Köyün en yaşlı çınarının altında, elinde gümüş saplı bastonuyla oturan ihtiyar bir marangoz vardı: Ali Usta. Köyün çocukları sık sık yanına gelir, onun tahta parçalarına nasıl hayat verdiğini izlerlerdi. Bir gün, köyün en meraklı genci olan Kerem, ustanın yanına yaklaşıp sordu:
"Usta, babam beni şehre, büyük okula göndermek istiyor. Ama ben burada kalıp senin gibi ahşabı yontmayı, hemen hayata atılmayı istiyorum. Okumak, o kalın kitapların arasında kaybolmak gerçekten şart mı?"
Ali Usta, elindeki keskiyi bıraktı, derin bir nefes aldı ve yanındaki tozlu bir sandıktan iki farklı odun parçası çıkardı. Biri kapkara, budaklı ve kaba bir kütük; diğeri ise zımparalanmış, damarları ortaya çıkmış, pürüzsüz bir abanoz parçasıydı.
"Bak evlat," dedi Ali Usta. "Şu kaba kütüğe bak. Bu, eğitilmemiş bir zihne benzer. İçinde muazzam bir potansiyel barındırır, belki dünyanın en güzel masası ya da en sağlam kapısı ondan çıkacaktır. Ama bu haliyle sadece yakılmaya yarar. Isı verir ama ışık saçmaz."
Sonra pürüzsüz olanı gösterdi: "Bu ise eğitimdir. Eğitim, insanın üzerine eklenen bir şey değildir aslında; insanın içindeki o kaba odunu yontup, içindeki cevheri ortaya çıkarma sanatıdır. Ben bu tahtayı yontarken ona şekil vermiyorum, sadece üzerindeki fazlalıkları atıp içindeki gerçek güzelliği özgür bırakıyorum."
Kerem sustu, dikkatle dinliyordu. Ali Usta devam etti:
"Okulda öğreneceğin o bilgiler, sadece formüller ya da tarihler değildir. Onlar senin zihninin 'zımparasıdır'. Sen okudukça, öğrendikçe ve sorguladıkça; ön yargılarından, cehaletin kaba tozundan arınırsın. Eğitimli bir insan, sadece bir mesleği olan kişi değildir; karanlık bir odada elinde fenerle dolaşan kişidir. Diğerleri duvara çarpa çarpa yolunu bulmaya çalışırken, o ışığı sayesinde nereye basacağını bilir."
Usta, Kerem’in eline bir parça ham tahta verdi ve ekledi:
"Evlat, hayat seni her türlü yontacaktır. Ya birilerinin elinde sıradan bir parça olarak kalırsın ya da kendi zihnini eğiterek kendi kaderinin sanatkârı olursun. Bilgi, senin bu dünyadaki en keskin aletindir. Onu köreltme."
Kerem o gün, elindeki ham tahtaya bakarken babasının neden onu şehre göndermek istediğini ilk kez anladı. Eğitim, sadece bir diploma değil, insanın kendi içindeki o saklı şaheseri keşfetme yolculuğuydu.