İnsan hayatı, bazen en büyük fırtınaların ortasında değil, en sessiz anlarda değişir. İşte hayatın döngüsü, kabulleniş ve umut üzerine kısa bir hikaye:
Saat Tamircisi ve Zamanın Ruhu
Kasabanın dar sokağındaki dükkanında, İlyas Efendi elli yıldır aynı masada oturuyordu. Önünde onlarca saat; kimisi durmuş, kimisi yanlış zamanı fısıldayan, kimisi ise sadece tozlanmış anılar...
Bir gün dükkana genç bir adam girdi. Elinde eski, gümüş bir köstekli saat vardı. Sesi titreyerek, "Bunu tamir edebilir misiniz?" dedi. "Babamdan kaldı ama artık çalışmıyor. Sanki hayatım da bu saatle birlikte durdu."
İlyas Efendi, büyütecini gözüne taktı ve saatin içine baktı. Sonra başını kaldırıp gence gülümsedi: "Evlat, bu saatin çarkları sağlam. Sadece fazla kurulmuş. Zembereği o kadar gerilmiş ki, hareket edecek yer kalmamış."
Genç adam şaşırdı. İlyas Efendi devam etti:
"İnsan hayatı da böyledir. Bazen her şeyi mükemmel yapmaya, zamanı zorlamaya, her anı kontrol etmeye çalışırız. Kendimizi o kadar çok kurarız ki, sonunda bir noktada kilitlenip kalırız. Durmak, bozulmak değildir; sadece bir nefes almandır."
Hayatın Ritmi
İlyas Efendi küçük bir cımbızla saatin o gergin yayını hafifçe gevşetti. Birkaç saniye sonra, dükkanın o sessiz havasında saatin düzenli kalbi duyulmaya başladı: Tik-tak, tik-tak.
"Bak," dedi yaşlı usta. "Zaman akmaya devam ediyor. Ama hızla değil, kendi ritmiyle. Hayatın sırrı, yelkovanı kovalamak değil, akrebin o ağırbaşlı duruşunda huzuru bulmaktır."
Genç adam saati eline aldığında, sadece babasının hatırasını değil, kendi hayatının da ağırlığını hafiflemiş hissetti. Dükkandan çıkarken gökyüzüne baktı. Dünya hâlâ aynı dünyaydı ama o, artık zamanla yarışmak yerine onunla birlikte yürümeye hazırdı.
İnsan hayatı, bir saatin içindeki o karmaşık ama düzenli çarklar gibidir; bazen sadece biraz 'gevşemek' gerekir.