Neredeyse her okulumda en az bir öğrencimi kaybettim. Damla, bedensel engelli ve okula gelemeyen bir öğrencimdi. Evde eğitim hizmeti alması için çok çabaladık. Öğretmen bulduk, haftaya başlayacak dedik, sonraki haftayı göremedi. Canan, köyde oturuyordu. Liseye gitmesi için ailesini zorla ikna etmiştik. Erkeklerle konuşuyor diye önce şiddet gördü, sonra da canına kıydı. Nilgün, taşımalı öğrencimiz. Liseye geçmek üzere, TEOG sınavına hazırlanıyor. Başka bir ilçede trafik kazası geçirmiş, aslında hiç yaralanmamış ve bilinci açıkmış. Ambulans gelip ağır yaralıları götürürken fenalaşmış, meğer iç kanama geçiriyormuş, orada vefat etmiş. Veli, bir evin bir çocuğu, ailesi üzerine titriyor, üniversite sınavına yeni girmiş, motorsiklet en büyük tutkusu. Yol kenarında arızayı tamir ederken geçen tır görmemiş onu. Ertan, hayalindeki gibi veteriner olmuş, bağ evinde doğayla iç içe yaşayan bir çocuk. Bir sabah kliniği açmamış, ailesi de ulaşamamış, gittiklerinde bulmuşlar, kalp krizi. Damla devamsız öğrencimdi ama diğerlerinin hepsini okuttum. Mekanları cennet olsun. Aslında hayatımızda o kadar çok kayıp var ki, neye üzülelim, neye yanalım bilemiyoruz işte.
Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun sayın hocam. Her birinin hüznü farklı izler bırakıyor hayatta.