Konu: Yorumsuz! : Haberler  (Okunma sayısı 1175216 defa)

asortik19

  • Bilge Üye
  • *****
  • Okul Müdürü
  • İleti: 4.828
  • Teşekkür 2664
    • Çevrimdışı
  • # 20 Tem 2007 22:20:31


DPY-B Sınavı Sonuçları 23.07.2007 Tarihinde İlân Edilecektir

asortik19

  • Bilge Üye
  • *****
  • Okul Müdürü
  • İleti: 4.828
  • Teşekkür 2664
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 12:25:56
Dün memura çifte müjde vardı...

Memurları yakından ilgilendiren iki önemli gelişme yaşandı. Memur yakınının hastanelere sevksiz müracaatının önü açılırken, bankalar tarafından verilecek promosyonlara düzenleme getirildi.

Promosyonlar, ilgili banka tarafından personel adına açılan hesaba her personel için eşit tutarlarda aktarılmak suretiyle 6 aylık periyotlarla ödenecek. Ayrıca, promosyon personelin ihtiyacı için de kullanılabilecek. Resmî Gazete'de yayımlanan Başbakanlık Genelgesi'ne göre, maaş ve ücretlerin hangi banka aracılığı ile ödeneceği, oluşturulacak üç kişilik bir komisyon tarafından istekli bankalardan teklif alınmak suretiyle tespit edilecek. Komisyon, kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili biriminin harcama yetkilisinin başkanlığında söz konusu birimde görev yapan toplam personelin en az yüzde 10'unun sendikalı olması halinde yetkili sendikadan bir üye ile merkez teşkilatında üst yönetici; taşra teşkilatında ise o birimin bağlı bulunduğu bir üst amir tarafından ilgili birimde görev yapanlar arasından seçilecek bir üyeden oluşacak. Bankalar ile yapılacak protokollerin süresi iki yıldan az, beş yıldan çok olamayacak. Yapılan protokollerle, promosyon miktarının tamamının personele dağıtılması genel ilke olarak benimsenecek. Devlet memurlarının eşi ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yurtiçindeki sağlık kurumlarına sevksiz müracaatına ilişkin yönetmelik değişikliği de Resmî Gazete'de yayımlandı. Bu arada Sağlık Bakanlığı'nın birinci basamak sağlık kuruluşlarında evlilik, ehliyet ve işe girişle ilgili rapor tetkiklerini ücretsiz hale getiren kararı da Resmi Gazete'de yayımlandı. Daha önce evlilik öncesi tetkikler için 75 YTL, işe giriş raporları için 24 YTL, sürücü belgeleri için 20 YTL, talasemi tetkiki için 84 YTL, portör tetkiki için alınan 15 YTL'lik ücret alınmayacak. Bakanlık yetkilileri kararın 1 Temmuz'da yürürlüğe girdiğini bu tarihten sonra yasal boşluktan dolayı kendilerinden ücret alınan kişilerin ilgili birime başvurarak paralarını geri alabileceklerini söyledi.



erdemc28

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.974
  • Teşekkür 423
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 12:40:22
AB ülkelerinde görev yapan öğretmenlerde stres ve stres bağlantılı hastalıklara yol açan 37 neden bulunduğu belirtildi. AB okullarında okuyan göçmen ya da azınlık çocuklarının okullarını sevdiklerini ancak ayrımcılık gibi olumsuz koşullarla karşılaştıkları kaydedildi.

Avrupa Toplulukları Komisyonu’nunca hazırlanan “21’inci Yüzyılın Okulları İçin" başlıklı uzman raporuna göre, Avrupa eğitiminde başarılı birçok örneğin yanında, 15 yaşındakilerin okur yazarlıklarının artırılması, okul terklerinin azaltılması ve ortaöğretimin ikinci bölümünün bitirenlerin sayısının artırılması gibi başarılması gereken hedefler bulunuyor.


ÖĞRETMENLERİ HASTA EDEN 37 NEDEN VAR

Okullarda başarının özellikle öğretmenlere bağlı olduğu belirtilen raporda, hızla değişen dünya ve öğrenciler arasındaki aracılığı öğretmenlerin sağladığı belirtildi. Raporda “Öğretmenler artık öğrencileriyle eskiden daha farklı niteliklere sahip gruplar halinde çalışmaktadırlar. Bu gruplar ana dil, cinsiyet, etnik köken, inanç ve yeteneğe göre olmaktadır" denildi. Rapora şöyle devam edildi:

“Birçok Üye Devlette öğretmenlere karşı saldırganlık ve zorlu ortam bulunmaktadır. Avrupa Eğitim İçin Sendika Komitesi’nin ‘Stres üzerine çalışma’ başlıklı son araştırması öğretmenlerde strese ve stres bağlantılı hastalıklara yol açan 37 çevresel ve örgütsel faktör bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle öğretmenlerin çalışma koşullarına ilişkin sorunlar, öğretmenlerin ihtiyaç duydukları destek artmaktadır.ö Üye Devletlerin çoğunun deneyimli öğretmenlerini emekli etmemeye çalıştığı belirtilen raporda, AB’de yeni öğretmen yetiştirme ve varolan öğretmenlerin kalitesini artırma gereksinimi duyulduğu da ifade edildi.


ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 15’İ OKULU TERK EDİYOR

Şu anda 15 yaş altı öğrencilerden beşte birinin okumada en düşük noktada bulundukları, 18-24 yaş arası öğrencilerin yaklaşık yüzde 15’inin okullarını olgunlaşmadan terk ettikleri ve 22 yaşındakilerin sadece yüzde 77’sinin orta öğretimin üst bölümünü bitirdikleri belirtilen raporda, Avrupa iş gücünün yaklaşık üçte birinin düşük vasıflı işçi olduğu kaydedildi. Raporda şöyle denildi:

“2010 yılında yeni yaratılan işlerin yüzde 50’sinin yüksek vakıflı işçilere, sadece yüzde 15’inin ise temel okul eğitimi almış kişilere ihtiyaç duyacağı tahmin ediliyor. Okulların genç insanların ilgilerini Avrupa’nın rekabet gücü için yaşamsal olan temel bilim ve matematik konularına angaje etmekte zorlukla karşılaştıklarına dikkat çekilmeli. Kız öğrencilerin Matematik ve Bilim alanlarındaki performansları erkeklere göre daha az iyi durumdadır. Kızlar ve erkekler arasında diğer dikkati çeken farklılıklar da şöyledir: Erkek öğrencilerin okumadaki performansları kızlara göre giderek daha kötüleşiyor; erkek öğrencilerin okulu bırakmalarına da kız öğrencilerden daha sık rastlanıyor."


OKUL ÖNCESİ EĞİTİMİN ÖNEMİ

Öğretime ve kişisel-toplumsal yeterlilik kazandırmaya yönelik yüksek nitelikli anaokulu eğitiminin, öğrencilerin okuldaki ve hayattaki başarılarıyla sosyalleşmeleri için uzun dönemli yararlarının kanıtlandığı belirtilen raporda, bunun özellikle dil desteğine ya da sosyal ıslaha ihtiyaç duyan dezavantajlı öğrenciler için yararlı olduğu belirtildi.

Avrupa Toplulukları Komisyonu’nun bu nedenlerden dolayı, 21’inci yüzyılda Avrupa eğitiminde iyileştirmeler sağlamak için bir “danışma süreci" başlattığı belirtilen raporda, AB’de gençlerin bundan böyle tüm hayatlarını tek bir sektörde, tek bir işyerinde, geçirmeyecekleri, kariyerlerinin her an değişebileceği bir dünyayla karşı karşıya bulundukları belirtildi. Raporda, “Giderek karmaşıklaşan dünyada, yaratıcılık, geniş düşünme ve yeteneklerle çevreye uyum, bilginin belirli alanlarından daha değerli hale gelme eğiliminde" denildi. Raporda şu bilgilere yer verildi:

“-Okullar, büyük sosyal sorunların üstesinden tek başına gelemez.

-AB içinde hazırlanan resmi belgeler eğitim ve öğretim politikalarının ekonomik ve sosyal çıktı üzerinde olumlu bir etki oluşturduğunu, ancak eğitim ve öğretimdeki eşitsizliklerin büyük gizli maliyeti bulunduğunu göstermiştir.

-İzole eğitim politikası girişimleri, eğitim-öğretimle bağlantılı daha geniş toplumsal ve ekonomik reform programları ve diğer politikalarla birleştirilmediği sürece örneğin ‘katılımın önündeki engelleri kaldırma’ gibi alanlarda sadece sınırlı başarı sağlayacaktır. Yine de çocuklar ve ebeveynlerin hayatlarının merkezi olan okul, önemli zorluklarla karşı karşıyadır." Birçok AB ülkesinde 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 10’undan fazlasını dış ülkelerden gelenlerin oluşturduğuna değiniler raporda, bunun aslında “eğitim fırsatı" için zenginlik oluşturduğu kaydedildi. “Sınıflarda artan kültürel çeşitlilikle etkin bir şekilde başa çıkmak, aynı zamanda bazı Üye Ülkelerde bazı zorluklar ortaya koymaktadır" denilen rapora şöyle devam edildi:


“ÇİNGENE ÇOCUKLARINA ADALETSİZ DAVRANILIYOR"

“Göçmen öğrencilerden büyük bölümü motivasyona sahip öğrencilerdir ve okula karşı olumlu tavır içindedirler. Ancak AB ülkelerinde göçmen geçmişi olan öğrencilerin akranlarına göre oldukça düşük düzeyli performans gösterdikleri kaygısı vardır. Genel olarak azınlık geçmişi olan öğrenciler diğerlerine göre, daha olumsuz koşulların öznesi olabilmektedir ve eğitime ulaşmada ve yararlanmada ağır eşitsizliklerle karşılaşabilmektedir. Örneğin Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı’nı Kontrol Merkezi, bazı Üye Devletlerde Çingene kökenli çocuklar için bu duruma işaret etmiştir.ö Komisyon’un daha önce hazırladığı raporlardan da “Birçok ülkede çocuklar ortalamadan daha yüksek yoksulluk riskiyle karşılaşmaktadır. Kimsesiz çocukların okulda iyi durumda olmaları, suç dışında kalmaları, sağlıklı bulunmaları ve çalışma piyasasıyla toplumla entegre olabilmeleri, akranlarına göre daha az olasıdır. Yoksulluk onların bilişsel gelişimlerini ve sonunda akademik başarılarını etkilemektedir" alıntısı yapıldı.


HERKES İÇİN OKUL

AB’nin 2010’da okul terklerini yüzde 10’a indirme hedefinin hızlandırılması istenirken Avrupa’daki yeni eğitim trendi şöyle açıklandı:

“Avrupa’da, ihtiyaçları ne olursa olsun, tüm öğrencilerin orta-yol olarak saptanan sınıflarda eğitilmelerine yönelik bir trend vardır. Tamamıyla ayrılmış ‘özel’ okullardaki öğrencilerin sayısı azalırken bu tip yerler temel okulların çalışmalarını destek için ‘kaynak merkezleri’ haline dönüşmektedir. Uzmanlara göre, ‘kapsayıcı’ eğitim insanlar için hayatlarının tüm yönlerindeki özel ihtiyaçlarıyla birlikte fırsat eşitliğini sağlamada önemli bir temel oluşturmaktadır ve tek tek öğrencilerin sıklıkla karmaşık ve çeşitli ihtiyaçlarını karşılayacak esnek eğitim sistemleri gerektirmektedir." Gençlerin temsili demokrasinin içinde yer almalarını sağlamanın bugün Avrupa toplumunun karşılaştığı en önemli sorunlardan biri olduğu belirtilen raporda, “Öğrenciler toplumda yerlerini almaya hazır iseler, okullar ve dünya arasında ?yaşanılan yer, bölge, devlet, Avrupa Birliği ve ötesi- etkin bağlar kurmanın yaşamsal olduğu kabul edilmiştir. Toplum okullar aracılığıyla gençlerin topluluk içinde yaşamalarına ve sorumlu-etkin vatandaşlar olarak hazırlanmalarına yardımcı olur, gençlere demokratik bir toplum içinde sorumlu Avrupa vatandaşlığı düşüncesini aşılar" denildi. Raporda toplumda artan şiddet, radikalizm, köktencilik, ırkçı, yabancı düşmanı tavırlar ve cinselliğin kaçınılmaz olarak okul topluluklarını da etkilediği belirtildi ve zorbalığın birçok Üye Devlet tarafından eylem için öncelik verilen bir sorun olduğu kaydedildi.



AKSA

  • Üyeliği İptal Edildi
  • İleti: 1.567
  • Teşekkür 2846
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 12:48:49
''İlköğretim başarı puanı hatalı girildiği için OKS puanı yanlış hesaplanan adayların, yanlışlıklarının düzeltilmesi ile sınav sıralamasında yerleri değişti. Sıralamada en yüksek değişimlerden,ÖRNEK vermek gerekirse,bunlardan bazıları şöyle: Yanlış hesaplanan puanı ile 11 bin 123. sırada yer alan bir aday, puanının düzeltilmesiyle 7 bin 896., 6 bin 795. sıradaki bir aday 4 bin 145. ve 1199. sırada yer alan bir diğer aday ise 1177. sıraya yükseldi.''

humeyra7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.394
  • Teşekkür 4133
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 12:51:09

Küreselleşme En Çok Ergenleri Etkiliyor
 
 
  Ankara Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç, Küreselleşmenin En Çok Ergenleri Etkilediğini Belirtti.

 
Ankara Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç, küreselleşmenin en çok ergenleri etkilediğini belirterek, ''Ergenler, dünyanın öbür ucundaki insanların etkilerine fazla maruz kalmaya başladı'' dedi.

Kılıç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, küreselleşme sonucu ergenlerin, dünyanın öbür ucundaki insanların nasıl davrandığı, neler yiyip neler içtikleri, nasıl giyindikleri ve hangi müziği dinledikleri gibi pek çok konuda bilgi sahibi olduklarını ifade ederek, ''Yeni kuşak, çevresinin çok fazla farkında ve bu farkındalık kafalarının daha fazla karışmasına neden oluyor. Kendi ailelerini, yaşadıkları toplumu ve kendilerini kıyasladıkları ya da örnek aldıkları kapsam şimdi çok daha fazla genişledi. Tabii aileler de buna yetişemiyorlar. Dolayısıyla ergenlerle aileler arasındaki kuşak farkı gittikçe açılıyor'' diye konuştu.   


Yeni açılımların beraberinde yeni riskleri de meydana getirdiğini vurgulayan Kılıç, ailelerin ergeni koruma ve özgür bırakma konusunda dengeli olmalarını önerdi. Ergenlerin bu dönemde tecrübe kazanmalarının çok önemli olduğunu belirten Kılıç, ebeveynlerin sadece ciddi riskler olduğu zaman ergenlere müdahale etmeleri gerektiğini söyledi.

Değişen dünya düzeni nedeniyle ailelerin ve ergenlerin bakış açılarının da farklılaştığını anlatan Kılıç, ebeveynlerle ergen arasındaki duygusal bağların ergenin ailesinden kopmasını engelleyen en önemli faktör olduğunu kaydetti. (Anadolu Ajansı)

 

AKSA

  • Üyeliği İptal Edildi
  • İleti: 1.567
  • Teşekkür 2846
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 14:38:17
Burger King, kanser ve kalp hastalıklarına neden olan trans yağların ABD'deki restoranlarda kullanılmayacağını açıkladı.
Dünyaca ünlü fast food zinciri Burger King, kansere neden olan trans yağlarının bundan böyle Amerika'daki restoranlarında kullanılmayacağını açıkladı. Yeni uygulama, ABD'de bulunan toplam 7 bin 100 Burger King şubesinde gelecek yıldan itibaren geçerli olacak. Bilimadamları, trans yağ olarak bilinen hidrojen nebati yağların tüketiminin kalp krizi riskini de 3 kat artırdığına dikkat çekiyor.
McDonald's ve Burger King gibi dünyanın en büyük hamburger restoranları, tüm ürünlerinde, özellikle patates kızartmalarında bu yağı kullandığı için eleştirilere uğruyordu. Gelen baskılar üzerine ABD'de müşterilerine sıfır trans yağ garantisi veren Burger King'in neden Türkiye için de böyle bir karar almadığı ise "Herhalde Türk insanının canı yok"

ali2037

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.435
  • Teşekkür 836
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 15:44:53
İyi çay için bir kaç öneri
Çay olmazsa olmazımızdır.. Ama iyi demlenirse. Bunun için de şartları var.
Özellikle Türk insanı için sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi çayın aslında bilmediğimiz bir çok özelliği var. Sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi olmayan çay, vücudun su dengesinin korur, kahveden çok daha canlandırıcı ve tazeleyicidir..

ÇAYIN KİMYASI
Camelia Sinensis bitkisinin yaprakları, çaya kendine has koku ve tadını veren birçok kimyasal madde, amino asitler, karbonhidratlar, mineral iyonları, kafein ve polifenolik bileşimler içerir. Ayrıca % 75-80 oranında su içerirler; ki bu oran işleme sürecinin ilk soldurma aşamalarında % 60-70’e düşer. “Oolong” ve “siyah çay” işlemenin mayalanma (veya oksitlenme) aşamasında, polifenolik flavanoller (veya katekinler) havadaki oksijenle oksitlenerek o benzersiz tad ve rengi yaratırlar. Kavurma (veya kurutma) işlemi, oksidasyona neden olan enzimi etkisiz kılar ve hatta içinde bulunan su oranını % 3’e düşürür.

Siyah çayın kokusu çok karmaşıktır. Bugüne kadar hidrokarbonlar, alkoller ve asitler olmak üzere 550’den fazla kimyasal madde tespit edilmiştir. Bunların çoğu işleme sırasında oluşur ve kimyasal madde kendi önemli özelliklerini ekkeleyerek, çayı içenin koku alma duyusuyla çayın tadına katkıda bulunur. Ancak tad, esas olarak çeşitli (çok yaygın ama hatalı olarak tanen diye bilinen) polifenolik bileşimlerin kafeinle değişime uğraması sonucu ortaya çıkar.

KAFEİNDEN ÇEKİNENE YEŞİL ÇAY

Kafein, çayın en önemli bileşenlerinden biridir. Hafif bir uyarıcı olarak hareket eder ve midedeki sindirim sağlayan suların faaliyetini artırır. Her tip çay -yeşil, Oolong, siyah- farklı miktarlarda kafein içerir.
Yeşil çayda Oolong’dakinden daha az kafein vardır. Oolong’daki kafein ise siyah çaydakinden daha azdır. Genel olarak ortalama bir fincan çay 8,36 mg, Oolong çayı 12,55 mg ve siyah çay 25-110 mg kafein içerirken, ortalama bir fincan kahve 60-120 mg kafein içerir. Dolayısıyla kafein alımı konusunda endişelenenler yeşil çay veya Oolong çayı gibi açık renkli, hafif demli çaylar tercih etmelidirler. Önemli başka bir nokta da, kahvedeki kafeinin vücut tarafından çok çabuk emilmesidir. Buna bağlı olarak kahve uyarıcı etkisiyle kan dolaşımını ve kadiyovasküler faaliyeti hemen artırır. Oysa çaydaki poliflavanoller emilme hızını yavaşlatır. Kafeinin etkileri daha yavaş hissedilirken vücutta kalma süresi daha uzun olduğu için çay, kahveden çok daha canlandırıcı ve tazeleyici bir içecektir.

ÇAYIN VÜCUDA FAYDALARI

Keşfedildiğinden bu yana çayın, sağlığa yararlı birçok yönü olduğu düşünülmüştür ve modern araştırmalar da yüzyıllar boyu ileri sürülenlerin doğru olduğunu göstermektedir. Çayın en önemli özelliği tamamen doğal bir ürün olması, kokulu çaylardaki çiçek, meyve veya baharatlar hariç hiçbir yapay renklendirici, koruyucu ve kokulandırıcı içermemesidir. Ayrıca sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi yoktur ve vücudun su dengesinin korunmasında önemli bir rol oynar.

Çay doğal olarak florür içerdiği için, diş minesini kuvvetlendirir ve ağızdaki bakterileri kontrol altında tutarak plak oluşumunu azaltır, diş eti hastalıklarına karşı koruma oluşturur. Yapılan araştırmalar, hem yeşil hem de siyah çayların tüketilmesinin kanser riskini -özellikle akciğer, bağırsak ve cilt kanseri- azaltabileceğini göstermektedir.

KANSER YAPICI HÜCRELERE ENGEL

Siyah çayın bileşenlerinin antioksidan etkisinin olabileceği, kanser yapıcı hücrelerin oluşmasını engelleyebileceği düşünülmektedir. Geçtiğimiz yıllarda yapılan çeşitil araştırmalar çayın kalp hastalıkları, felç ve tromboza karşı olası etkilerini göstermektedir. Çaydaki kafeinin kalp ve dolaşım sistemi için hafif bir uyarıcı olabileceği ve böylece arteoskleroz (damar sertliği) olasılığını azaltabileceği düşünülmektedir. Ayrıca çaydaki polifenollerin, kolekstrolün damarlar tarafından emilmesini ve kan pıhtılarının oluşmasını engellediğine de inanılmaktadır.

Çaydaki kafein, konsantrasyonu artırabilir, tat ve koku alma duyularını güçlendirebilir. Çayın hazım sağlayan sıvıları, böbrekler ve karaciğer de dahil olmak üzere metabolizmayı uyarır. Böylece toksinlerin ve diğer istenmeyen maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

İYİ ÇAY İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ

Su on saniyeden fazla kaynayıp fokurdamamalıdır yoksa gereğinden fazal oksijen kaybeder.
Soğumuş suyu asla yeniden kaynatmamak gerekir.
Demlenmiş çayı porselen çaydanlığa boşaltmadan önce bir kez karıştırın.
Yeşil çay, altlığı olmayan fincanla, siyah çay ise altlıklı fincanla sunulur.
Demliğin, çaydanlığın ve çay bardaklarının metal olmamaları ve deterjanla yıkanmamaları gerekir. Metal çaydanlıkta yapılan çayda metal tadı olur.

ÇAY DEMLEMENİN ALTIN KURALLARI

Taze ve soğuk su kullanın.
Daha iyi bir demleme ısısına ulaşmak için demliği ısıtın.
Çayın ölçüsüne dikkat edin; fazla çay koymak hem ekonomik değildir hem de çay acı olur.
Su kaynadığı anda, suyu demliğe ekleyin.
Tüm lezzetin açığa çıkabilmesi için 3-5 dakika demleyin.
Eğer çayınızı süt ile içmek istiyorsanız daha iyi karışması için fincana önce sütü koyun.
Çayı kuru, hava almaz bir kapta muhafaza edin.

ÇAYIMDAKİ SORUN NE?

Çay sert ve acı: Büyük olasılıkla fazla çay koymuşsunuzdur. Genellikle, gerektiğini düşündüğümüzden daha azı yeterli olacaktır. Başlangıç olarak, “bir ölçek de demlik için” kuralından vazgeçin. İkinci olasılık da gereğinden daha uzun bir süre demlemenizdir. Çıkarılabilir filtreli demlikler veya presli “cafetiere” tipi çaydanlıklar idealdir.
Çay bulanık görünüyor: Bu aslında iyi bir işaret olabilir; kaliteli Assam Çayı köpüklenebilir ve ışığı yansıtır. Ancak çay gerçekten çok bulanıksa ya su ya da çay kötüdür.
Çayda metalimsi bir tad var: Bu sorun genellikle kötü sudan kaynaklanır veya çay kalitesizdir.
Çay tortulu görünüyor: Bu da, genellikle kötü sudan kaynaklanır, sudaki tortular bardağın veya fincanın yan duvarlarına yapışır. Sorun düşük kaliteli, küçük yapraklı çayların kullanımına da bağlı olabilir. Şişe suyu veya filtreden geçirilmiş su deneyin.
Çayın tadı yavan: Bunun nedeni kötü kalite çay kullanıyor olmanız. Kendinize daha iyi davranın ve daha iyi çaylar kullanın. Suyu tekrar kaynatmış veya servis yapmayan kaynamasını beklememiş olabilirsiniz.
Çay tatsız: Çay, rafınızda gereğinden uzun bir süre beklemiş olabilir. Küçük miktarlarda ve sık sık çay alın, hem böylece değişik lezzetli çayları da deneme şansınız olacaktır.

ÇAY ÇEŞİTLERİ

Assam: 1830’larda Hindistan’ın kuzeydoğu vilayetlerinden Assam’da İskoçyalı Robert Bruce tarafından keşfedildi. Koyu renkli, güçlü ve kokuludur.
Seylan: Küçük kalite farklılıkları ile Sri Lanka’dan gelen her çay bu cinstendir. Ne kadar yüksekte yetişirse o kadar kalitelidir. Hoş kokulu ve aromalıdır.
Darjeeling: Dünyanın en kaliteli çaylarından biridir. Nepal yakınlarındaki dağların doruklarında yetişir. Çayların şampanyası da denilen Darjeeling’in tadı misket ya da frenküzümüne benzetilir.
Earl Grey: Darjeeling, Assam, Seylan siyah çaylarından birisi ile bergamot yağının özel uyumunu yansıtır.
English Breakfast: Güne iyi bir başlangıç için, Hindistan ve Seylan’ın güçlü çaylarından bir harman.
Formosa Oolong: Aroması şeftaliyi andıran Tayvan mahsulü.
Gunpowder: Toplandıktan sonra yapraklarının sıkıca sarıldığı yeşil Çin çayı. Tad ve aroması ince ve kırılgandır.
Jasmine: Yasemin çiçekleri eklenmiş yeşil ya da siyah ve yeşil çay karışımı.
Lapsang Souchong: “Souchong”, Çin orijinalinde çayın büyük yapraklarını tanımlar. Kuvvetlidir, duman rengindedir ve zengin bir aroması vardır.
Orange Pekoe: “Pekoe” çayın küçük olan yaprak boyutlarını tanımlar. Bu siyah çay kökenine ve işlenmesine bağlı olarak aromasında çeşitlilik gösterir.

ÇAY NASIL SAKLANIR?

İyi işlenmiş siyah çaylar, vakumlu ambalajlarda veya kapalı teneke kutularda iki yıla kadar dayanabilmesine rağmen, çayın tam olarak ne zaman toplandığını tespit etmek zor olabilir. Çoğu çaylar, deniz yoluyla taşındığı için satış noktalarına varmaları birkaç ay sürer. Yalnızca, mevsimlerin belirgin olarak ayırdedilebildiği bölgelerde yetişen, Darjeeling gibi birinci ve ikinci sürgünlerden alınan çayların toplanma zamanı belirlenebilir. Örneğin, haziran ayında satılan birinci sürgünler üç aylıktır. Bunlar gibi narin siyah çaylar en fazla altı ay dayanır ve bu durum yeşil çaylar için de geçerlidir. Çayı koyu renkli ve hava almaz bir kap içinde, rutubet ve buğulaşma tehlikesi olmayan bir yerde saklayın. Baharatlardan ve keskin kokulu yiyeceklerden uzak tutun çünkü çay kolayca bozulabilir.

ÇAYLA İLGİLİ BİRKAÇ NOT

Çay bitkisinin uçlarında ve dallarında küçük çiçekler açar. Meyve üç gözlü kapsüldür. Çay bitkisinden yalnızca çay elde etmek için değil, ilaç üretmek için de yararlanılır. Thea Sinensis ve Thea Assamica (Theaceae) çaygillerin ekonomik açıdan en ilginç olanlarıdır. Literatüre bakılırsa, özellikle de tropik ve astropik ormanlarda, 28 cins ve 520 türde karşımıza çıkar. Çayın işlenmesi; soldurma, kıvırma, mayalama ve kurutulmayla yapılır.
Dört kilo yeşil yapraktan yaklaşık bir kilo çay elde edilir.
Avrupa’ya ilk çay 1610 yılında, o sırada henüz sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası’nın bir gemisiyle geldi.
Buzlu çay, 1904’te Saint Louis Dünya Fuarı’nda icat edildi.

ali2037

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.435
  • Teşekkür 836
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 15:57:53
Hava sıcaklığı 2-4 derece artacak
      Hava sıcaklığının, hafta sonu güney ve iç kesimlerde, hafta başından itibaren de güney, iç ve batı kesimlerde 2-4 derece daha artması bekleniyor.
      Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, sıcak havanın yurdun büyük bölümünde etkisini sürdürdüğünü ve hava sıcaklığının güney, iç ve batı bölgelerde, temmuz ayı ortalamalarının 6-8 derece üzerinde seyrettiğini belirtti.
      Sıcaklık değerleri Marmara Bölgesi'nde 34-36, Ege Bölgesi'nde 38-41, Akdeniz Bölgesi'nde 38-40, İç Anadolu Bölgesi'nde 33-35 ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 36-39 derece olarak gerçekleşti.
      Meteoroloji açıklamasında, "Hava sıcaklığının hafta sonu güney ve iç kesimlerde, hafta başından itibaren ise güney, iç ve batı kesimlerinde 2-4 derece daha artması bekleniyor. Bu nedenle hafta ortasına kadar sıcaklık değerleri, Marmara Bölgesi'nde 36-39, Ege Bölgesi'nde 41-43, Akdeniz Bölgesi'nde 38-40, İç Anadolu Bölgesi'nde 36-38 ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 40-41 derece olarak tahmin ediliyor" denildi.
      Yurt genelinde, doğu bölgelerde görülecek kısa süreli lokal sağanak yağışlar dışında yağış beklenmiyor.
      Mevcut meteorolojik koşullar (yüksek sıcaklık ve düşük nem oranları), orman alanlarında ciddi boyutta risk oluşturduğu için vatandaşlar ve ilgililerden dikkatli olmaları istendi.
     

ali2037

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.435
  • Teşekkür 836
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 16:01:11
Bacak ağrısıyla gitti beyni boş çıktı!
 


Fransa'da, bacağındaki ağrılar nedeniyle doktora giden bir memurun beyninin hem küçük, hem de "içinin boş olduğu" ortaya çıktı. İsmi açıklanmayan 44 yaşındaki memurun beyin boşluğunun çok büyük olduğu görüldü. Ayrıca, kafatasının ortasında kalan bu boşluğun büyüklüğü nedeniyle beynin, kafatasının iki yanına yapıştığı tespit edildi. Doktorlar, henüz 6 aylıkken beyinde su toplanmasına neden olan bir hastalık geçiren memurun beyninin yeterince büyüyememiş olabileceğini belirtti. Uzmanlar, memurun IQ'sunun 75 olduğunu bunun genel ortalamanın sadece 10 puan altında olduğunu vurguladı.

erdemc28

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.974
  • Teşekkür 423
    • Çevrimdışı
  • # 21 Tem 2007 22:30:16
Eskişehir’de maytap ve bitki gübresi karışımıyla deney yapmak isteyen bir genç elinden yaralandı.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Ç.P. (17), arkadaşı M.C. (17) ile deney yapmak amacıyla Şeker Mahallesi’ndeki Gazi Mustafa Kemal Endüstri Meslek Lisesi’nin bahçesinde, 3-4 tane maytabı bir araya getirerek bitki gübresiyle karıştırdı.

Fitili ateşleyen Meslek Lisesi Elektrik Bölümü son sınıf öğrencisi Ç.P, deney yapmak istediği karışımın elinde patlaması sonucu yaralandı.

Arkadaşı M.C. ile Yunus Emre Devlet Hastanesine giden Ç.P, tedavi altına alındı.

erdemc28

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.974
  • Teşekkür 423
    • Çevrimdışı
  • # 22 Tem 2007 10:22:05
Bu yılki ÖSS'nin 21 birincisi oldu. Hepsi, yüz seksen sorudan birini kaçırdı. Çanakkale'den ÖSS'ye giren Zeynep Gökçe Yıldız da sadece bir soru kaçırmıştı; cevabını yanlış verdiği bu sorunun puan değeri daha düşük olduğu için küçük bir farkla ikinci oldu.

Ancak o, bugüne kadar hiç kırılamayan bir rekora imza attı. Zeynep Gökçe, ÖSS tarihinde bugüne kadar en çok net yapan kız öğrenciydi. Zaman Gençlik kendisi ile başarısının arkasındaki sırrı ve beklentilerini konuştu. Bazı işlerde şans ve tesadüflerin olabileceğini belirten Zeynep Gökçe, eğitimdeki başarının ancak çok ve disiplinli çalışarak elde edilebileceğini söylüyor. Yıldız, ÖSS sonuçlarında bu zamana kadar gelen erkek ağırlığını kırdığı için ayrıca memnun olduğunu ifade ediyor.



erdemc28

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.974
  • Teşekkür 423
    • Çevrimdışı
  • # 22 Tem 2007 12:13:24
Milli Eğitim Bakanlığı yeni eğitim döneminde 158 milyon 700 bin adet ders kitabını ücretsiz dağıtacak. Proje için 279 milyon YTL kaynak ayrıldı

MİLLİ Eğitim Bakanlığı (MEB) 2003’ten beri uyguladığı ücretsiz ders kitabı geleneğini 2007-2008 eğitim öğretim yılında da devam ettirecek. Bakanlık, ilköğretim öğrencileri için 122 milyon, ortaöğretimde eğitimlerini sürdüren öğrenciler için 36 milyon 700 bin olmak üzere toplam 158 milyon 700 bin adet ders kitabını bedava dağıtacak. Öğrenciler, okulların açılacağı 17 Eylül 2007 tarihinde kitaplarını sıralarının üzerinde bulacak. MEB proje için 279 milyon YTL kaynak ayırdı. Bu kaynağın 209 milyon YTL’si ilköğretim, 70 milyon YTL’si ise ortaöğretim öğrencileri için harcanacak. Bakanlık ilköğretim öğrencileri için 2003-2004 eğitim öğretim yılında 81 milyon 663 bin adet ders kitabını ücretsiz olarak dağıtmıştı. 2004-2005’de 83 milyon 858 bin adet ders kitabı öğrencilere ücretsiz ulaştırılırken, 2005-2006’da 106 milyon 510 bin adet kitap okullara gönderilmişti.



omer68

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.203
  • Teşekkür 2916
    • Çevrimdışı
  • # 22 Tem 2007 22:43:11
Abuzer'le Firdevs

21 Temmuz 2007 Cumartesi

Gazi Üsteğmen Abdullah Ağar,Harbiye"den mezun olur olmaz kendisini görev yeri olarak,PKK çetesinin karşısında buldu…Altı yıl Cudi"den Irak"ın kuzeyindeki dağlara kadar bir çok noktada silahlı çatışmalarla dolu bir hayat geçirdi..Görevden ayrıldığında vücudunda üç kurşun yarası,yüreğinde  “Tim”inde yana  ateşe atıldığı silah arkadaşlarından 25 şenidi,55 yaralısı vardı…
Ve binlerce anısı…
Anılarını kitaplaştırdı..Son kitabı “Toprak Mehmede susayınca…Yazmayı sürdürüyor,Beşinci kitabını hazırlıyor,okumanızı tavsiye ederim..Kitapları  turkkitap@gmail.com yada abdullahagar@gmail.com dan temin edilebilir.
Anılarından ikisini  naklediyorum.

Abuzer...

Onu çöplükte eşelenirken buluyorlar…Dağın başı..Çöplükte,kamp kurmuş timlerin artıklarının yığıldığı birikinti..
Yer:Orta Cudi"deki Nuh Peygamber tepesi..
Mehmetçik dağ, bayır dolaşıyor.Ağar Üsteğmen vaziyetlerini anlatırken şöyle diyor..
“ Kirden de leş gibi olduk. Terledikçe katmerleşiyoruz. Bitlerimizi de fazlasıyla benimsedik. ..”
Bir yeknesaklık hakimken Abuzer ortaya çıkıyor..
Üsteğmen Ağar"dan dinliyoruz..
“Askerin attığı konserve tenekelerdeki artıkları, parmağıyla sıyırmaya çalışırken yakalanmış... Ortaya çıkması, işte böyle bir rastlantıyla olmuş... Çöp dökmeye giden askerler, hareket etmese, belki de göremeyeceklermiş. Bir tek derdinin olduğu anlaşılmış... O da karnını doyurmak... Zayıf mı zayıf, zavallı mı zavallı... “
Abuzer örgütten kaçmış... Açlığının, kaçmışlığının cesaretinde buralara kadar gelmiş... Sığınacak bir yere ihtiyacı var. Bir deri bir kemik ,güçsüz haliyle askerlerin önüne yığılınca alıp onu “Komutana” götürmüşler..İlk merak “Askere kurşun sıktı mı?”
Komutan anlatıyor..
“Dağlı ve Okay binbaşıların sorgusundan geçti, önce… Sonra hakkında pisliğe bulaşmadığına dair teyit edilmiş bilgiler de geldi. Örgütten kaçması, onun masumluğunun ispatıyla birleşince, içimize katılıverdi. Artık bize de, saf mı saf Abuzer isimli bu çelimsiz delikanlıyı kanıksamak düştü…”
Dağda yarı aç yarı tok gezen teröristlerin kimi kere gıda kaynağı, askerin kullanıp, zamanla ayrıldığı üs bölgeleridir. Bazı askerler yemediği, yiyemediği konserve ve ekmekleri sırtında taşımaktansa, sağa sola atmayı, kayaların arasına tıkıştırmayı yeğler. Daha sonra da teröristler gelir, bu artıkları yağmalar. İşlerine yarar ne varsa yer ya da yedeğine alır…
Bu nedenle Tim  komutanlarının bu konuda titizlikleri vardır..
Abuzer üs bölgesinde artık asker içerisinde dolaşıyor üzerindeki terörist giysileri,eski arkadaşları fark edip uzun menzilli silahlarının açık hedefi olmasın diye oeğiştiriliyor,ona asker giysisi veriliyor..
Ayaklarındaki mekaplar paramparça... Bir gün utana sıkıla geliyor. Bir çift kara lastik istiyor. Abdullah Üsteğmen ona  karargahtan bot getirtiyor,dünyalar Abuzer"in oluyor..
Abuzer çocuk gibi seviniyor. Artık askere nöbette eşlik ediyor.. Askerin onu tanıması önemli... Özellikle yeni tertipler için... Teröristlerin uzaylı yaratıklar olmadığına dair, bir ispat!..
İşe de yarıyor…
Cudi"de bildiği yer de çok... Terör örgütünün onu saf görüp, ırgat gibi kullanmış olmaları depoların yerini öğrenmesini sağlamış. Malzeme taşıdığı her yeri bilebildiğince tek tek gösteriyor. Sayesinde çok “kümes” patlatılıyor... Ele geçen mühimmatların çoğu pırıl pırıl...
Örgütteki halini de anlatıyor..
“Bizi üç kişi, dört kişi önden gönderirlerdi. Tepelere dağlara çıkartırlardı. Böylece "Asker var mı, mayın var mı…" diye baktırırlardı.”
Saf gençleri,çete  “mayın eşeği” yerine kullanıyor.Abuzer ,bu şekilde çok  bacağın koptuğunu, çok safın nasıl öldüğünü anlatıyor.
Sonra mahkemeye gönderiliyor. Geri dönüp geliyor. “Beraat ettim…” diyor. Bir süre daha askerin arasında yaşıyor. “Evime gidemem…” diyor.
“Tekrar örgüte katarlar...”
Ağar Üstteğmen"den dinliyoruz..
 “Onu kurtarmak için çok uğraşıyoruz. Hani yatılı bölge okulu falan... Çabalarımız aradığımız sonucu vermiyor ama… Artık yapacak başka bir şey bulamayınca, aramızda topladığımız parayı cebine koyup gönderiyoruz. ..”
Aradan bir zaman geçiyor... Dağlı komutana Abuzer"den bir kart geliyor. Hakkâri"den, Şemdinli taraflarında bir yerden postaya verilmiş...
“Komutanım” diye başlayan bir bozuk yazı...
“………….. Yapacak başka bir şey yoktu, tekrar örgüte katıldım. Komutanlarıma, askerlerimize selam söyle... Ellerinizden öperim...”
Yazı böyle bitiyor.
Ve bir Abuzer, bir insan, bir can, bir evlat böylece elimizden kayıyor.
--

Firdevs…

Nuh Peygamber Tepesi"nin bir ilginç öyküsü de Firdevs ile ilgili..
Genç bir kadın tabur komutanı ile konuşmak için oralara gelmiş..
Hasta,ayakta zor duruyor..
Hatta ölecek kadar... Yardım istiyor, kıvranıyor, ağlıyor…Önce hakkında bir araştırma yapılıyor neyin nesi diye..Hazin bir sicili var..
Adı Firdevs...
Çaresizlik, yokluk, sahipsizlik, ölçüsüzlük bir olunca kadın fuhuşla hayatını sürdürmeye çalışıyor. Silopi-Zaho karayolu üzerinde çalışan kamyon şoförleriyle karın tokluğuna düşüp kalkıyor. Gençle, orta yaş arasında yaşamın bir baharında, kadın olmanın nadideliğini taşıyor ya, çoktan çökmüş...
En son başına geleni kendisi anlatıyor..
”Komşu köydeki düğünde, üzerinden geçen yirmiye yakın!.. “
Böyle söylüyor. Bunlar, utançtan kilitlenmiş ağzından kerpetenle sökülebiliyor.
Dağlı binbaşı kadını taburun doktoruna muayene ettiriyor.
-Kadının cinsel organı dışarı çıkmış komutanım!..
- Yapma ya... Peki, ne yapacağız şimdi?”
-Biz bir şey yapamayız komutanım, bu kadını ancak hastane paklar... Hem de en aşşası Diyarbakır...
Dağlı komutan, telsizin başına geçip, Süvari albayı arıyor.
-Bize helikopter lazım komutanım...
Firdevs"i Diyarbakır"da uzunca bir süre tedavi ediyorlar. Zamanla iyileşiyor... Ve bir gün çıkıp geliveriyor. Hem de sapasağlam olarak... Minnetin, şükranın ise, bini artık bir para... Diyor ki;
 “Ben orada devleti gördüm... PeKaKa"da ne ki? Çalının, taşın arkasında devlet mi kurulur?”
Dağlı komutan kadını, orada da bırakmıyor. Sahip çıkmaya devam ediyor, elinden geldiğince yardım ediyor, kendini satmasına engel oluyor. İlaçlarını veriyor, eline üç beş kuruş para sıkıştırıp, azığına erzak tıkıştırıyor. Ve zaman içinde onun aracılığıyla, kapalı bir kutu olan köyün kadınlarına ulaşıyor.
Uzak uzak, ürkek ürkek, haşin bakışlı kadınların önce yaşlıları, Dağlı komutana başvuruyorlar. Revirde tedavi olmak istiyorlar. Sonra da diğerleri geliyor.
Artık revirin önünde kuyruklar oluşmaya başlıyor. Kadınlar ve çocuklara bakmaktan taburun doktoru başını kaldıramıyor. Artık ilaç da yetişmiyor. Ama Dağlı komutan bu... İlaç yokluğunun çaresine de elbette bakıyor.
Köyün erkekleri ise hâlâ ortalıkta yok…
Bir süre sonra Dağlı komutan kadınlara, “Sadece doktora gelmekle kalmayın…” diyor. “Ördüğünüz çorapları da getirin, kantine bırakın, parasını alın... Hatta başka ne varsa... Yemiş, meyve... Ceviz, üzüm, erik, elma neyse... Getirin, satılmasına hacet yok, parası neyse hemen alın...”
Bu, bir süre devam ediyor. Böylece Dağlı komutan, kadınlarla topluca konuşmaya başlıyor. Tabiî önce, yine yaşlılarla... Sonra yaşlıların kanatları altındaki diğerleriyle... Bu bile, kaş yapayım derken göz çıkartabilecek türden, başlı başına ince iş... Ve köyün kadınlarıyla, bu sohbetler gelişmişken, artık onların içine, amacı planlı, minik, masum(!) bir nifak salıyor. “Hepinizin en az onar çocuğu var... Kocalarınıza durmadan çocuk doğuruyorsunuz. Peki, onlar size ne veriyor? Onlar size vermeden, siz de onlara vermeyin!..”
“Vışşş!..” diyor, kadınlar…
Bu telkin, hemen değil, ama zaman içinde hedefini buluyor. Ve bir gün kocalar, palas pandıras geliyorlar. “Yav komutanım, sen bizim karılara ne dedin? Bizim dediğimizi artık kolayına yapmıyorlar...”
Bu, aslında evlerde kopan çıngarlar demek... Dağlı komutan çok da oralı değil... Onları nihayet kendine getirdi ya… Ve kocalarla da bir sohbettir, orada öylece başlıyor.
Köyün erkekleri kimi cumalar, namaz kılmaya Silopi"ye gidiyorlar. Dağlı komutan bir cuma onların yolunu çevirip, bir teklifte bulunuyor.
-Gelin cumayı beraber kılalım...
Bu teklife hiç yanaşmıyorlar. Hatta burun kıvırıyorlar.
-Siz namaz kılmıyorsunuz ki...
-Nereden biliyorsunuz? Kıldığımız namazın reklâmını mı yapacağız?
-Siz Müslüman değilmişsiniz ki..!
-Kim diyor bunu ya?...
 Diyen, Hogir... Bölücü örgütün propagandacısı... Sonra gülüyor.
-Ya başka ne diyor?”
-Onlar dinsiz, imansız diyor. Bunlar anasız, babasız askerler... Aileleri yok... Onun bunun çocukları..!
Dağlı binbaşı
-Biz Allah"a ve Peygamberine iman etmişiz…Bin yıldır da bunun sancaktarlığını yapmışız... Çok şükür anamız da belli, babamız da…
Bu sefer de;
-Biz Şafi"yiz, siz Hanefi"siniz...
-Hazreti Şafi de hak, İmamı Azam da...
 -Biz kırk kişiden aşağı namaz kılmayız… Dağlı komutan..
-Burada kırk değil, dört yüz kişi namaz kılar…
-Sizin namaz kılacak bir yeriniz bile yok…
-Yapma ya…Anlaşılan sen benim mescit çadırımı görmedin...”
Bunu duyunca meraklanıyorlar. Hep beraber mescit çadırına seğirtiyorlar. Ve böylece köylülerle askerler, beraberce ilk cuma namazını kılıyorlar. Namaz sonrasındaki sohbette, Dağlı komutan, köylülere; “Ana sağlığınız, okulunuz açılacak, yolunuz yapılacak…” diyor. “Yeter ki siz topraklarınıza sahip çıkın, devlete saygılı olun...”
Sonrası geliş gidişler, yakınlaşmalar ve hâlâ birbirini kollamalar... Köylüler birkaç cumaya geldikten sonra, Dağlı komutanı “Köyün camisine buyur…” etmeye başlıyorlar. Dağlı binbaşım biraz mazeret, biraz erteleme, biraz kaçamak... Böylece biraz biraz sallıyor... Biliyor ki, onun gelişini teröristlere haber edecek kuşun, çanak tuttuğu bir tezgah, illa ki olacak. Tertibe, tedbirle karşılık vermek gerek...
Birkaç hafta sonra gelen teklifi ise, apansız kabul ediyor. Bundan sonrasına, ya Allah"ın takdiri deyin, ya da Allah"ın başka bir hesabı... Yanındaki askerlerle derenin yamacından geçerken kayıyor, pantolonu çamurlanıyor. Böylelikle bir süreliğine gecikiyor. Temizlendikten, derenin suyunda pantolonunu sildikten sonra, soluk soluğa caminin köşesine, kapının dönemecine kadar geliyor. Ve tam döneceği sırada, olan oluyor. Tertip almış teröristler, roketin birini caminin asırlık meşe kapısına, diğerini duvarına “Zırank…” diye çakıyorlar. Dağlı binbaşım atlıyor. Ve kendisini sakladığı, duvarın köşesinden öyle bir bağırıyor ki...
-Yok mu bu caniliğe, bu hayvanlığa karşı duracak Ümmeti Müslüman?!..
Bu bir haykırış, hem bir çağrı, hem de olacakları tetikleyen bir uyarı oluyor... Camidekiler “Tam siper…”, ama evlerin damlarından bu davete bir karşılık var. Hem de ne karşılık...
Köyün kadınları zılgıtlarla damlara çıkıyorlar. “Lı, lı, lı...” Alabildiğine bir zılgıt, almış başını gitmekte...
Ve aynı kadınlar ellerindeki kaleşlerle, başta Cudi tarafı olmak üzere havaya, dağlara şarjör boşaltıyorlar.
Erkeklerin sustuğu yerde, kadınlar konuşuyor. Tabiî en başta, en başta sahip çıkılan, düşüp de, düştüğü çamurdan kaldırılmış olan genç bir kadın, Firdevs var.
Kösreli köyü için, işte bu bir dönüm noktası oluyor. Camiye vuran iki roket, koca bir köyü döndürüyor. Tabiî kadınların tepkisiyle... Bölücü örgüte Paris"ten bile telefon geliyor: “Ayıp ya...”
Bundan sonra, Kösreli köyü eline silah alıyor. Bu köy, Cudi"nin Kuzey Irak"a açılan kapısıdır. Önemli bir geçiş noktasıdır. Burayı tuttuğu yetmezmiş gibi, bir de sıçrama taşıdır, bütün bölgeyi kontrol eder.
Ve zaman içinde bu köyün yolu yapılıyor, okulu ve ana sağlığı açılıyor...
Bu bir sahip çıkıştı ya, ne burada kalmalıydı, ne de yarım bırakılmalıydı. Bu bir bilince, bilinçlendirmeye karşılık geliyor. Yüzmeyi öğretmeyi; “kendine ve başkalarına sahip çıkabilecek, düşmana karşı direnç üretebilecek bir duruşla…”, halkın kendi başına ayakta durmasını anlatıyor.
Üsteğmen Ağar"ın kitaplarını okuyunuz..


                        Behiç KILIÇ


[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]

erdemc28

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.974
  • Teşekkür 423
    • Çevrimdışı
  • # 23 Tem 2007 12:33:00
Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) 2007-2008 eğitim öğretim yılında başlatacağı yeni projeyle, ilk ve ortaöğretim okullardaki tüm dersler kamera ile görüntülenebilecek.

Bakanlık bilişim teknolojileri alanında yeni bir uygulamaya başlayacak.

Bakanlık, daha önce başlattığı geliştirilmiş özel bilgisayarların ekranları üzerinde öğretmenlerin ve öğrencilerin somut deneyler yapmasına imkan sağladığı ''NOVA 5000'' uygulamasının devamı olarak ''derslerin kamerayla görüntülenmesi uygulamasını'' hayata geçirmeyi planlıyor.

Uygulamaya göre her sınıf için temin edilen küçük kameralarla 40 dakikalık ders süresince çekim yapabilecek. Kamerayı öğretmen sınıfa koyacak ve o gün yapılan dersi kaydedecek. Ders bitiminde öğrenciler görüntü verilerini alabilecek. Akşam eve giden öğrenci o gün içinde anlatılan dersi, görsel olarak tekrar edebilecek.

Okulların tercihine göre, görüntüler okulların internet sitelerine de yerleştirilebilecek.

Bakanlığın gelecek sene başlatmayı planladığı proje ilk olarak bir ilde pilot olarak uygulanacak.

-''İRLANDA'DA DA UYGULANIYOR''-

İrlanda'da da uygulanan program, Türkiye'deki okulları elektronik ortama yöneltmek adına eğitim içeriğiyle daha da zenginleştirilecek.

MEB yetkililerince konuya ilişkin yapılan açıklamada, uygulamanın tüm dersler için yapılabileceği, bu projenin eğitimde teknolojilerden yararlanmaya ciddi katkılar sağlayacağı belirtildi.

İntel firmasıyla yürütülecek bu projenin, öğretmeni farklı anlamda frenleyecek bir uygulama olduğu, uygulamayla öğretmenin ders anlatımına daha özen göstereceği ve öğretmenlerin bir başka şehirdeki ders anlatımını izleyerek en iyi ders anlatımı için adapte olabilecekleri kaydedildi.

-''NOVA 5000'' UYGULAMASI-

NOVA 5000 bilgisayarlar, deney verilerinin sensorler aracılığıyla alınması ve deney grafiklerinin çizilmesi, analizlerin gerçekleştirilmesi ve laboratuvar çalışmalarının yapılmasını sağlıyor.

MEB'in 5 ay önce başlattığı ''NOVA 5000'' uygulamasıyla, öğrencilere kimya, fizik ve matematik derslerini deney yaparak öğrenme olanağı sağlamıştı. Uygulamayla, öğrencinin kendi kendine sanal ortamda deney yapmasına imkan verilmişti.

Pilot uygulaması Ankara Mehmet Emin Resulzade Anadolu Lisesi'nde başlayan ve başarılı sonuç alınan uygulamanın tüm Türkiye'deki okullara yayılması hedefleniyor.

ali2037

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.435
  • Teşekkür 836
    • Çevrimdışı
  • # 23 Tem 2007 15:04:09
Seçim boyasını böyle çıkartın

Tırnağınıza musallat olan seçim boyasını çıkarmak için işte size formülü...
Türkiye seçim hengamesini atlattı, şimdi hükümet senaryoları konuşuluyor. Ama oy kullanan herkesin bir sorunu var: Parmağa, tırnağa musallat olan seçim boyası.

Boyayı çıkarmanın bir formülü mevcut. Biraz külfetli ancak denemek isteyene, denenmiş tarif şöyle:

Limon suyu, yarım çay kaşığı tuz ve 4-5 damla sirkeyle karıştırılıp 30 dakika bekletilecek. Ardından bir süre zeytinyağında bekletilmiş parmak, karışıma sokulduktan sonra yıkanacak.



 

Egitimhane.Com ©2006-2023