Emekli Öğretmenlerin Kaleminden...

Çevrimdışı adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • 5.200
  • 24.716
  • 5.200
  • 24.716
30 Tem 2026 02:12:26
BİRAZ DÜN, BİRAZ BUGÜN..

Eskiden her oda dolu, her yer cıvıl cıvıl, her yerde çocuklar vardı, o kadar rahattık ki...
Giderken biraz mırın- kırın etseler de
ekmek mi bitti, yanına birkaç alacak daha ekleyip; "Ekmek kalmamış, şunlar da var, hadi iki dakika da alda gel!" diyorduk.
Çay ocakta fokurdayıp kaynarken, yeşillikler yıkanıyor,  peynir, zeytin, reçel, bal... azalmışsa tazeleniyor, çatal bıçak masaya itinayla diziliyor, velhasılı mutfakta hummalı bir kahvaltı hazırlığı  başlıyordu.
"Pencereleri aç, odalar havalansın baba!" diyen çocukların arz/rica karışık emrini yapmak benim için kolaydı.
Yine de bacaklarım ağrıyormuş gibi rol çalma işim az da olsa devam ediyordu.
Pencereyi açarken içeri girip bir türlü dışarı çıkmayan sineğin aksiliğini, perdeyi açarken kendi kopardığım korneşin suçunu, camlardaki hafif tozun günahını /görevini yapan asil bir baba edasıyla/onlara yüklemekten de geri kalmıyordum.
"Bir tane baktığınız yok!" deyip ikinci bir iş vermesinler diye kendimi köşe koltuğuna sessizce bırakıyordum.
Elimizde kumanda sabah haberlerini izliyor, yaz transferlerini takip ediyor, "Saat kaç oldu, kalk da kıyafetini giy, gelen giden olur!?" deseler de kimseyi takmıyordum.
*
O günden bugüne, çok yıllar geçti.
Bugün her şey rüya gibi...
Olmayacak dediğim yıllardan hepsinin olduğu zamanlara geldik.
Ne nazımız kaldı, ne eski hazzımız.
Ne o sabahlar kaldı, ne o mübarek sofralar, ne de o çocuklar kaldı.
Oturduğumuz yerden kalkamıyoruz. Kalksak da öylesine..
İki yüz metre ilerideki markete yürümek bile artık bizi yoruyor.
Geleni-gideni, oluru-olmazı aklıma getirip çokça da yarını düşünüp ekmeği ona göre alıyorum artık; üç yerine beş gibi..

Saçımıza aklar düşmüş, döküle döküle tel kalmamış, iki dakika da tıraş olup berber koltuğundan aşağı iniyorsun...
Tarak işlemeyen saçlardan eser yok artık...

Uzun yolculuklar bitti. Geceleri araba sürerken çizginin dışına kayıp gidiyorsun. Yanımdakilerin; "Önüne baksana,  bizi mi öldüreceksin!" fırçasıyla aniden kendimize geliyoruz. Usta soförlüğümüz yavaş, yavaş sorgulanmaya, arabama binenler artık azalmaya başladı..Gözlük bir iken iki oldu..

Hap kutusunda iki üç hap; "içtim mi içmedim mi!?" sorularıyla artık kendimi sorguluyorum. Ben olduğum yerde dururken şeker üst kata, tansiyon alt kata misafir oluyor. Bir gün olsun bir araya gelemiyoruz artık..

Demiri dişlediğim yıllar çoktan çekip gitmiş. Her defasında bir tarafa yüklüyorum artık lokmaları..
Eskiden bir öğünde yenilen bir tencere yemek yarında yenilsin diye buzdolabından çıkarılmayı bekliyor artık..
Kuruyemiş, dondurma, meyve suyu, masada kolonya, cam şişede şeker- çikolata, özlemle bayramın gelmesini bekliyor.
Biz de çocukları🙄🥹

Yaşayan Öğretmen
28.07.2026/Kral Kızı Roma Hamamı

Çevrimdışı dark city

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 12.175
  • 74.802
  • 12.175
  • 74.802
01 Ağu 2026 06:08:33
     Bir başkaymış emeklilik hayatı.
     Aslında bir mücadeleymiş tıpkı çalışma hayatında olduğu gibi.
      Sadece mücadele alanı ve konusu farklıymış:
      Gelirini ihtiyaçlarına yetirme gayreti, boş zamanını değerlendirme gibi.
    Bunlarla mücadele rutine bağlanıyor bir süre sonra. Akışa bırakılıyor mücadele. Ara sıra kısa anlarla da olsa maziye gidiyor zihin ve kalp.
   Yaşandığı anda çok değerli olanlar şimdi sadece bir hikayenin parçası gibi. Sanki hiç yaşanmamış gibi.
    Güne planlama yapmadan başlamak, zamanı dilediği gibi değerlendirmek, kendini zorunlu hissetmemek...
     Emekliliğin asıl meyvesi bu. Yani özgürlük.
    Özgürlük, başkalarına zarar vermeden dilediğini yapma ve yaptıklarının sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmedir.
    Özgürlüğün de bir bedeli vardır. O da çalışma hayatında elde edilen kazançla emeklilikteki kazancın farkıdır. Bedel biraz ağır gibi görünse de özgürlük için değer.
       Yine de emekli camiasının ödediği bu bedele hakkı olan indirimin yapılması temennisiyle tüm emekli meslektaşlarıma ve emeklilik yolunda olanlara sağlık ve huzur dolu günler dilerim.

Çevrimdışı adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • 5.200
  • 24.716
  • 5.200
  • 24.716
06 Ağu 2026 02:01:15
EÖ, ES...

Gençlik dediğin, garanti belgesi olmayan bir krallık! Zaman mefhumu hak getire; gün saatle değil, acıkınca başlıyor, uykun gelince bitiyor. "Nerede sabah orada akşam" düsturuyla gezen, yürüyen bir rahatlık abidesisiniz.
​Arkanızda "Anne-Baba Bank" gibi devasa bir sponsorunuz var..
Babadan bütçe koparamadın mı hemen "Kurumsal İletişim Müdürü"n annene koşuyorsun. Can simidi gibi devreye girip babaya kasayı (cüzdanı) açıtırıyor.
​Kıyafet markaymış, modası geçmişmiş hiç dert değil; "Evbank Şubesi" arkanızda, yenisi anında gardıropta.
​Aile içi hiyerarşi tıkır tıkır işliyor. Kız kardeş ücretsiz ütü hizmeti veren terzi, abi arkanda gücün, en küçük kardeş ise jet hızında çalışan bir "getir-götür" uygulaması!
​Altında baba arabası varsa, sokaklar senin pistin. Trafik cezası umrunda bile değil.Benzinlikçideki abiye "Doldur usta, babam öder!" bakışı atmak bedava.
Düğünde halayın başı, gezilerde gezginlerin şahısın.
​Üstelik 18’inde de olsan 30’unda da, üstün açık kaldığında gece gelip yorganını örten, "Gurban olduğum neren ağrıyor?" diye çırpınan ak saçlı doktorun (annen) hep hazırda.
​*
"Kendi düşen ağlamaz" falan filan
​derken o kutlu(!) gün geliyor; evleniyorsun.
Tebrikler!
Sınırsız paketten, kotası hemen dolan faturasız hatta geçiş yapıyorsunuz.
​Yeni bir ev, yeni bir insan(hanım) ve en önemlisi... aroması, baharatı, pişme derecesi alışık olduğun sofralara hiç benzemeyen gizemli yemekler! Akşam işten eve pestil gibi dönüyorsun ama ne yazık ki eski naz "Niyaz sektörü"  iflas etmiş durumda.
​Kanepede ayakları duvara dikip "Ulan ne kadar yorulmuşum!" dediğinde, kokmuş çoraplarına bakıp yüzünü buruşturmayan hizmette sınır tanımayan kız kardeşin de yok artık.Teknik servis bitiyor.
​Harçlığı beğenmeyip "Bu para neye yeter!" diye trip attığın o koca çınar (baban)da yok; artık o bütçe krizlerini bizzat sen yönetiyorsun, maliye hizmetleri de bitiyor.
​Çorabı sağa, pantolonu sola fırlattığın "Baba Ocağı Festivali"de bitiyor. Şimdiki günlerin alfabesinde "R" harfi bile yok, geri vites tamamen yasak!
​Önüne soyulup dilimlenmiş meyve tabağı beklerken, elindeki market broşürüyle "Hangi zincir markette kıyma 999 TL'den daha ucuz?" ajanı gibi dolaşırken buluyorsun kendini. İkram hizmetleri bitiyor maalesef.
​Lokanta ve kafeler gözüne bir anda lüks malikaneler gibi görünmeye başlıyor. Uzun yola çıkarken o eski havalı gezgin gidiyor; yerine ketılı bagaja atan, domatesi şeffaf poşete dolduran, ekmeği en ucuz yerden, peyniri açık pazardan oto gazı filan istasyonundan beş litrecik alan tasarruf abidesi bir adama dönüyorsun...
​O bir zamanlar tespihi "Sinan" gibi sallaman, şemşameri "Pembe" gibi etrafa saçmaların maziye karışıyor. Sistem (evlilik) seni öyle bir ehlileştiriyor ki, Hasan Bor'un bir köşesinde uslu uslu oturan, faturaya bakıp iç çeken bir fani oluyorsun.
​Velhasılı "Tarih Şeridi"ndeki M.Ö. ve M.S.  devirlerindeki gibi;
EÖ (Evlenmeden Önce) ES (Evlendikten Sonra)

Çorabını yere atan BEN'i gören biri olursa söyleyin, ES (Evlendikten Sonra) Ofis Caminin yanındaki markette indirimli deterjan arıyorum🤔😊😄

İyi geceler öğretmenlerim.
Saygılar hürmetler☕

Yaşayan Öğretmen
24.07.2026/Sarıkaya

Çevrimdışı adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • 5.200
  • 24.716
  • 5.200
  • 24.716
03 Eyl 2026 01:39:30
SENİ BÖYLE SABAHLARDA HATIRLAMAK DA VARMIŞ

Dışarıda "dişi kitli" sabah soğuğu,
Üstümde akşamdan kalan bir yorgunluk.
Karşı bahçede,
Meyvesini çoktan dökmüş kayısı ağacı,
Vaktin ortasında koca bir boşluk
Üst katta annesine ağlarken komşunun çocuğu,
Uykularım yarım kalmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Beceriksiz bir adamın kahvesi nasıl olur;
Öyle bir kahve yaptım işte kendime.
Telvesinde adın yazar,
Gözlerinin rengi hasıl olur.
Senden, sana dair bir şeyler takılır dilime.
Dil konuşmayınca  el yazarmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış.
*
Hapımı, ilacımı yemekten sonra içiyorum.
Unutmayayım diye sarıyorum bir peçeteye.
Şeker tavan yapıyor, ayağımın altında tansiyon
Olan, olmayan, söylenmiyor kimseye.
İnsan sağlığın kıymetini yaşlanınca anlarmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Ağır yemekleri çoktan bıraktım
Biraz yeşillik, biraz peynir, biraz zeytin..
Kimi zaman
Sabah pişen çorbadan birkaç kaşık
Sigara altı yapıyorum bildiğin.
Zaten beden alışık;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Sabahları ekmek almaya gidiyorum
Oturdukça kilo yapıyor bünye..
Her gün aynı sokak, aynı insanlar
Aynı vaziyet, aynı durum
Gücüm de yetmiyor uzağa gitmeye..
Gidip gelmek de bir yere kadarmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Çok kere Çavuş'un çay ocağına takılıyorum
Dinlediklerim zaten açmıyor beni.
Gelen-geçene bakıyorum her şey anlamsız
Siyaset, günlük olaylar da sarmıyor beni.
"Ocağımız" sönmüş, közümüz kararmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...
*
Dün, olmaz dediklerim oluyor işte.
Sadece dinliyorum;
Gelen geçen akıl veriyor işte.
Gidip en uzak masalara oturuyorum,
Kaçmak istiyorum,
Orada da buluyor beni işte!?
Yerim, yönüm birbirine karışmış;
Seni böyle sabahlarda hatırlamak da varmış...

Yaşayan Öğretmen
31.08.2026/Sarıkaya

Çevrimdışı alperxyx

  • B Grubu
  • 1.318
  • 1.544
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 1.318
  • 1.544
  • 4. Sınıf Öğretmeni
03 Eyl 2026 23:47:53
Üniversitede Köy Enstitüsü Mezunu öğretmenimizin oğluna yazdığı mektuptan alıntıdır.
Emeğin Işığında Eğitim
Eğitim, yalnızca kitaplardan bilgi öğrenmek ve ezberlenen bilgileri hayata geçirmek değildir. Gerçek eğitim; insanın düşünmesini, üretmesini, emek vermesini ve yaşadığı topluma fayda sağlamasını öğrenmesidir. Bu anlayışın en güzel örneklerinden biri, Köy Enstitülerinin taşıdığı eğitim anlayışıdır.
Köy Enstitülerinde öğrenci, yalnızca sırasının başında oturan bir öğrenci değildi. Toprağa dokunuyor, üretmeyi öğreniyor, yaptığı işin sonucunu görüyordu. Tarlada çalışırken, atölyede üretirken, kitap okurken ve arkadaşlarıyla dayanışma içinde yaşarken aslında hayatı öğreniyordu. Çünkü orada eğitim, yaşamdan kopuk değil; hayatın tam içindeydi.
Köy Enstitüsü ruhunun bize bıraktığı en önemli miraslardan biri de emeğin değerini bilmek ve ürettiğini toplumla paylaşmaktır. Alın teri yalnızca bir ürün ortaya çıkarmaz; insana sorumluluk,  sabır, dayanışma ve özgüven kazandırır. Kendi emeğiyle bir şey üreten insan, başkasının emeğine de saygı duymayı öğrenir.
Bir öğretmenin görevi de yalnızca bilgi aktarmak değildir. Öğretmen, öğrencisine emek vermenin güzelliğini, üretmenin onurunu ve topluma faydalı olmanın değerini gösterebilmelidir. Çünkü yetiştirdiği her çocuk, geleceğin toplumuna bırakacağı en değerli katkıdır.
Bugün de ihtiyacımız olan eğitim; düşünen, üreten, emeğe saygı duyan, paylaşmayı bilen ve yaşadığı topluma değer katan bireyler yetiştiren bir eğitimdir. Köy Enstitülerinin ruhu bize şunu hatırlatır: Bilgi, emekle birleştiğinde değer kazanır; emek, topluma faydaya dönüştüğünde ise gerçek anlamını bulur.
Çünkü insan yalnızca kendisi için değil, yaşadığı dünya için de öğrenmeli, üretmeli ve iz bırakmalıdır.

Çevrimdışı dark city

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 12.175
  • 74.802
  • 12.175
  • 74.802
02 Eki 2026 07:01:23
        Huzuru, zamana endeksli olmayan bir gündelik hayatı, sessizliği, rahatı, stressiz saatleri, dinlemeyi ve daha sayamadığımız nice unsurları biraz pahalı satın aldık emekli olmakla.
     Çalışma ile emeklilik arasındaki ekonomik fark günümüz koşullarında azımsanmayacak kadar çok.
      Ama saydığımız değerlerin getirisi ekonomiden daha değerli.
     Saate bakmadan yaşamak, trafik stresi çekmemek, isteksiz dikkati dağınık öğrencilerle meşgul olmamak, kaprisli velilerle strese girmemek, sürekli değişen eğitim sistemine adapte olurken yorulmamak, nöbetlerde bitkin bir şekilde günü tamamlamamak, emekliliğin ekonomik kaybını unutturuyor bir nebze.
    Zaten ekonomik koşullar emekli olunurken bilindiği için zihnen bir nebze hazırlık oluyor bu zorluğa karşı.
Azdan az çoktan çok gidiyora dönüyor tutumlar.
        Emekli olmakla ilgili tüm tutumlar ve fikirler kendi şartlarında muteberdir.
      Şahsi olarak sınırlı hayatımızda sağlıklı olduğumuz bir dönemde de emeklilik hayatı yaşamak, emekli hayatına yeteri kadar yılların kalması, huzurla dinlenmek ve kendimize zaman ayırmak, atama bekleyenlere 1 kadro açmak için mümkün olduğunca erken emeklilikten yanayım.
    Tüm Emeklilerimize ve emekli adaylarımıza sağlıklı ve huzurlu bir emeklilik hayatı dilerim.
    EYT'ye takılanlar için de inşallah ufukta Kademeli Emeklilik Yasası görünüyor gibi.
    Her ne yaşarsak yaşayalım, istediklerimiz değil; hayrımıza olanlar gerçekleşsin bu hayatta  inşallah.

Çevrimdışı adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • 5.200
  • 24.716
  • 5.200
  • 24.716
09 Eki 2026 01:52:19

"Gecenin üçünde oturup yazı yazmakta neyin nesi?!" diye bu saatte kendimle kavga ediyorum.
Gözlerimde uyku, uyuklarken elimden defalarca yere düşen telefonun "Ya olum yat artık!" dayatmalarına, gönülsüzlüğüne karşın "Cenaze Yemeği" konuşunda bir kardeşimizin paylaşımına katkı amaçlı yazdığım mesajı devam ettirmek istedim/ istiyorum.
Kelimelerim kırık, cümleler eğreti olabilir; iyi-kötü kabul edin artık...
*
"Cenaze yemeği" yaşadığımız toplumun kanayan yaralarından biri...
O eski zarif komşuluk hukuku ile günümüzün modern dayatmaları arasında kalan miadını doldurmuş adetlere isyanım..
Hepimiz biliyoruz ki dünyadaki en ağır imtihan ölümdür. Evden bir can çıkar; geride kalanların ciğeri yanar, dünyası yıkılır, dizlerinin bağı çözülür. Cenaze evinin üstünde ki acı, kurşun gibi ağırlaşır. Zamanın durduğu, nefesin kesildiği andır o an.
Ama...hayatın o en kırık dökük anında bile insanoğlu, adeta bir kanun gibi dayatılan alışkanlıkların duvarına çarpar. Cenaze yemeği konusu, bugün cenaze evleri için başlı başına bir dert, taşınması imkansız bir yüke dönüşmüş durumda. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal hesabı... Adam kendi derdine mi yansın, yoksa "gelenlerin karnını nasıl doyuracağım" telaşına mı düşsün?
​Bu acıyı yaşamayanlar, o yangının kokusunu içine çekmeyenler için sıradan bir detay gibi görünebilir bu durum. Oysa o kapının ardında, yüreği perçinlenmiş yüzlerce soru işareti döner durur: "Yapmazsam günah olur mu? El aleme mahcup olur muyum? Yıllar sonra dedikodusu yapılır mı?" Toplumsal baskının özellikle köylerde zihinlere çaktığı bu çiviler kolay kolay sökülmüyor. Cenazenin getirdiği o tarifsiz yorgunluğun üstüne, bir de bu el alem korkusu biniyor. İşte bu yüzden, o kemikleşmiş alışkanlığı kırma cesareti gösteren, "Cenaze yemeğini kaldırdık" diyen örnek köyleri, o koca yürekli insanları, muhtarları, canıgönülden tebrik ediyorum. O kararın altına imza atan elleri öpüyorum. Keşke benim köyümde de böyle asil bir karar alınabilse...
​Hafızamızı geriye doğru sardığımızda, çocukluğumuzun o dumanı tüten hatıraları düşüyor önümüze. Yav, biz ne kadar şanslı çocuklardık, böylesine güzel bir topluma denk geldik, ve ne ara bu kadar çabuk tükettik o güzelim hasletlerimizi? Bizim çocukluğumuzda acı paylaşılarak azaltılırdı, yük edilmezdi. Bir evden cenaze çıktığında, acı sadece o evin değil,
bütün komşunun, köylünün acısı olurdu. Komşu evlerinde tencere dolusu yemekler pişer, cenaze evine taşınırdı. Hafta boyu ne bir radyo açılır, ne bir televizyonun sesi yükselirdi; sükut, yasa ortak olurdu. Herkes kendi işini gücünü bırakır, cenaze sahibinin eksiğine, gediğine koşardı. Evler temizlenir, uzaktan gelen misafirler baş tacı edilerek komşu evlerinde ağırlanırdı. Dayanışmanın, insan olmanın en zarif, en duru haliydi dün... Bugün ise diğer tüm güzellikler gibi o da unutulmanın soğuk sularına gömüldü gitti..
*
​Şimdi ise manzara ne yazık ki çok daha başka, çok daha yaralayıcı, insanın sinirlerini Amerikan lastiğine çevirecek cinsten.
Adam cenaze evine geliyor; güya komşu hukuku, güya acıyı paylaşma gayreti... Ama bir bakıyorsunuz, saygının yerini bir ağırlama telaşı almış. Ayranın soğuğunu istiyor kıymalının sıcağını rica ediyor. Cenaze sahibinin belki de ceplerini bomboş bırakarak, sırf ayıp olmasın diye karınca kararınca yaptırdığı o kıymalıları, ayranları beşer onar kapıp kucağına yığıveriyor. Kimseye sormadan, ardına bakmadan alıp evine götürüyor. İçeride, kapıyı pencereyi "üşüyorum" bahanesiyle kapatın rica emri veriyor. sanki bir matem evinde değil de bir ziyafetteymiş gibi...
Arkadaş çayını yudumluyor ardından.
​O acılı evin ortasında ekonomiyi düzeltiyor, fizibiliteler yapıyor, gelecekten geçmişten dem vuruyor. En acısı da, nerede olduğunu, o evden bir canın koptuğunu tamamen unutarak, bir düğündeymişçesine şen kahkahalar savuruyor. Etraftakiler susar, edep susar... Biri de çıkıp, "Yahu sen ne yapıyorsun? Burada ciğeri yanan insanlar var, utanmaz!" diyemiyor.
​El insaf yahu, el insaf!
Ölümün o vakur sessizliğini, bir lokma yemek telaşıyla ve saygısızlıkla gölgelemeye kimin ne hakkı var? Yas evine yük olmaya değil, yük almaya gidilir. Ruhlarımızı doyurmayı unuttuğumuz bu çağda, hiç olmazsa bir parça merhameti ve o eski, asil komşuluk hukukunu yeniden hatırlamamız gerekmez mi?
Allah herkese akıl fikir versin ne diyeyim!
🌹
Sabah ezanı okunuyor dostlar, gün yavaş yavaş ağarmakta.Rabbim kıldığınız namazı, ettiğiniz tüm duaları kabul etsin inşallah...

Yaşayan Öğretmen
26.05.2026/ Ankara

Çevrimdışı adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • 5.200
  • 24.716
  • 5.200
  • 24.716
16 Eki 2026 02:09:09
ONUN ADI...

Baba zavallı
Anne engelli…
Saçlarını sevdiğim güzel çocuk
Sakın bana bir şeyler söyleme
Üstünden belli!
Gözlerin yorgun
Yüzün yıkanacak
Ablası var,
O da annesinden engelli…
*
Adı Özkul…
Özü gibi güzel
Günahsız ve özel.
Daha küçücük.
Öğretmeninden başka,
Belli ki
Yanağına konmamış bir öpücük…
Sevilmeye hasret,
Ellerinden tutulmaya hasret,
Bana getirdiler, dediler;
"Eti de senin, kemiği de..
Hocam kabul et!"
*
Ertesi gün geldi,
Bir çocuk ne kadar güzelse
O da o kadar güzeldi.
İstiyorum ki yüzüme baksın
Sevdiğimi anlasın...
Diğerleri gibi bir şeyler karalasın,
Bir şeyler yazsın..
Sırtıma yaslansın
Bana
Olanı olmayanı,
Akmayan suyu anlatsın!
Başındaki kanı
Sıkımlık canı anlatsın!
*
Diğerlerinde
Elma portakal.
Neyi ararsan
Neyi istersen onu al!
Sucuk salam
Elimle veriyorum;
"Gel de ye oğlum! "
Gururu dağ,
Sözleri tok,
Gözleri çökmüş.
Aç kalmış,
Çalmamış!
Gururunu kırıp
İstememiş
Almamış..
*
Bilmeden sormuştum:
"Oğlum…Beslenme çantan…"
Sofrasından çıkardığına
Ne yürek dayanır
Ne de vicdan!
Kuru bir yufka
Bir küçücük soğan…
Doluyorum
Donuyorum
El aman el aman!
Bir suçlu gibi sınıftan çıkıyorum;
"Öğretmensin ha,
Haberin bile yok çocuktan! "
*
Sonradan öğrendim;
Ki mahalleye yeni taşınmışlar.
Avlusu insan boyu ot,
Kerpiçten; ha yıkıldı, ha yıkılacak!
"Oturun" diyenler bırakıp kaçmışlar!
*
Öğretmen
Hem ana, hem baba..
Biz biliyoruz da
Bilmeyenler bilir mi acaba?
O gün gidip evden
İğne getirdim…
Soranlara
Ufacık yalan yedirdim;
"Tespihe boncuk dizeceğim"
Dedim…
Herkes çıkartıp sınıftan:
"Özkul gel oğlum" dedim.
Saçlarını öpüp
Yanaklarını sevdim.
Kolları kirli,
Kol da düğme yok ki
Çoktan düşmüş besbelli!
Kesip gömleğimdeki son düğmeyi
Başladım dikmeye!
Acemi terzi nasıl olur
Batırdık parmağa iğneyi.
Bir aşağı, bir yukarı
Neden sonra diktim düğmeyi.
*
Uğraştık, didindik,
Kimi zaman
Bir dilim ekmeği beraber yedik.
Acıpınar sokağında hava soğuk
Elimde küçücük eli
Bir gün baktım ki "son"a geldik.
Her şey bitti.
Bir iğne batımının acısında
O da diğerleri gibi çekip gitti.
*
"Nerede, ne iş yapar? diye
Düşündüğüm zamanın birinde...
Bir arkadaşın demesiyle
Karşılaştık kuru yemişçi de.
Tanıyamadım,
Saç sakal yerinde.
Yakışıklı mı yakışıklı olmuş oğlum
Hasretle baktım gözlerine,
Çocukluğunu gördüm gözlerinde.
*
Onun adı Özkul'du.
Özü gibi güzel
Günahsız ve özeldi.
Şimdi, nerede bir çocuk görsem
Parmağıma bakıp bir yerlerde kalıyorum..
Gözlerim ıslanıyor,
O'nu hatırlıyorum...

Yaşayan Öğretmen
11.09.2026/Sarıkaya

Çevrimdışı hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 30.603
  • 239.526
  • 30.603
  • 239.526
Dün, 22:53:52
Bu sayfa açılalı beri kafamı toparlayıp rahatça yazmak istedim hep..Her seferinde erteledim.Sonunda anladım ki o an hiç olmayacak.Her güne yeni yükler var omuzlarda..
Emekli olmaktan çok korkardım.Nasıl kopacağım,sonrası neler yapabilirim diye..Biz daha niyetteydik Rabbim herşeyi yazmış kadere.Pandemi diye bir çıkmaz,korku ve endişe dolu bir virüs serüveninin içinde olduğumuzu idtak edene kadar biraz sağlık,biraz verilmiş söz,biraz ailevi gerekçeler derken konunun ani içinde buldum kendimi.
Üzüldüm mü, ÇOOOKK.
Asla hayalinde ayrılık olmuyormuş.
Çocuklarımla vedalaşamadan beş--veli öğrencimle köşe kapmaca oynar gibi okulun bahçesinde buluşup helâlleştik.
O günü hiç unutamam..Beyinleri,yürekleri sağlık endişesiyle dolduran salgın bizi sıradan bir vedaya bıraktı.
Sonrası ; o günü takip eden haftalarda öğrenci görünce gözlerin dolması,İstiklâl Marşı duyunca ağlama,anılarla gerçeklerin kavgası sürüp gitti.
Gitmeyen ,habire beynimi kemiren şey artık okul yoksa işim de yok,çocuk da yok..Bir anda kendimi büyük boşlukta buldum.İşe yaramaz biri mi olmuştum..?
Hedefler,idealler hepsi yarıda kalmış düğümlenen gerçeklerdi..Hobi şart diyordu arkadşın biri.Öyle bir hobi olsun ki bana  iki cihan  saadeti versin.
Yok öyle bir dünya diyordu kısıtlamalar.
Kısıtlandıkça düşüncelerim de sıkılıyordu adeta.Alan daraldıkça duygular patlayacak hale geliyor.
Herşeye alışılıyor zamanla.
Tam altı yıl bahçemden o bahçenin çiçeklerinden uzağım.Yaradan faklı sorumlulukları yükledi..
Üzüntü,özlem bitmiyor.
Bitmeyecek de..
Sadece yeni imtihanlara alışıyorsun.
Hâlâ helâlleşememenin  yükü altında
--- Öbür tarafa bırakma Yarab, diyorum.

 


Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK