Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 66877 defa)

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • 13 Nis 2013 00:39:06
Arkadaşlar burada hoşumuza giden güzel yazıları paylaşalım inşallah...

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • # 13 Nis 2013 00:40:28
                                        HEPİMİZ ÇATLAK KOVAYIZ!!!
Bir zamanlar efendisinin evine nehirden her gün su taşıyan bir köle varmış .Bı işide boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına
taktığı iki büyük kovayla yaparmış.
Kovalardan biri çatlakmış.
Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan efendisinin evine ulaşan uzun yolu,dolu olarak tamamlarken,çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş.
Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş .Köle her seferinde efendisinin evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş.Sağlam kova başarısıyla gurur duyarken zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.
İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında köleye seslenmiş: "Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum." Neden diye sormuş köle .Niye utanç duyuyorsun. Kova cevap vermiş.
"Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı içintaşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum.Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen,emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun."
Sucu şöyle demiş.
Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum." Gerçektende tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş.
Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.Sucu kovaya sormuş, "Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettinmi.Bunun sebebi, benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır.Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın.İki yıldır ben bu güzel çiçekleritoplayıp onlarla efendimin sofrasını süsleyebildim.Sen böyle olmasaydın,efendimde evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı."

Hepimizin kendimize has kusurları vardır.Hepimiz aslında çatlak kovalarız.Kusurlarınızdan korkmayın.Onları sahiplenin.Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz,sizde güzelliklere sebep olabilirsiniz.

evgi-47

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 954
  • Teşekkür 5447
    • Çevrimdışı
  • # 13 Nis 2013 00:52:17
HAYAT
    Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde yaşlı usta ona, bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak, çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
"Tadı nasıl?"
 "Ferahlatıcı" diye cevap verdi genç çırak.
"Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam,
"Hayır" diye cevapladı çırağı.
 Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:
"Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."
 

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • # 13 Nis 2013 16:05:01
                   YAŞAM ALINTISI
    Öylesine zor ki kurşunu havada ,sevdayı sıcacık bir yürekte tutmak.
Kimi zaman yalnızlıklar, kimi zaman pişmanlıklar, bazen sarhoş bazen ayık , ne yaptığını bilerek yada bilmeyerek geçer yaşam diye insanoğluna bahşedilen süreç.
Çoğumuz geri dönüp bakmayı akıl edebildiğimizde yapacak bir şeyin kalmadığını ve ne çok eksik yaşanmamışlıklar bıraktığımızı görürüz. Kaç kişi hayatını kendisine itiraf edebilir ki ... Aslında buna çok kişi demek gelse de içimden maalesef çok az kişi. Hem sonra düşünürüz itiraf etsek ne olacak diye. Elbette hiçbir şey. Sadece kendimizce bir boşalım ...
Özlemlerle geçer bir koca ve bir o kadar da kısacık ömrümüz... Sevdiklerimizi özleriz, bulduğumuz anlarda ise yokluğunda kendimizce yaptıklarımızı ona duyduğumuz özlemleri dile getirip keşkelerimiz başlar .. Keşkeleri imha edemeyiz hayatımızdan ve kalan zamanlarımızı keşkesiz geçirmeliyiz derken sevdiğimizi olan özleminde bir gün bittiğini yada ona duyulan özlemi hak edip etmediğini düşünmeye başlarız..İnsanoğlunun doğasında olan ben yok olanı özleme varolandan bıkma dürtüsü devreye giriverir , bazen de yoğun kalabalıklar içinde yalnızlıklar yaşarız kendimizce...

Çekip uzaklara gitmeyi yalnızlık denen o sessiz duyguya kendi çığlıklarımızı katmak isteriz , hatta fırsatını bulunca da kaçıp gidiveririz...Arkamızda ne bıraktığımızı bile düşünmeden...Peki ya gittiğimiz yalnızlık bizi mutlu eder mi? Başlarda evet belki edecek... ne mutlu olacağız ilk birkaç gün tek başımızayız ve hayata özgür bir başkaldıyı gerçekleştirdik....Sonraki günlerde yalnızlığımız bizi boğmaya başlar yalnızlıklardan sıkılırız ve atarız kendimizi tanımadığımız yaşamların ortasına .. Yalnızlığa bir çözüm bulmuşçasına ....

Bir de ardımızda bıraktığımız özlemleri silip atabilsek düşlerimizden yalnızlığımızı yaşayacağız belki..işte özlemler bir türlü bitmek tükenmek bilmez... çocukluğumuzu özleriz sapan yapmayı, kırlarda salıncaklar kurmayı bezden bebeklerle evcilik oynamayı düşleriz hatta deneriz bile.İlk aşkımızı özler benzer bir aşka yelken açmayı deneriz..( ama eski yelkenleri bulma şansımız pek olmaz) sonra ilk gençliğe doğru gider düşsel yolculuk asi duruşlarımızdır özlediklerimiz , topluma başkaldırı sıradışılık özlemleri, ben içinde farklı ben olmalardır özlediklerimiz, bunu da deneriz realist yaşamlarımıza düşsel tatlar katma cabasıyla!!Başarı grafiğimiz o zamanki kadar yüksek olmasa da denemiş olmanın hazzıyla avunurunuz..Derken adam olmak dedikleri olgunluk yaşlarımızda buluruz kendimizi.... annemizi özlemeye başlarız babamızın nasihatlerine ihtiyaç duyarız bir zamanlar bize
"offf" dedirten sözcükler şimdi özlemlerimiz arasına en süslü haliyle oturuverir...Koşup gitmek sarılıvermek isteriz dizlerine uzanıp o ilk sevgilerimizin saçlarımızı okşamasına özlem duyarız .yola çıksak bile yolun sonunda onları ya buluruz yada bulamayız bitmez tükenmez bir özlem daha katarız düş hanemize...
Özlemlerden arınmak istercesine yeni hayatlar kurma çabasına gireriz orta yaşlarda. Kurduğumuz hayatlar bizi ne kadar götürür bilemeyiz ancak yinede birilerinin sorumluluğunu üstlenmekle aslında yaptığımız sadece kendi egomuzu tatmin etmekten başka bir şey değildir.Bu şunu yapamadım yarın bunu da yapmalıyım derken fark ederiz beynimizin ne kadar da bitkin düştüğünü...Bu bitkinlik sürecinde asıl ben olan benliğimiz için hiçbirşey yapmadığımızı yaptığımız sadece övgüler adına , kabullenilmeler adına birilerini mutlu ederek mutluluk oyunları oynadığımız fark edermiyiz acaba?Belki mutlu belki sadece umut zerrecikleri arasında , belki yorgun , belki mahmurluklar içersinde tüketivermişizdir onca saatlerden oluşan yaşam sürecimizi... Kazanımlarımızı mutluluğa , kayıplarımızı özleme dönüştürcek zamanımız olsa da olmasa da atmosferdeki yerimizi bir şekilde korumaya devam edeceğiz...
Yarım kalanlarımızı kendimizce tamamlayabilmek çabamız hiç bitmeyecek... Özlemlerimizin de sonu olmayacak...Bu yolculuğun geri dönüşüde olmayacak..

Yapabileceğimiz tek olasılığımız başarabilirsek biraz da kendimiz için nefes almak olsun!!!
Özlemleri en az, umutları dopdolu, dünleri yargısız , yarınları sorgusuz , ve eksiksiz yaşam süreçlerine...

ALINTIDIR...

evgi-47

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 954
  • Teşekkür 5447
    • Çevrimdışı
  • # 13 Nis 2013 16:14:53
Anne Ayının Öğretmenliği
    Anne ayı iyi bir avcıdır. Bu bilgisini yavrusuna da aktarmak ister. Balık avlarken bir-iki yaşındaki yavru da annesinin yanındadır. Birlikte suya girerler….Anne ayı balık yakalar, birlikte yerler.
    Bu arada bir gelişme olur. Anne ayı, yakaladığı balığı ağzından suya düşürür, ancak balık ölüdür, yavru ayı onu hemen yakalar.
     Bu oyun haftalarca sürer. Anne ayının ağzından düşürdüğü balık her defasında biraz daha canlıdır!... Yavru ayı yine de o balıkları yakalar !..Suya düşen balıklar her defasında daha canlıdır ama yavru ayı da her gün daha usta bir avcı olmaktadır…
     Sonunda yavru ayı kendi başına balık yakalayacak kadar ustalaşır. Anne ayı bunu anlar. Artık ona balık vermez. Kendi artıklarından yemesini ve çevreden meyve toplamasını engeller. Yanına gelmek isterse ona vurur, taşlar kısacası yanından uzaklaştırır.
     Yavru ayı aç kalır…. Bir gün aç, iki gün aç, üç gün aç, artık dayanamaz, balık tutar. Balık tutmanın aslında çok zor olmadığını anlar. Balık tutmaya devam eder.
     Anne ayı çok mutludur. Yavrusuna balık tutmasını öğretmiştir.


hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • # 13 Nis 2013 19:48:00
Yay Hayattır , Ok Niyet , Hedefte Amaç

Yay

Yay hayattır: Bütün enerji ondan gelir. Ok bir gün mutlaka terk edecektir. Hedef ise uzaklardadır. Ama hayat her zaman sizin yanınızda kalır, bu yüzden ona nasıl iyi bakacağınızı bilmeniz gerekir. Durgun kalacağı dönemlere ihtiyacı vardır -her daim kuşanılmış ve gerilmiş halde tutulursa gücünü kaybeder. Bu yüzden gücünüzü tazeleyebilmek için dinlenmeyi kabul etmelisiniz. Böylece yeniden yayı germek için asıldığınızda gücünüz eksiksiz olur.

Yayın bilinci yoktur: O okçunun elinin ve arzularının bir uzantısıdır. Öldürmeye ya da düşünmeye hizmet eder. Bu yüzden her zaman amacınızı net olarak belirleyin.

Yay esnektir ama yine de onun da sınırları vardır. Kapasitesinin ötesinde herhangi bir girişim onu kıracak ya da onu tutan elleri tüketecektir. Bu durumda yayın yanı sıra kendi bedeninizden de size verebileceğinden fazlasını talep etmeyin. Ve unutmayın, bir gün yaşlılık zamanı gelecek -bu bir lanet değil bir nimettir.

Yayı zarifçe gerin, her iki tarafın da kendine düşen payı gerektiği biçimde yapmasını sağlayın, enerjinizi boşa harcamayın. Bu sayede yorgun düşmeden pek çok ok atabilirsiniz.

Ok

Ok sizin niyetinizdir. Yayın gücünü hedefin tam ortasına bağlayan araçtır.

Niyetimiz her zaman son derece net, açık ve iyi dengelenmiş olmalıdır.

Ok bir kez yaydan ayrıldı mı artık asla geri gelmez, bu yüzden sürece müdahale etmek -oka yön verecek hareketler doğru ve düzgün olmadığında- sırf ok gerilmiş ve hedef bekliyor diye eski kafalı bir şekilde hareket etmekten daha iyidir.

Sizi durduran tek şey hedefi tutturamamak korkusu ise bu durumda niyetinizi açıkça göstermekten çekinmeyin. Doğru hareketleri yerine getirin ve elinizi açıp yayın telini bırakın, gerekli adımları atarak girdiğiniz mücadele ile yüzleşin. Hedefi vurmayı başaramasanız bile bir dahaki sefere daha iyi nişan almaya muktedir olacaksınız.

Eğer hiç risk almazsanız bir dahaki sefere neleri değiştirmeniz gerektiğini asla bilemezsiniz.

Hedef

Hedef ulaşılmak istenen amaçtır.

Sizin tarafınızdan belirlenir. İzlenen yolun güzelliği de işte burada yatar: Asla bahaneler uydurmaya ya da rakibinizin daha güçlü olduğunu söylemeye hakkınız yoktur. Çünkü hedefi seçen sizsiniz ve tüm sorumluluk size ait.

Eğer hedefinizi bir düşman olarak görürseniz belki iyi bir atış yapabilirsiniz ama kendinizi geliştirmeyi asla başaramazsınız. Tüm hayatınız boyunca okunuzu, kağıttan ya da tahtadan yapılmış, anlamı olmayan şeylerin ortasına atmaya çalışırsınız. Ve diğer insanlarla bir araya geldiğinizde hayatta hiç ilginç ya da heyecanlı bir şey yapmadığınızdan yakınırsınız.

İşte tam da bu yüzden bir amaç belirlemeniz gerekir, ona ulaşmak için elinizden gelenin en iyisini yapmalı, ona saygıyla ve önemseyerek bakmalısınız: Onun sizin için anlamını ve onun için ne kadar çaba, eğitim ve sezgi harcadığınızı iyi bilmelisiniz.

Hedefinize nişan alırken sadece ona odaklanmayın, onun çevresinde olup biten her şeyi de görün; çünkü ok fırlatıldığında, rüzgâr, ağırlık, uzaklık gibi kolay kolay hesap edemeyeceğiniz etkenlerle karşılaşacaktır.

Bir amaç sadece insan ona ulaşmayı hayal edebildiği sürece vardır. Onun varlığını gerçek kılan insanın tutkusudur, aksi taktirde amaç ölü bir şey, uzak bir hayal, tatlı bir düş olur.

Ve tıpkı niyetin bir amaca ihtiyaç duyduğu gibi, amaç da bir insanın niyetine ihtiyaç duyar. Çünkü varlığına anlam veren şey budur; bu sayede o artık sadece bir düş değil, bir okçunun dünyasının merkezidir.

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • # 14 Nis 2013 21:39:38
Yaşamak İçin Güne Acele Et

 Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama!
Yarım saat erkene kurulsun saatin,
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki
siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından
makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken
kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç
değil, şöyle keyife keyif katar gibi,
lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına
var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun. Sohbet , kahkahan  olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun? Ama en önce ve illaki sağlık olsun!

ceturka

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 414
  • Teşekkür 315
    • Çevrimdışı
  • # 14 Nis 2013 22:03:39
6 saat sonra bi teşekkür daha yaparım sayın hocam.En sondakide müthiş bir yazı.Arabaya binip ilk işin müzik açmak yerine bi Ayetel kürsü okumak olsun.Sonra çık yola.Uğurlar olsun ve yazınızın devamı...Çok güzel...

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • # 15 Nis 2013 11:26:58
                      Çivi Çıkar İzi Kalır
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. "Arkadaşlarınla tartışıp, kavga ettiğin her zaman bu tahtaya bir çivi çak" demiş. Genç, ilk gün tahtaya 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az çivi çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahtanın önüne götürmüş. Gence "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahtadan bir çivi çıkar sök" demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona "Aferin iyi davrandın ama bu tahtaya dikkatli bak. Çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş.
Arkadaşlarla tartışılıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ama bu delik aynen kalacak kapanmayacak. Bir arkadaş ender bulunan bir mücevher gibidir. Seni . güldürür, yüreklendirir, ihtiyaç duyduğunda sana yardımcı olur, seni dinler ve sana yüreğini açar" demiş.

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • # 16 Nis 2013 16:32:42

            Ben Ölünce Beni de Seversiniz

Temel mezar taşına şöyle yazdırmış; "öleceğum dedum dedum inanmadıniz, aha ne oldi."


Temel kadar olmasa da ben de bütün mezarlıkların girişine şu yazıyı asmak İsterdim: "Burada yatan herkesin ertesi gün işi vardı" yada "Hepsinin acelesi vardı."

Dünya üzerinde hiç kimse "e artık çocukları evlendirdim,dünyalıklarını Yaptım, ben de bunca yıl gezdim gördüm yaşadım kimseye bir borcumda yok Artık ölebilirim" demedi.Çünkü herkesin yarına dair planı vardı. Ödenecek fatura, tamir edilecek Musluk, gidilecek sinema, alınacak koltuk, bitmeyen toplantılar, yetişmesi Gereken dosyalar vs; vs;

Ama ölüm bizi bu yoğunluğumuz arasında yaşımıza, yaşamımıza konumumuza Bakmadan çekip alacak.

Benim bu yazıyı yazmamla sizin okumanız arasında gecen şu kısa zaman içinde Dünya üzerinde binlerce insan ölecek. Belki bu yazımı ben de okuyamayacağım;

Şair dostum Ali Ulurasba ile sohbet ederken dedi ki "Dünya da yaşarken öleceğini bilen tek varlık insan" buz kestiğimi hatırlıyor ve ekliyorum. Üstelik 'hem öleceğini hem de hesap vereceğini' biliyor. Öyle ya 'ölüm kuşun kanadında', desek de hangi kuş bilir öleceğini yada hangi çiçek balık.


'Sordum sarı çiçeğe annen baban var mıdır,

Çiçek eydür Derviş Baba, annem babam topraktır.'


Bilseydi kurbanlık hayvanlar sizce arife günü öyle serile serile yatabilirler miydi?


"Ölü ebedi canlı, ölüm hayatın başı.
Sonu meçhul alemin,
Kapısı mezar taşı.''
NFK.

Oysa ölümden sonra hayat için var diyende biliyor öleceğini yok diyen de.. 'Türkiye deprem ülkesi!' diyoruz, deprem on-binlerce ölü, 'Trafik kuralları' diyoruz, kaza binlerce ölü; Soba gazı, şofben gazı, maganda kurşunu, bombalı eylem, istedim vermediler; İntiharları vs; vs; Bunu istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Ama dikkat edin sürekli ölüyoruz, seviniyoruz öldürüyoruz, üzülüyoruz ölüyoruz; sonra bütün bunlara rağmen yaşıyorsak, bu sefer bütün bunları kanıksamış olmamıza kızıyor, alınmış sinirlerimize sinirleniyor kahrımızdan ölüyoruz.


Biz ne kadar kolay ölüyoruz!


Ne ettik ne gördük bu dünyada kötülükten gayrı,


Ölünce kirlerimizden temizlenir,


Ölünce biz de iyi adam oluruz.


Şöhretmiş,kadınmış,para hırsıymış, hepsini unuturuz...
Orhan Veli Kanık.


Mevlana 'şeb-i aruz' diyor ona yani 'düğün gecesi' bir başkası 'toprak olmak', 'Kaybolmak' diyor yağmur öncesi; Doğduktan sonra beşikten mezara her adım ölüme doğru atılır ama bilemeyiz. Son adımın bizi nerede enseleyeceğini, içimiz ürperir okunan sala da yada. Önümüzde seyreden cenaze arabasına, rahmet okuruz adını bile bilmediğimiz, son beşik sandukaya.


İki kırmızı ışık sonrası unutur, devam ederiz kaldığımız yerden acele koşuşturmalarımıza. Sonra Nazım Hikmet'in 'en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm ağrısı', sözü takılır kalır, paslı dudaklarımız.Ölenlerimizi zamanla unutuyor unutmanın ne büyük nimet olduğunu anlıyoruz. Ölenleri görüyor yaşama dair hala elimizde fırsat olduğunu anlıyor, yaşamdan, bir derin nefes alıyoruz.

Herkesin öldüğü araçtan sağ kurtuluyor, yaşamanın dayanılmaz ağırlığını, taşıyamaz oluyoruz.


'Ölünce nasıl masumiyet çökerse ölünün çehresine, Ve nasıl anlamsız bir merhamet çökerse anlamsız yüreklere,
Öyle mahzun bakmalı ölen de öldüğüne,
Hatta yaşarken gözleri çürümüş ölülere,
Bitmişse,
Kızıllığını avuç avuç içtiğimiz şafaklar
Öğleler, ikindiler çoktan geçmişse
Bir akşamüstü garipliği
Sarmışsa her yeri
Güneş devrilmiş
Renkler solmuş
Sesler kesilmişse
Son kuşlar da geçip gitmişlerse ufuktan
Ve çiçekler
Bükmüşse boyunlarını dalgın dalgın
Bil ki ölüm saati gelmiştir.
Ümit Yaşar


Bazen kurtuluştur ölüm, dermansız bir hastalıkta arzulanan. Bazen yıkılıştır ölüm en verimli çağda gelip ansızın kurşunlanan. Bazen diriliştir ölüm, peşi sıra binlerce çiçek açtıran. Bazen şehitliktir ölüm vatan toprağında bayrak gibi sallanan.Bazen yok oluştur ölüm, yaşarken ölümde ki sırrı anlamayan.


Her şair-edip-yazar mutlaka yazmış ölüm üzerine, her canlı konuşmuş üstüne. Başlı başına kitaplar yazılmış yüz-binlerce, internette beş milyona yakın sonuç takılmış klavyenin kalemine.Şimdi bütün bunlara ne eklesin garip Bedirhan Gökçe?

Bu yüzden kimseye akıl verecek değilim; 'bak ölüm var şöyle yapın böyle yapın, yetim hakkı devlet malı hesap kitap, mezar toprak.' Ben sadece 'öleceğiz' diyorum, 'Öleceğiz işte'.
Bu yazıyı okuyup burun kıvıran, sen de, ben de;

Sevgimle

ALINTIDIR..

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • # 17 Nis 2013 17:54:44
Adam akşamleyin iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş.
3 çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş.Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış.Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde parkeder durumdaymış.

Evin içine girdiğinde durum daha vahim şekle dönüşmüş.Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş.Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık halde çizgi film kanalındaymış, televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek vaziyetteymiş.

Oturma odasında yerler oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış.Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş.Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş

Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü birşey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış.

Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş.Karısı kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.

Adam cevaplamış:"Her zaman ki gibi! "
Ardından şaşkınlıkla sormuş:"Ne oldu bugün böyle?"
Karısı tekrar gülümseyerek;
-"Sen hergün eve geldiğinde bütün gün ne yaptın ki demez miydin.."
+"Evet"
-"Güzel... Bugün, her gün yaptıklarımı yapmadım sadece o kadar..."

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.029
  • Teşekkür 19847
    • Çevrimdışı
  • # 17 Nis 2013 19:22:30
Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu dogmadan ölmüş,
tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş
olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği
evinde beslemeye baslar.
Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır.Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar.
Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak
zorundadır.
Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.
Anne odaya yönelir... Ve odada beslediği beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.
Einstein’ in bir sözü vardır; “ İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor.”

TUĞBATANIŞ

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 531
  • Teşekkür 634
    • Çevrimdışı
  • # 02 May 2013 10:00:21
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Adam akşamleyin iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş.
3 çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş.Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış.Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde parkeder durumdaymış.

Evin içine girdiğinde durum daha vahim şekle dönüşmüş.Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş.Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık halde çizgi film kanalındaymış, televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek vaziyetteymiş.

Oturma odasında yerler oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış.Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş.Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş

Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü birşey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış.

Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş.Karısı kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.

Adam cevaplamış:"Her zaman ki gibi! "
Ardından şaşkınlıkla sormuş:"Ne oldu bugün böyle?"
Karısı tekrar gülümseyerek;
-"Sen hergün eve geldiğinde bütün gün ne yaptın ki demez miydin.."
+"Evet"
-"Güzel... Bugün, her gün yaptıklarımı yapmadım sadece o kadar..."


muhteşemmmm.... işte bu! teşekkürler öğretmenim...

gulserengokce

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 280
  • Teşekkür 1471
    • Çevrimdışı
  • # 02 May 2013 10:06:55
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Adam akşamleyin iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş.
3 çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş.Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış.Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde parkeder durumdaymış.

Evin içine girdiğinde durum daha vahim şekle dönüşmüş.Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş.Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık halde çizgi film kanalındaymış, televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek vaziyetteymiş.

Oturma odasında yerler oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış.Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş.Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş

Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü birşey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış.

Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş.Karısı kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.

Adam cevaplamış:"Her zaman ki gibi! "
Ardından şaşkınlıkla sormuş:"Ne oldu bugün böyle?"
Karısı tekrar gülümseyerek;
-"Sen hergün eve geldiğinde bütün gün ne yaptın ki demez miydin.."
+"Evet"
-"Güzel... Bugün, her gün yaptıklarımı yapmadım sadece o kadar..."

Tek kelimeyle mükemmel öğretmenim çok sağolun.Allah kıymet bilenlere rastlatsın.

tuncayikranur

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 406
  • Teşekkür 1999
    • Çevrimdışı
  • # 02 May 2013 11:11:55
                                     ACAYİP BİR İŞ YERİ
              Bir karınca, aslanın işinde çalışır, her sabah erkenden gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı. Çok çalışır, çok üretir ve bunları keyif içinde yapardı. Patronu olan Aslan, karıncanın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırdı. Bir gün kârı ve verimliliğini arttırmak için çevresindeki işletmeleri örnek alarak, aklına parlak bir fikir geldi. Eğer bu karınca, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı. Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ünlü hamam böceğini işe aldı. Böylece karıncayı kontrol edebilecekti. Hamam böceği iş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu sebeple hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için örümceği işe aldı. Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hazırlanan raporlar gerçekten harikaydı. Üretim hızını ölçen ve kârlılığı analiz eden grafiklerde istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti. Hamam böceği bu raporları üretebilmek için yeni bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artık artan ekipler için de bir bilgi işlem merkezini idare etmek için sivrisineği işe aldı. Bir zamanlar mutlu, üretken karınca toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamakla geçiriyordu.
         Aslan, bu bölümün giderek büyümesinden memnundu. Daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü ağustos böceğini işe aldı. Ağustos böceğinin ilk icraatı, ofisi yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabi ki yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlaması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski iş yerindeki yardımcısını işe aldı.
        Karıncanın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve kârlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü fark etti. Hemen tanınmış bir danışman olan Baykuşu problemi çözmesi için işe aldı. Baykuş, 3 ayda hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor hazırladı. Raporun sonucu şuydu:
“Bu çalışma yerinde aşırı istihdam vardır.”          Aslan raporu inceledikten sonra bir karar verdi. İlk olarak mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karıncayı işten çıkardı…..

 

Egitimhane.Com ©2006-2023