BİRAZ DÜN, BİRAZ BUGÜN..
Eskiden her oda dolu, her yer cıvıl cıvıl, her yerde çocuklar vardı, o kadar rahattık ki...
Giderken biraz mırın- kırın etseler de
ekmek mi bitti, yanına birkaç alacak daha ekleyip; "Ekmek kalmamış, şunlar da var, hadi iki dakika da alda gel!" diyorduk.
Çay ocakta fokurdayıp kaynarken, yeşillikler yıkanıyor, peynir, zeytin, reçel, bal... azalmışsa tazeleniyor, çatal bıçak masaya itinayla diziliyor, velhasılı mutfakta hummalı bir kahvaltı hazırlığı başlıyordu.
"Pencereleri aç, odalar havalansın baba!" diyen çocukların arz/rica karışık emrini yapmak benim için kolaydı.
Yine de bacaklarım ağrıyormuş gibi rol çalma işim az da olsa devam ediyordu.
Pencereyi açarken içeri girip bir türlü dışarı çıkmayan sineğin aksiliğini, perdeyi açarken kendi kopardığım korneşin suçunu, camlardaki hafif tozun günahını /görevini yapan asil bir baba edasıyla/onlara yüklemekten de geri kalmıyordum.
"Bir tane baktığınız yok!" deyip ikinci bir iş vermesinler diye kendimi köşe koltuğuna sessizce bırakıyordum.
Elimizde kumanda sabah haberlerini izliyor, yaz transferlerini takip ediyor, "Saat kaç oldu, kalk da kıyafetini giy, gelen giden olur!?" deseler de kimseyi takmıyordum.
*
O günden bugüne, çok yıllar geçti.
Bugün her şey rüya gibi...
Olmayacak dediğim yıllardan hepsinin olduğu zamanlara geldik.
Ne nazımız kaldı, ne eski hazzımız.
Ne o sabahlar kaldı, ne o mübarek sofralar, ne de o çocuklar kaldı.
Oturduğumuz yerden kalkamıyoruz. Kalksak da öylesine..
İki yüz metre ilerideki markete yürümek bile artık bizi yoruyor.
Geleni-gideni, oluru-olmazı aklıma getirip çokça da yarını düşünüp ekmeği ona göre alıyorum artık; üç yerine beş gibi..
Saçımıza aklar düşmüş, döküle döküle tel kalmamış, iki dakika da tıraş olup berber koltuğundan aşağı iniyorsun...
Tarak işlemeyen saçlardan eser yok artık...
Uzun yolculuklar bitti. Geceleri araba sürerken çizginin dışına kayıp gidiyorsun. Yanımdakilerin; "Önüne baksana, bizi mi öldüreceksin!" fırçasıyla aniden kendimize geliyoruz. Usta soförlüğümüz yavaş, yavaş sorgulanmaya, arabama binenler artık azalmaya başladı..Gözlük bir iken iki oldu..
Hap kutusunda iki üç hap; "içtim mi içmedim mi!?" sorularıyla artık kendimi sorguluyorum. Ben olduğum yerde dururken şeker üst kata, tansiyon alt kata misafir oluyor. Bir gün olsun bir araya gelemiyoruz artık..
Demiri dişlediğim yıllar çoktan çekip gitmiş. Her defasında bir tarafa yüklüyorum artık lokmaları..
Eskiden bir öğünde yenilen bir tencere yemek yarında yenilsin diye buzdolabından çıkarılmayı bekliyor artık..
Kuruyemiş, dondurma, meyve suyu, masada kolonya, cam şişede şeker- çikolata, özlemle bayramın gelmesini bekliyor.
Biz de çocukları🙄🥹
Yaşayan Öğretmen
28.07.2026/Kral Kızı Roma Hamamı