Egitimhane.com
   Ana Sayfa    Forum    Haberler    Planlar    Bilgisayar    Dosyalar    İlkokuma
   Resmi İşler    100 Bin Kitap    Atama Rehberi    Gruplar    Resim galerisi
   Site Haritası    Sponsor    Siteniz için    Dost Siteler    Arama    İletişim
 
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

Egitimhane.Com  |  Genel Konular  |  Genel Konular  |  Konu: Okuyup Da Etkisinde Kaldığınız Güzel Yazılar Var Mı?
Sayfa: 1 ... 16 17 18 19 20 [21] 22 23 24 25 26 ... 31
Konu: Okuyup Da Etkisinde Kaldığınız Güzel Yazılar Var Mı?
(Okunma Sayısı 15583 defa)
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
06 Şub 2010 22:27:24

Teşekkür: 535


Bir de Dört Kelebeğin Hikayesini okur musunuz beğenirsiniz umarım ; )
Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bişey oldugunu öğrenmek istemişler. 1ci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve aydınlatıcı bişey demiş. bununla yetinmeyen 2.ci kelebek biraz daha yaklaşmış ve ateşin ısıtıcı bişey oldugunu söylemiş. 3. kelebek bununlada yetinmeyip biraz daha yaklaşmış ve kanatlarının............ yandını görünce geri dönüp ve yakıcı birşey demiş. Sonuncu kelebek daha cok şey ögrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış ışığı görmüş, biraz daha yaklaşıp sıcaklıgı hissetmiş ve biraz daha yaklaşınca kanatlarıının yandıgını görmüş, en sonunda ateşin içine girmiş yanıp kül oluvermiş. Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş; Çünkü o kaybolmuş ateşin içinde ve birtek içinde kaybolan anlayabilmiş. Aşkta böyle birşey içinde kaybolmadan ne olduğunu asla öğrenemezsin...
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
selmus
Çalışkan Üye
***
Mesaj Sayısı: 66
06 Şub 2010 22:32:21

Teşekkür: 37


oldukça etkileyici...
Bir de Dört Kelebeğin Hikayesini okur musunuz beğenirsiniz umarım ; )
Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bişey oldugunu öğrenmek istemişler. 1ci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve aydınlatıcı bişey demiş. bununla yetinmeyen 2.ci kelebek biraz daha yaklaşmış ve ateşin ısıtıcı bişey oldugunu söylemiş. 3. kelebek bununlada yetinmeyip biraz daha yaklaşmış ve kanatlarının............ yandını görünce geri dönüp ve yakıcı birşey demiş. Sonuncu kelebek daha cok şey ögrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış ışığı görmüş, biraz daha yaklaşıp sıcaklıgı hissetmiş ve biraz daha yaklaşınca kanatlarıının yandıgını görmüş, en sonunda ateşin içine girmiş yanıp kül oluvermiş. Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş; Çünkü o kaybolmuş ateşin içinde ve birtek içinde kaybolan anlayabilmiş. Aşkta böyle birşey içinde kaybolmadan ne olduğunu asla öğrenemezsin...
------------------------------------------------
şans benide bullll.......
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
06 Şub 2010 23:39:24

Teşekkür: 535


dostlarımız kimdirler nedirler hayatımıza nasıl gelirler....

Dostlar ırmak gibidirKiminin suyu az, kiminin çok Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya Insanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı, Bulanık bir göl gibi... Ne kadar ugrassanız görünmez dibi. Uzaktan görünüsü çekici, aldatıcı İçine daldıgınızda ne kadar yanıltıcı.... Ne zaman ne gelecegini... bilemezsiniz; Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz! Insanlar vardır; derin bır okyanus... İlk anda ürkütür, korkutur sizi. Derinliklerinde saklıdır gizi, Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız; Yanında kendinizi içi bos sanırsınız. İnsanlar vardır, coskun bir akarsu... Yaklasmaya gelmez, alır surukler. Tutunacak yer gostermez beyaz kopukler! Ne zaman nerede bırakacagı belli olmaz; Bu tip insanla bir omur dolmaz. İnsanlar vardır; sakin akan bir dere... İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere. Yanında olmak baslı basına bır mutluluk. Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk. Insanlar vardır; çesit çesit, tip tip. Her biri baska bir karaktere sahip. Görmeli, incelemeli, dogruyu bulmalı. Her seyden önemlisi insan, insan olmalı... İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz. Bosa gitmez ne kadar güvenseniz. Dibini görürsünüz her sey meydanda. Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda. İçi dısı birdir cekinme ondan. Her sözü içtendir, her davranısı candan... Can Yücel
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
07 Şub 2010 11:46:35

Teşekkür: 535


hayatınızda sizinde riskleriniz olmuştur elbet....


RİSK

Gülmek; "SAF" denme riskini göze almaktır.

Ağlamak ise; "DUYGUSAL" görünme riskini...

Birine yakınlaşm...ak; "KENDİNİ KAPTIRMA" riskini,

Duygularını açmak; "KENDİNİ ORTAYA KOYMA" riskini,

Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise;

"ONLARI BAŞKASINA KAPTIRMA" riskini göze almaktır.

Sevmek; "KARŞILIK GÖREMEME" riskini...

Yaşamak ise; "ÖLME" riskini göze almaktır.

Umutlanmak; "HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA" riskini

Çabalamak ise; "BAŞARISIZ OLMA" riskini göze almaktır...

Ama riskler yaşanmalıdır,
çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.
Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden konunabilir
ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez.
Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken,
bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder.
Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.

her düşüncemizi bir sonraki olacaklara göre uygulamaya geçirmeliyizzzz  ya da her adımımızı bir sonrakine göre atmalıyızz  Gülümseme)) keşke yapabilsekk riskleri göze alabilsekkk ;(
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
07 Şub 2010 11:57:01

Teşekkür: 535


ne olacak şimdi halim İclal Aydın ın benm çok beğendiğim yazılarındandır.umarım sizde beğenirsiniz..

Sen bu satırları okurken ben cok uzaklarda olacağım... Böyle başlardı bütün bildiğimiz mektuplar, Biliyormusun? Bu ikimizin hikayesi, Şu anda nerdesin, ne yapmaktasın; Bildiğim yerlerdemisin yoksa hiç görmediğim bir evin penceresinde mi, Sevdiklerin özlemi sardımı nicedir kalbini, Pişman mısın başlamadıkların için, iç ...cekiyorsundur şimdi Düşünüpte yazmadığın yazıpta yollamadığın mektupları saklıyormusun hala, Kafanda hep aynı cümle biliyorum ne olacak halim, Ah, biriktirdiğimiz bütün hevesler nasılda hızla tükendiler. En çok kimi özledin, en çok neyi bekledin? Şimdi düşlediklerimin neresindesin... Dedim ya. Bu ikimizin hikayesi... Islandımız bütün yağmurları, dudak kanatan kalpli sızı aşklarımızı, Bizi buluşturan kaldırımları, İşte bütün bunları bütün bunları yazıyorum. Ben unutmadım diye Hatırlıyormusun sonunu değiştirmediğimiz filmleri Hayatın gerceğidir sandığımız kabullenilmiş yenikliği Bir ağızdan söylediğimiz en kahraman cenkliği, Büyürken vazgectiklerimizi yada vazgeçittirdikleri seyleri, Ne Olacak Halim... Çabuk mu büyüdük dersin Biliyorum.. NE Olacak Halim... Sen bu satırları okurken, ben nerde olacağım kim bilir. Neleri bırakmış olacağım birde, Ne aşkları Ne başlangıçları Ne ayrılıkları tıpkı senin gibi. Biliyormusun... Tek sorum var kendimle şimdi Ahhh Ne Olacak Şimdi Halim.... İclal AYDIN
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
07 Şub 2010 13:04:36

Teşekkür: 535


Sevgilinin yüzü mü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.
Aşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap.
Göz... Savaşı başlatan haberci.
Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve aşk... Kalp ile göz arasında kutlu bir hadise
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
TugraÖzyıldız
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 1177
09 Şub 2010 17:08:04

Teşekkür: 595


yine anlamlı ve de güzel bir yazı paylaşmak istedim..umarım beğenirsiniz..buyrun arkadaşlar..


Umut ve Yener

Solgun yüzü her geçen gün biraz daha soluyor, sanki hayat omuzlarina her geçen gün biraz daha yükleniyordu.Yasamdan bikmisti, gözleri yilgin bakiyordu. Isil isil olmasi gereken o gözler sönük ve bitikti sanki...
Umut her gün ölümü biraz daha yaklasmis olarak, daha 21 de ölümü ensesinde hissediyordu. Umut ölüyordu...

Aldigi o kemoterapi denen illet onu daha ölmeden öldürüyordu.. Ilaç sonrasi çektigi aciyi bir tek o biliyordu.. Umut ölüyordu..
Bir seferinde
-Ölmek istemiyorum demisti doktoruna. -Basket takiminda idim, yeni bir klüpten transfer teklifi gelmisti, sonra gitar çaliyorum. Daha çalmasini ögrenmek istedigim çok parça var. Ben bir psikolog olacagim sonra. Bunlari 6 aya nasil sigdiririm söyler misiniz bana ?
diye bagirdi. Umut, sitemi sadece kaderineydi koskoca doktor un gözleri doldu. Umut ölüyordu..

Kendini çok kötü hissettigi bir gün ailesi onu gene apar topar hastaneye kaldirdi. Acil kan gerekiyordu. Aileden kimsenin kani uymadigi için, kan anonsla arandi.

Yener o sirada hastanede yatan bir arkadasini ziyaret etmekte idi.
-Bu kan benim kanimla ayni dedi arkadasina.
Kan vermek için asagi kata kostu..
-Kan verecegim dedi, anons için geldim..
Yener ve Umut bu vesile ile tanistilar. O gün Yener kan verdigi hastayi ziyaret etmek istemisti.. Nereden bilecekti ki o gün tanisacagi bu kisinin hayatinin sonuna kadar onun en iyi dostu olacagini.
-Geçmis olsun dedi Yener Umut'a..
Umut
-Bana kan vermissiniz. Sag olun, ama zahmet olmus, ugrasip durmayin!! Nasilsa ben yakinda ölüp gidecegim, ha bir gün önce, ha bir gün sonra ne fark eder degil mi ?
Yüzünde ki açikça okunan hüznünü, umursamaz tavirlara birakmak istiyordu Umut. Ama pek basarili olamiyordu..

Yener elinde ki gitari yatagin kenarina birakti. Umut o zaman gitari fark etti.. Demek gitar çaliyordu.. Umut'ta çaliyordu ama su illet hastaliga yakalandigi son 9 aydir, eline gitari almamisti.
-Sen daha yasarken pes etmissin, dostum diye basladi söze Yener.
-Bak hayat savas demektir. Kimi ekmek parasi için savasir, kimi bir parça toprak için, sen yasamak için savasmazsan, bu hastalik seni, sen ölmeden gömer,unutma !! diye bitirdi sözünü.

Umut savasmaktan yorulmustu. Artik su ölüm gelse de alsaydi onu, herkesin ona aciyarak bakmasindan bikmisti. Aldigi ilaçlara bagimli yasamaktan nefret ediyordu. Hayattan buz gibi sogumustu. Sanki bos bir mezar bulsa orada ölümü bekleyecekti, o denli bitmisti.

Yener bunlari düsündü.. Umut'u çok iyi anliyordu. Çünkü 2.5 yil önce kaybettigi kiz arkadasi, cani, kelebegi de ayni Umut gibi gözleri önünde daha ölmeden, ölüp gitmisti. Yener ona yardim edememisti, hem onsuz geçecek yillarini düsünüp kendine acimaktan buna vakit bulamamis, hem de Aysegül'de, kelebeginde tam olarak bu hisleri anlayamamisti.. Çünkü Aysegül ile Yener'in de bir parçasi ölüyordu.. Yener kelebegini kaybediyordu. Aysegül'üne yardim edememisti Yener, ama Umut'a edecekti.. O gün buna karar verdi.. Çünkü umudun gözlerinde ki o sönmüs o isik tanidikti.. Aysegül'ün kilerle ayniydi.

-Bende gitar çaliyorum dedi Umut.. Ama artik pek zamanim olmuyor. Çünkü hayatim yatakta geçiyor.
Yener gitarini aldi,
-Simdi gidiyorum, annenlere söyle gitarini getirsinler. Yarin ugradigim da bir konser veririz ne dersin ?
Umut gülümsedi.. Bu çocugu sevmeye mi baslamisti ne? Gitari ellerine aldilar. Yener öyle neseli parçalar çaliyordu ki, Umut'un yüzü uzun zamandir böyle gülmemisti. Ne tesadüftü ki ikisi de ayni yasta idi. Yener milli bir voleybolcu idi, Umut ise bir basketçi. Ikisi de gitar çaliyordu ama Umut ölüyordu. Bu düsünceyi bir türlü aklindan çikaramiyordu Umut. Gülümsemesi yüzünde dondu kaldi. Yener Umut'un yüzün de yeni yeni parlayan isigin yine sönüp gittigini fark etti.
-Ne zaman çikiyorsun hastaneden diye sordu.
-Yarin. Yazlik evimize gidecegiz.
Sonra tekrar yüzünü gülümseme sardi.
-Sende gelsene.

Umutlarin evi denize bakan güzel bir villa idi. Kayaliklar arasinda ki ev kus bakisi tüm körfezi görüyordu..

Yener
-Hadi yüzmeye... Umut
-Ama ben çok halsizim... Yener
-Evde oturmaya devam edersen daha da halsizleseceksin.
-Haklisin dedi Umut..
Kayalara ulastiklarinda en yüksek kayanin uçunda durdu Yener.
-Sence burasi kaç metredir? dedi.
-Bence 3-4 metre var ve su sig.. dedi Umut.
Yener
-Ben buradan atlayacagim dedi.
-Saçmalama, çok tehlikeli dedi Umut.

Yener kayalarin uçuna gitti bir iki dakika durdu ve hiç tereddüt etmeden atladi.. Umut'un rengi atmisti kayanin uçuna kostu. Bir iki dakika soluk alamadi ve Yener'in su yüzüne çikip ona el salladigini görünce bulundugu yere çömeldi ve ellerini basinin arasina alip öylece kaldi..
Yener kiyiya çikmis gülerek geliyordu. Umut'a yaklasti.. Nasil atlayisti diye sordu gülerek. Umut cevap vermedi yine:
-Umut Ney dedi..
Umut basini kaldirdi, agliyordu bagirmaya basladi..
-Sen delirdin mi? ölebilirdin....
Yener Umut'a bakti önce sonra elindeki havluyu yere atip üzerine, Umut'un yanina oturdu..
Gördünüz mü? Umut bey, insanin gözlerinin önünde bir sevdiginin ölüme gitmesi ne kadar zormus ? Tamam, sen kendini düsünmüyorsun, peki anneni de mi de düsünmüyorsun? Dostun Yener'i de mi düsünmüyorsun? Varini yogunu sana harcamaya hazir babani da mi düsünmüyorsun ? Gördün mü sevdiginin eridigini görmek ne zormus? Sen ölmeden gömülmeyi, seçmissin ölümden korkma demiyorum ben de atlamadan önce bir iki saniye korktum ama korkunun ilaci üzerine gitmektir korkunun.. Savas bu korku ile üzerine git, daha savasa baslamadan yenilgiyi kabul ediyorsun? Üzülme bana bir sey olmazdi dedi...

Yener saka ile ekledi
-Yener ölümü bile yener.
Sonra son derece ciddi söyle dedi
-Ve Yener ile Umut bu hastaligi da yenecek... Söz veriyor musun ?
Aglamayi kesmisti Umut, Yener in söylediklerini dikkatle dinliyordu.. Yener bugüne kadar hiç düsünmedigi bir seyi anlamasina yardim etmisti. Onu sevenlerde çok aci çekiyordu. Kendisi ve sevenleri için yasamaliydi.
Yener ayaga kalkti, Umut'a elini uzatti... Kenetlenen bu eller bir illeti, kanseri yenecekti...

O yil yapilan ilik nakli ile umut hayata döndü, ama asil Umut'un hayata dönüs gününü sadece Yener ve Umut biliyordu sicak bir yaz gününde kayalarin üzerinde Umut tekrar dogmustu.

Umut ve Yener dostlugu her yil çig gibi büyüyerek gelisti.. Ta ki geçen sene Yener bir trafik kazasinda son nefesini verene dek.. 43 yasinda ki Umut, onsuzluga alismanin ne zor oldugunu bilerek, ama sevdikleri için hayatin acilarina katlanarak bir yili doldurmustu. Yazlik evlerinin balkonunda yillar önce hayata yeniden dogdugu kayalara bakti.. Ve seslendi
Yener!!!
Küçük çocuk kosarak geldi
-Evet, baba
-Gitar çalmayi ögrenmek istiyorsun, degil mi ?
Çocuk sevinçle bagirdi
-Eveeeeeeeeet
-Kos o zaman, yatagimin bas ucunda asili olan Yener amcanin gitarini getir, o gitar bu günden sonra senin gitarin olacak dedi..

Gerçek bir dostla kanser bile yenilebilir...

Gerçek bir dostunuz var ise hayata her an yeniden dogabilirsiniz..

tuğra Göz kırpan
------------------------------------------------
ALLAH alnındakini gönlüne
Gönlündekini alnına yazsın...
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
09 Şub 2010 17:39:52

Teşekkür: 535


DAHA ÖĞRENECEĞİM ÇOK ŞEY VAR ama buna yetecek ömrüm var mı acaba...


YAŞ 5
Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7
Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12
Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

YAŞ 13
Annemle babamın elele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni da...ima mutlu ettiğini öğrendim.

YAŞ 15
Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18
İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

YAŞ 24
Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.

YAŞ 33
Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

YAŞ 36
Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil, benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.

YAŞ 38
Eşimin beni hâlâ sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

YAŞ 41
Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda etkilediğini öğrendim.

YAŞ 44
Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim.

YAŞ 46
Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

YAŞ 49
Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

YAŞ 50
Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.

YAŞ 53
İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

YAŞ 55
Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 64
Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

YAŞ 70
İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

YAŞ 82
Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına baş ağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 90
Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAŞ 95
Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim....
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
TugraÖzyıldız
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 1177
09 Şub 2010 21:14:11

Teşekkür: 595


yine bir akşam ve yine güzel bir hikaye daha...umarım beğenilir bu da...

küçük itfaiyeci...

Anne altı yaşındaki lösemiyle savaşan oğluna bakarken dalıp gitmişti. Kalbi acı içinde olmasına rağmen kararlılık duygusunun da etkisini hissediyordu.

Her ebeveyn gibi o da oğlunun büyümesini ve umutlarını gerçekleştirmesini istemişti. Ama bu artık mümkün değildi. Löseminin buna fırsat tanıması olası değildi. Oysa o oğlunun hayallerini gerçekleştirmesini istiyordu.

- "Bob! Büyüyünce ne olmak istediğini hiç düşündün mü? Hayatında neler olmasını dilediğin ve hayal ettiğin oldu mu?" diye sordu. - "Anneciğim ben büyüyünce hep itfaiyeci olmak istedim".

Anne gülümsedi ve.. ''Dileğini gerçekleştirebilecek miyiz bir bakalım'' dedi. Daha sonra Arizona'daki itfaiye müdürlüğüne gitti ve orada yüreği en az Arizona kadar büyük itfaiyeciler ile tanıştı. Ona oğlunun son isteğinden söz etti ve oğlunun itfaiye arabasına bınip şehirde küçük bir tur atmasının mümkün olup olmadığını sordu.

- ''Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Eğer oğlunuzu Çarşamba sabahı saat yedide hazır ederseniz onu o gün şeref konuğu yapar itfaiyeci kimliğine büründürürüz. Bizimle itfaiye müdürlüğüne gelir bizimle yemek yer yangın söndürmeye gelir. Hatta bize ölçülerini verirsen ona üzerinde Arizona itfaiyecilerinin sarı renk üzerine işlenmiş ambleminin olduğu gerçek bir itfaiyeci kostümü diktirir lastik botları ısmarlarız. Hepsi Arizona'da üretiliyor.''

 Üç gün sonra itfaiyeci Bob'u aldı ona elbisesini giydirdi ve hasta yatağından itfaiye arabasına kadar eşlik etti. Bob itfaiye arabasına kuruldu ve müdürlüğe doğru yol almaya başladı. Kendini çok mutlu hissediyordu. O gün Arizona'da tam üç yangın ihbarı olmuştu. Değişik itfaiye arabalarına hatta itfaiye Müdürlüğünün özel arabasına da binmişti.Yerel televizyonlar da onu izleyip çekmişlerdi. Hayallerinin gerçek olması gösterilen sevgi ve ilgi Bob'u o kadar etkilemişti ki doktorların söylediğinden tam üç ay daha fazla yaşamıştı.

Bir gece bütün yaşam belirtileri dramatik bir şekilde yok olmaya başlayınca hiç kimsenin yalnız ölmemesi gerektiğine inanan başhemşire aile bireylerini hastaneye çağırdı. Daha sonra Bob'un itfaiyede geçirdiği günü hatırladı ve itfaiye müdürlüğüne telefon açıp Bob'un bu dünyaya veda ederken yanında özel kıyafetleri içinde bir itfaiyecinin bulundurulmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Itfaiye Müdürü;

- ''Bundan daha iyisini de yapabiliriz. Beş dakika içinde oradayız. Bana bir iyilik yapar mısınız? Sirenlerin çaldığını duyduğunuzda yangın olmadığı anonsunu yaptırabilir misiniz? Sadece itfaiyecilerin önemli bir meslektaşlarını ziyarete geldiklerini söyleyiniz ve lütfen onun odasının penceresini açınız'' diye yanıtladı. Yaklaşık beş dakika sonra hastaneye çengel ve merdiven taşıyan kamyonet ulaştı. Merdiveni açtı ve Bob'un 3.kattaki odasına doğru yaklaştı. Tam ondört itfaiyeci Bob'un odasına tırmandılar. Annesinin izniyle onu kucakladılar ve ona onu ne kadar sevdiklerini söylediler. Ölümle pençeleşen Bob itfaiye müdürüne baktı ve;

 - ''Efendim ben şimdi gerçekten itfaiyeci miyim?'' diye sordu. - ''Bundan şüphen mi var Bob?'' diye yanıtladı müdür. Bu kelimelerden sonra Bob gülümsedi ve gözlerini sonsuza dek kapattı. Belki unuttunuz belki hatırlamıyorsunuz belki de çok duygusuz çok katı oldunuz; ama bilin ki
"HAYAT SEVGI VE UMUT SAÇMAKTIR."

tuğra Göz kırpan

------------------------------------------------
ALLAH alnındakini gönlüne
Gönlündekini alnına yazsın...
TugraÖzyıldız
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 1177
10 Şub 2010 16:13:08

Teşekkür: 595


beğendiğim yazılardan birini daha paylaşmak istedim..buyrunuz arkadaşlar...

Gencin birisi Kabe'de hep,

- "Ey doğruların yardımcısı olan Allah'ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah'ım, sana hamdü sena ederim," diye dua eder.

Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:

- "Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?," der.

O da anlatır:

Yedi sekiz sene önce yine Kabe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:

- "Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın" diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi

- "Şöyle bir torba bulan var mı?" diye bağırıyordu. Çağırdım onu.

- "Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?" diye sordum. Torbayı tarif etti ve "İçinde bin altın vardı" dedi.

- "Torban burada." diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,

- "Bu köle için ne istiyorsunuz?" dedim. "Otuz altın dediler". Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki,

- "Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma." dedi. O kişiler yanıma geldi.

- "Bu esiri bize satar mısın?" dediler. "Satarım." dedim. "Altmış altın verelim." dediler. Ben de "Olmaz." dedim.

- "Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz" dediler.

- "Öyleyse gidin pazardan alın." dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,

- "Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim." dediler.

- Ben de "Olur." dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, "Bu nedir?" dedim.

- "İçinde 970 altın var. Babam Kabe'de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi" diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim'e hamd ederim.

tuğra Göz kırpan
------------------------------------------------
ALLAH alnındakini gönlüne
Gönlündekini alnına yazsın...
hasfer62
Yeni Üye

Mesaj Sayısı: 1
10 Şub 2010 16:33:18

Teşekkür: 0


çok güzel bir hikaye
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
10 Şub 2010 16:40:17

Teşekkür: 535


eğerlerimiz ,keşkelerimiz olmasa ama onlarsız da olmuyor malesefff

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tır...manır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…

Jorge Luis BORGES
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
10 Şub 2010 16:50:28

Teşekkür: 535


Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum

Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…

Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan…

Öyle anlamsız ki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum…

Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan.

İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri… Sustum

------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
10 Şub 2010 19:45:54

Teşekkür: 535


beğeneceğinizi düşündüğüm bir yazı Göz kırpan

Hayat kitaplarda yazılan gibi değilmiş.
Kitaplarda her kelimenin altında başka bir kelime gizliymiş.
Her yüzün altına başka bir yüz...
Böyle gidiyormuş bunun sonu yokmuş.
Geç de olsa şimdi anlıyorum.
Beni aşar bu kelimelerin altındaki kelimeler, bu yüzlerin altındaki yüzler...

Ben içimdeki acıya bakarım.
İçimdeki enayi...liğe bakarım.
Evet kelimelerin altındaki kelimeyi, yüzlerin altındaki yüzü biliyorum ama, ben seni içimde hissederken,
sana inanmışken şehrin her tarafında yanan bir ışık vardı.
Yollarda, bahçelerde, hiç durmadan yanan bir ışık...
Sen bu hayatta her şeyi benden iyi bilirsin.
Öyleyse açıkla seni içimde hissettiğim her an hayatı aydınlatan bu ışığı...

Yollarda, bahçelerde, evlerde gece ve gündüz durmadan yanan bu ışığı...
Hadi böyle bir ışığın hiç olmadığına inandır beni.
Enayisin de bana...
Çocuklardan, sarhoşlardan, budalalardan bile daha enayi...
Dünyayı, insanları, hayatları göründüğü gibi sandığım için...
Herşeyin göründüğü gibi olduğuna inandığın ve öyle sevdiğim için enayisin de...

Ama açıkla bana bu ışığı...

Cezmi Ersöz
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
eseme
Uzman Üye
*****
Mesaj Sayısı: 485
10 Şub 2010 20:11:36

Teşekkür: 535


Bomboş bir cadde üzerinde yapayalnız duran teneke kutuyu hiç bıkmadan, usanmadan tekmelemektir hiçlik. Hiç bir şey yapamamanın acizliği. Onun yalnızlığında bulursun kendi yalnızlığının acısını. Oysa onun tek suçunun, sadece oraya atılmış olduğudur. Kaderdir senin yolunun üzerinde durması. Tüm hallerinin resmedilmiş hal...idir. Bu yüzden bulamazsın onunla arandaki farkı. Bu yüzdendir; tekmeyi bastıkça basasın gelir Sanki dünyanın kıçına basarmış gibi. Ancak varacağın noktaya geldiğinde bırakırsın, senin öfkenden o ezilmiş,yamulmuş,yorulmuş, teneke kutuyu.
Fakat sen onu bırakmadın. Başkasının ayağına pasladın. O artık, yeni bir şut beklemektedir. Kimi yalnızlığından, kimi çocukluğundan, kimi de sadece can sıkıntısından vurur vurur vurur.

Ve bir çöpçü onu alıp gider.
Çöpçüler de bu yüzden yalnızdır, atılmışları derler toplar. Değersiz gördüklerimizin elinde değerlenir attıklarımız, parçaladıklarımız.
Belki bu kutunun da şansı vardır geri dönüşüme girer. Ama kaderidir onun tekmelenmek, kullanıldıktan sonra.
Bu yüzden durmadan tekmeleriz teneke kutuları fark bulamayız onunla aramızda. O yalnızdır, sen de yalnızsındır.
Tekmeyi her attığımızda, yediğimizin acısını çıkartırız…
------------------------------------------------
'Batan güneş için ağlamayın; yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin.'
Sayfa: 1 ... 16 17 18 19 20 [21] 22 23 24 25 26 ... 31
 
Egitimhane.Com  |  Genel Konular  |  Genel Konular  |  Konu: Okuyup Da Etkisinde Kaldığınız Güzel Yazılar Var Mı?


MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.10 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.343 Saniyede 15 Sorgu ile Oluşturuldu
 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it 0.0284 / 12