Emekli Öğretmenlerin Kaleminden...

Çevrimdışı adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • 5.197
  • 24.681
  • 5.197
  • 24.681
30 Tem 2026 02:12:26
BİRAZ DÜN, BİRAZ BUGÜN..

Eskiden her oda dolu, her yer cıvıl cıvıl, her yerde çocuklar vardı, o kadar rahattık ki...
Giderken biraz mırın- kırın etseler de
ekmek mi bitti, yanına birkaç alacak daha ekleyip; "Ekmek kalmamış, şunlar da var, hadi iki dakika da alda gel!" diyorduk.
Çay ocakta fokurdayıp kaynarken, yeşillikler yıkanıyor,  peynir, zeytin, reçel, bal... azalmışsa tazeleniyor, çatal bıçak masaya itinayla diziliyor, velhasılı mutfakta hummalı bir kahvaltı hazırlığı  başlıyordu.
"Pencereleri aç, odalar havalansın baba!" diyen çocukların arz/rica karışık emrini yapmak benim için kolaydı.
Yine de bacaklarım ağrıyormuş gibi rol çalma işim az da olsa devam ediyordu.
Pencereyi açarken içeri girip bir türlü dışarı çıkmayan sineğin aksiliğini, perdeyi açarken kendi kopardığım korneşin suçunu, camlardaki hafif tozun günahını /görevini yapan asil bir baba edasıyla/onlara yüklemekten de geri kalmıyordum.
"Bir tane baktığınız yok!" deyip ikinci bir iş vermesinler diye kendimi köşe koltuğuna sessizce bırakıyordum.
Elimizde kumanda sabah haberlerini izliyor, yaz transferlerini takip ediyor, "Saat kaç oldu, kalk da kıyafetini giy, gelen giden olur!?" deseler de kimseyi takmıyordum.
*
O günden bugüne, çok yıllar geçti.
Bugün her şey rüya gibi...
Olmayacak dediğim yıllardan hepsinin olduğu zamanlara geldik.
Ne nazımız kaldı, ne eski hazzımız.
Ne o sabahlar kaldı, ne o mübarek sofralar, ne de o çocuklar kaldı.
Oturduğumuz yerden kalkamıyoruz. Kalksak da öylesine..
İki yüz metre ilerideki markete yürümek bile artık bizi yoruyor.
Geleni-gideni, oluru-olmazı aklıma getirip çokça da yarını düşünüp ekmeği ona göre alıyorum artık; üç yerine beş gibi..

Saçımıza aklar düşmüş, döküle döküle tel kalmamış, iki dakika da tıraş olup berber koltuğundan aşağı iniyorsun...
Tarak işlemeyen saçlardan eser yok artık...

Uzun yolculuklar bitti. Geceleri araba sürerken çizginin dışına kayıp gidiyorsun. Yanımdakilerin; "Önüne baksana,  bizi mi öldüreceksin!" fırçasıyla aniden kendimize geliyoruz. Usta soförlüğümüz yavaş, yavaş sorgulanmaya, arabama binenler artık azalmaya başladı..Gözlük bir iken iki oldu..

Hap kutusunda iki üç hap; "içtim mi içmedim mi!?" sorularıyla artık kendimi sorguluyorum. Ben olduğum yerde dururken şeker üst kata, tansiyon alt kata misafir oluyor. Bir gün olsun bir araya gelemiyoruz artık..

Demiri dişlediğim yıllar çoktan çekip gitmiş. Her defasında bir tarafa yüklüyorum artık lokmaları..
Eskiden bir öğünde yenilen bir tencere yemek yarında yenilsin diye buzdolabından çıkarılmayı bekliyor artık..
Kuruyemiş, dondurma, meyve suyu, masada kolonya, cam şişede şeker- çikolata, özlemle bayramın gelmesini bekliyor.
Biz de çocukları🙄🥹

Yaşayan Öğretmen
28.07.2026/Kral Kızı Roma Hamamı

Çevrimiçi dark city

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 12.040
  • 74.082
  • 12.040
  • 74.082
01 Ağu 2026 06:08:33
     Bir başkaymış emeklilik hayatı.
     Aslında bir mücadeleymiş tıpkı çalışma hayatında olduğu gibi.
      Sadece mücadele alanı ve konusu farklıymış:
      Gelirini ihtiyaçlarına yetirme gayreti, boş zamanını değerlendirme gibi.
    Bunlarla mücadele rutine bağlanıyor bir süre sonra. Akışa bırakılıyor mücadele. Ara sıra kısa anlarla da olsa maziye gidiyor zihin ve kalp.
   Yaşandığı anda çok değerli olanlar şimdi sadece bir hikayenin parçası gibi. Sanki hiç yaşanmamış gibi.
    Güne planlama yapmadan başlamak, zamanı dilediği gibi değerlendirmek, kendini zorunlu hissetmemek...
     Emekliliğin asıl meyvesi bu. Yani özgürlük.
    Özgürlük, başkalarına zarar vermeden dilediğini yapma ve yaptıklarının sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmedir.
    Özgürlüğün de bir bedeli vardır. O da çalışma hayatında elde edilen kazançla emeklilikteki kazancın farkıdır. Bedel biraz ağır gibi görünse de özgürlük için değer.
       Yine de emekli camiasının ödediği bu bedele hakkı olan indirimin yapılması temennisiyle tüm emekli meslektaşlarıma ve emeklilik yolunda olanlara sağlık ve huzur dolu günler dilerim.

Çevrimdışı adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • 5.197
  • 24.681
  • 5.197
  • 24.681
06 Ağu 2026 02:01:15
EÖ, ES...

Gençlik dediğin, garanti belgesi olmayan bir krallık! Zaman mefhumu hak getire; gün saatle değil, acıkınca başlıyor, uykun gelince bitiyor. "Nerede sabah orada akşam" düsturuyla gezen, yürüyen bir rahatlık abidesisiniz.
​Arkanızda "Anne-Baba Bank" gibi devasa bir sponsorunuz var..
Babadan bütçe koparamadın mı hemen "Kurumsal İletişim Müdürü"n annene koşuyorsun. Can simidi gibi devreye girip babaya kasayı (cüzdanı) açıtırıyor.
​Kıyafet markaymış, modası geçmişmiş hiç dert değil; "Evbank Şubesi" arkanızda, yenisi anında gardıropta.
​Aile içi hiyerarşi tıkır tıkır işliyor. Kız kardeş ücretsiz ütü hizmeti veren terzi, abi arkanda gücün, en küçük kardeş ise jet hızında çalışan bir "getir-götür" uygulaması!
​Altında baba arabası varsa, sokaklar senin pistin. Trafik cezası umrunda bile değil.Benzinlikçideki abiye "Doldur usta, babam öder!" bakışı atmak bedava.
Düğünde halayın başı, gezilerde gezginlerin şahısın.
​Üstelik 18’inde de olsan 30’unda da, üstün açık kaldığında gece gelip yorganını örten, "Gurban olduğum neren ağrıyor?" diye çırpınan ak saçlı doktorun (annen) hep hazırda.
​*
"Kendi düşen ağlamaz" falan filan
​derken o kutlu(!) gün geliyor; evleniyorsun.
Tebrikler!
Sınırsız paketten, kotası hemen dolan faturasız hatta geçiş yapıyorsunuz.
​Yeni bir ev, yeni bir insan(hanım) ve en önemlisi... aroması, baharatı, pişme derecesi alışık olduğun sofralara hiç benzemeyen gizemli yemekler! Akşam işten eve pestil gibi dönüyorsun ama ne yazık ki eski naz "Niyaz sektörü"  iflas etmiş durumda.
​Kanepede ayakları duvara dikip "Ulan ne kadar yorulmuşum!" dediğinde, kokmuş çoraplarına bakıp yüzünü buruşturmayan hizmette sınır tanımayan kız kardeşin de yok artık.Teknik servis bitiyor.
​Harçlığı beğenmeyip "Bu para neye yeter!" diye trip attığın o koca çınar (baban)da yok; artık o bütçe krizlerini bizzat sen yönetiyorsun, maliye hizmetleri de bitiyor.
​Çorabı sağa, pantolonu sola fırlattığın "Baba Ocağı Festivali"de bitiyor. Şimdiki günlerin alfabesinde "R" harfi bile yok, geri vites tamamen yasak!
​Önüne soyulup dilimlenmiş meyve tabağı beklerken, elindeki market broşürüyle "Hangi zincir markette kıyma 999 TL'den daha ucuz?" ajanı gibi dolaşırken buluyorsun kendini. İkram hizmetleri bitiyor maalesef.
​Lokanta ve kafeler gözüne bir anda lüks malikaneler gibi görünmeye başlıyor. Uzun yola çıkarken o eski havalı gezgin gidiyor; yerine ketılı bagaja atan, domatesi şeffaf poşete dolduran, ekmeği en ucuz yerden, peyniri açık pazardan oto gazı filan istasyonundan beş litrecik alan tasarruf abidesi bir adama dönüyorsun...
​O bir zamanlar tespihi "Sinan" gibi sallaman, şemşameri "Pembe" gibi etrafa saçmaların maziye karışıyor. Sistem (evlilik) seni öyle bir ehlileştiriyor ki, Hasan Bor'un bir köşesinde uslu uslu oturan, faturaya bakıp iç çeken bir fani oluyorsun.
​Velhasılı "Tarih Şeridi"ndeki M.Ö. ve M.S.  devirlerindeki gibi;
EÖ (Evlenmeden Önce) ES (Evlendikten Sonra)

Çorabını yere atan BEN'i gören biri olursa söyleyin, ES (Evlendikten Sonra) Ofis Caminin yanındaki markette indirimli deterjan arıyorum🤔😊😄

İyi geceler öğretmenlerim.
Saygılar hürmetler☕

Yaşayan Öğretmen
24.07.2026/Sarıkaya

Çevrimdışı adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • 5.197
  • 24.681
  • 5.197
  • 24.681
03 Eyl 2026 01:39:30
SENİ BÖYLE SABAHLARDA HATIRLAMAK DA VARMIŞ

Dışarıda "dişi kitli" sabah soğuğu,
Üstümde akşamdan kalan bir yorgunluk.
Karşı bahçede,
Meyvesini çoktan dökmüş kayısı ağacı,
Vaktin ortasında koca bir boşluk
Üst katta annesine ağlarken komşunun çocuğu,
Uykularım yarım kalmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Beceriksiz bir adamın kahvesi nasıl olur;
Öyle bir kahve yaptım işte kendime.
Telvesinde adın yazar,
Gözlerinin rengi hasıl olur.
Senden, sana dair bir şeyler takılır dilime.
Dil konuşmayınca  el yazarmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış.
*
Hapımı, ilacımı yemekten sonra içiyorum.
Unutmayayım diye sarıyorum bir peçeteye.
Şeker tavan yapıyor, ayağımın altında tansiyon
Olan, olmayan, söylenmiyor kimseye.
İnsan sağlığın kıymetini yaşlanınca anlarmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Ağır yemekleri çoktan bıraktım
Biraz yeşillik, biraz peynir, biraz zeytin..
Kimi zaman
Sabah pişen çorbadan birkaç kaşık
Sigara altı yapıyorum bildiğin.
Zaten beden alışık;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Sabahları ekmek almaya gidiyorum
Oturdukça kilo yapıyor bünye..
Her gün aynı sokak, aynı insanlar
Aynı vaziyet, aynı durum
Gücüm de yetmiyor uzağa gitmeye..
Gidip gelmek de bir yere kadarmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Çok kere Çavuş'un çay ocağına takılıyorum
Dinlediklerim zaten açmıyor beni.
Gelen-geçene bakıyorum her şey anlamsız
Siyaset, günlük olaylar da sarmıyor beni.
"Ocağımız" sönmüş, közümüz kararmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Dün, olmaz dediklerim oluyor işte.
Sadece dinliyorum;
Gelen geçen akıl veriyor işte.
Gidip en uzak masalara oturuyorum,
Kaçmak istiyorum,
Orada da buluyor beni işte!?
Yerim, yönüm birbirine karışmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...

Yaşayan Öğretmen
31.08.2026/Sarıkaya

Çevrimdışı alperxyx

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 1.118
  • 1.196
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 1.118
  • 1.196
  • 4. Sınıf Öğretmeni
03 Eyl 2026 23:47:53
Üniversitede Köy Enstitüsü Mezunu öğretmenimizin oğluna yazdığı mektuptan alıntıdır.
Emeğin Işığında Eğitim
Eğitim, yalnızca kitaplardan bilgi öğrenmek ve ezberlenen bilgileri hayata geçirmek değildir. Gerçek eğitim; insanın düşünmesini, üretmesini, emek vermesini ve yaşadığı topluma fayda sağlamasını öğrenmesidir. Bu anlayışın en güzel örneklerinden biri, Köy Enstitülerinin taşıdığı eğitim anlayışıdır.
Köy Enstitülerinde öğrenci, yalnızca sırasının başında oturan bir öğrenci değildi. Toprağa dokunuyor, üretmeyi öğreniyor, yaptığı işin sonucunu görüyordu. Tarlada çalışırken, atölyede üretirken, kitap okurken ve arkadaşlarıyla dayanışma içinde yaşarken aslında hayatı öğreniyordu. Çünkü orada eğitim, yaşamdan kopuk değil; hayatın tam içindeydi.
Köy Enstitüsü ruhunun bize bıraktığı en önemli miraslardan biri de emeğin değerini bilmek ve ürettiğini toplumla paylaşmaktır. Alın teri yalnızca bir ürün ortaya çıkarmaz; insana sorumluluk,  sabır, dayanışma ve özgüven kazandırır. Kendi emeğiyle bir şey üreten insan, başkasının emeğine de saygı duymayı öğrenir.
Bir öğretmenin görevi de yalnızca bilgi aktarmak değildir. Öğretmen, öğrencisine emek vermenin güzelliğini, üretmenin onurunu ve topluma faydalı olmanın değerini gösterebilmelidir. Çünkü yetiştirdiği her çocuk, geleceğin toplumuna bırakacağı en değerli katkıdır.
Bugün de ihtiyacımız olan eğitim; düşünen, üreten, emeğe saygı duyan, paylaşmayı bilen ve yaşadığı topluma değer katan bireyler yetiştiren bir eğitimdir. Köy Enstitülerinin ruhu bize şunu hatırlatır: Bilgi, emekle birleştiğinde değer kazanır; emek, topluma faydaya dönüştüğünde ise gerçek anlamını bulur.
Çünkü insan yalnızca kendisi için değil, yaşadığı dünya için de öğrenmeli, üretmeli ve iz bırakmalıdır.

 


Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK