Konu: Üç Aylar Ne Zaman Başlıyor?  (Okunma sayısı 34210 defa)

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 23.353
  • Teşekkür 166931
    • Çevrimdışı
  • # 12 Nis 2021 14:26:02
Ramazan ayı, ibadetler ayıdır. Peygamberimiz bu ayda kendisini tamamen ibadete verir, hele ramazanın son on gününü itikatla (mescide kapanarak) geçirirdi.
İbn Abbas (r.a.) Peygamberimizin ramazan
hayatını şöyle anlatır: "Peygamberimiz insanların en cömerdi idi. Kendisine vahiy getiren melek Cebrail (a.s.) ile ramazan ayında karşılaştığı zaman cömertliği doruk noktasına erişirdi. Cebrail (a.s.) ramazanın her gecesinde Peygamberimizle buluşup, Kur’an okurlardı. İşte böylece Peygamberimiz, Cebrail (a.s.) ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert, daha yararlı olurdu.’"
Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor. "Ramazan-ı şerifin son on günü girince Peygamberimiz (ibadet konusunda) ciddi bir gayret gösterirdi. Geceyi ibadetle geçirir, ailesini de ibadet için uyandırırdı.141
İşte her şeyde olduğu gibi ramazan ayını değerlerdirme konusunda da örnek alacağımız insan, Peygamberimizdir. Onu örnek alan yanıl-maz ve zararlı çıkmaz.
Ramazan Ayma Mahsus İbadetlerimiz
Ramazan ayına mahsus ibadetlerimizin başında oruç gelir. İslâm’ın beş temel ibadetinden biri olan oruç, ramazan ayına tahsis edilmiş bir ibadettir.
Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretinden bir buçuk yıl sonra farz kılınmış olan oruç, kitap, sünnet ve icma ile sabittir.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: "Ey müminler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Umulur ki korunursunuz."5’
İslâm’ın beş temel ibadet üzerine kurulduğunu söyleyen Peygamberimiz, bunlardan birinin de ramazan ayı orucu olduğunu bildirmiştir.’6’
Bedenî bir ibadet olan orucun, diğer namaz ve hac gibi ibadetlerden farklı yönleri vardır. Nefse ağır gelen bir ibadet olduğu kadar da neşeli bir ibadettir. Oruç tutmakla yükümlü olmayan çocukların bu ibadete gösterdikleri ilgi bunun ifadesidir.
Oruçtaki bu neşenin kaynağı, hiç şüphesiz kişinin iradesine hakim olmasıdır. Oruçlu iftar sofrasına oturup. Peygamberimizden rivayet edilen: "Allah’ım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum. (Ey mağfireti bol Allah’ım, günahlarımı bağışla)’"7’ diye dua etmesi, onu neşe ve sevincin zirvesine yükseltir. Bir tesadüf eseri sofrasında bulunan ve oruç tutmayan bir mü’minin gönlünde bir pişmanlık duyacağında şüphe yoktur.
Peygamberimiz, oruçlunun iftar sofrasındaki
Ramazan ayı, manevî hayatımızda seçkin yeri olan bir aydır. Bu ay daha girer girmez, diğer aylardan farklı bir yaşantı içine gireriz. Gündüzleri yemek, içmek gibi hayatî zevklerden ve her türlü aşırılıklardan çekinerek tuttuğumuz oruçlarla, geceleri dînî bir vecd içinde kıldığımız teravih namazları ile, gönüllerimize iman nurunun ilâhî huzmeleri dökülmeye başlar.
neşesini şu sözleri ile ifade etmişlerdir: "Oruçlunun iki sevinci vardır. Birisi iftar zamanındaki sevincidir. Diğeri de tuttuğu oruçla Allah’a kavuştuğu ve orucunun mükafatına erdiği zamanki sevincidir.’"8’
Oruç tutanlara Allah Teâlâ’nın kıyamet günü özel muamele yapacağını Peygamberimiz müjdelemiştir. Peygamberimiz Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Ademoğlunun her ameli (nin karşılığı kendisine) kat kat verilir. Bir iyiliğe on katından yedi yüze kadar mükâfatlandırılır. Yalnız oruç hariç. O benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm. Çünkü (oruçlu) yemesini ve nefsanî arzularını sırf benim için (benim rızamı kazanmak için) terke-diyor."191 Bunun bir benzeri rivayete de Buhârî yer vermiştir.001
Sehl b. Sa’d’ın rivayetinde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Cennette ’Reyyan’ denilen bir kapı vardır ki, kıyamet gününde bu kapıdan ancak oruç tutanlar girecektir. Bunlardan başkaları giremez. ’Oruçlular nerede?’ diye çağrılır. Onlar da kalkıp o kapıdan girerler. Oruçlular girdikten sonra kapı kapanır ve oradan hiçbir kimse giremez."""
Değerli kardeşlerim, her ibadette olduğu gibi oruç ibadetinde de fert ve toplum için pek çok yararlar vardır. Kur’an-ı Kerim’de oruçtan ve orucun hikmetinden söz edilirken: "Umulur ki oruçla günahlardan korunursunuz." buyurul-muş; oruç sayesinde insanın günah işlemekten, başkalarına hile ve haksızlık yapmaktan sakınacağı duyurulmuştur. Çünkü sakıncalı olmayan yemeyi ve içmeyi Allah rızası için belli bir süre terkeden oruçlu, O’nun yasakladığı söz ve işlerden de sakınmak durumundadır. Aksi halde orucunun bir anlamı kalmaz. Nitekim Peygamberimiz:
"Oruç bir kalkandır; (oruçluyu kötülüklerden korur), oruçlu kötü söz söylemesin. Oruçlu, kendisi ile itişmek ve dalaşmak isteyene iki defa ben oruçluyum desin. Ruhumu kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, oruçlu ağzın açlık kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.""2’
Bir başka hadis-i şerif de mealen şöyledir: "Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah Teâlâ o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına (yani oruç tutmasına) değer vermez.""1’ Yine Peygamberimiz: "Oruç tutan öyle insanlar var ki, ellerine açlık ve susuzluktan başka bir şey geçmez.""4’ buyurmuştur.
Oruç İnsanda Başkalarına Yardım Etme Duygularını Geliştirir
Çoğu varlıklı insanlar, yoksulların çektiklerini bilmezler. Varlıklı kimse tuttuğu orucun nefse olan etkisini tadar da, yılboyu açlık çeken ve yokluk içinde kıvranan yoksulları ve kimsesiz çocukları düşünür; onlara karşı gönlünde şefkat ve yardım duyguları uyanır.
Hz. Aişe Peygamberimizin vefatından sonra ne zaman bir yemek yese, Peygamberimizi hatırlayarak ağlamaya başlardı. Bir defasında niçin ağladığı kendisine sorulunca şu cevabı vermiştir: "Hz. Muhammed (s.a.s.) sağlığında doyasıya bir günde iki defa yemek yememiştir. Onu hatırladığım için ağlıyorum.""5’
İşte oruç, insana yoksulların çektikleri sıkıntıyı yaşatır da onlara yardım elini uzatma alışkanlığı kazandırır.

Oruç Sağlığı Korur
Orucun sağlık ve tedavi yönünden de önemi büyüktür. Peygamberimiz: "Oruç tutunuz ki, sıhhat bulaşınız."""’buyurmuştur.
İnsan vücudunun bütün gün çalışarak yorulan organları uyku ile dinlendiği gibi, bir yıl durmadan çalışan mide ve sindirim organları da oruç sayesinde dinlenir ve görevlerini daha iyi yapma imkanı kazanır. Peygamberimizin ifadeleri ile mide, hastalıkların evidir. Perhiz de, en etkili tedavidir. Bir çok hastalıkların tedavisinde doktorların perhiz ve diyet tavsiye etmeleri bunu teyit etmektedir.
Oruç İnsanı Sabra Alıştırır
Zor işler sabırla basardır ve her engel onunla aşılır. Bunun için Kur’an-ı Kerim’de sabredenler müjdelenmiş ve sonsuz ecirle ödüllendirilecekleri vadedilmiştir."7’

Oruç Nimetlerin Kadrini Öğretir
İnsan eriştiği nimetlerin kıymetini, ancak bu nimetler elden çıktıktan sonra anlar, ama iş işten geçtiği için bir yararı olmaz. Oruç, insanı belli bir süre de olsa nimetlerden uzaklaştırır ve nimetlerin kadrini öğretir.

Oruç Toplum Hayatını da Olumlu Şekilde Etkiler
Oruç tutanlar nefsin aşırı derecedeki isteklerini durdurmak ve iradelerine hakim olmak için büyük güç kazanırlar. Yüce Mevlânın emirlerine itaat eder, yasaklarından kaçınırlar. Birbirlerine karşı iyi ilişkiler içinde bulunur, görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye, iyi bir insan olmaya çalışırlar. Bunda bütün ibadetlerin olduğu kadar orucun da etkisi vardır.
Orucun fert ve toplum hayatına pek çok yararları olması yanında günahlara da keffarettir. Nitekim Peygamberimiz: "Bir kimse ramazanın faziletine inanarak ve mükâfatını umarak oruç tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." "8>
Oruç, tan yerinin ağarmaya başlamasından güneşin batmasına kadar, ibadet niyetiyle yemek, içmek ve cinsî yaklaşımdan kendini tutmaktır. "Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın ."""Ayeti orucun başlangıcını ve bitişini bildirmektedir.
Özet olarak ifade etmek gerekirse; oruç imsak ile başlar, iftar ile sona erer. İmsak, sahur yemeğinin değil, orucun başlangıcıdır. Bu itibarla takvimlerde yazılı olan imsak saatine kadar yiyi-lip-içilecek, bu saatten itibaren ise yemeye ve içmeye son verilecektir.

Oruç Kimlere Farzdır
Oruç, ergenlik çağına gelmiş, akıllı, Müslüman erkek ve kadınlara farzdır. Ancak oruç kendilerine farz olanlardan hasta olanlar ile yolcu olanlar, oruç tutmayabilirler. Hasta olanlar iyileştiklerinde, yolcu olanlar da evlerine döndüklerinde, yedikleri günlerin sayısı kadar oruç tutar, kaza ederler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (orucunu yer ve tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder."’2("buyurulmuştur.
Hasta bakıcıların, gebe ve emzikli kadınların durumları da aynıdır. Oruç tuttukları takdirde kendileri veya çocukları zarar görecekse veya gereği gibi hastaya bakamayacaklarsa, bunlar da sonradan tutmak üzere oruçlarını yiyebilirler. Çünkü dinde zorluk yok, kolaylık vardır.
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan veya iyileşmesi mümkün olmayan hastalar da oruç tutmazlar, yedikleri hergün için yoksula bir fidye verirler. Fidye vermeye ekonomik durumları müsait olmayanlar Allah’tan af ve mağfiret dilerler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: "Oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere (Her gün için) yoksulu doyuracak Fidye gerekir."’2" buyurulmak-tadır.
Adet gören veya lohusa olan kadınlar ise namaz kılamaz, oruç tutamazlar. Ancak bu halleri geçtikten sonra, namazları değil, sadece yedikleri günleri kaza ederler.
Fatıma binti Ebî Hubeys, Peygamberimize gelerek: "Ey Allah’ın Rasûlü, ben istihazalı (yani tenasül organından devamlı kan gelen) bir kadınım, hiç temizlenemiyorum. Acaba namazı bıraksam mı?" diye sordu. Peygamberimiz: "O, bir hastalık sebebiyle gelen bir kandır, hayız kanı değildir. Adet görme günleri gelince namazı bırak, temizlendiğin vakit kanı yıka ve namazını kıl." buyurdu.1221
Rivayete göre Muâze adında bir hanım Hz. Aişe radıyallahu anha’ya gelerek: "Neden âdet gören bir kadın temizlendikten sonra âdet günlerinde kılamadığı namazları kaza etmiyor da tutamadığı oruçları kaza ediyor?" diye sordu. Hz. Aişe: "Sen Harûriye’den misin?" dedi. Kadın: "Hayır, Haruriye değilim ama öğrenmek için soruyorum, dedi. Bunun üzerine Hz. Aişe: "Vaktiyle bu iş bizim başımıza geldiğinde orucu kaza etmekle emrolunduk, namazın kazası ile emrolunmadık" dedi.’2"
Harûrâ, Kûfe’ye yakın bir köyün adıdır. Hz. Ali’ye karşı ayaklanan Hâriciler, ilk defa burada toplanmışlardır. Hz. Aişe Muâze’ye: "Sen Harû-riye’nin görüşünde misin?" demek istemiştir. Çünkü onlar, adet gören kadının adet günlerinde kılamadığı namazları kaza edeceği görüşündedirler.
Lohusalık hali de hayız gibidir. Hayız ile ilgili hükümler aynen lohusalık içinde geçerlidir.

Teravih Namazı
Ramazana mahsus ibadetlerden biri de teravih namazıdır.
Teravih namazı sünnet-i müekkede’dir. Sünnet, ya Peygamberimizin devam ettikleri, ya devam ederken bir özrün araya girmesi ile terket-tikleri işlerdir. Peygamberimiz bu namazı hem kılmış ve hem de kıldırmıştır. Ancak farz olur endişesi ile cemaatle kılmaktan vaz geçmiştir.
Buhârî ile müslim’in Hz. Aişe (r.a.)’den rivayetlerine göre, şöyle demiştir: "Bir ramazan gecesi Peygamberimiz mescid’de teravih namazı kıldı. Ashab-ı Kiram da ona uyarak kıldılar. Ertesi gece de böyle cemaatle kıldılar. Halk çoğaldı. Üçüncü yahut dördüncü gece cemaat yine toplanmış, Peygamberimizi beklemeye başlamışlardı. Fakat Peygamberimiz o gece teravihe

Oruca Ne Zaman Ve Nasıl Niyet Edilir?

Bütün ibadetlerde olduğu gibi oruç için de niyet şarttır. Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ramazan ayında her günün orucuna niyet edilmesi gerekir.
Ramazan orucuna güneşin batışından başlamak ve imsakten itibaren yemek, içmek ve cinsî ilişkide bulunmamak şartı ile gündüz kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir.
Normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahura kalkmayacak olan kimse, yatarken niyet eder. Şayet yatarken niyet etmemiş ise kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsakten itibaren orucu bozacak bir şey yememiş olsun.
Oruç tutmak maksadıyla sahura kalkmak niyet sayılır.
Niyet, esasen kalb ile olur. Yani oruç tutacağını gönlünden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Ancak gönlü ile yapılan bu niyeti dili ile söyleyip teyit etmesi güzeldir. Şöyle niyet eder: "Niyet ettim Allah rızası için ramazanın bugünkü orucunu tutmaya."
Sahura kalkıp yemek müstehaptır. Peygamberimiz: "Sahurda yemek yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır."1241 buyurmuşlardır.
Sahur yemeği oruca dayanma gücünü artırır. Ayrıca duaların kabul edildiği vakitlerden biri de sahur zamanıdır.
çıkmadı. Sabah namazından sonra cemaate: "Ey insanlar, sizin cemaatle teravih namazını kılmaya olan şiddetli arzu ve hevesinizi görüyorum. Benim de namaza çıkmama hiçbir engel yoktu. Yalnız böyle aşırı bir istekle devam edilerek üzerinize farz kılınmasından, sizin de onu devamlı kılmaya gücünüzün yetmeyeceğinden endişe ettim (bunun için gelmedim.)" buyurdu.’25’
Bundan sonra Teravih namazını cemaatle değil, herkes kendi başına kılmaya devam etti. Hz. Ebû Bekir devrinde de bir değişiklik olmadı. Hz. Ömer halife olunca bir süre daha böyle devam etti. Bir ramazan gecesi Hz. Ömer mescide geldi, halkı kendi başına teravih namazı kılarken görünce: "Öyle sanıyorum ki, bunları bir imam arkasında toplarsam daha iyi olacak" dedi. Ertesi gece Übeyy İbn Kâb’ı teravih namazı imamı tayin edip cemaati onun arkasında topladı ve teravih namazı bundan böyle cemaatle kılınmaya başladı. Başka bir gece Hz. Ömer mescide geldi, halkın vecd içinde namaz kıldıklarını görünce: "Şu teravihin böyle cemaatle kılınması ne güzel âdet oldu" diyerek sevincini ifade etti.<26)
Hz. Ali halkı bu namaza daima teşvik etmiş ve: "Allah, Ömer’in kabrini nurlandırsın, nasıl ki Ömer mescidlerimizi teravihin feyzi ile nurlandı-rıp şereflendirdi ise." diyerek teravih namazının ramazanı şerifte Müslümanların mabedlerine özel bir şeref bahşettiğini bildirmiş ve Hz. Öme-rin bu yaptığını tasvip ettiğini ifade etmiştir.’271
Peygamberimiz tarafından kıldırılan teravih namazının kaç rekat olduğu bildirilmemiştir. Ebu Seleme b. Abdurrahman’ın Hz. Aişe (r.a.)’ya Peygamberimizin ramazandaki gece namazını sorduğunda, Hz. Aişe şu cevabı vermiştir: "Peygamberimiz ne ramazanda ne de ramazandan başka gecelerde on bir rekatten fazla kılmış değildir.’"28’
İbn Hibban Sahih’inde Câbir (r.a.) den, Peygamberimizin Ashabı ile birlikte sekiz rek’at teravih, sonra da vitir namazı kıldıklarını; Beyha-kî’nin İbn Abbas (r.a.) den rivayetinde ise, Peygamberimizin yirmi rek’at teravih namazı kıldırdıklarını, bildirmiştir.1291
Şevkânî yukardaki rivayetleri naklettikten soma şöyle diyor: "Bu konudaki rivayetler ramazan gecelerinde teravih namazının ve bu namazı cemaatle, yalnız başına kılmanın meşru olduğunu; teravih namazının kesin olarak kaç rek’at olduğu ve her rek’atte ne kadar Kur’an okunacağı hakkında ise bir sünnet varit olmamıştır."1301
Hulefâ-i Râşidîn devrine gelince; İbn Hacer, Hulefâ-i Râşid’in devrinde kılman teravih namazının yirmi rek’at olduğunda Ashabın icma’ı vardır, diyor.
Böylece Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinden başlayarak günümüze kadar kılınmakta olan teravih namazı yirmi rek’attır.
Büyük bir İslâm alimi olan İbn Abd’l-Berr (H. 363-463), teravih namazının yirmi rek’at olduğu fakihlerin çoğunluğunun, Şafiîlerin, Kûfe-li alimlerin ve Cumhur-i Ulemanın görüşüdür, diyor.’3"
Tabiînden İbn Ebî Müleyke, Haris el-Heme-dânî, Ata İbn Ebî Rabah, Ebû’l-Buhturî, Said İbn Ebî Hasan el-Basrî, Abdurrahman İbn Mu-hammed, İbn Ebî Bekr ve daha bir çok Tabiîn, Hulefâi Râşidîn ile Ashab-ı Kiram gibi teravihi yirmi rek’at olarak kabul edip benimsemişlerdir. (32)
İbn Abdi’l Berr diyor ki: "Alimler topluluğu teravih namazının yirmi rek’at olduğu görüşündedir. Hanefî, Şafiî ve Hanbelî fakihlerin çoğunluğunun görüşü de budur.’"33’ Malikilere göre teravih namazı otuz altı rek’attır.
Bu konuda en kuvvetli ve kesin sözü Ebû Ha-nife söylemiştir, "el-ihtiyar" da ifade edildiğine göre İmam Ebî Yusuf, hocası Ebû Hanife’ye teravih namazının hükmünü ve Hz. Ömer tarafından ne gibi bir delile dayanarak bu namazın yirmi rek’at olarak ve cemaatle kılınmak suretiyle ortaya konulduğunu sormuştur. Ebû Hanife (Allah ona rahmet etsin) şu cevabı vermiştir: "Teravih namazı hiç şüphesiz bir sünnet-i müekke-de’dir. Hz. Ömer bu namazın cemaatle yirmi rek’at kılınmasını, ne kendi içtihadi ile ne de sırf kendi düşüncesinden çıkarmıştır, ne de Peygamberimiz zamanında olmayan bir din konusunu ortaya koymuş bir bid’atçidir. Elbette Ömer, bunu, kendisince bilinen dinin bir temel kaynağına ve Peygamberimizin bir tavsiyesine dayanarak bunu emretmiştir."134’
Bu rivayet ve görüşleri şöylece özetlemek mümkündür: Ramazan-ı Şerifte sekiz rekat teravih ve üç rekatt vitir namazının cemaatle kılınması sahih rivayetlere dayanan Peygamberimizin fiili ile sabit bir sünnettir. Bu sekiz rekatın üst tarafı ile beraber yirmi rek’at olması Hulefâ-i Râ-şidînin sünnetidir ki, buna fıkıh dilinde müstehap denir.
Diğer taraftan, az önce ifade ettiğimiz Peygamberimizin yirmi rek’at teravih kıldığına dair İbn Abbas (r.a.) dan gelen rivayet ise senedinden dolayı hadis alimleri tarafından zayıf görülmüştür. Fakat pek çok fakih onu görüşlerine delil gösterdiklerinden, bu rivayete göre de yirmi rek’atın da sünnet olduğu sabit olmuş olur.
Ayrıca Peygamberimiz bu namazı tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur: "Faziletine inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır."<,5)

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 23.353
  • Teşekkür 166931
    • Çevrimdışı
  • # 02 May 2021 23:42:32
Ramazan ve Oruçla İlgili Hadis-i Şerifler


1-) İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))

2-) Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri,orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. (Buhari, Savm, 2)

3-) Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur
(Müslim, Sıyam 2, (1079))

4-) Oruçlu bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine ALLAH’ın hiçbir ihtiyacı yoktur. [Buhari, Savm, 8.]

5-) Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz!  (Et-tergib ve'Terhib, 2:83)

6-) Sahura kalkmak berekettir. Bir yudum su içseniz bile onu terk et­meyiniz. Çünkü Allah sahura kalkanlara rahmet eder. (Müsned, 3:44)

7-) Oruç tutun. Şüphesiz oruç Cehennem ateşine ve: dünyanın kötü­lük ve musibetlerine karşı kalkandır. (Cami'üs Sağir,4:212 )

8-) "Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin.[Buhari, Savm, 9]

9-) Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar
(Tirmizi, Cihad 3, (1624))

10-) Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez
(Buhari, Savm 29)

11-) Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir
(Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83)


12-) Resulullah (sav)'a :" Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O da, Ramazanın tamamında." diye cevap verdi. [Ebu Davud, Salat, 324, ( 1387). ]

13-) "Şurası muhakkak ki, Oruçlunun iftarını açtığı zaman reddedilmeyen makbul bir duası vardır" (Beyhaki)


14-) Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün Ben yanında zikredildigim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!
(Tirmizi, Daavat 110, (3539))

15-) Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir

(Müslim, Sıyam 171)




 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK