Konu: Hem Anne Hem Öğretmen Olanların Grubuna Beklenenler  (Okunma sayısı 2827555 defa)

deryaçakır

  • Üye
  • *
  • İleti: 7
  • Teşekkür 11
    • Çevrimdışı
  • # 26 Kas 2010 00:06:50
16 aylık bir oğlum var.benim oğlumda okula gideceğim günleri hissediyor.erkenden uyanıyor ve arkamdan ağlıyor.çok zor.............

handan333

  • Uzman Üye
  • *****
  • 5. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 721
  • Teşekkür 2792
    • Çevrimdışı
  • # 26 Kas 2010 00:25:33
Hem anne hem öğretmen olmak zor fakat bir o kadarda zevkli.Benimde 3 tane prensesim var biri bir yıl oldu yuvadan uçtu onu bazen öylesine özlüyorum ki..ama ne yazıkki hayat bu...rabbim öyle bir düzen kurmuş. BUGÜN SİZ ONLARI BIRAKMASANIZ YARIN ONLAR SİZİ BIRAKIYORLAR sevgili yeni anneler sakın vicdan azabı çekmeyin yavrularınızla velilerimize söylediğimiz gibi kaliteli zaman geçirmeye bakın .Sizler çok iyi biliyorsunuz ki önemli olan bir arada bulunmak değil birlikte ve kaliteli zaman geçirmektir.Elbette çalışan bir kadın olmak zor fakat şunu hiçbir zaman unutmayın kolay birşey yok. Evde olsanız da çocuğunuzoynarken dizi izleseniz işte büyük felaket burda  ne yazıkki coğu anne sadece çocuğunun maddi ihtiyaçlarını yerine getirdiği halde 5 dakika oturup onunla sohbet etmiyor.
    HİÇ UNUTMUYORUM  yıllar önce ağlayan bir öğrencime niçin ağlıyorsun diye sorduğumda aldığım cevap beni çok üzmüştü annem işim var diye beni öpmedi öğretmenim.(Ben öğrencilerimi hergün öperek yolcu ederim)
     Şimdi acizane sizlere önerim onlara çok iyi bir bakıcı bulun bu kişinin çok kitap okuyan bir kişi olmasına dikkat edin okumuyorsa okumasını sağlayın.İşlerinizi biraz erteleyin insanoğlu neleri ertelemiyorki eğer mutlaka çalışmak zorunda değilseniz ücretsiz izne ayrılmayı asla ihmal etmeyin .EVDEevişi ile vakit geçirmeyin çocuğunuzla vakit geçirin.Özür dileyerek şunu söylemek istiyorum birçok arkadaşımız okulda öğrencisine gösterdiğisabır ve zamanın birazını bile yavrusuna gösteremiyor. İşinizi yaparken zevk alın bu sizin yorgunluğunuzu biraz gideriyor.Yavrularınızı sakın ihmal etmeyin çok çabuk büyüyorlar ve yuvadan uçuyorlar.Şimdi prensesim yanımda olsaydı annem diyerek kocaman bir öpücük kondururdu yanağıma bütün yorgunluğum giderdi...NEyazıkki bende bitanemin öğretmenler gününde yaptığı konuşmayı izleyemedim....Öğretmen olmanın tek  amatek zor yanı bence sizlerde zaamanla anlıyacaksınız ÖZEL GÜNLERİ ONLARLA BERABER GEÇİREMEMEK...

nejlaaslan33

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 251
  • Teşekkür 770
    • Çevrimdışı
  • # 29 Kas 2010 14:58:54
handsome öğretmenim yazdıklarınızın bende yarattığı duyguları ifade edecek rkelime bulamıyorum tek kelimeyle allah yardımcımız olsun

handsome

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.266
  • Teşekkür 3452
    • Çevrimdışı
  • # 29 Kas 2010 15:22:15
Cümlemizin öğretmenim...
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
handsome  öğretmenim yazdıklarınızın bende yarattığı duyguları ifade edecek rkelime bulamıyorum tek kelimeyle allah yardımcımız olsun

salihakulpu

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 61
  • Teşekkür 168
    • Çevrimdışı
  • # 30 Kas 2010 22:53:45
bende iki oğlan annesiyim ve 3.sınıfı okutuyorum.en zoru anlıyorlarmı ne tam evden cıkmadan 5dakika önce uyanıyorlar ve ağlamaya başlıyorlar.içim cız ediyor ama sonucta onlar için daha iyisini düşündüğüm için calışıyorum.teyzeleri bakıyor onlara o yöndem içim cok rahat.allah tüm calışan annelere yardımcı olsun...

gül_

  • Uzman Üye
  • *****
  • Lise Branş Öğrt.
  • İleti: 1.414
  • Teşekkür 1580
    • Çevrimdışı
  • # 30 Kas 2010 23:05:42
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
BEN OKUMAK İSTEMİYORUM

Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe telaşım artıyordu.

Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğimden çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. ‘Kızım acaba geri zekalı mı’ diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.

O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımıda tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım’ bir tokat attım.Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu. Sessizliği bozan ben oldum.
“Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?”
Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, “Çünkü ben okumak istemiyorum” diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum.

Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç’in kızı “Okumak istemiyorum” diye
bağırıyordu.

Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde “Neden?” diye sorabildim. “Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.”
Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. “İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır” di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat’ın Nohutlu Tepesi’nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım. 12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı.

Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun’a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, -”Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula getirmeye başladı. -Burası çocuk yuvası değil
ki. Bir daha kızını okula getirme” deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah’a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.

-”Yavrum, iyi misin? Korktun mu?” diye sorunca, -”Korktum, ağladım,ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım” diyerek boynuma
sarılışı.Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu. Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım.

O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle “Anne” diyerek ağlıyordu. “Kızım, ben annenim,aç kapıyı” dedikçe o “Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin” diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.

Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi’nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum
feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben,153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına
sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım… Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece “Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti” diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim.

Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu. Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.

“Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı. Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?..

Bu allak bullak beyinle nasıl? Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.

“Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin” diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi gün okuldangeldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı.

Öğretmeni şaşkındı. “Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?” diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki… O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.

Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta “Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce “o utandığım tokatla” kızarttığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

Emine Özgenç




Henüz bir çocuğum yok Hocam. Okurken gözyaşlarımı tutamadım. Tek söyleyebileceğim. Benim annem de öğretmendi...Ve  yazdıklarınızı okuduktan sonra ilk defa ne yazık ki,ben de bir öğretmenim :( Yazdıklarınızı tekrar tekrar yaşadım ve ben de yaşatacağım galiba...Tek dileğim öyle olmaması...

yaşargül

  • Yeni Üye
  • İleti: 1
  • Teşekkür 0
    • Çevrimdışı
  • # 01 Ara 2010 00:58:05
ben dehem anneyim hem de öğretmenim.büyük kızım 6. sınıfta küçük kızım 1.sınıfa gidiyor. okulum tüm günve ben çok yoruluyorum. akşamlarıda derslerine ben yardımcı oluyorum.bütün bunlara diğer rutin işler ekleince gerçekten yorulduğumu hissediyorum.

dilekfudi

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 255
  • Teşekkür 818
    • Çevrimdışı
  • # 01 Ara 2010 07:08:01
HANDSOME öğretmenim bunasıl bir yaşanmışlık insana insanca duygular uyandırıyor içiim acıdı.Anne yüreği fedakarlıkları tartışılmaz.Ağladım.Allhah tüm annelerin yari yardımcısı olsun.çocuklarımızı aziz eylesin.
 İyi bir anne ,iyibir eş ,iyi bir ev hanımı ,iyibir öğretmen olucacaksın.Yükümüz ağır .Annelik bir lutuf Allahım tadını aldırsın dileyen herkese nasip etsin .Sonsuz şükürler olsun.

şükrandoğan

  • Üye
  • *
  • İleti: 6
  • Teşekkür 21
    • Çevrimdışı
  • # 01 Ara 2010 09:04:17
Bende Hem Öğretmenim Hemde Biri 5 Aylık Diğeri 26 Aylık İki Küçük Prens Annesiyim 4. Sınıf Okutuyorum Ve 40 Öğrencim Var Küçük Oğlumda Süt Ve Nöbet  İznimi Kullanabildiğim İçin Mutluyum.

başak20

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 967
  • Teşekkür 1015
    • Çevrimdışı
  • # 01 Ara 2010 09:16:39
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
BEN OKUMAK İSTEMİYORUM

Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme yoktu. Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi. Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe telaşım artıyordu.

Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğimden çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. ‘Kızım acaba geri zekalı mı’ diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için iki, üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.

O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son sabrımıda tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım’ bir tokat attım.Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu. Sessizliği bozan ben oldum.
“Neden? Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?”
Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, “Çünkü ben okumak istemiyorum” diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum.

Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim, ben öğretmen Emine Özgenç’in kızı “Okumak istemiyorum” diye
bağırıyordu.

Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde “Neden?” diye sorabildim. “Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne olacağım.”
Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu. “İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır” di ye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve acı bir film oynamaya başladı. Yozgat’ın Nohutlu Tepesi’nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi hatırladım. 12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı.

Yıllarca süren ve benim, eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler. Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun’a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için, iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler odasında koltuklarda uyuyuşu. Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu. Sonra müdürün beni çağırıp, -”Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula getirmeye başladı. -Burası çocuk yuvası değil
ki. Bir daha kızını okula getirme” deyişi. O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı koruması için Allah’a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler. Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.

-”Yavrum, iyi misin? Korktun mu?” diye sorunca, -”Korktum, ağladım,ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım” diyerek boynuma
sarılışı.Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu. Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım.

O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı. Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle “Anne” diyerek ağlıyordu. “Kızım, ben annenim,aç kapıyı” dedikçe o “Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun. Beni yiyeceksin” diye feryat ediyordu. Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu. Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim.

Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi’nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum
feryat figan ağlıyordu. Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım. Ben,153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek, üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti. Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş, başını bacaklarının arasına
sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım… Göz yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece “Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti” diyebiliyordu. O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim.

Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu. Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.

“Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı. Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?..

Bu allak bullak beyinle nasıl? Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.

“Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin” diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu. Ertesi gün okuldangeldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı.

Öğretmeni şaşkındı. “Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?” diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki… O an susmak, en güzel cevaptı çünkü bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.

Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta “Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce “o utandığım tokatla” kızarttığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

Emine Özgenç


ağlattınız beni....nasıl bir hikayedir bu gözyaşlarımı tutamadım....

azradila

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 40
  • Teşekkür 321
    • Çevrimdışı
  • # 01 Ara 2010 10:03:04
horoz20
Uzman Üye

Mesaj Sayısı: 282
 Ynt: Hem Anne Hem Öğretmen Ola...
25 Kas 2010 21:03:31
Alıntı Yap
Teşekkür: 212  (Teşekkür et)

 

 
 
 

ben hoş göreceklerini düşünmüyorum,şener şen
gönül yarasında bu konuyu işlemişti.hatırlatayım.mezrad a öğretmen ,kızı ateşleniyor zamanında doktora götüremediği için havale yumurtalıklarını etkiliyor ve anne olamıyor..


 ben de çok etkilenmiştim o filmden kızım küçük bebekti. şimdi anasınıfına başladı. ben de 5. sınıf okutuyorum malesef ki seneye kızımı ben okutacağım. 4 yaşında bir kızım daha var o da anasınıfına gidiyo zaruretten ablası ile anlayacağınız iki kızımla yapışık üçüzler gibiyiz.:)) Here sabah üç cici bayan hazırlanıp tıpış tıpış okulumuza gidiyoruz. Sabırrr çok önemli mümkün mertebe korumaya çalışıyorum.

efeberk38

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 153
  • Teşekkür 275
    • Çevrimdışı
  • # 01 Ara 2010 10:34:22
HANDSOME....hocam ne yaptınız.bu sayfayı yeni gördüm.şu anda 3,5 aylık bir kzım var.ücretsiz izne başlamıştım.bir iki gündürde göreve başlasam ,annemi çağırsam diyordum.ama sizin yazdıklarınızdan sonra acele etmemeye karar verdim.şu anda ağlıyorum inanın..tabbiki mesleğimizi seviyoruz,idealist öğretmenler olmasak bu forumda ne işimiz var.eminim buradaki bütün anne öğretmenler ,anneliktede mesleklerindeki kadar başarılılar..inşallah çalıştığımız için yavrularımız bizimle gurur duyar ve bizleri de birgün anlarlar...

nejlaaslan33

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 251
  • Teşekkür 770
    • Çevrimdışı
  • # 01 Ara 2010 13:57:17
handsome öğretmenimin yazdıklarını bende hemen okur okumaz çıktı alıp öğretmenler odasının duvarına astım.okulumuzda hamilelerde var onlar da çok duygulandılar.
ben zaten okurken o anları yaşadım.benim iki oğluma kayınvalidem kendi evimde bakıyor.yazıyı okuyunca ne kadar şanslı olduğumu düşündüm.evde onları gözüm arkada kalmadan bırakabiliyorum ama yinede evden çıkarken içim sızlıyor ve onları çok özlüyorum.
anne ve öğretmenlere sabır,sabır,sabır,fedakarlık ve özveri dileklerimle allah hepimize huzur sağlık ve mutluluk versin

alangoya

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 292
  • Teşekkür 1846
    • Çevrimdışı
  • # 02 Ara 2010 00:14:16
İyi Akşamlar Değerli Öğretmenlerim,
Hem anne,hem de meslektaşınız olarak ve yazılanlara da atıfta bulunarak ben de HANDSOME öğretmenimi göz pınarlarımda yaş damlaları ile okudum.
6. sınıfa giden bir kızım ve anasınıfına giden bir oğlum var,Allah bağışlarsa...Kızımla devrelerimiz tamamen farklı,okul dönüşü servisten indikten,ben eve gelene kadar yalnız kalıyor,koskoca Ankara'da.Ne zaman ki cep telefonuma evden arandığına dair çağrı gelirse,yüreğim burkuluyor ama artık evimizin güvenli sınırları içerisine girdi düşüncesi ile bir o kadar da rahatlıyorum.
Matematik sınavından 43 aldı,şu ana kadarki en düşük notu,hiç 80 den aşağısına tanık olmamıştık.Ve diyor ki:"Anne seninle çalıştığımız konulardan çıkan soruları yapabilmişim sadece,sen sanırım onları bana sevgini katarak anlatmışsın ." Nasıl vakit bulayım da her gün onca dersi tekrar ettirip,anlatabileyim?Ben de şu anda 1. sınıfları okutuyorum,o kadar yoğun ve stresliyim ki...Zaten 21.30 da yatıyor,vicdanen bitik durumdayım ona karşı.İlgisiz anneler gibi ödevlerini yapıp yapmadığını,bir şeye ihtiyacı olup-olmadığını soruyor,gününün nasıl geçtiğini dinliyorum o kadar.Kızımla bağımız kopacak diye de ölesiye korkuyorum,hani biz anne-kız ilişkisini derinden yaşayacaktık,ne oluyor bana?Ne yapmalıyım?

berksema

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 346
  • Teşekkür 2010
    • Çevrimdışı
  • # 02 Ara 2010 00:43:45
Bende Gözyaşlarımı Tutamadım.oğlumu  İlk Bakıcıya Bıraktığımda Altı Aylık, İlk Kreşe Bıraktığımda İki Yaşındaydı.arkamdan Bağırışları , Çırpınışları Hala Kulağımda. Oğlum Şimdi 13 Yaşında. Tüm Yeni Annelere Tavsiye Ediyorum. En Az İki Yıl Ücretsiz İzin Alın Ve Çocuğunuz Sizinle Büyüsün. Sonra İnsan Çok Pişman Oluyor. ÖĞRENCİLERİMİZİ DÜŞÜNMEKTEN KENDİ ÇOCUKLARIMIZI UNUTUYORUZ. AYRICA Para Öyle De Böyle De Bitiyor. Geçen Günler Geri Gelmiyor.

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK