BEKLEMEK
Biz beklemeyi damda öğrendik. Çocuktuk. Bile isteye beklerdik. Saatlerce.
Babam şehre giderdi kimi zaman. Gitmeden önce ne zaman döneceğini sorardık. Döneceği günü bilelim ki bekleyebilelim.
Ahırımızın damı köyün girişindeki yolu çok net görmemiz için biçilmiş kaftandı. Otobüsün gelmesine iki-iki buçuk saat kala dama çıkar beklemeye başlardık. Beklerken boş durmazdık. Erik ağacının dama kadar uzanan dallarından yaprak koparır beton çelenklere üç taş çizip oynardık. Kümesin damında küçük bir varilde çakmak taşları vardı. Üç taştan sıkılınca o taşlarla oynardık. Otobüsün gelmesine yakın tahmin oyunu oynamaya başlardık; önce bir motosiklet geçecek sonra otobüs gelecek, iki taksi geçecek sonra otobüs gelecek...
Otobüsü görür görmez yaşadığımız mutluluğu büyüdükçe nerede kaybettik, bilmiyorum.
Fırlar babamın ineceği yere koşardık. Babam inince bagajdan eşyaları indirmesine yardım ederdik. Poşetler evde açıldıkça dünyalar bizim olurdu.
Bazen babam söylediği gün gelemezdi. Otobüsten başkalarının indiğini babamın inmediğini görünce dünyamız yıkılırdı.
Eve dönerken boğazımızı tıkayan yumruk büyür de büyürdü.
Bazen otobüs gelmezdi. O zaman da damdan küskün küskün iner eve giderdik.
Beklemeyi biz damda öğrendik.
Geldiğinde bizi dünyanın en mutlu insanı yapan kişinin 11 yıldır gelme şansı yok...
Gelmediğinde yüreğimizde büyüyen bu sancıyla nasıl baş etmemiz gerektiğini öğrenemedik.