yeniden şiddet kullanmasına ve Erkan'ın dudağının kenarında yeni bir acıya sebep olacaktı.Yeniden konuşmayı denedi.

"Bakın bu yaptığınız yanlış."

Bu sırada kollarını ters bir hamleyle çocukların elinden kurtardı ama karşısında duran bir öğrenciye vuracak kadar kendini kaybetmemişti.

"Hadi çekin gidin buradan ve bir daha boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın."

O sırada o tenha araziye rağmen bir siren sesi duyulmuş, bu ses bile çocukların panik yapmasına neden olmuş, çocuklar önce birbirlerine sonra da Hakan'a bakıp yavaş yavaş kaçmaya başlamıştı. Hakan'ın da eli ayağı birbirine dolaşmıştı ama yine de tehdit savurmaya devam ediyordu. Hem kaçıyor hem de:

"Sen bittin hoca!" diye bağırıyordu. Erkan bir süre çocukların arkasından baktıktan sonra sol eliyle gözlerini kapattı. Bir süre öyle kaldı. Sonra dudağının kenarındaki kanı cebindeki kağıt mendille silmeye çalıştı ama canı yanıyordu. Zaten polis sirenleri de uzaklaşmıştı. Kuvvetle muhtemel bir devriye arabası başka bir olaya giderken buradan geçmiş, yine de Erkan için bir şans olmuştu. Erkan sırtını az önceki duvara yaslayıp bir süre öylece kaldı. Çocukların sözleri kafasını epey karıştırmıştı. Böyle düşüncelere nereden kapılmışlardı. Henüz Eliz'le aralarında bir şey yoktu. Diğer saçma sözleri ise düşünmek bile istemedi. Yaklaşık on, on beş dakika sonra yaslandığı yerden doğrulup evin yolunu tutmak istedi ama nerede olduğunu bilmiyordu. Şöyle bir bakındı. Her yer çok yabancıydı. Şehir içinden o kadar uzaklaşmış olamazlardı. Sonra Samsunla ilgili herkesin söylediği o sözleri hatırladı. 'Burada kaybolursan olduğun yerden denizi görene kadar aşağı doğru yürü. Denizi görünce kesin yola ulaşırsın.' O da öyle yaptı. Olduğu yerden aşağı doğru yürürken nihayet denizi görebilmişti. Biraz daha inince de yola ulaştı. Tramvaya bindikten sonrası zaten ev sayılırdı.

Eve ulaştığında sakallı adama söz verdiği gibi etrafı dikkatlice kolaçan etti ama daha buraya gelmeden bile başına neler gelmişti. Yine de sözünü tutmak için siteye son derece dikkatlice girdi. Asansörden inip eve girene kadar da dikkatini sürdürdü. Neyse ki başına başka bir şey gelmeden eve gelmeyi başarmıştı. İçeri yavaşça girip Buğlem evdeyse ona görünmeden odasına girmenin peşindeydi ama daha girişte yakalanacaktı.
"Hih! Ne oldu sana?"
"Yok bir şeyim, iyiyim ben."
"İyi misin? Bu nasıl iyilik? Üstün başın kan olmuş, dudağın patlamış."
"Lütfen sakin olur musun? İyiyim ben. "
"İyisin."
"Eveeet."
"Saçmalama da otur şuraya. Şu yarana bir pansuman yapalım."
"Gerek yok. Gerçekten."
"Offf! Bir kere de bir şeye itiraz etmesen diyorum. Hani yara bu, mikrop kapar, daha büyür falan."

Erkan bir 'Offf!" dedikten sonra kabul ettiğini göstermek için başını eğdi.
"Tamam, pes ediyorum."
"Nihayet. Hadi otur şuraya."

Az sonra Buğlem elinde pansuman için pamuk, oksijenli su, tentürdiyot ve biraz da kolonyayla Erkan'ın yanına gelmiş, yarasına pansumana başlamıştı bile.

"Bu biraz canını yakabilir. Biraz dişini sıkacaksın."
"Anlıyorum."
"Derin nefes al."
"Ahhhhh."
"Özür dilerim ama bunu yapmazsam mikrop kapabilir."
"Ahhh."
"Özür dilerim."
"Lütfen. Özür dileme. bu senin suçun değil. Hatta başına iş çıkardığım için ben özür dilerim."
"Önemli değil. Neler olduğunu anlatmayacak mısın?"
"Anlatılacak bir şey değil ki."
"Olsun. Sen yine de anlat."
"Gerçekten önemli bir şey değil. Belki bir yanlış anlama."
"Bayağı bir yanlış anlamışlar galiba. Baksana saçın başın birbirine karışmış."

Buğlem bunları söylerken bir taraftan da Erkan'ın yüzüne düşen saçları parmaklarının arasından geçirip düzeltmeye çalışıyordu. Bir anda gözleri canı yandığı belli olan Erkan'ın gözlerine denk geldi. Bir an bakıştılar. Durumda bir tuhaflık hem yok hem de var gibiydi. Her ikisi de oturdukları yerde birbirlerinden uzaklaşarak sanki yeniden oturdular. Erkan daha çabuk toparlanmış görünüyordu. Hızla ayağa kalkıp, 'Ben üzerimi falan değiştireyim. Biraz kirlendi. Bak toz da olmuş. Hemen gideyim. Başka bir şey giysem iyi olacak." gibi saçma sapan bir sürü cümleyi ard arda eklemiş ve başı dönmesine rağmen sendeleyerek de olsa odasına geçmişti. Ta ki sakallı adamın eve dönme saati gelene kadar.

"Doktor! Neler oldu? Adamlar mı yoksa?"
"Yok Mehmet abi. Önemli bir şey değil."
"Anlat da önemli mi değil mi ben karar vereyim. Belki tanımadın, belki yine onlar."
"Yok, gerçekten onlar değil."
"Hıı, eminsin yani."

Sakallı adam bir süre düşündü.

"Bu kadar emin olduğuna göre öyleyse adamları tanıyorsun."

Erkan yakalanmış bir suçlu gibi gözlerini yere indirdi.

"Adamlar değil, çocuklar. Yani bir grup öğrenci."
"Öğrenci mi? Öğrenciler mi yolunu kesti? Bak şu haylazların yaptığına! Neden peki?"
"Dedim ya önemli bir şey değil. Bir yanlış anlama. Çocuk işte."
"Doktor, beni sinirlendirme. Yaşı çocuk. Fiziksel olarak taşı sıksalar suyunu çıkarır bu çocuklar. Genç hepsi."
"Evet ama sonuçta çocuk."
"Tamam peki. Bu sonuçta çocuk olan öğrenciler senden ne istiyorlarmış? Neden bu hale getirdiler seni?"

Erkan mecburen olanları anlatmak zorunda kalıyordu.

"Hay aksi. Büyümüşler de Eliz'i mi koruyacaklarmış? Neden?"
"Kafası karışık bir sürü çocuk işte. Nedeni çokta önemli değil."
"Önemli önemli. Yarın ben onları odaya çekeyim de alalım ifadelerini."
"Yoo, hayır! Sakın ha! Benim yüzümden başlarına bir şey gelmesini istemiyorum. Hem ben hallettim sayılır."
"Belli belli halletmişsin. Gerçi sen mi hallettin yoksa onlar mı halletmiş anlamadım ben."
"Mehmet abi, kalabalıktılar ve ben de bana ne yapmış olursa olsun bir öğrenciye vuracak biri değilim."
"Orasını anladık. Zaten hep kalabalıktırlar. Hiç tek olmazlar."
"Abi bana inanmıyor musun sen?"
"Niye inanmayayım canım da. Ne bileyim hep aynı hikaye gibi."
"Abi kalbimi kırıyorsun."
"Tamam tamam. Bir şey demedik. Zaten onlar kırmış kıracağı kadar."
"Of abi ya. Öneli bir şey yok dedim ya. Unuttun mu ben doktorum. Önemli olsa söylerim."
"Tamam tamam neyse. Ama çocuk deyip geçme. Daha dikkatli olmalısın. Yine de yarın çaktırmadan üzerlerinde kesici bıçak, çakı, tabanca gibi bir şey var mı diye bir bakayım."
"Olmaz, yapma lütfen. Şikayet ettiğimi düşünmelerini istemiyorum."
"İyi de ya varsa?"
"Varsa da var. Onlara müdahale etmeni istemiyorum. Ben halledicem."
"Peki. Dediğin gibi olsun. Umarım başına bir şey gelmeden bu işten kurtulabilirsin."

Erkan sakallı adamın sözlerine cevap vermedi ama bu olayın bitmediğini o da biliyordu.

                                                      33. Bölüm Sonu

greentea

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 104
  • Teşekkür 2613
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 08:40:44
Teşekkürler [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]   öğretmenim ... 😉😉

aliihsan277

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 181
  • Teşekkür 535
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 09:38:05
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] hocam yeni bölüm çok çabuk geldi mutlu ettiniz bizi en yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyoruz

malborocu

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 49
  • Teşekkür 185
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 10:06:49
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
:D Haklısınız eylulada öğretmenim. Aslında "Arkası Yarın" adında bir hikayem vardı. Kısmetse bundan sonra onu da gönderirim. İlginize, desteğinize çok çok teşekkür ederim. Sizi hiç kırmadan şu patronu gönderelim o zaman.  :D

CİDDİ AŞK *Aşk Ciddi Bir İştir * - Bölüm 6-


-Murat, burda mısın sen? Patron az önce geldi. Gelirse yanıma gönderin dedi. Yüzü çok asıktı haberin olsun.
 
-Abi ciddi misin?
 
-Hem de nasıl… Yerinde olmak istemem valla... Ama boş ver. Takma kafana yani. Gücü gücü yetene. Herhalde yine karısıyla kavga etmiştir. Evde sözü geçmeyince adam da napsın, bize patlıyo. Ama bu sefer sağanak yağış da var gibi, haberin olsun.
 
-Ahmet Abi, ne diyosun, sahi bu kadar kızgın mı? 
 
-Eh işte... Murat, yüzün attı birden. Ayşen Hanım! Murat Bey için bi bardak su rica edebilir miyim? N'oldu oğlum sana?....
 
-Abi, bırak bi nefes alayım…
 
-Abartma be oğlum, patronu bilmiyo musun? Kesin başka bir şey vardır. Bozma moralini. Alt tarafı bi iki fırçalar. Alttan alacaksın. Eyvallah diyeceksin, o kadar. Bak şimdi bak! Nasıl yapıyorum,
 
-Murat Bey, buranın bir iş yeri olduğunu hatırlatmak isterim.
 
-Abi dur, n'olursun ya...
 
-Bak bak. Son zamanlarda hal ve hareketlerinizi,
 
-Ahmet abi öldürecek misin beni!
 
-Ne ölmesi be oğlum.  Şaka yapıyorum, büyütme bu kadar.
 
-Öf abi ya!
 
Ayağa kalktım. Ahmet ağabey arkamdan çağırıyordu:
 
-Murat bu şekilde gitme! Az toparlan! Yoksa patron ufalar seni!
 
...........................
 
Artık Ahmet abiyi duymuyordum. Taner Beyin odasına doğru ilerledim... Kapının tam önüne geldiğimde ceketimin düğmelerini ilikledim. Son kez gömleğimin yakasını çekiştirip kravatımı düzelttim. Bir iki derin nefes aldım. Bundan daha hazır olamazdım. Korkunun ecele faydası yoktu.
 
Aslında pek bi şey hissetmiyordum. Hani kesseler, belki kanım sahiden akmazdı. Kapıya vurmak için elimi kaldırdım. Tamam, şimdi, hemen!
 
…………………..
 
Fakat o sırada olabileceklerin en kötüsü oldu. Taner Bey kapıyı açmış tam karşımda duruyordu. Ne yazık ki, patronla göz gözeydik. Onu görünce tüm konsantrasyonumu kaybetmiştim. Bin bir güçlükle toparladığım kelimeler havada birbiriyle köşe kapmaca oynuyordu. Ama oyunun hiç sırası değildi. İçimden anlamsızca konuşuyordum.

Burun farkıyla kaçırmıştım. Kapıyı ben vursaydım söyleyeceklerim hazırdı. Ama şimdi tek bir kelimesini bile hatırlamıyordum. O iki saniye her şeyi değiştirmişti. Aslında ihtiyacım olan tek şey arka arkaya vurulan basit, sıradan bir sesti. Tık tık. Acımasız patron bu hakkımı bile elimden almıştı.
Kurbanlık koyundan bile fark yiyebilirdim. Öylece duruyordum.

.............................

-Murat, gel otur bakim.

Yine gözlüklerinin üzerinden bakıyordu.

-Taner Bey, ne deseniz, ne yapsanız haklısınız, demeye kalmadı. Top Taner Bey'e geçmişti:

-Murat Bey, buranın bir iş yeri olduğunu hatırlatmak isterim.

Yok artık, bizi mi dinliyor bu adam.

-Son zamanlarda hal ve hareketleriniz....

Hoppala, buyur buradan yak!... Ne berbat bi durumdayım... Salağı tarif ediyorum, ben... Kısa ve net.

Kendimi çok kötü hissediyordum. Bu tanıdık konuşma iyiye gitmiyordu.

-Murat Bey, beni dinliyor musunuz?

-Tabi tabi efendim.

-Diyordum ki....

Hala direniyorum. Bu kalbim bu konuşmayı atlatırsa, hiç olmazsa kalp krizine yatkın olmadığımı anlayacağım. Sanırım, ölümüm bu şekilde olmayacak. Nasıl olacak acaba?

-Bu nedenle geciktirdiğiniz dosyaları,

Yüreğimin atışını ofisteki diğer arkadaşlar da duyabilirdi. Fark ettirmeden bir elimle iki şakağımı nöbetleşe ovuyordum. Asil bir yenilgi. Yenildim ama ezilmedim.
Eskiden milli takımımızda kaybettiği her maçta bunu söylerdi. Futbolumuz o kadar da gelişti diyoruz. Ama uluslar arası karşılaşmalarda boyumuzun ölçüsünü almadan rahatlayamıyoruz. Ne olacak bu milli takımın hali… Hoş benim durumum da onlardan farklı değildi. Kulağımda kimin çaldığını bilmediğim bir saz Mahsun Kırmızıgül'e eşlik ediyordu. "Yıkılmadım, ayaktayım..."

-Bundan dolayı dosya takibinde..........

Şu film vardı ya, neydi adı? Zamanı geri alıyorlardı hani. Çok değil iki gün istiyorum. İki gün önceki Murat’la benim aramda en az on yaş fark var. Bayağı olgunlaştım aslında.....Evet evet, yakıştı da...

-Yarına kadar masamda istiyorum. Anlaşıldı mı?

-Anlıyorum Taner Bey, ne deseniz haklısınız. Sizin yerinizde olsam, ben de hiç düşünmez,
……………......

Aniden durdum. Uzunca bir süredir yerden kaldırmadığım gözlerimi Taner Bey'e yönelttim. Ne demişti bu adam?

-Yarına kadar masamda istiyorum.

-Yarına kadar masamda istiyorum.

-Yarına kadar ..... ;)

 
kardia hocam heyecan yaptım sabah sabah ... hemen bitireceğim.emeğinize kaleminizin akışına bayıldım. Olay örgüsünü ne iyi kurmuşşunuz. Betimlemeniz bizi o ,ofiste o patronun karşısına koydu.

SINIFCI87

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.251
  • Teşekkür 6161
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 12:35:17
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] 32. Bolumu kacirmisim bugun 2 bolumle karsilastim.cok sevindim ellerinize kaleminize saglik

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16015
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 19:48:02
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Teşekkürler [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]   öğretmenim ... 😉😉

Ben teşekkür ederim [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. :)

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16015
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 19:51:38
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] hocam yeni bölüm çok çabuk geldi mutlu ettiniz bizi en yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyoruz

Bu kadar çabuk yazabilmeyi ben de beklemiyordum [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. Hikayeyi toparlamaya çalışıyordum, öylesine gelişti.:) Sizleri mutlu edebildiysem ne mutlu bana.:) Desteğiniz, ilginiz için çok teşekkür ederim. Sağ olun.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16015
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 20:00:30
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
kardia hocam heyecan yaptım sabah sabah ... hemen bitireceğim.emeğinize kaleminizin akışına bayıldım. Olay örgüsünü ne iyi kurmuşşunuz. Betimlemeniz bizi o ,ofiste o patronun karşısına koydu.

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim, öncelikle hoş geldiniz.:) Siz de benim için çok özel olan ilk hikayemi okuyarak beni yeniden heyecanlandırdınız. :) Vallahi kalbim çok hızlı çarptı ve çarpmaya devam ediyor. :) Devamını da beğenmenizi ümit ediyorum.

İlginiz için çok çok teşekkür ederim. :)

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16015
    • Çevrimdışı
  • # 27 Ara 2018 20:01:28
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] 32. Bolumu kacirmisim bugun 2 bolumle karsilastim.cok sevindim ellerinize kaleminize saglik

Sizin de okuyan, ilgi gösteren yüreğinize sağlık öğretmenim. Çok teşekkür ederim, çok sağ olun.:)

 

Egitimhane.Com ©2006-2023