Konu: Öncelik Hayatın...  (Okunma sayısı 3688 defa)

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.216
  • Teşekkür 2741
    • Çevrimdışı
  • # 20 Haz 2019 14:44:32
Unutma, öncelik hayatın...

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.216
  • Teşekkür 2741
    • Çevrimdışı
  • # 23 Haz 2019 19:01:11
Arada bir durup bakmak gerek...
Koşarken ezdiğin karıncaları hiç düşündün mü?

Bir böcekle, bir kedi veya bir insanı ezmek arasında hiçbir fark yoktur gerçek manada. Bir insana en ufak bir zarar verdiğimizde muhtemelen hesap veririz. Bu bir kedi veya kuş olursa; keşke olmasaydı der, geçeriz genellikle. Bir böcek veya karınca olursa çoğunlukla tepki bile vermeyiz. Bunu normal karşılarız. Küçük olmasından hareketle bunu normalleştirme gibi tuhaf bir değer biçme anlayışı geliştirmişiz.

Burada ilginç olan hayata dair bakışımızdır. Hayatı nicel olarak anlamlı bulmak ne kadar doğru... Oysa hayat bir armağandır. Rastgele ortaya çıkmış değildir. Başlangıcı da bitişi de bir hukuka bağlıdır. Temel bir haktır, var olmak... Büyüklerini görüp de, küçüğünü görmemek, yada bilip de önemsememek insan zaafıdır sadece. Zaman ve nicelikte önemlilik insan icadı bir kavram ve algılama olduğundan karıncanın hakkını görmemek aslında insanın kendi niteliksel probleminden başka bir şey değildir.

Aynı insan, atomun içindeki muazzam gücü keşif için milyar dolar harcarken, hoyratça kirlettiği doğadaki diğer türlerin varlığını korumak için kılını bile kıpırdatmaz. Hatalarının bedelini ödemeksizin hayatın bir şekilde devam edeceğini sanır. "Hayata ne verirsen, hayat da sana onu verir."

"Bir karınca kolonisi, birkaç böcek ve yahut kuş ezmişim çok mu!..." dersek, bir gün insan ezdiğimizde de (geliştirdiğimiz mantık gereği öğrenmeyle oluşan değer yargılarımız neticesinde) "istemeden oldu, görmedim" der kendimizi kandırmayı zorunlu kılarız. Benzeri bir yıkım (durum) kendimize ulaşana dek görmemeyi tercih eder, dururuz.

Kendini tekrarlayan döngüler dışına çıkmamayı garanti sanırız. Hayatı anlamaktan uzak, olaylara sığ ve yüzeysel bakmaktan öteye geçemeyiz  genelde. Bunu 'zor, zahmetli ve gereksiz' diye de etiketleriz, incelik adına. Yetmez, bir de alay ederiz dile getirenlere karşı. Başımıza gelen olayları anlamada zorlanır, isyankar yada karamsar olup, çıkarız. Esası ıskalarız. Çoğunlukla fırsatları yada kısmetleri görmekte kendimizi alıkoyarız. Yıllarca, farkına bile varmayız.

Bir bakıma kendimizi sınırlar ve hayata kapatırız. Kimim, neyim, nasıl biriyim, niçin varım? sorularını kendimize sormaya cesaret bile edemeyiz. Gerçekliğimizle yüzleşmekten korkarız. Bu bize öğretilmiştir. Oysa hayat; her birey için kendi öğrenmeleri ile yaşanır, bilmekle gelişir, unutmakla değişir. Umutla, sevgiyle yenilenir. Yeni tecrübelerle de olgunlaşıp güzelleşir. Hayat dinamiktir. Donuk bir tablo gibi sabit ve garanti arayışına uygun bir nesne değildir. Bakmaktan çok, görmeyi gerektirir.

Çünkü; görmek bilmek ve anlamaktır. Devamı ve anlamı için değişim de gerektirir. Değişim korkutur ilk başta... Çünkü doğru veya yanlışı seçmeyi zorunlu kılar. Sorumluluğu hatırlatır. Gerekli gücü ve bilgiyi de içinde barındırır. Hayatı ve hakkı korumayı öğretir. İyiyi ve kötüyü ayırt etme yetisi kazandırır. Misal bir karıncanın da yaşama hakkının olabileceğini düşündürür. Onu da gör, koru ve varlığına özen göster diye de fısıldar... Seni uyanık tutar, insan  yapar.

Bu nedenledir ki, her şeyden önce insan kendini bilmeli ve tanımalıdır. Tasarlanmış bir birey ve karakter olmanın ötesinde, gerçek kapasitesini, zaaflarını, hastalıklarını, neden yaptığını bilmediği birçok davranışını, hayata dair, kendisi ve başkaları adına aldığı kararları, yaptığı eylemlerini sorgulamalıdır. Gerçeğin doğasına yönelik arayışlarında ilk önce kendini bulmalı, kendi gerçekliği ile tanışmalı ve hesaplaşmalıdır.

İşte o zaman bir karıncanın da hakkının olup olmayacağını düşünme, özenli olup olmadığımızı bilme, aslında hayat bütünlüğünde (dışımızdaki tüm varlığa verdiğimiz değer oranında) kendi varlığımızı, hayatımızı değerli kılma çabamızın olup olmadığını da anlama, test etme imkanına kavuşmuş oluruz.

Hayat.. devam ediyor. Her nerede olursak olalım; şu an itibari ile çevremizde olan, insan, hayvan, bitki ve diğer tüm bileşenleri ile hayatın bütünlüğüne biraz daha saygı lütfen...

Dur, düşün ve öyle hareket et.

Unutma, öncelik hayatın..

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.216
  • Teşekkür 2741
    • Çevrimdışı
  • # 29 Haz 2019 08:34:30
Nihayet tatile girdik. Yolculuklar başladı.
Koşuşturma, telaş ve hengameye bir mola.
Dinlenme ve yenilenme zamanı...

Huzur dolu mutlu sabahlar.
Tatilimiz gönlümüzce olur inşallah.

Unutma, öncelik hayatın..

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.216
  • Teşekkür 2741
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2019 12:39:51
Sabahın serinliğinde, sevdiklerimizin yanında,
Kuş sesleri ile uyanmak, güne merhaba..! demek,
Sokak satıcılarının ekmek davasına tanıklık etmek,
Aldığımız nefese ve elimizdekiler için şükretmek...

Lütfen sokak satıcılarından rahatsız olmayalım.
Seslerini de "ekmek savaşı" deyip, geçmek yerine,
Umuda ve hayata tutunmak çabasına, bir dilek gibi,
İnsan kalmaya bir niyet gibi, davet bilip eşlik edelim.
............................. ............................. ...............


Çocuklarımıza öğreteceğimiz en temel bilgilerden biri; varlık olma ve bunu sürdürme hakkının adil olma (hakkaniyet) bilinciyle, hayat ibaresi taşıyan her şey ve 'herkes için adalet' ile korunması gerektiğidir.

Dayanışma ve yardımlaşmada empati gelişimi, beraberinde merhamet duygusunu da çocuğa kazandırır. Çocuk; sevmeyi, korumayı, paylaşmayı, ölçüyü, değeri ve vefayı öğrenir.

Bu yaklaşım; çocuklarımızın şabloncu ve ezberci eğitiminin çok ötesinde, şekilden ziyade öze dokunan, insanlaşma, kendi olma serüvenini bizzat kendi içinde ve hayatın damarlarında, doğal akışında öğrenmesine de fırsat verir.

Esnektir, öğreticidir, farkındalık geliştirir. Öz çaba ile gelişmeye imkan tanır. Kartelci anlayışın, körleştiren, robotlaştıran, histen ve akıldan uzaklaştıran ruhsuz insan hevesine de bir alternatiftir.

Birine bir soru sordum, aldığım cevap malumunuz üzere bilindik bir ezber olunca bu notu da buraya düşmek hak oldu.

Toplum hepimizin toplamı ise; sorumluluk akıl ve irade sahipleri olarak hepimiz için paydaştır.

Gönlünüzce yaşamanız dileği ile,
Öncelik hayatın..

erol46

  • Üye
  • *
  • İleti: 37
  • Teşekkür 68
    • Çevrimdışı
  • # 25 Tem 2019 20:47:05
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Arada bir durup bakmak gerek...
Koşarken ezdiğin karıncaları hiç düşündün mü?

Bir böcekle, bir kedi veya bir insanı ezmek arasında hiçbir fark yoktur gerçek manada. Bir insana en ufak bir zarar verdiğimizde muhtemelen hesap veririz. Bu bir kedi veya kuş olursa; keşke olmasaydı der, geçeriz genellikle. Bir böcek veya karınca olursa çoğunlukla tepki bile vermeyiz. Bunu normal karşılarız. Küçük olmasından hareketle bunu normalleştirme gibi tuhaf bir değer biçme anlayışı geliştirmişiz.

Burada ilginç olan hayata dair bakışımızdır. Hayatı nicel olarak anlamlı bulmak ne kadar doğru... Oysa hayat bir armağandır. Rastgele ortaya çıkmış değildir. Başlangıcı da bitişi de bir hukuka bağlıdır. Temel bir haktır, var olmak... Büyüklerini görüp de, küçüğünü görmemek, yada bilip de önemsememek insan zaafıdır sadece. Zaman ve nicelikte önemlilik insan icadı bir kavram ve algılama olduğundan karıncanın hakkını görmemek aslında insanın kendi niteliksel probleminden başka bir şey değildir.

Aynı insan, atomun içindeki muazzam gücü keşif için milyar dolar harcarken, hoyratça kirlettiği doğadaki diğer türlerin varlığını korumak için kılını bile kıpırdatmaz. Hatalarının bedelini ödemeksizin hayatın bir şekilde devam edeceğini sanır. "Hayata ne verirsen, hayat da sana onu verir."

"Bir karınca kolonisi, birkaç böcek ve yahut kuş ezmişim çok mu!..." dersek, bir gün insan ezdiğimizde de (geliştirdiğimiz mantık gereği öğrenmeyle oluşan değer yargılarımız neticesinde) "istemeden oldu, görmedim" der kendimizi kandırmayı zorunlu kılarız. Benzeri bir yıkım (durum) kendimize ulaşana dek görmemeyi tercih eder, dururuz.

Kendini tekrarlayan döngüler dışına çıkmamayı garanti sanırız. Hayatı anlamaktan uzak, olaylara sığ ve yüzeysel bakmaktan öteye geçemeyiz  genelde. Bunu 'zor, zahmetli ve gereksiz' diye de etiketleriz, incelik adına. Yetmez, bir de alay ederiz dile getirenlere karşı. Başımıza gelen olayları anlamada zorlanır, isyankar yada karamsar olup, çıkarız. Esası ıskalarız. Çoğunlukla fırsatları yada kısmetleri görmekte kendimizi alıkoyarız. Yıllarca, farkına bile varmayız.

Bir bakıma kendimizi sınırlar ve hayata kapatırız. Kimim, neyim, nasıl biriyim, niçin varım? sorularını kendimize sormaya cesaret bile edemeyiz. Gerçekliğimizle yüzleşmekten korkarız. Bu bize öğretilmiştir. Oysa hayat; her birey için kendi öğrenmeleri ile yaşanır, bilmekle gelişir, unutmakla değişir. Umutla, sevgiyle yenilenir. Yeni tecrübelerle de olgunlaşıp güzelleşir. Hayat dinamiktir. Donuk bir tablo gibi sabit ve garanti arayışına uygun bir nesne değildir. Bakmaktan çok, görmeyi gerektirir.

Çünkü; görmek bilmek ve anlamaktır. Devamı ve anlamı için değişim de gerektirir. Değişim korkutur ilk başta... Çünkü doğru veya yanlışı seçmeyi zorunlu kılar. Sorumluluğu hatırlatır. Gerekli gücü ve bilgiyi de içinde barındırır. Hayatı ve hakkı korumayı öğretir. İyiyi ve kötüyü ayırt etme yetisi kazandırır. Misal bir karıncanın da yaşama hakkının olabileceğini düşündürür. Onu da gör, koru ve varlığına özen göster diye de fısıldar... Seni uyanık tutar, insan  yapar.

Bu nedenledir ki, her şeyden önce insan kendini bilmeli ve tanımalıdır. Tasarlanmış bir birey ve karakter olmanın ötesinde, gerçek kapasitesini, zaaflarını, hastalıklarını, neden yaptığını bilmediği birçok davranışını, hayata dair, kendisi ve başkaları adına aldığı kararları, yaptığı eylemlerini sorgulamalıdır. Gerçeğin doğasına yönelik arayışlarında ilk önce kendini bulmalı, kendi gerçekliği ile tanışmalı ve hesaplaşmalıdır.

İşte o zaman bir karıncanın da hakkının olup olmayacağını düşünme, özenli olup olmadığımızı bilme, aslında hayat bütünlüğünde (dışımızdaki tüm varlığa verdiğimiz değer oranında) kendi varlığımızı, hayatımızı değerli kılma çabamızın olup olmadığını da anlama, test etme imkanına kavuşmuş oluruz.

Hayat.. devam ediyor. Her nerede olursak olalım; şu an itibari ile çevremizde olan, insan, hayvan, bitki ve diğer tüm bileşenleri ile hayatın bütünlüğüne biraz daha saygı lütfen...

Dur, düşün ve öyle hareket et.

Unutma, öncelik hayatın..

+++

erol46

  • Üye
  • *
  • İleti: 37
  • Teşekkür 68
    • Çevrimdışı
  • # 25 Tem 2019 20:52:52
Sevdiklerinize
Ailenize
Kendinize
Özünüze
ve elbette hayatiniza
Daha fazla deger, õnem, ilgi ve sevgi verin, gösterin...
Cunku
hayat onlarla var, geri kalanlar hayallll....

Haydi başlayalim! Bismillah!

uçankuş

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • Okul Müdürü
  • İleti: 759
  • Teşekkür 692
    • Çevrimdışı
  • # 25 Tem 2019 21:54:35
Ailenizle mutlu,huzurlu,sağlıklı yaşıyorsanız gerisi teferruattir.🤗

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.317
  • Teşekkür 137084
    • Çevrimdışı
  • # 25 Tem 2019 22:05:43
Sofrada aşın
Huzurlu başın
Sevdiğin ailen varsa
Gerişi şükürdür.

züleyha11

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • Lise Branş Öğrt.
  • İleti: 477
  • Teşekkür 2975
    • Çevrimiçi
  • # 26 Tem 2019 10:19:06
Önce sağlık

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.216
  • Teşekkür 2741
    • Çevrimdışı
  • # 08 Eyl 2019 16:27:35
Zaman su gibi akıp giderken…

Ağustos sıcağı yerini Eylül’ün serinliğine bıraktı.
Ağaçlar türlü türlü meyvelerini vereli çok oldu.
Börtü böcekler ve insanlar emekle ektiklerini biçti.
Tarlalar yeniden yeşermek üzere dinlenmeye çekildi.
Zaman, anlam katmak için hayatın döngülerine sadık.

Yeniden sonbahar ve Eylül havasındayız…
Doğa şaşmaz bir şekilde değişim ve dönüşümlerini sürdürmekte. Hayata yeniden katkı için kaderlerinin döngüsüne bağlı ağaçlar yapraklarından, dallar budaklarından ayrılmaya hazırlanıyor.

Kovanlarından, kozalarından çıkan arılar, kelebekler misali çocuklarımız yuvalarından dışarı taşmaya, uçmayı sağlayan kaslarını güçlendirmek adına kanat çırpmaya başladılar.

Yoğun bir trafik artarak büyüyor. Çocuklarımız gözlerini açtıkları hayatı tanımak için ilk yakın çevre eğitimlerine alındılar. Abileri, ablaları gibi bir zaman sonra kovanlar arasında uçmayı tecrübe edecekler.
 
Zamanla öğrenme alanlarını genişletecekler. Navigasyonlarını güncelleyip, hayatın ağlarına bağlanacaklar.

Arka planda; evde, okulda, sokakta hazırlık telaşı…

Acemi arılarımız, kelebeklerimiz hayata dair ilk tecrübelerini yaşamak için etrafımızda uçmakta, vızıldayıp durmaktalar..

Hayatın anlamını, bileşenlerini öğrenme çabası ve heyecanı içindeler. Hayattan aldıklarını yeniden hayata katmak için, zamanın ruhuna uygun uzun mesafeleri uçmayı, üretmeyi ve mutlu olmayı da öğrenecekler.

Yaşamak sadece beslenmek değildir. Hareket, neşe, mutluluk, huzur da gerektirir. Duyguları ifade, anlama ve anlaşılma, dahası güven içinde varlığını sürdürme çabasıdır. Korunası yüce bir değerdir.

Malum; evde, okulda, sokakta trafik yoğun, öncelik ise hayatın… Yavaşlamalı, ölçü ve sorumlulukla hareket etmeliyiz. Çünkü hayat; aceleyle yaşanacak, hızlandırılarak tüketilecek bir nesne değildir. Ritminde ise bir anlam ve önem ifade eder. Biraz dikkat ve özenle hayatı güzel ve anlamlı kılmak hepimizin elinde.

Evde, okulda, sokakta, her nerede olursak olalım, sıfatımız ne olursa olsun; çocuklarımızın eğitiminden, yaşanılır, güzel bir dünya algısına sahip olmasından, hayata umutla bağlanmasından toplumu oluşturan bireyler olarak hepimiz sorumluyuz.

İçselleştirilemeyen, gerçek hayattan soyutlanmış bir eğitim noksan eğitim olur. Gerçek şu ki; eğitim her yerde. Öğretmen, idareci, anne, baba, abla, kardeş, esnaf ve adlarını sayamadığımız daha nice insan; hepinize, hepimize başarılar...

İnsan ihtiyaçlarına uygun, insanlaşma odaklı bir eğitime ulaşmak dileği ile;

Yeni eğitim öğretim yılınız hayırlı olsun.

Sevgi ve saygıyla... Başarılar.

konuk35

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 1.216
  • Teşekkür 2741
    • Çevrimdışı
  • # Bugün, 21:51:46
Çocuk ve Oyun

Bu hayatın neşesi nerede?

Biz yetişkinler hayat konusunda çok ciddiyiz. Çocuklar kadar olamıyoruz. Gülüp oynamayı bile unutmuşuz. Hayatı sürdürmek adına, o kadar çok kural, bitmez tükenmez manzumeler üretmişiz ki, hayatı hayat yapan, yaşanılır kılan en temel ilkesini unutmuşuz. Bu hayatın neşesi noksan…

Dünyada hiçbir çocuk doğuştan karamsar ve kötü olarak gelmez hayata... Sonradan öğretilir bütün kötülükler. Bir çocuk oyuna daldığı vakit her şeyi kolaylıkla unutur.  Mutlu olma konusunda çocuklar biz yetişkinlerden çok daha başarılıdır. Hayat bir oyundur çocuk için, biz yetişkinler onun dünyasını allak bullak edip, umutlarını, neşesini, sevincini kırana kadar…

Hayatı ciddiye almak ile yaşanılır kılmak farklı şeylerdir. Ceza yöntemleri ile terbiye araçları geliştirmek yerine; yanlışa karşın alternatif doğruları gösterelim. Çocuğun hayatındaki renksizliği, griliği, boşlukları kendi isteklerimizle doldurmak yerine ona seçenek fırsatları da oluşturalım. Hayatındaki girdapları aşmasına, kırılıp dökülmeleri, korkup içine kapanmasına yol açan belirsizlikleri gidermesine, mutlu olma yolunu öğrenmesine rehberlik edelim.

 “Ağzına acı biber sürmek” tarzı ceza yöntemlerine başvurmak yerine kendini ifade edeceği koşullar yaratmak, bunları fark etmesine yardımcı olmak, kendisi için anlamlı bulduğu uğraşlarla desteklemek, cesaretlendirmek gerekir. Hayatı paylaştığı insanlarla ilişkilerinde sevgi ve saygı ile ölçülü yaklaşım geliştirmesine olanak tanımak gerekir. Bu yaklaşım ile; içi boş ve daima dış kontrol gerektiren terbiye araçları ile yaşam alanı ve karakter dizayn etmek çabalarımızdan çok daha olumlu ve pozitif sonuçlara ulaşmamız mümkün.

Okullarımız çok renksiz. Sınıflarıyla, koridorları, duvarları, bahçesi, binası ve badanası ile gökkuşağının bütün renklerine bürümekten hiçbir şey kaybetmeyiz. Doğalı, doğrusu, gereği de budur. Dahası güzel ve neşeli bir ortam haline getiririz. Derslere biraz eğlence katmak, vakit kaybı değil, kaçınılmaz bir ihtiyaç.
Çünkü bunlar çocuk. Okulu, sınıfı, çocuğun sosyalleşme, kendini, duygularını ifade edebileceği yaşanılır bir yer kılmak çocuğun ruhsal gelişimi için de gerekli. Bu çabalarımız okulu da eğitimi de çocuğun gözünde sevimli hale getirir. Çocuğun dünyasını da güzelleştirir. Küçük dokunuşlarla her şey mümkün… Yeter ki isteyelim.

O acı biberi de kendi önceliklerini çocuğun önceliklerinden daha üstün görerek; mümkünse her dakika ders, ders, ders diyen; kuru ezber bilginin hiçbir şey olmadığını fark etmeyen, çocuğun çocukluğunu dahi görmek istemeyen yetişkinlerin ağzına sürmek lazım.

Dersler elbetteki önemlidir. Okullar bunun için var. Fakat unutmamalıyız ki çocukların en sevdiği vakitler ders aralarında paylaşılan 3-5 dakikalık eğlenme, oyun ve paylaşım zamanlarıdır. Sosyalleşme ve etkinlik saatleridir.

Sanki hiç çocuk olmamışlar. İnsan hayatta kaç kez çocuk olabilir ki?

Çocukluk çocukken yaşanmayacaksa ne zaman yaşanacak?

Eğitim hızlandırılarak verim sağlanacak bir saha değil.

Çocuklarımız da kimsenin yarış atı değildir.

Bolca kaynak tüketilen pazar tezgahı da olmamalıdır.
 
Program değişti, içerikler, kazanımlar sadeleşti;

Test, tost ve kaynak yarışı adına kafalarda çok bir şey değişmedi.

Bir çocuk okula koşarak geliyorsa, okulu seviyorsa ne mutlu ona...
 
Eğitimde öncelik çocuğun…

 

Egitimhane.Com ©2006-2023