Konu: Hikaye Türündeki Yazılarımız.  (Okunma sayısı 253785 defa)

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16011
    • Çevrimdışı
  • # 30 Oca 2019 01:15:06
KİMLİK 35. BÖLÜM

Erkan bu tatlı ilgiden memnun olsa da sınıfın kapısında onu izleyen öğrencilerden rahatsız olmuştu. Zaten çocuklar da birbirlerine onları gösteriyorlardı. Erkan işlerin büsbütün sarpa sarmasını istemedi. Sanki yarasını ovuyormuş gibi iki parmağını yaranın üzerinde dolaştırınca Eliz de elini indirip yeniden konuşmaya başladı.

"Serkan hocam, bu tür şeyleri ihmal etmemek lazım."

Erkan, "Haklısınız ama inanın o kadar önemli bir şey değil." dese de Eliz ikna olmamıştı.

"Yine de bir doktor görse içim daha rahat ederdi." dedi.

Erkan biraz mahcup gülümsedi. Eliz'in yakın ilgisi kendisini daha iyi hissetmesine neden olmuştu. 'Ben doktorum. Gerçekten korkulacak bir şey yok.' demeyi isterdi ama onun yerine,
"Kendimi kötü hissedersem söz veriyorum doktora gideceğim Eliz hocam." demekle yetindi. Eliz'le konuşurken öğretmenler odasına gidecek zaman da kalmamıştı. Birlikte derslerinin olduğu sınıflara ilerlerken Hakan sınıfının kapısında dişlerini ve yumruğunu sıkıyor, diğer eliyle cebindeki bıçağı sıkıp gevşetiyordu.

Erkan son derse kadar birkaç kez Hakan'la karşılaştı. Hakan her defasında başını aşağı yukarı sallıyor, üstü kapalı tehdidini sürdürüyordu. Erkan son ders için çalan zille bugünü kazasız, belasız tamamlamak üzereydi ama gün henüz bitmemişti. Yine de aklında uygun bir fırsatta Hakan'la konuşmak vardı. Bu düşüncelerle boğuşurken fark etmeden bir iki dakika gecikmiş, öğretmenler odası boşalmıştı. Hızlıca derse gitmek için tenhalaşan koridora çıkmıştı ki ansızın Hakan'ı karşısında buldu. Hakan bir kabadayı edasıyla, meydan okurcasına tam karşısında duruyordu. Erkan aradığı fırsatı bulmuş gibiydi. Olduğu yerde durdu. Yerinden milim kıpırdamadan, göz temasını kesmeden öğrencisine bakıyordu. Hakan'ın elini cebine atmasına göz ucuyla bakıp, meydan okumasına aldırmadan ona doğru bir iki adım daha attı. Hakan'ın şaşkın bakışları arasında göz hizasına gelene kadar ilerledi. Başını kaldırmadan gözleriyle Hakan'ın gözlerinin içine baktı. Sol elini Hakan'ın sağ omzuna koyup,

"Biraz konuşalım mı?" diye sordu.

Hakan böyle bir soruyu hiç beklemiyordu. Zaten her şey birden gelişmişti. Erkan'ı korkutmayı amaçlarken beklemediği bu soru onu afallatmıştı ama toparlanması pek uzun sürmedi. Kendine gelince Erkan'ın omzuna koyduğu elini koluyla sertçe itip düşürdü.

"Konuşacağız, konuşacağız. Bir okuldan çıkalım. Konuşacağım ben seninle."
Hakan, öfke dolu tehdidini savurup hızla uzaklaşırken, Erkan onu sol kolundan yakalayıp durdurdu.

"Neden şimdi konuşmuyoruz?"

Hakan, Erkan'ın teklifine yüzünü ekşitmiş, alaycı bir ifade takınmıştı.

"Ne o? Korktun mu hoca? Yoksa dünü mü hatırladın? Ne demişler, korkunun ecele faydası yokmuş."

Erkan gayet sakin cevap veriyordu.

"Bilirim, öyle derler."
"İyi. Öyleyse çıkıştan on beş dakika sonra okulun arkasındaki inşaatın oraya gel."
"Tamam. Oraya da gelirim ama şimdi de konuşalım."
"Yok. Olmaz. Dediğim gibi okul çıkışından on beş dakika sonra inşaatta."
"Peki. Dediğin gibi olsun."

Hakan, hırsla Erkan'ın yanından ayrılıp sınıfa giderken ne düşündüyse birden geri dönüp yeniden Erkan'ın yanında bitti.

"Sakın yanında birilerini getirme hoca. Erkeksen yalnız gel." dedi. Sonra da yeniden kabadayı edasını takınıp, omzunu Erkan'ın omzuna çarptırıp onu sarstı. Sonra da sınıfına doğru geri geri adımlarla girip kapıyı Erkan'ın suratına çarpar gibi kapattı.

Erkan sarsılan koluyla açılan ceketinin yakasını düzeltirken derin bir nefesle gözlerini kapattı. Birkaç saniye sonra yeniden açıp son dersin yolunu tutarken dersin bitimine kadar bu konu üzerinde düşünmemeye çalıştı. Uzun süren kırk dakikanın ardından öğretmenler odasında ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. Bir süre masada oturdu. Bu işi kendi başına halletmeliydi. Sakallı adama söylese çocuğu apar topar gözaltına almaya kalkardı. Bu yaşta bir genci böyle bir durumla karşı karşıya bırakmak onu oldukça olumsuz etkileyebilirdi. Hepsi iyi hoştu da bu çocuk cebinde bıçak taşıyan, daha önce de Erkan'a zarar vermiş ve bunu ileri götürmekte de kararlı bir ergendi. Erkan derin bir nefes alıp puflayarak verdi. Gözleri bir noktaya sabitlenmiş gibiydi. Yutkundu. O sırada öğretmenler odasından çıkmakta olan Atilla Bey, Erkan'ın bu dalgın ve düşünceli halini merak etmişti.

"Hayırdır Serkan Bey, bir problem mi var?"

Erkan sanki çok uzaklardan geri dönmüşçesine baktığı yerden başını kaldırıp Atilla Beye döndü.

"Atilla Hocam, yok yok, hayır. Merak etmeyin. Yorgunluk herhalde."

Atilla Bey duruma pek anlam veremese de ısrar etmedi.

"Peki. Size iyi akşamlar o zaman."

Erkan gülümseyerek "Sağ olun, sağ olun. Size de iyi akşamlar." derken bu akşamın nasıl olacağıyla ilgili hiçbir fikri yoktu ama Hakan'a verdiği sözü de tutacaktı.

Yalnızca bunu sakallı adama belli etmeden nasıl yapacağını düşünüyordu. Sıkıntılı bir halde öğretmenler odasından çıkmıştı ki o sırada sakallı adam koridorun başında belirdi. Erkan'ın yanına yaklaşıp yavaş bir ses tonuyla,

"Benim disiplin kurulunda bir toplantıya katılmam gerek. Sakın ben toplantıdan çıkana kadar bir yere ayrılma." dedi. Erkan aradığı boşluğu bulmuştu. Hemen atıldı.

"Sıkıntı yok ama ben yavaş yavaş eve de gidebilirim." Sonra sakallı adamın müdahale edeceğini anlayıp onu durdurdu.
"Merak etme, çok dikkatli olurum."
Sakallı adam ne dese bilemedi.
"Çok uzun sürmez aslında. Birkaç çocukla ilgili zaten. Bekle istersen."
"Anlıyorum ama dün gece de pek uyumadım. Eve gitsem daha iyi olur. Hem merak etme. Ben gayet dikkatli olurum."
Erkan'ın ısrarı sakallı adamın hoşuna gitmemişti ama Erkan bunları söylerken bir yandan da okuldan çıkmak için koridorda ilerlemeye başlamıştı bile. Erkan'ın beklemeyeceğini anlayınca sakallı adam da arkasından seslendi:

"Serkan Hocam! Bak o çocuğun şakası yok!"

Erkan söylenenleri duysa da arkasına bile dönmeden 'Anladım.' der gibi sadece sol elini kaldırıp iki parmağıyla asker selamı benzeri bir selam verdi. Sakallı adam mecburen toplantıya giderken başını sağa sola sallayıp rahatsızlığını belli ediyordu ama Erkan neredeyse bahçe kapısından çıkmıştı bile.

Hayat, sen onun için planlar yaparken başına gelenlerdir, dedikleri galiba buydu. Erkan, Hakan'ın kendisi için ne hazırladığından habersiz okulun arkasındaki inşaata doğru ilerliyordu. Aklından geçen bin bir türlü düşüncenin hiçbiri bir sonuca varmıyordu. Amacı konuşarak çocuğu ikna etmekti ama Hakan'ın anlatacaklarını dinlemeye niyeti olduğundan emin değildi. Hatta dinlememe ihtimali oldukça yüksekti. Yine de denemeden vazgeçmek istemedi.

Neredeyse inşaata kadar gelmişti. Köşeyi dönmek üzereydi ki derin bir nefes aldı. İçinden 'Bakalım buradan sağ salim çıkabilecek miyim?' dedi. Bir iki adım daha attı ama gördüğü manzara düşündüğünden çok farklıydı. Birkaç adam Hakan'ı kıstırmış, acımasızca hırpalıyordu. Kim bilir başka kimlere bulaşmıştı. Erkan adımlarını sıklaştırıp, inşaata doğru koşmaya başlamıştı.Duvarın üzerinden atlayıp inşaat alanına girerken bir taraftan da bağırıyordu:

"Heeeey! Napıyorsunuz! Bırakın çocuğu!"
"Sen de kimsin be! Çekil yolumuzdan yoksa seni de harcarız!"
"Peki, gelin o zaman."

Hakan yediği yumruklardan çok o an onun için kavgaya karışan hocasına şaşkınlık içinde bakıyordu. Bu şaşkın hali birkaç yumruk almasına neden olsa da Erkan'ın aldığı yumruklarla karşılaştırılamazdı. Bir süre sonra sanki söze dökülmeyen gizli bir anlaşma gibi Erkan ve Hakan sırtını birbirine vermiş, kıyasıya dövüşüyorlardı. Adamlar gelen bu yabancının çocuk için niye bu kadar uğraştığını anlamasa da daha fazla uğraşmak istemiyormuş gibi etraflarına bakıp, oradan uzaklaşmayı seçmişlerdi. İki genç, adamların gittiğinden emin olunca oldukları yere sırt sırta yığıldılar. İkisi de o kadar hızlı nefes alıyordu ki, muhtemelen birbirlerinin kalp atışlarını hissedebiliyorlardı. Hatta başlarını yasladıklarında her ikisinin başı birbirinin omzuna düşmüştü. Bir süre öylece kaldılar.

Az sonra Erkan, Hakan'a doğru kafasını çevirdi:

"İyi misin?"
"Evet. Sen?"
"Evet. Sanırım iyiyim."

Sonra oturduğu yerde ellerine baktı. Elleri toz içinde kalmış, ince, kalın çiziklerle yaralanmıştı. Kuvvetle muhtemel dudağı da tekrar açılmıştı. Yüzünde hissettiği acı, durumun pek de iç açıcı olmadığını belli ediyordu. Her ikisi de bir süre konuşmadı. Sonra Hakan sırtını Erkan'ın sırtından çekip ayağa kalktı. Erkan, Hakan'ın hareketiyle doğrulmak zorunda kalmıştı. Hakan olduğu yerden dolaşıp Erkan'ın karşısına geçmişti. Elini uzattı. Erkan ellerine baktı. Hakan'ın elini tutarsa canının daha çok yanacağını fark etti ama buna aldırmadı. Elini uzatıp Hakan'ın yardımıyla ayağa kalktı. Yeniden üzerine başına, gömleğinin yakasından göğsüne doğru sızan kana bakıyordu ki Hakan daha fazla dayanamadı. Yüzünde büyük bir merak ve kararsızlık vardı. Ses tonu yüksek ve karmaşıktı.

"Neden, neden bana yardım ettin!"
"Neden mi? Çünkü, çünkü sen benim öğrencimsin ve,"
"Kes! Buna inanmamı mı bekliyorsun! Neden benim işime karışıyorsun ha! Sana ne!"
"Ama adamlar sana zarar,"

"Sana kes, dedim! Bu sözlerle beni kandırabileceğini mi sanıyorsun! Sana Eliz'in peşini bırak, demiştim!" diye bağırırken cebindeki bıçağı da çıkarıp Erkan'a doğru uzattı.

Erkan karşısında duran gence baktı. Sanki ne söylese olmayacak, ne anlatsa anlamayacaktı. Ona nasihat vermeye ya da durumu izah etmeye çalışmakla, hadi beni öldür, demek arasında bir fark yok gibiydi. Ellerini hafifçe yana açtı. Kendini savunmak niyetinde değildi. Sadece,

"O kadar şey yaşadık. Yine de beni öldürecek misin?" dedi.

                                                35. Bölüm Sonu 

aliihsan277

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 181
  • Teşekkür 535
    • Çevrimdışı
  • # 30 Oca 2019 20:05:31
Ama burda bırakılmaz ki 😀😀 devamını merakla bekliyoruz yeni bölümü [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim

kurthan

  • Moderatör
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 8.253
  • Teşekkür 61485
    • Çevrimdışı
  • # 30 Oca 2019 22:37:57
Geriye dönük olarak son bölümleri büyük bir heyecanla okudum.Eline,yüreğine sağlık canım zümrem.İnşallah devamı kısa zamanda gelir.Çok heyecanlı bir sonda kaldı.Merakla bekliyorum.

ferdem

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 4.327
  • Teşekkür 26311
    • Çevrimdışı
  • # 31 Oca 2019 00:14:52
Nice otuz beşlere,ivedilikle, inşallah [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim..

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16011
    • Çevrimdışı
  • # 31 Oca 2019 00:21:42
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Ama burda bırakılmaz ki 😀😀 devamını merakla bekliyoruz yeni bölümü [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim

Haklısınız [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. Burada bırakmasam daha iyi olurdu ama henüz ben de karar veremedim. :-\ İlginize, desteğinize çok teşekkür ediyorum.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16011
    • Çevrimdışı
  • # 31 Oca 2019 00:28:32
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Geriye dönük olarak son bölümleri büyük bir heyecanla okudum.Eline,yüreğine sağlık canım zümrem.İnşallah devamı kısa zamanda gelir.Çok heyecanlı bir sonda kaldı.Merakla bekliyorum.

Canım zümrem sağ olasın. :D Senin hepsini birden geriye doğru okuyacağını bilseydim, geriden başa doğru yazardım. ;D Senin de eline, yüreğine sağlık. :-*

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16011
    • Çevrimdışı
  • # 31 Oca 2019 00:30:38
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Nice otuz beşlere,ivedilikle, inşallah [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim..

 :D :D :D

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim, çok yaşayın inşallah. Bir otuz beş bölüm daha sürer mi bilmiyorum ama ivedilikle yazmaya çalışacağımdan emin olabilirsiniz. :D

SINIFCI87

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.249
  • Teşekkür 6144
    • Çevrimdışı
  • # 31 Oca 2019 10:53:34
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] merakla bekliyorum yeni bölümleri 😊

aliyildirim.66

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.325
  • Teşekkür 24907
    • Çevrimdışı
  • # 31 Oca 2019 17:07:45
Kaleminize sağlık [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. Merakkanmaya devam.😊

çomranlılı

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 328
  • Teşekkür 941
    • Çevrimdışı
  • # 04 Şub 2019 10:58:38
teşekkürler öğretmenim

malborocu

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 49
  • Teşekkür 185
    • Çevrimdışı
  • # 08 Şub 2019 09:01:02
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
çomranlılı öğretmenim, çok teşekkür ederim. İnşallah dediğiniz gibi olur. :) Bu yazı benim için bir sınav gibi. Bakalım sınavdan nasıl çıkıcam. :-\ Umarım geçer bir not alabilirim. :D

Sevgilerimle...


* GECE KALEMİ* -8. Bölüm-

-Naz Hanım, tabii böyle düşünmedim ama burası bir basın- yayın kuruluşu. Burada kime ne anlattığınıza, nasıl anlattığınıza, karşınızdaki kişinin iyi niyetli olup olmadığına, ona güvenip güvenemeyeceğinize dikkat etmelisiniz. Bu oyunu size İhsan Bey ya da Akın Beyin düşmanlarından biri de oynayabilirdi.
 
-Ama siz oynadınız. Bu durumda başarınız küçümsenemez. Ne kadar güvenilir biri olduğunuz da malum.  :(
 
-Naz Hanım! Bir dakika lütfen... Sonuçta kimseye bir şey anlatacak değilim.
 
-Nee, neden? Yani ne yapmaya çalışıyorsunuz anlamıyorum ki ya da niye yapıyorsunuz?... Mademki kandırıp konuşturdunuz niye anlatmıyorsunuz? Beni labirent içinde dolaştırmaktan vazgeçin artık! >:(
 
-Biraz sakin olun Naz Hanım. Benim tek amacım herkese hemen güvenmemeniz konusunda sizi uyarmaktı. Üstelik bana söyledikleriniz kayda değer şeyler de değil. Akın Bey hemen hemen herkesin sizin gibi düşündüğünü zaten biliyordur. Ama onun hakkında yanıldığınızı söyleyebilirim.
 
-Bu durumda işten ayrılmam gerekmiyor mu?
 
-Elbette hayır.
 
-Ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Bana yaptığınız tüm eziyete rağmen yine de işimden etmediğiniz için teşekkür ederim. :-\ Güvenme konusundaki uyarınıza sizinle başlayacağıma emin olabilirsiniz.
 
Naz’ın sert tepkisi Metin’i toparlanmaya itti:
 
-Ooo, biraz abarttım galiba. Ama bu kadar kızmayın canım. Ne demişler, bir musibet bin nasihatten iyidir. Bu arada eğer işinize devam etmek istiyorsanız size getirdiğim metin dosyalarının düzeltmelerini hemen yapmalısınız.
 
-Hih! Ben onları tamamen unutmuştum. Ne kadar vaktim var?
 
-Baskıdan önce son dört saat. Kolay gelsin.
 
Naz, Metin çıkar çıkmaz dosyaların kapağını açtı. O da ne!
 
-Burada neredeyse kırk tane metin var. Bunların imlalarını düzeltip bir saatte nasıl vericem ama mecburum değil mi... :-\ Hadi Naz, kırılıp dökülmeyi bırakta hemen başla. Eveeet, ne yazıyomuş bakalım:
 
"Sevgili Günay Abla, Ben 16 yaşında bir gençkızım. Gelecek sene liseyi bitiriyorum. Eeee… Komşu oğluna âşık oldum. Oda 17 yaşında. Babam evlenmemize izin vermiyo... Sizce kaçsak bizi affederlermi? Lütfen acele cevap verin. Ona göre emre yarın akşam camın dibinde beklicek. Derdime çare ablacım."
 
"Sevgili kızım, kaçmak çözüm değil. Siz babanızı ikna etmeye çalışın. Yine de olmazsa tekrar düşünürsünüz. Daha çok gençsiniz. Acele etmeyin. Çok öpüyorum canım."
 
-Yok artık!… Böyle soruya böyle cevap… Şimdi düzeltelim. Evet, komşu oğlu olmaz… Komşumuzun oğlu diyelim... affederler mi ayrı… ablacımı da düzeltelim... Eh fena olmadı.
 
-Bakalım diğer mektup ne diyo,
 
"Sevgili Günay Abla, Ben iş bulamıyom. Nere gitsem ikigünde atıyolar. lütfen bi yardımcı olsanız…."
 
"Sevgili oğlum, iş bulmak gerçekten zor. Ama seninde biraz sabırlı……."
..........................
 
"Sevgili Günay Abla Annem bana kızıyo. hep evde iş yapmamı istiyo. Ama arkadaşlarım hiç yapmıyolar. Ben hizmetçimiyim…"
 
.………..
 
Naz’ın dayanacak hali kalmamıştı:
 
-Son bir dakika... Göremiyorum ki... Yazılar bulanık sanki. Sanırım sonuncusuna yetiştiremicem. :-\ Bitiremedim demektense böyle versem iyi olacak… Kırk mektuptan kırkıncısı. Umarım fark etmez. :-\
 
Tık! Tık!
 
-Girin!
 
-Nevra Hanım, benden istediğiniz düzeltmeleri yaptım. Buyrun.
 
-Peki, masaya bırakıp çıkabilirsin. Ben onları incelerken sen de Buse Hanımı çağırır mısın?
 
-Tabi Nevra Hanım. (Hay aksi, hepsini inceleyecek galiba.  :-\ )
 
Naz odadan çıkıp Buseyi çağırdıktan sonra sıkıntısı bir kat daha arttı. Nevra Hanımdan onay gelene kadar rahat edemeyecekti. :-\

......................

Az sonra Nevra Hanım odasında arkasına yaslanmış, iki elinin parmak uçlarını birleştirmiş Naz'ın gelmesini bekliyordu.

Naz içeri girdiğinde Nevra Hanım oturduğu yerden öne doğru yaklaştı:

-Naz, geçerli bir açıklama için sadece bir dakikan var.

-Nevra Hanım, üzgünüm, biraz geç kaldım. O yüzden belki birkaçını gözden kaçırmış olabilirim. Size söz veriyorum, bir daha kine daha dikkatli olucam.

-Peki. Sen söyleyeceğini söylediğine göre şimdi ben söylüyorum… Kovuldun… Derhal odadan çık, hemen!  >:(

-Ama,

-Naz, dışarı çıkıyorsun ve kapıyı çekiyorsun… Lütfen!


                                                                8. Bölüm Sonu...  :-\
hocam kaldığım yeri bulmak uzun zaman alsa da bir solukta bitiyor. Kaleminize sağlık. Çok kıymetlisiniz bu site için. Çok kıskanıyorum. : ))

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16011
    • Çevrimdışı
  • # 17 Şub 2019 23:58:00
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] merakla bekliyorum yeni bölümleri 😊

Çok teşekkür ederim öğretmenim. :)

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16011
    • Çevrimdışı
  • # 17 Şub 2019 23:58:55
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Kaleminize sağlık [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. Merakkanmaya devam.😊

Ben teşekkür ederim öğretmenim. :) İyi ki varsınız.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16011
    • Çevrimdışı
  • # 18 Şub 2019 00:00:55
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
teşekkürler öğretmenim

Teşekkürler [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim.:) Sağ olun.:)

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16011
    • Çevrimdışı
  • # 18 Şub 2019 00:16:21
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
hocam kaldığım yeri bulmak uzun zaman alsa da bir solukta bitiyor. Kaleminize sağlık. Çok kıymetlisiniz bu site için. Çok kıskanıyorum. : ))

Çok çok teşekkür ederim [linkler sadece üyelerimize görünmektedir.] öğretmenim. Aman okumaktan vazgeçmeyin, ben size kaldığınız bölümü bulmaya yardım ederim. :D

Bu arada kıymetli olduğumla ilgili sözleriniz için tüm kalbimle teşekkür ederim ama inanın sizlerden daha kıymetli değilim.

Sitedeki her üye bizim için kıymetlidir. Benden ne az ne de çok. O yüzden kıskanmanıza gerek yok. :D  İyi ki varsınız.

KİMLİK 36. BÖLÜM

Hakan büyük bir bocalama yaşıyordu. Bir taraftan bıçağı ileri geri sallarken diğer taraftan kendisi de aralıksız kısa mesafeli adımlarla yerinde duramıyordu. Bu kadar panik halindeyken ona bir şeyler söylemek düşünmeden hareket etmesine neden olabilirdi. Erkan da ani hareket etmemeye çalışıyordu. Sadece çok hızlı nefes alıyor, onu kontrol etmeye çalıştıkça kalbi daha hızlı çarpıyordu. Zaman geçtikçe, bekledikçe gerginlik de artıyordu.

Erkan, o kötü sonun yaşanmaması için son derece sakin bir ses tonuyla söze başladı:

"Bak sakin ol. Bunu yapmak zorunda değilsin."
"Sakın bana ne yapacağımı söylemeye kalkma!"
"Tamam, tamam. Ama ben, bir hata yapmanı istemiyorum."
"Sana sus dedim!"
"Peki ama bu yapacağın şey sana da zarar verecek."
"Sana ne!"
"Belki de haklısın ama sonuçlarını da düşünmelisin."

Hakan, Erkan'ın bu sözlerine cevap vermedi. Bakışlarından sık karar değiştirdiği anlaşılıyordu. Erkan bu küçük boşluktan bulduğu cesaretle konuşmaya başladı.

"Bak, Eliz Hocaya karşı bazı hisler beslediğini görebiliyorum ama inan bana, bu hisler senin düşündüğün gibi şeyler değil."

Hakan duyduklarından hoşlanmamıştı. Olanca siniriyle bağırdı:

"Ateşin mi çıktı hoca! Ne saçmalıyorsun sen!"
"Lütfen sakin ol. Demek istiyorum ki, senin yaşlarında kendinden büyük insanlara karşı duyulan hayranlık yanlış anlaşılabilir."
"Serkan Hoca kes! Bir kelime daha edeyim dersen bıçağı vücudunda çevirdiğimi anlayana kadar ayaklarımın dibinde can verirsin!"

Erkan, söylediklerinin işe yaramaktan çok durumu daha da zorlaştırdığını görebiliyordu. Konuşmayı bıraktı. Derin bir nefes aldı.

"Beni öldürmek sorunlarını çözecek mi?"
"Evet!"

Tekrar derin nefes aldı. Elleri hala iki yandaydı. Ses tonu bir öncekinden de düşüktü.

"Tamam, diyelim ki bunu yaptın. Beni öldürdün. Eliz Hoca duygularına karşılık verecek mi sanıyorsun?"

Hakan çileden çıkmıştı. Elindeki bıçakla bütünleşmiş, kararsızlığından belli bir yöne doğru yakınlaşmıştı. Bağırarak kararını uygulamaya hazırlanıyordu.

"Sen ne diyorsun hoca!"

İşte o sırada uzaktan tanıdık bir ses duyulmaya başlamıştı. Hem Erkan hem de Hakan şaşkınlıkla sesin geldiği yöne bakarken Erkan, Eliz'in olanları ve Hakan'ın elindeki bıçağı görmemesi için sırtını tamamen Hakan'a dönüp, ona biraz daha yaklaştı.

Eliz, telaşla onlara doğru gelirken, Hakan bıçağın ucunda onu ele vermemek için riske girip sırtını kendisine dönen Serkan Hocaya bakıyordu.

Erkan'ın yüzünde, dudağında, gömleğinde kan vardı ve üstü başı toz içindeydi. Hakan da ondan çok farklı sayılmazdı.

"Serkan Hocam, Hakan, ne oldu size? "

Hakan bir an ne yapması gerektiğine karar veremedi. Eliz'in olacakları görmesi, onu kaybetmesine neden olabilirdi. Erkan, sırtına değen bıçağa rağmen düzensiz aldığı derin nefeslerin sesi duyulmasın diye arada nefes almıyordu. Eliz biraz daha yaklaşıp, yanlarına gelmişti. Erkan'ın gömleğine akan kanın yüzünün neresinde olduğunu anlamaya çalışır gibi eliyle çenesinden tutup yüzüne her tarafına bakmaya çalışıyordu. Hakan iyice çıldırmıştı. Bıçağı bir anda saplasa, Serkan'dan sonsuza kadar kurtulsa ne iyi olurdu. Bıçağı saplarcasına Erkan'ın sırtına biraz daha yaklaştırdı. Erkan bulunduğu durum için oldukça soğukkanlı sayılırdı.

"Eliz Hocam, endişelenmeyin. Biz iyiyiz. Sanırım kapkaççılardı. Bir anda karşıma çıktılar, direnince de...  Maalesef bu haldeyiz."

"Ya Hakan?"

Erkan önce yutkundu. İzahı mümkün olmayan bir açıklama yapması gerekiyordu. Bıçak hala sırtındaydı.

"Zaten Hakan olmasa çoktan ölmüştüm. Abartısız hayatım onun ellerinde diyebilirim."

Eliz, ikisinin de sağ salim kurtulmasına çok sevinmişti. Hemen Hakan'a yöneldi.

"Sen çok cesur bir çocuksun Hakan." dedi.

Hakan Eliz'in ona yönelmesiyle elindeki bıçağı nasıl cebine koyduğunu kendisi bile anlamamıştı. Eliz'in küçük bir çocuğu sever gibi davranması canını sıksa da bozuntuya veremezdi. Ne de olsa henüz onu sevdiğini, onun için neler yapabileceğini söylememişti. Belki bilse boynuna sarılır, ağlayarak teşekkür ederdi. Durumu belli etmemek için Erkan'dan biraz uzaklaşıp kendisini çocuksu da olsa Eliz hocanın yakınlığına bırakmıştı.

Eliz, Hakan'ın yüzüne, gözüne bakıyor, içten bir merhametle temizlemeye çalışıyordu.

"Nasıl insan bunlar, çocuk bile dememişler. İnsafsızlar."

Eliz'in bu sözleri bardağı taşıran küçük ama en etkili damlaydı.

Erkan, Hakan'ın yüzünde gördüğü hayal kırıklığına üzülmüştü. Eliz Hakan'ın saçındaki kumları temizlemeye çalışıyordu. Birden Erkan'a döndü.

"Polisi aradınız değil mi?"

"Eeee, tabi tabi aradık. Şimdi gelirler ama sizi burada görürlerse ifade falan derken epey uğraştırırlar. İsterseniz siz dönün, biz ifade verdikten sonra olanları yarın anlatırız Sonuçta siz olayı görmediniz."

Eliz, Erkan'ın haklı olduğunu düşündü.

"Haklısınız ama sizi merak edeceğim. En iyisi telefonunuzu alsam, sonra yine konuşurduk."

Erkan, Hakan'ın yüzüne baktı. Çocuk büsbütün yıkılmıştı. Erkan, 'olmaz' da diyemezdi. 

"Peki.  0539 519 3..."

Eliz telefonu aldıktan sonra oradan ayrıldı. Erkan ve Hakan yeniden baş başa kalmış, her şey az önce yarım kalan haline dönmüştü.

Erkan derin bir nefes aldı. Hakan'a sanki şimdi ne olacak der gibi bakıyordu. Hakan da birkaç saniye öfke ve nefretle Erkan'ın yüzüne baktı. Sonra ne düşündüyse birden arkasına dönüp koşarak uzaklaşmaya başladı. Kendi içinde büyük bir üzüntü yaşadığı belliydi. Bir süre sonra da gözden kayboldu. Bu yaşta bir genç için yaşadığı duygusal çöküntü kolay tamir edilemezdi. Bir süre orada öylece kaldı. Kendini yaşananlardan sorumlu hissediyordu. Keşke bunlar hiç yaşanmamış olsaydı. Keşke bu okula hiç gelmeseydi. Keşke öğretmenliğe hiç başlamasaydı. Keşke, keşke... Yazık ki, tüm bu keşkeler için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Hava kararmak üzereydi. Bir an önce kendine gelip eve dönmesi gerektiğini biliyordu. O da epey hırpalanmıştı. Yine de sakallı adam gelmeden eve dönmeliydi. Üzerinde başındaki tozu toprağı temizlemeye çalıştı ama pekte başarılı olamadı. Hızlı adımlarla eve döndüğünde korktuğu şey için geç kalmıştı.

"Beni dinlemedin değil mi Serkan Hoca? Hakan'la buluştun değil mi?"
"Mehmet abi, çok önemli bir şey değil aslında."
"Tabi canım, neden önemli olsun, yüzünün şekli değişmiş, üstün başın kan içinde, dudağının kenarında koca bir yarık var ama önemli değil, öyle mi!"
"Mehmet abi,"
"Ne Mehmet abi ne! Söyle hadi? Mantıklı bir açıklaman var mı?"
"Aslında var. Eğer çocukla doğru dürüst konuşursam belki,"
"Haa, belki seni anlar dedin, öyle değil mi?"

Erkan yiyeceği azarı kabullenmişti.

"Mehmet abi, duruma bu açıdan bakmasak."
"Ya hangi açıdan bakacağız! Belli ki ölümden dönmüşsün."

Erkan cevap vermedi. Bu azarlama bir süre daha devam edecekti. Nihayet bir, bir buçuk saat sonra sakallı adam biraz sakinleşmişti.

"Oğlum delirdin mi sen? Aklı bir karış havada bir ergenle konuşup derdini anlatabileceğini mi sandın? Olur mu hiç? Onun aklına ulaşmak için Everest'e tırmanmak lazım."
"Mehmet abi, denemeden bil,"
"Sus lütfen! Seni katillerden, mafyadan koruyalım derken liseli bir çocuğa kurban mı edecektik? Ne diyecektim üstlerime!"

Erkan sessizce,

"Özür dilerim." dedi.

Sakallı adam Erkan'ın zaten zor bir gün geçirdiğini biliyordu ama sinirine de engel olamıyordu. Yine de bir süre sonra gerçekten sakinleşti.

"Serkan hocam, seni koruyamadığımı düşünürlerse görevi benden alırlar ve seni hiç tanımayan birinin gözetimine verirler anlıyor musun beni?"
"Anladım."
"Hadi inşallah. Bu yaşananlar son olsun."

Erkan, sakallı adamın sözlerine itiraz etmenin uygun olmayacağını biliyordu. O da ne dese 'Eyvallah.' dedi.

Erkan odasına geçip, duş aldıktan sonra yatağında bir süre öylesine uzandı ama uyumayı başaramadı. Birkaç saat sonra odasından çıktığında sakallı adam evine gitmiş, Buğlem de odasına çekilmişti. Oturma odasında balkon kapısının yanındaki abajurun önünde, kapı eşiğin üzerine doğru ayaklarını uzatıp oturdu. Sırtını balkon kapısının ince yan duvarına verip dışarıdaki manzarayı amaçsızca izlemeye başlamıştı. Gecenin ilerleyen saatlerine rağmen hızla geçen araba sesleri sessizliği bölüyordu. O sırada duyduğu anahtar sesiyle başını o tarafa çevirdi. Gelen sakallı adamdan başkası değildi. O da Erkan'a biraz fazla yüklendiğinin farkındaydı. Sessizce geçip balkonun sürgülü kapısının karşı tarafına oturdu. Her ikisi de balkon kapısının eşiğinde, yan duvarlara yaslanmış, sessizce oturuyordu. Neden sonra sakallı adam söze başladı.

"Ne o, yine pek kırık döküksün."

Erkan başını ona çevirmeden gülümser gibi nefes aldı.

"Kendimle aram açıldı."
"Neden?"

Erkan bu defa sakallı adama döndü:

"Şu çocuk, Hakan... Acı çekiyor ve maalesef bunun sorumlusu benim."

Sakallı adam da derin bir nefes aldı.

"Yani buna mı üzülüyorsun?"

Erkan cevap vermedi. Yoldaki ışıklara ve geçen arabalara sanki önemli bir şeye bakıyormuş gibi dikkatle bakıyordu. Çok daha derinden düşündüğü belliydi. Sakallı adam konuşmaya devam etti.

"Anlıyorum, o daha bir çocuk ve acı çekiyor. Ama o çocuk dediğin Hakan, bugün seni ikinci hatta üçüncü kez öldürüyordu. Bunun da farkındasındır umarım."

Erkan o ana kadar dışarı bakan gözlerini sakallı adam çevirmişti. Kendine olan siniri sesine yansıyordu.

"Evet farkındayım ama ne yapacaksa ya da bana her ne olacaksa umurumda bile değil." dedi.

Bunları söylerken doğrulmuş, kararlı ifadesi gözlerine yansımıştı. Sonra tekrar kapının ince duvarına yaslanıp, gözlerini yeniden yola çevirdi.

Sakallı adam kendisinin de bu durumdan sorumlu olduğunu biliyordu. Bir süre sustu. Sonra:

"Doktor, bütün bu yaşadıklarının sana ağır geldiğini, seni fazlasıyla yorduğunu, daralttığını biliyorum. Zor zamanlar geçiriyorsun. Bu okul işi de sana ağır bir yük bindirdi. Bir de bu çocuk... Öğretmenlik zordur. Zaten sadece ders anlatmak demek değildir. Öğretmenlikte en büyük zorluğu o çocukların hayatına girmeye başladığında yaşarsın. Sen de biraz sıkı bir yerden girdin ama şunu da unutma, Hakan böyle bir şeyin olamayacağını sen olmasan öğrenemeyecekti."

Erkan sakallı adamın sözlerine başını çevirmeden göz ucuyla baktı.

"Belki ama bu fazla oldu. Belki daha yumuşak, belki canını bu kadar acıtmadan öğrenebilirdi."

Sakallı adam Erkan'ın haklı olduğunu tasdik eder gibi devam etti.

"Belki olabilirdi ama olmadı ve bunu değiştiremezsin. Bir şekilde hayatın gerçeklerine karşı güçlü durmayı öğrenmeli. Hem senin yerinde başka biri olsa bu kadar müsamahakar davranmayabilirdi. Belki hemen şikayette bulunur, çocuğu hapse attırabilirdi ya da doğrudan bu cevabı Eliz'den alabilirdi ve bu da erkeklik gururu dediğimiz o büyük egoyu yerle bir ederdi. En azından Eliz'e ulaşmadığı için şanslı. İnan bana, bu canını daha çok yakardı."

Erkan sakallı adama döndü.

"Bilemiyorum. Belki hiç söylemez, belki her şey olduğu gibi kalırdı." dedi.
"Belki ama olmadı. Yine de bu senin suçun değil."
"Bilemiyorum."
"Ben biliyorum. Bu senin suçun değil. Bu arada görmediğimi de sanma."
"Anlamadım. Neyi sanmamam gerekiyor?"
"Eliz'e olan ilginin farkındayım."
"Yapma Mehmet abi,"
"Doktor, boşuna inkar etme."
"İnkar etmiyorum ama,"
"Doktor öyle ya da böyle, şu ya da bu sebepten, her nasılsa hemen vazgeç. Bu iş olmaz."
"Olmaz mı? Neden?"
"Çünkü, "
"Evet, çünkü,"
"Çünkü sen onun için tehlikelisin."

Erkan şaşırmıştı.

"Kim, ben mi?"

Sakallı adam sıkıntılı bir şekilde derin nefes aldı. Sonra balkonun eşiğinden ayağa kalkıp elini Erkan'a uzattı. Yaralı ellerinden tutup ayağa kaldırdı. Sonra, ona endişeyle bakan Erkan'ın gözlerinin içine bakıp cevap verdi:

"Peşindeki adamların ona da zarar vermeyeceğini garanti edebilir misin?"

Erkan öylece kalakalmıştı. Sanki konuşmayı unutmuş gibi sesi çıkmıyordu. Sarsılmıştı. Hayatındaki tek güzel şeyi de kaybetmesi gerekiyordu. Göğsü daraldı. Elleriyle yüzünü kapattı. Bir süre öylece kaldı. Çok kötü görünüyordu.

"Doktor, biliyorum hayatın giderek zorlaşıyor. Belki bu durumu kabullenmek senin için gerçekten zor olacak ama onun yani Eliz'in güvenliği için, onun hayatı için lütfen Eliz'den uzak dur. Anlıyorsun değil mi?" dedi.

                                               36. Bölüm Sonu

 

Egitimhane.Com ©2006-2023