Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 64333 defa)

bergüzar

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.020
  • Teşekkür 9213
    • Çevrimdışı
  • # 18 Haz 2013 21:50:33
Hintli bir bilgin öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince bilğin “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”Daha sonra bilğin öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsin

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.830
  • Teşekkür 17859
    • Çevrimdışı
  • # 19 Haz 2013 13:08:13
28 HARFTE ÇOCUK EĞİTİMİ
Çocuğunuza;

A- Akıl Vermeyin
B- Başkalarına Benzemesini Beklemeyin
C- Ciddiye Alın
Ç- Çimlere Basmasını Sağlayın
D- Denemesine İzin Verin
E- Empati Kurun
F- Fikrini Sorun
G- Gurur Duyduğunuzu Söyleyin
H- Hayallerini Sorun
I- Israrcı Olmayın
İ- İnatlaşmayın
J- Jest Yapın
K- Kucaklayın
L- "Lütfen"Li Konuşun
M- Model Olun
N- Ne İstediğini Sorun
O- Oyun Oynayın
Ö- Özür Dileyin
P- Paylaşın
R- Rica Edin
S- Sorumluluk Verin
Ş- Şans Verin
T- Tutarlı Olun
U- Utandırmayın
Ü- Üzüntülerini Paylaşın
V- Vakit Ayırın
Y- Yüreklendirin
Z- Zevklerini Öğrenin

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.830
  • Teşekkür 17859
    • Çevrimdışı
  • # 20 Haz 2013 17:07:04
Bu olay 14 ekim 1998 de kıtalar arası bir uçuş esnasında gerçekleşmiştir.

"Bir kadın, uçakta zenci bir adamın yanında oturuyordu. Durumdan rahatsızlığını belli edercesine, hostesten başka bir yer bulmasını istedi, zira öylesine antipatik birinin yanında oturamazdı. Hostes, tüm uçağın dolu olduğunu fakat birinci sınıfta yer olup olmadıına bakacağını söyledi.

Diğer yolcular şaşkınlık ve tiksintiyle olayı izliyorlardı, bu kadının sadece terbiyesizliğine değil, bir de birinci sınıfta yolculuğu devam edeceğine şahit oluyorlardı. Zavallı adamcağız çok kötü bir durumda olmasına rağmen cevap vermemeyi tercih etti. Bu yüksek tansiyondaki durumda kadın, birinci sınıfta ve o adamdan uzak uçabileceğinden tatmin olmuş, hostesin dönmesini bekliyordu.

Birkaç dakika sonra geri gelen hostes, kadına:

"Çok özür dilerim geciktim.Birinci sınıfta bir yer buldum… Bu yeri bulmak biraz zamanımı aldı, sonra yer değişikliği için pilottan izin almam gerekiyordu. 'Hiç kimse sorun yaratan bir diğerinin yanında oturmak mecburiyetinde tutulamaz' dedi ve bu izni verdi."

Diğer yolcular kulaklarına inanamıyorlardı, bu esnada kadın da bir zafer kazanmış gibi yerinden kalkmaya hazırlandı. Aynı anda hostes, oturmakta olan zenciye dönerek:

"Beyefendi, sizi uçağın birinci sınıfındaki yeni yerinize götürmem için beni takip eder misiniz lütfen? Seyahat firmamız adına kaptan pilotumuz sizden böyle nahoş bir olay yaratan kimsenin yanında oturmak mecburiyetinde bırakıldığınız için çok özür diliyor."

Tüm yolcular hep birlikte, bu olayı iyi bir biçimde sonuçlandıran uçak personelini alkışlayarak tebrik ettiler.

O yıl, kaptan pilot ve hostes uçaktaki davranışlarından dolayı ödüllendirildiler. Aşağıdaki mesaj, tüm ofislere personelin görebileceği bir biçimde iletildi:

"İnsanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler. İnsanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler. Ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar

EyLuL-

  • B Grubu
  • Fen ve Tekn. Öğrt.
  • İleti: 138
  • Teşekkür 808
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2013 16:30:32

İnsan annesini sever, yârini, evladını, dostlarını sever, hayatı sever. Sever de bu sevdikleri durmuyor, gidiyor, ayrılıyorlar. Onlar ayrılmasa ben ayrılıyorum. Ya onlar ya ben, gidiyorum işte. Gittiğimde geride bırakacaklarım, daha geride kalmadan acı veriyorlar. Ayrılacak olmamın hüznünü ayrılmadan yaşıyorum. Ya da kıymet verdiklerimin kaybolacak hissi. Ne etsem de ne yapsam, yalnızca anı yaşayamıyorum. Geçmişi, geleceği hepsini aynı anda yaşıyorum ve hissediyorum: Sevdiğim her şey bana acı veriyor. Yine de dua ediyorum ve istiyorum Rabbimden: Bütün sevdiklerimle cennette de beraber olmak, burada olamadıklarımla orada olmak istiyorum.

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.830
  • Teşekkür 17859
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2013 17:50:19
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:
'Sevginin sadece sözünü edenlerle,onu
yaşayanlar arasında ne fark vardır?'diye.

'Bakın göstereyim' demiş ermiş.

önce
sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları
çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine.
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş
'Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz' diye bir de şart koymuş.
'Peki' demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
Fakat o da ne?
Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar,
öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine '

Şimdi…' demiş ermiş.
'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.
' Yüzleri aydınlık,
gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.
'Buyurun' deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını.
Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

'İşte' demiş ermiş.

'Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır.
Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz.

Şunu da unutmayın:
Hayat pazarında Alan değil, Veren kazançlıdır her zaman.

aslı_80

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğrenci Velisi
  • İleti: 2.073
  • Teşekkür 12039
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2013 19:16:01
"Hayat, her birimiz için her bakımdan yıllar boyu sürüp giden bir imtihandır. En büyük imtihanı da dostluklar ve arkadaşlıklar geçiriyor. Ben şahsen, tanıdığım ve tanıştığım herkesle candan arkadaşlık kurmuş ve bunu ne pahasına olursa olsun korumak istemiş, ipler hep kopma noktasına geldiğinde yeniden bağlamaya özen göstermiş, bu konuda dikkat sahip olmaya gayret etmişimdir. Denebilirse, Anadolu ruhunu, sadakatli olma ruhunu taşımayı, hayat memat meselesi bilen biriyim. Ancak, yıllar geçince bu tavrın tek taraflı olduğu ortaya çıkıyor. Artık ne yaparsınız yapın, o kadar yakınlıkla, arkadaşlıkla karşıladığınız dostlarınızın size ve herkese karşı kalbi soğuklukla dolu kişiler olduğu gerçeğini görmekten kendinizi alamıyorsunuz.
Ne yazık! Siz istiyorsunuz ki, arkadaşlıklar, dostluklar, kardeşlikler ebedi olsun, dostlar birbirine karşı hiç değişmesin. Gelen ne ve değişen ne olursa olsun, insanlar aynı kalsın. Fakat sizin istediğinizi hayat istemiyor. Sizin dediğinizi kader demiyor. Sizin özlediğinizi, çağ gerçekleşmekten alıkoyuyor. Zaman, şu bu şekilde oluşmuş bir araya gelişleri tarumar ediyor. Gönüllerin gerçek birliği dışındaki geçici buluşma ve yakınlaşmaların foyasını meydana çıkarıyor zaman.
Hayatın güzel çizgileri ve gözalıcı renkleri, trajik olanı tümüyle örtüp gizleyemiyor.”

Sezai Karakoç / Hâtıralar

ogrtmn35

  • Moderatör
  • *****
  • İleti: 17.069
  • Teşekkür 174922
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2013 22:38:11
Düşün kim üzebilir seni senden başka?Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?Kim mutlu edebilir seni,sen hazır değilsen?Kim yıkar yıpratır seni sen izin vermezsen?Kim sever seni,sen kendini sevmezsen?Her şey sende başlar sende biter..Yeterki yürekli ol tükenme,tüketme,tükettirme içindeki yaşama sevgisini...


Hep hatırla "Çaresizseniz, çare SİZSİNİZ......

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.830
  • Teşekkür 17859
    • Çevrimdışı
  • # 22 Haz 2013 14:38:46
Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:

"Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?"

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu
teklifini tereddütsüz kabul ederler.


"O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin."

Öğrenciler bunu da yaparlar.

"Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!"

Öğrenciler , bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarını üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

"Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun."

Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.

Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

"Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar."

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:

"Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor."
"Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık." "Hem sıkıldık, hem yorulduk?"

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

"Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir .

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.830
  • Teşekkür 17859
    • Çevrimdışı
  • # 24 Haz 2013 11:02:47
Bir gün ÇOCUĞUM doğdu. O dünyaya geldiğinde yetişmem gereken uçaklar ve ödenmesi gereken faturalarla meşguldüm. Ben UZAKLARDAYKEN yürümeyi öğrendi. Konuşmayı da öyle…!

Ve biraz büyüdüğünde "Senin gibi olmak istiyorum baba..!" demeye başladı.
"Biraz büyüyünce, ben de senin gibi olacağım."
İş yerine telefon açıp: -Baba, ne zaman geleceksin..? diye sorardı iki de bir.
"Ne zaman geleceğimi bilmiyorum oğlum. Ama geldiğimde birlikte çok güzel vakit geçireceğimizden emin olabilirsin."

Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum on yaşına geldi. Ona çok güzel bir top aldım.
"Top için teşekkürler baba." dedi.
"Hadi oynayalım"
"Bugün olmaz oğlum" dedim, bu haftasonu tamamlamam gereken işler var, haftaya tamam mı..?" dedim.
"Tamam!" dedi. Fakat yüzündeki gülümseme hiç eksilmedi.
"Büyüyünce: -Baba, bende senin gibi olmak istiyorum." dedi.

Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum önce ilkokuldan, liseden ve sonra da üniversiteden mezun oldu. Bu durumda başka birçok baba gibi benimde bir şeyler söylemem gerekiyordu.
"Seninle gurur duyuyorum oğlum..!" dedim.
"Gel şöyle biraz oturalım oğlum, sana diyeceklerim var."
Başını salladı ve gülümseyerek: "Arkadaşlara sözüm var baba." dedi. "Sen arabanın anahtarlarını verebilir misin bana..? Sonra görüşürüz oldu mu..?"

Yıllar öylece geçip gitti. Emekli oldum. Artık bol bol vaktim vardı. Oğlum ise başka bir şehirde iyi bir iş bulmuştu, orada yaşıyordu. Bir gün ona telefon ettim "Eğer sence de uygunsa, hafta sonu buraya gel de, birlikte hasret giderelim." dedim.
"Sevinirim baba" dedi. "Bir bakayım, müsait bir zaman bulabilirsem gelirim. Ama şu aralar işlerim çok yoğun. Fakat seninle görüşmeyi ben de istiyorum, baba."
"Peki, ne zaman gelirsin oğlum..?"
"Ne zaman olur, bilmiyorum, baba. Şimdi bir iş görüşmem var. Ona yetişmem gerek. Sonra ararım seni. Geldiğimde birlikte güzel vakit geçireceğimizden emin olabilirsin."

Ve telefonu kapattığımda oğlumun çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini anladım.
Çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini...
Örnek aldığı BABASINA benzediğini...
Tıpkı, BABASI gibi olduğunu...! ......

** SEVDİKLERİNİZE VAKİT AYIRIN,
YOKSA VAKİT; SİZİ SEVDİKLERİNİZDEN AYIRIR..!

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.830
  • Teşekkür 17859
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2013 09:20:34
Annem ilkokul mezunuydu. Ama, çok iyi bir doktordu.

- Başım ağrıyo yav…
- Saçın ıslak ıslak çıktın ondan.
- Başım dönüyo…
- E bi şey yemiyorsun, açlıktan.

Eczacıydı aynı zamanda…
- Gözüm morardı.
- Gel, patates basayım.
- Kepeklerim çoğaldı.
- Otur, zeytinyağı süreyim.
- Arpacık çıktı galiba.
- Yum, sarımsak değdireyim.

Hemşireydi…
- Öfff, terledim be.
- Dur, sırtına havlu sokayım.

Röntgen mütehassısıydı…
- Öhh-höööaa!
- İçme şu zıkkımı.

Bebekken, anestezi uzmanıydı…
- Dandini dandini dastaaana.

Ürologdu…
- Çişin niye sarı bakiiim?

Fizyoterapistti…
- Dizim ağrıyor.
- Benim de belim ağrıyor, geçer.

Diyetisyendi…
- Mis gibi türlü yaptım, sakın sokakta burger filan yiyip gelme, kola da içme!

Cildiyeciydi…
- Sırtımda sivilce çıktı.
- Çikolata yeme.

Laboranttı…
- Burnum akıyor.
- Ben şimdi sana bi ada çayı kaynatayım, rezene, bal, limon,
tarçınla zencefili de ılık ılık iç, uyu, uyan, sabaha bi şeyin kalmaz.

Psikiyatrdı…
- Nen var oğlum?
- Bi şeyim yok.
- Var var, canın sıkkın.
- Yav bırak, iyiyim.
- Yok yok, bilirim ben.
- Anne delirtme insanı!
- Bak gördün mü?
- Neyi gördüm mü?
- Sinirlerin bozuk senin.

Genetikçiydi…
- Babana çektin sen, o da sinirli, bütün kötü huylarını ondan almışın zaten.

Hastasıydım…
Hastaydım ona.
İyi bakın onlara.

bergüzar

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.020
  • Teşekkür 9213
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2013 20:05:31
80 sonrası, ben henüz doğmamışken, babamın üç ay gözaltında kalmasının ardından, ailemin ilk sürgün yeri Isparta olmuş.

Komşuları içinde tek Kürt aile olduğunu söylememe gerek yok. Yan komşusu CHP'li, apartmanın tamamı Adalet Partili ve karşı apartmanda da Türkeş'in ailesi. Sıkıyönetim kararıyla, eşyaları bile olmadan, evinden, şehrinden kopartılan annem, babam ve iki abim; ekonomik anlamda hayatlarının en zor günlerini geçirirlerken karşı komşuları; yani evlerinde kocaman bozkurt olan, bayraklar sarkıtılan Türkeş'in ailesi destek olmuş onlara. Kürt olduklarını bilerek, sürgün edildiklerini bilerek,  dahası siyasi kimliklerini de bilerek… Ve onurlarını, gururlarını kırmamaya da özen göstererek.

En büyük siyasi çatışmaların olduğu, sağ-sol ayrışmalarının cinayet sebebi olduğu günlerden bahsediyorum. Ne onlar annem ve babamın Kürtlüğünden, çocuklarının Kürtçe konuşmasından, solculuğundan bir rahatsızlık belirtmiş; ne de annemler onların bozkurtlu evleriyle komşuluk ilişkisi kurmaktan imtina etmiş. “Biz onları bilirdik, onlar bizi” cümlesi ile özetlemişti annem hayata dair birçok şeyi öğrendiği günleri anlatırken. Son birkaç haftadır ben de hayata dair birçok yeni şey öğreniyorum. Annemden farklı olarak canımı acıtan, umudumu kıran hikâyeler biriktiriyorum.

Gezi Parkı eylemleri ile yaklaşık bir aydır çok başka bir siyasal iklimde nefes alıyoruz. Toplumsal talep, sivil itaatsizlik, polis şiddeti, yürütmeyi durdurma kararı, hükümetin cevabı, vali, cumhurbaşkanı, belediye başkanları, Bülent Arınç, gaz bombası daha birçok etkenli yeni bir tartışmanın içindeyiz. Hayatımda ilk kez herhangi bir toplumsal sorunla ilgili konuşurken “benim gibi, benim söylediğim zamanda, benim söylediğim şekliyle” tavrıyla şahsıma söz söyleme hakkı bahşedildi. Bugüne dek Kürt meselesi ile ilgili en yakıcı tartışmaları yaptığımız milliyetçi kesimlerden dahi “Sus artık, insanları kışkırtıyorsun” gibi bir ifade duymamışken, Gezi Parkı ile ilgili (eyleme dair dahi olmayan) bir eleştirimde en yakınımdan bu cümleleri duydum. En can alıcı sorunları bile epeyce makul bir çerçevede konuşabildiğimiz halde bu konuda konuşamadık birbirimizle. Sosyal medya agorasında, herkesin önünde, bir daha yüz yüze bakamayacak şekilde konuşup dostluklarını sonlandıranlar dahi oldu. Bugüne kadar, tahammül sınırının bu kadar düşük olduğu bir tartışma zemininin üzerinde konuştuğumuzu hatırlamıyorum.

Roboskî/Uludere katliamı sonrası annemle birbirimize sarılıp “Bu ülkenin vatandaşı değiliz gerçekten” diye ağlamıştık. Ama yanımızda sözümüzü birlikte dilediğimizce haykırabileceğimizi ve haykırışımızı kesmeyenleri gördükçe umudumuz artmıştı; Roboskî/Uludere'yi duymayan milyonlara rağmen. 90'lı yılların faili meçhul karanlığında, beyaz Torosların gölgesinde, ölüm haberleri, gözaltı ve cezaevleri içinde geçen günlerde tartışmalar yürütülürken “söz”ün tek güvencesi eş-dost-arkadaş çevresiydi. Bugün ise o güvence “söz”ün sınırı oldu. En azından benim için. İlk kez konuşmaya korkar oldum. Ve ifade özgürlüğü konusunda devletten daha zorlayıcı faktörler olduğunu öğrendim. Onu devlet değil, bireyler engellediğinde “özgürlük” kavramı üzerine yazılmış / okunmuş sayfalarca kitabın anlamsız olabildiğini anladım.

Son bir ayda anladığım şu oldu; konuştuğumuz konuların can yakıcılığı sadece içinde tattığımız acılardan ibaret değilmiş; sözünü sakınmadan söyleyebilmek bile büyük bir nimetmiş. Ve baskı devletten geldiğinde ettiğin tüm o mücadele, aslında cesur olduğunun kanıtı sayılmazmış. Baskı arkadaşlarından geldiğinde sinmek de varmış.

Hayata dair umudunun kırılması insanın, Terörle Mücadele Kanunu'nun değiştirilmesi, kaldırılması mücadelesinde devletle çarpışmaktan çok başka bir yere tekabül ediyormuş. Arkadaşlarının tahammülsüzlüğü, taraftarlığı ve sorgulanmaz coşku ile hakaret edebilme hakkı tüm sivil toplum mücadelelerinin gerisine düşmekle birlikte, hayatın bin kilometre ötesindeymiş. Sayısını bilmediğim kadar meselenin tarafı oldum; aktif bir biçimde. Derdim vardı, ve derdimi anlatacak kelimelerim çok kıymetliydi. Derdim vardı, çok da haklıydım üstelik. Ama o derdin taraftarı olmadım. Tıpkı karşıt fikirde olanların da taraftarlıkla “kapa çeneni” muamelesi yapmadığı gibi…

Devletin çizdiği “özgürlük sınırları”na karşı mücadele ederken hiçbir kaygı taşımamışken, arkadaşlarımın sınırları ile korktum.

Korktum çünkü 31 Mayıs'ı 1 Haziran'a bağlayan gece emniyette; ertesi gün de adliyede gözaltına alınanlara hukuki güvence sağlayabilmek için ifadelerinde hazır bulunmuş olmama rağmen bir arkadaşım bana; Dolmabahçe'ye yönelik saldırıların Gezi Parkı eyleminin amacı dışında olduğunu düşündüğüm ve bunun Gezi Parkı eylemine zarar verdiğini söylediğim için “yazdıklarına tahammül edemiyorum” diyebildi. Kürt meselesi, Ermeni meselesi, Suriye meselesi, çeşit çeşit insan hakları meseleleri… Bugüne dek tartıştığım kim varsa, hepsine minnettarım. Sözümün peşinde koşarken umudumu yitirmememi sağladıkları için.

Gezi Parkı ile ilgili “tahammül edemediği”ni ifade eden arkadaşlarıma da çok minnettarım. İnsanın esas boğulma hissini, dostları tarafından ağzı kapatıldığında yaşayacağını öğrettikleri için.

adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 4.567
  • Teşekkür 18682
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2013 22:30:40
Sayın Hocam,
Yukarıdaki yazının sahibi siz misiniz yoksa başkası mı?
Kısa bir açıklama getirirseniz seviniriz.
İyi akşamlar.

bergüzar

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.020
  • Teşekkür 9213
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2013 22:56:15
 Ben değilim Hocam,GÜLÇIN AVŞAR AVUKAT yazının sahibi,ben de kendisine bukadar güzel ifade ettiği için tekrardan Allah razı olsun,sağolsun diyorum...
 

bergüzar

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.020
  • Teşekkür 9213
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2013 23:03:20
İncir çekirdeği

Bu incirler daha mı çekirdekli?

-Yoo, nereden çıkartıyorsun bunu, bildiğin incir işte!

-Yok yok, kesinlikle eskisinden daha çekirdekli incirler!

-Allah Allah, başımıza incir uzmanı mı kesildin kardeşim sen!

-Uzman değilsem de bilirim bu işleri. Çocukluğumdan beri bu tarladan incir yiyorum ben!

-Eee söyle o zaman, ne oldu da değişti incirler?

-Sen dedemin güzelim incirlerini kökünden söküp yerine bu yabancı fidanları diktiğinden beri böyle bu incirler!

-Haa anladım, sırf bana laf etmek için girildi bu konuya demek...

-Ne münasebet, nesi vardı dedemin incirlerinin de söktün bu işe yaramaz incirleri diktin buraya?

-Kim demiş işe yaramıyor diye, her sene bir sürü para kazanıyorum ben o incirlerden!

-Belli kazandığın... Bize de yediğimiz birkaç tatsız tuzsuz incir kâr kalıyor!

-Ne demek istiyorsun sen yahu? Babam öldüğünde yerleri aramızda paylaşmadık mı? O zaman sesini çıkarmadın, şimdi niye kafa ütülüyorsun?

-Evet paylaştık! Sen bu benim, şu da senin diye kafana göre pay ettin, sulak tarlalar sana, çorak tarlalar bana... Biz de yaşımız senden küçük diye sesimizi çıkaramadık!

-Vay anasını, karnında neler biriktirmişsin sen bunca sene. De hele bakalım daha neler var?

-Yalan mı abi, kafana göre pay etmedin mi tarlaları. Sadece bu değil ki, büyüksün diye hep senin dediğin olmadı mı bizim ailede?

-Ulan nankör, ben tarlada çalıştım, sen okula gittin! Ben milletin karnını doyurmak için güneşin altında kavruldum, sen takımları çekip beyzade gibi dolaştın durdun ortalıkta!

-Yapma abi, okula gitmemi babam istedi, git oku adam ol, tarlalarda sürünme dedi, sen de biliyorsun!

-Biliyorum biliyorum, sana git oku adam ol, bana da git tarlalarda sürün dedi.

-Ne oldu süründün mü peki, durumun gayet iyi... Ben senelerce okulda dirsek çürüttüm, bak işsiz güçsüz dolaşıyorum!

-Okulda dirsek mi çürüttün, anarşistlik peşinde mi koştun? Senin akranların çoktan işini gücünü buldu!

-Mücadele etmek, hak aramak anarşistlik mi abi? Sen bizim neler yaşadığımızı biliyor musun?

-Bilmiyorum, nereden bileyim, biz televizyondan izledik her şeyi. Sağcılar şöyle oldu, solcular böyle oldu. Şu kadar genç öldü, şu kadar genç sakat kaldı. Sonra asker geldi, hepsi bir günde bitti gitti.

-Bitip gitmedi abi, sağcısını solcusunu tutup hapse attılar, işkence ettiler, eziyet ettiler. Davaya ihanet edenler de oldu. Yeniden toparlanmak kolay değil. Hem sen görmüyorsun ama mücadele sürüyor.

-Yani ne oluyor kardeşim, ne oluyor? bak saçlarına ak düştü, işin gücün yok, çoluğun çocuğun yok, yerin yurdun belli değil!

-Biz kimse ezilmesin, kimsenin hakkı yenmesin, eziyete haksızlığa uğramasın diye mücadele ettik abi, kötü bir şey mi bu?

-Değil kardeşim değil, ama hani meyveleri nerede bu mücadelenin? Kavgayla gürültüyle yıllar geçti, kırılıp geçtik, hepimizin canı yandı, çoğunun neden olduğunu şimdi hatırlayan bile yok. Bir ağacın meyve vermesi için toprağa kök salması gerekir. Hani meyvesi o mücadelelerin? Eğer kökü toprağın derinliklerine uzanmazsa ağacı besleyemez. Ağacı besleyemeyince de meyve hayal olur. Olsa da böyle çok çekirdekli olur, tadı tuzu olmaz.

-Bak şimdi, hani az önce kabul etmiyordun çekirdekli olduğunu.

-Sen mektebe büyük şehre gidince ben burada yalnız kaldım, bir yandan babamın hastalığı, bir yandan tarla işleri... Yetişemedim hepsine birden kurumaya başladı dedemin incirleri...

...

Herkes haklıdır kendince ama kazanamaz hiç kimse... Laf uzar gider böyle! Ne eski hesaplar kapanır, ne yeni sayfalar açılır yerlerine. Her gün yeni baştan başlanır, ama hikaye hep aynı hikaye... Ömürler dolar,

içinde nice küçük hikayenin yitip gittiği o incir çekirdeği bir türlü dolmaz.

  Gökhan ÖZCAN....

ogrtmn35

  • Moderatör
  • *****
  • İleti: 17.069
  • Teşekkür 174922
    • Çevrimdışı
  • # 04 Tem 2013 22:29:03
Bir hayalim var şu fani dünyada,
Eve girdiğimde, iki seccade olsun yan yana,
Vakit geldi mi, dursun yarim yanımda,
Alnımız ak olarak çıkalım Yaradanın karşısına.

Bir hayalim var şu fani dünyada,
Şems olabilmek için baş koymuşum yoluna,
Hasretine bile Aşık olmuşum baksana,
Senin Rızan ile sevmeyi ararım hayatta.

Bir hayalim var şu fani dünyada,
Şems için Kimya'yı bulmaktır aslında,
Şems-i Kimya için uğraşmaktır maksadım da,
Bir Şems lazım birde Kimya...

Bir hayalim var şu fani dünyada,
İçinde Seni anan kullarınla bir çatıda,
Çocukların Kur'an sesleri ile dolu bir kapıda,
Olmalıyım senin yolunu gösteren bir baba...

 

Egitimhane.Com ©2006-2023