Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 132694 defa)

harslan05

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 2.932
  • Teşekkür 58556
    • Çevrimdışı
  • # 21 Kas 2020 00:10:17
İnsanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. Mutlu olabilmenin tek şartı "unutmayı" başarabilmekti.

Kardeşimin Hikayesi -  Zülfü Livaneli

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 22.155
  • Teşekkür 158133
    • Çevrimdışı
  • # 21 Kas 2020 09:19:13
"Uğraşamayı bırak artık dünle ve dünündekilerle. Bir de hep yanında olanlarla yarına bakmayı dene"

dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.863
  • Teşekkür 5909
    • Çevrimdışı
  • # 22 Kas 2020 07:17:38
Atlamak için dertlerimizi; belki de tek çare dertlerimizi unutmak.  Tabi deva bulmayı denedikten sonra.

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 22.155
  • Teşekkür 158133
    • Çevrimdışı
  • # 22 Kas 2020 12:21:59
"Ey İnsanlar kalkınız! Günah işleyerek yaktığınız cehennem ateşini namaz kılarak söndürünüz! "

Hz. Ebubekir r.a


dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.863
  • Teşekkür 5909
    • Çevrimdışı
  • # 22 Kas 2020 13:07:28
Hayatı daha da anlamlı kılmak için
bardağın daima dolu olan alt tarafına bakmanın bir anlamı daha var aslında.

Bizden daha zor durumda olan insanları düşünmek ve halimize şükretmek.

adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 4.674
  • Teşekkür 19684
    • Çevrimdışı
  • # 23 Kas 2020 10:10:51
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, suya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine... Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu ümitsiz artık elimizden bir şey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora.
Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...

Sevdiğini göstermek gerek😌

dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.863
  • Teşekkür 5909
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2020 09:17:05
Anlamak lazım hayatın ne kadar kıymetli olduğunu. Neden? Çünkü bu dünyada tek bir kez yaşama hakkımız var.
Yolafa masumane bir şekilde evine giden bir insana nefesimizle bulastıracağımız korona onun tek bir kez şansı olan yaşam hakkını sonlandırabilir.

Ya da aceleyle gideceğimız yere sadece 1 dakika önce varmak için trafikte ihlal edeceğimiz bir kural, evine ailesiyle yiyecegi bir akşam yemeği hayaliyle giden bir insanın  ölümüne sebep olabilir.

...
...

Örnekler sonsuzdur.

O zaman İNSAN HAYATININ DEĞERİ ne önem veren insanların oldugu bir toplumumuz olur inşallah.

TEACHER-man

  • Üye
  • *
  • Lise Branş Öğrt.
  • İleti: 101
  • Teşekkür 118
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2020 09:24:40
Buluşmak Üzere

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
#canyücel

TEACHER-man

  • Üye
  • *
  • Lise Branş Öğrt.
  • İleti: 101
  • Teşekkür 118
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2020 09:28:44
SAÇAYAĞI

Bizim mahallede seksenini aşmış üç tane dul komşu vardı. (Onları senin de tanımanı isterdim.) Bunlar, daracık, çıkmaz bir sokağın en dibinde, yerden bir karış yükseklikteki sekiye otururlar, kirmanlarını döndürerek peygamberlerden, melâikelerden konuşurlardı. Arada bir de, sokağın tozları içinde oynayan torunlarına göz kulak olurlardı.

Bu kadınların öyle güzel muhabbetleri vardı ki!.. Kulakları ağır işittiği için, içlerinden birisi konuşurken diğer ikisi başlarını ona uzatırlar, saçayağı gibi olurlar; sonra gülümseyerek geri çekilir, kirmanlarını döndürmeye devam ederlerdi. Onların bu hâllerini gören, gizli bir şey konuştuklarını sanabilirdi.

Bir gün bu kadınlardan biri hastalandı. İki gün hasta yattı. Üçüncü gün de, sessiz sedasız ölüp gitti. Çocukları, torunları, “Yaşı yetmiş işi bitmiş” diyerek ardından pek ağlamadılar. Geri kalan diğer iki kadın da, sanki önceden üç kişi değillermiş, hep iki kişilermiş gibi onun eksikliğini duymadan kirmanlarını döndürmeye devam ettiler. Bir ayağı kırılan saçayağı, ne sendeledi, ne yıkıldı.

Gün geldi, bu kadınlardan biri daha yatağa düştü. Zâten bu da beklenen bir şeydi. Kimse telaşlanmadı. Onu köy evlerindeki toprak tabanlı; loş, el kadar bir pencereyle aydınlanan odadaki yer yatağına yatırıp öleceği günü beklemeye koyuldular.

Saçayağının dikilen son ayağı, gece gündüz hasta arkadaşının başındaydı. İdâre lambasının sarı, cılız ışığı altında, yarı görmez gözlerine işkence ederek Kur’an okudu; üfledi; onu ölünceye kadar bir ân olsun yalnız bırakmadı.

Zâten hasta kadının fazla yatmasına gerek kalmadı. Bir kuşluk vakti, iyice kötüleşti. Yarı bayılıyor, yarı Kelime-i şehâdet getiriyor; Yemen’de şehit düşen kocasını sayıklıyordu. Uzak-yakın, hını-hısımı başındaydılar. Kur’an sesleri arasında, içleri burkularak ona bakıyorlardı.

Bir ara hasta, güç-belâ, nefes nefese, yüksek bir yere yetişmek ister gibi, dirseğinin üstünde doğrulup kolunu yukarı uzattı. Başından örtüsü kaydı. Sütbeyaz, seyrek, örgülü saçları yastığının üstüne döküldü. Sonra uzandığı yerden bir yiyecek almış gibi ağzına alıp gevelemeye başladı. Hiç dişi olmadığından, geveledikçe çenesi burnuna değer gibi oluyordu. Şaşkın bakışlar altında, bu hareketi birkaç kere tekrarladı. Daha sonra, sağ yanına, duvara döndü. Avucunu oluk gibi yaparak gırtlağı yukarı gide gele, hayalî bir çeşmeden su içti. Elinin tersiyle ağzını silerek, bir “Oh!” çekti.

Saçayağının dikilen son ayağı, elindeki Kur’an’ı katlamış, hasta arkadaşına gülümseyerek bakıyordu.

-Kız, dedi; sen neler yapıyorsun öyle?
Hasta Bin bir zahmetle gözlerini ona çevirdi:
-Cennet meyvesi yiyorum, dedi; cennet ırmaklarından su içiyorum.
-Kız azıcık da bana versene! Hep kendin mi yersin, kendin mi içersin?

Hasta kadın, kendine eziyet ederek gene yukarı uzandı; hayâlî meyvelerden koparıp arkadaşına verdi. Sonra sağ yanına döndü; hayâlî su dolu avucunu arkadaşının ağzına götürdü. O da tıpkı hasta gibi, meyveyi yedi; gırtlağı gurk gurk ede ede suyu içti. Önce dudaklarını yaladı; sonra ısırdı. Başını iki yana sallayarak:
-Pek tatlıymış kız! dedi.

Bu onun son sözü oldu. Kimsenin yüzüne bakmadan ağaya kalkıp kapıya doğru yürüdü. Kapıda durup arkadaşına bir daha baktı. Onun kendisine güç-belâ ama içten gülümsediğini görünce, kapıyı açtı; çıkıp gitti.

Hastanın yanındakiler, onların bu hallerini, kendilerine has bir şaka sanıp gülümseyeceklerdi ki, gülümsemeleri dudaklarında donuverdi. Hasta, hemencecik, Kelime-i şehâdet getirip ölmüştü. Ağzına bir bardak suyu yetiştiremediler.

Ölü yıkandı;kefene sarıldı, tabuta kondu. Sonra köyün en kenarındaki musalla taşında namazı kılındı. Ardından ağladılar; ağıta benzeyen bir iki şey söylediler. Saçayağının dikilen son ayağı hiç ağlamadı. Evde kalmış kart kızların, düğün alayının arkasından bakması gibi, cenazenin ardından baktı. Dişsiz ağzını geveleyerek dilinin ucuyla, dudaklarında, o hayâlî meyvenin tadını aradı.

Akşam karanlığı çökmüştü. Köy bir garip kederli sessizlik içindeydi. Aradılar; saçayağının dikilen son ayağını bulamadılar. Yatsıdan sonra çıkıp geldi. Tarladan dönen köylüler, onu Gökçepınar’ın başında otururken bulup getirmişlerdi. Orada ne aradığını sordular; ağzından bir kelime çıkmadı. Artık onun için, “herhalde bunadı.” dediler.

İkinci gün, gene ortalıkta görünmedi. Bu sefer köyden epeyi uzaktı. Kırlarda, kuru otların dikenlerin arasında, kendini bilmez bir şekilde gezinirken buldular. Kollarından tutup köye getirdiler. Duymuyor, konuşmuyordu. Boyuna dişsiz ağzını geveliyor, uzaklara bakıyordu.

Onun bu hâlini arkadaşının ölümüne yordular. “Kırlarda başına sıcak geçmiştir, kendine gelir” umuduyla, serin bir odaya yatak serip yatırdılar. Aynı gün ikindiye doğru,ortalığı hiç telaşa vermeden, dudaklarında hayâlî meyvenin tadını arayarak o da öldü; unutuldu gitti.
#ahmetulucay

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 22.155
  • Teşekkür 158133
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2020 09:43:22
ANNENLE BİR SORUNUN OLDUĞUNDA, O SORUNU ANNENLE ÇÖZ!

On dört yaşındaki genç gittiği konserde biraz müstehcen yazıları olan bir tişört almış ve gururla evde giymeye başlamış. Okula o tişörtle gitmeye kalkınca annesi, “Hayır, bu tişört, okula giyip gidilecek bir tişört değil,” demiş. Anneyle aralarında öyle bir konuşma olmuş:
- Ne var tişörtümde? Onu sen giymiyorsun, ben giyeceğim!
- Biliyorum, sen giyeceksin. Ama o okulda sen sadece kendin olarak var değilsin; on dört yaşındasın ve benim oğlumsun. Bizim aileyi de temsil ediyorsun. Hayır, izin vermiyorum, giyemezsin.
- Ama anne; arkadaşlarım bundan daha beter tişörtler giyiyorlar.
- Bu beni ilgilendirmez. O sorun senin arkadaşlarının annesinin, babasının sorunu; benim sorunum değil. Ben bu tişörtü okulda senin giyeceğin bir tişört olarak görmüyorum.
Çocuk homurdanarak odasına giderken babasını görür ve onunla konuşur:
- Baba ya, annemin dediğini duydun; bu tişörtle okula gitmeme izin vermiyor.
- Duydum evladım, evet izin vermiyor.
- Baba sen anneme bir şey söyle; bana yaptığı haksızlık.
- Evladım; sen bu işi annenle çözeceksin; ben hiç karışmayacağım.
- Neden baba ya; sen de benim babamsın.
- Bak evladım, sen şimdi kaç yaşındasın?
- On dört.
- İnşallah, okulu bitirip üniversiteye gitmene kaç yıl var?
- Dört yıl var. Niye?
- Bak evladım, ben annenle kırk yıl daha birlikte bir ömür geçirmeyi istiyorum. O benim en yakın dostum. Onun kararlarına saygı duyduğumu bilmesini istiyorum. Onun için, annenle olan bir sorunun olduğunda çözmek için bana gelme, onu annenle çöz.


dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.863
  • Teşekkür 5909
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2020 12:28:28
Akrabaları ziyarete nadiren gidilirse
dinlenecek ve duyulunca üzülecek
dert sayısı çok oluyor.

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 22.155
  • Teşekkür 158133
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2020 20:08:46
Gönül dünyanda 'ALLAH'ı bulduysan,
Ölüm de güzeldir... Ömür de....
Eğer kalbini ALLAH'IN isimleriyle süslediysen,
Nefes almak ta güzeldir... Vermek te....
Yolun ''HAKK'' yoluysa,
Koşmak ta güzeldir... Yürümek te....
Hz. İbrahim (a.s.) gibi teslim oldun mu ALLAH'a,
Ateşe atılsan da,
Gül olmak ta güzeldir... Kül olmak ta..

filiz_07

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 275
  • Teşekkür 598
    • Çevrimiçi
  • # 25 Kas 2020 20:14:46
Sokakta giderken, kendi kendime
Gülümsediğimin farkına vardığım zaman
Beni deli zannedeceklerini düşünüp
Gülümsüyorum.

Orhan Veli

TEACHER-man

  • Üye
  • *
  • Lise Branş Öğrt.
  • İleti: 101
  • Teşekkür 118
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2020 20:23:38
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Sokakta giderken, kendi kendime
Gülümsediğimin farkına vardığım zaman
Beni deli zannedeceklerini düşünüp
Gülümsüyorum.

Orhan Veli

İçkiye benzer bir şey var bu havalarda
Kötü ediyor insanı, kötü...
Hele bir hasretlik oldu mu serde;
Sevdiğin başka yerde,
Sen başka yerde.
Dertli ediyor insanı, dertli.

İçkiye benzer bir şey var bu havalarda,
Sarhoş ediyor insanı, sarhoş.

#orhanveli 😉😉

TEACHER-man

  • Üye
  • *
  • Lise Branş Öğrt.
  • İleti: 101
  • Teşekkür 118
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2020 20:38:27
Bir Gün
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum
Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, acil
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum
Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum
Gecelerden bir gece uyanırsan apansız
Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir kara gül biterse
Bil ki SENİ SEVİYORUM

#ümityaşaroğuzcan

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK