Konu: Hem Anne Hem Öğretmen Olanların Grubuna Beklenenler  (Okunma sayısı 2828408 defa)

mcenkiz

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 493
  • Teşekkür 654
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 16:23:39
Annelik ve öğretmenlik apayrı ve çok zor iki meslek. Bir koltuğa iki karpuz sığmaz. İkisini birden hakkıyla yapanı görmedim. Bayanların çoğu işini daha çok ihmal ediyor, bu arada çocuğu da arada kaynıyor. Sefa Saygılı'nın Annemi İstiyorum kitabında bu çok güzel anlatılıyor. Her çalışan annenin okuması gerekli bence.

ozden3331

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 242
  • Teşekkür 13
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 20:16:34
Merhaba arkadaşlar,ben de anne öğretmenim annem bakıyor 19 aylık kızıma ama bu dönem babasızız eş durumu tayinlerini bekliyoruz en çok çocuğumuz mağdur oldu bu durumdan umarım bir an önce ev düzenimize aile bütünlüğümüze kavuşuruz.Hepinize her iki meslekte kolaylıklar dilerim.

özi67

  • Bilge Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 3.060
  • Teşekkür 10989
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 20:18:56
Henüz anne değilim ama yarın (Allah nasip ederse) çocuğum olduğunda ona nasıl bakacağım,nasıl zaman ayıracağım, onu iyi eğitebilecek miyim hep sorarım kendime.

çalışan anne olmak zor olsa gerek, Allah kolaylıklar versin size arkadaşlar....

özden3331 öğretmenim dilerim en kısa zamanda eşiniz de aranıza katılır.

yasemingül

  • Aktif Üye
  • **
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 39
  • Teşekkür 57
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 20:22:40
bebeğim 11 aylık 1. sınıf okutuyorum 62 tande sınıfta bebeğim var

challencer

  • Üye
  • *
  • İleti: 13
  • Teşekkür 14
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 20:30:02
bende hem anne hem öğretmenim.27 aylık bir oğlum var ve annem bakıor.1.sınıfları okutuyorum.sabah 6.45 te çıkıp akşam 5.30 ta ancak dönebiliyorum eve. eve geldiğimde onunla bol vakit geçirmeye çalışıyorum.
annelikte öğretmenlikte gerçekten sabır ,özveri, ve fedakarlık istiyor.dengeyi kurabilenlere ne mutlu...

turkerm

  • Uzman Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 426
  • Teşekkür 864
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 20:43:10
15 yaşında iki yıldır yatılı okuyan bir kızım ve bu yıl okula başlayan bir oğlum var. Kızım fen lisesinde okuyor geçen yıl ayrılık çok zor olmuştu ama alıştık mecburen...okulum tam gün. köyde çalışıyorum.oğlum ilçede bir okula gidiyor, bakıcımız var. anneleri bakanlara imrendim doğrusu ben hep bakıcılarla büyüttüm çocuklarımı. eşim öğretmen değil ve hep ben ilgilenmek zorundayım. bu da beni biraz yoruyor...sabrım çok çabuk bitiyor.
               

efe67

  • Aktif Üye
  • **
  • İleti: 51
  • Teşekkür 41
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 20:48:36
ben de hem anne hem öğretmenim ilk 4 yıl oğlumla aynı okuldaydık sonra okullarımızı ayırdık oğlum şu an anadolu lisesinde okuyor

melike0106

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 21
  • Teşekkür 85
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 20:48:56
mcenkiz öğretmenim çok doğru söylüyor.hani öğretmen çocuklarını çok şanslı görürler ya aslında şanslı olup olmadıklarını bir durup düşünmek lazım.okulda öğrencilerimize gösterdiğimiz sabır ve özenin ancak yarısını verebiliyoruz kendi çocuklarımıza.
eğer haksızlık ediyorsak kendi çocuklarımıza ediyoruzdur, bizi hoşgörmeleri umuduyla

horoz20

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 602
  • Teşekkür 1264
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 21:03:31
ben hoş göreceklerini düşünmüyorum,şener şen
gönül yarasında bu konuyu işlemişti.hatırlatayım.mezrad a öğretmen ,kızı ateşleniyor zamanında doktora götüremediği için havale yumurtalıklarını etkiliyor ve anne olamıyor..

DADERE

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 31
  • Teşekkür 90
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 21:13:42
BENDE iki çocuk annesiyim.oğlum anadolu lisesine kızım 7 sınıfa gidiyor.kızımın arkamdan anne diye ağlamaları hala kulağımda.en çok üzüldüğüm çocuklarıma öğrencilerim kadar sabırlı ve özverili davranamamam.öğretmen çocukları bence çok şansızlar .

handsome

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.266
  • Teşekkür 3452
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 21:22:43
BEN OKUMAK İSTEMİYORUM

Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe telaşım artıyordu.

Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğimden çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. ‘Kızım acaba geri zekalı mı’ diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.

O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımıda tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım’ bir tokat attım.Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu. Sessizliği bozan ben oldum.
“Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?”
Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, “Çünkü ben okumak istemiyorum” diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum.

Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç’in kızı “Okumak istemiyorum” diye
bağırıyordu.

Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde “Neden?” diye sorabildim. “Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.”
Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. “İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır” di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat’ın Nohutlu Tepesi’nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım. 12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı.

Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun’a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, -”Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula getirmeye başladı. -Burası çocuk yuvası değil
ki. Bir daha kızını okula getirme” deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah’a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.

-”Yavrum, iyi misin? Korktun mu?” diye sorunca, -”Korktum, ağladım,ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım” diyerek boynuma
sarılışı.Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu. Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım.

O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle “Anne” diyerek ağlıyordu. “Kızım, ben annenim,aç kapıyı” dedikçe o “Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin” diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.

Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi’nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum
feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben,153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına
sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım… Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece “Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti” diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim.

Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu. Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.

“Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı. Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?..

Bu allak bullak beyinle nasıl? Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.

“Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin” diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi gün okuldangeldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı.

Öğretmeni şaşkındı. “Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?” diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki… O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.

Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta “Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce “o utandığım tokatla” kızarttığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

Emine Özgenç

semah

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 174
  • Teşekkür 623
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 21:38:56
çok zor. Evladını daha minicikken hiç tanımadığın bir kadına bırakmak ve o kadının anlattıklarına inanmak zorunda olmak Allah hepimizin yardımcısı olsun.

aybuke2003

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 90
  • Teşekkür 101
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 21:44:25
İyi Akşamlar Ben De Bir Anne Ve Öğretmenim.ayrıca Kızımın Öğretmeniyim. 2.sınıfları Okutuyorum.ilk Zamanlar Korkmuştum Anne Ve Öğretmenliği Birada Yürütemeyecem Diye. Ama Öyle Olmadı. Araya Mesafe Koyunca   Sorun Olmuyor. Yalnız Kızım Okulun Bahçesinden Çıkar Çıkmaz Artık Anne Diyebilirmiyim Deyişi  yüreğimi Burkmuyor Değil...
EMİNE ÖĞRETMENİM GİBİ  BENİM KIZIMLA DA ANASINIFINA GİDERKEN BAYAĞI SORUNLAR YAŞADIM.DOĞDUĞUNDAN BU YANA  YAVRUM OKUL SIRALARINDA .BİR RESİM YAPMIŞTI.ANNE ÖRDEK VE YAVRULARI. RESMİNİ ANLATTIRDIM.ANNE ÖRDEĞİN ÇALIŞMADIĞINI OKULA GİDEN YAVRUSUNA KEK PASTA YAPTIĞINI  OKULDAN GELİŞİNİ BEKLEDİĞİNİ ,BABA ÖRDEĞİN İŞE GİTTİĞNİ ANLATMIŞTI .  ÇOK ÜZÜLMÜŞTÜM...KEŞKELER  O KADAR  ÇOKTU Kİ....ŞİMDİ O DA ALIŞTI HAYATIN ŞARTLARINA ELDEN NE GELİR

drnz

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 414
  • Teşekkür 485
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 21:52:33
handsome öğretmenim anlattıklarınız beni çok etkiledi.ben de bir anne ve öğretmenim.şu anda 2.sınıfa giden bir kızım var.o okuldan geldiğinde ben hala okulda oluyorum benim ve kızımın ayrı korkuları var.her sabah gözlerim dolarak okula gönderiyorum o da anne bugün evde ol izin al yada okuluma gel diyor..annelik çoook zor.hergün vicdanım sızlıyor.o uyuyunca daha kötü oluyorum.kendime daha çok kızıyorum..ama çalışmak zorundayım onun için.

handsome

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.266
  • Teşekkür 3452
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2010 21:56:59
Benim de içimi sızlattınız öğretmenim...Şartlar maalesef böyle...Ama bu emeklerin de hepsi o minicik yavrular için...İyi bir gelecek için...
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
handsome öğretmenim anlattıklarınız beni çok etkiledi.ben de bir anne ve öğretmenim.şu anda 2.sınıfa giden bir kızım var.o okuldan geldiğinde ben hala okulda oluyorum benim ve kızımın ayrı korkuları var.her sabah gözlerim dolarak okula gönderiyorum o da anne bugün evde ol izin al yada okuluma gel diyor..annelik çoook zor.hergün vicdanım sızlıyor.o uyuyunca daha kötü oluyorum.kendime daha çok kızıyorum..ama çalışmak zorundayım onun için.

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK