Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 64162 defa)

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.806
  • Teşekkür 17647
    • Çevrimiçi
  • # 02 May 2013 16:14:35

Bir sultan rüya aleminde dişlerinin önden arkaya doğru döküldüğünü görür. Gördüğü rüyanın yorumunu yaptırmak üzere rüya yorumcularından birini huzuruna çağırır ve ondan gördüğü rüyanın tabirini ister.
"Sultanım!" diye cevap verir tabirci, "O kadar uzun yaşayacaksınız ki, bütün oğullarınızın ölümlerini göreceksiniz."
Sultan,oğullarının ölümünden bahseden tabircinin sözlerine öfkelenir, muhafızlarına adamı zindana atmalarını emreder.
Sonra başka bir tabirciyi çağırır ve aynı... rüyayı ona da anlatır.
"Sultanım!" der bu defaki tabirci,"Allah size o kadar bereketli ve uzun bir ömür hediye edecek ki, evlatlarınızın hepsinin mutluluklarını göreceksiniz ve hepsinden uzun yaşayacaksınız."
Sultan bu habere çok sevinir ve tabirciye kese kese altın ihsan eder.
İki tabirci de aynı şeyi söylemişti;ama ilki,söyleyeceklerini incelikten uzak, yalın bir üslupla dile getirmiş,ikincisi ise insan duygularını gözeten ince ve ustalıklı bir dil kullanmıştı.

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.806
  • Teşekkür 17647
    • Çevrimiçi
  • # 11 May 2013 09:52:26
Özsaygının oluşması için temelinde gelişmesi gereken ilk şey özsevgidir.
Özsevgi, kendini sevmek, kendine değer vermek, kendini değerli hissetmek, kendini sevmeye ve sevilmeye layık görmek anlamına geliyor.
Sana seni ne kadar sevdiğimi söylersem söyleyeyim, bu sözlerim egonu okşasa da sana özsevgiyi kazandıramaz. Dünya seni sevse, sana hayran olsa bile bu sana özsevgiyi kazandıramaz. Bu dünyada milyonlarca hayranı olan Marilyn Monroe, Michael Jackson gibi isimler sevgisiz bir çocukluk dönemi geçirdiği için değersizlik girdabının içinde dönüp durdular kısacık yaşamlarında.
Dünya onları seviyordu ama onlar kendilerini sevmiyordu.
Sevme yetisini çocukluk döneminde sevilerek kazanırsın.
Sevilerek sevmeyi öğrenmek sadece çocukluk dönemine özgüdür.
Yetişkinlik döneminde ne kadar sevilirsen sevil sevmeyi öğrenemezsin.
Yetişkinlik döneminde sevme yetisini yeniden kazanmanın ilk basamağı kendini sevmeyi öğrenmekten geçiyor.
Whitney Houston, bir şarkısında “ Kendini sevmeyi öğrenmek, sevginin en büyüğüdür” diyor. Kendini sevmeyi bilen insanlar bu dünyada cenneti yaratan insanlar oluyor. Çünkü başkalarını sevmek, kendini sevebilmekle başlıyor. Sen içindeki sevgiyi besleyerek büyüt ki başkalarına verebilecek sevgin olsun.
Kendini sevmeyen ne çok insan, kendisiyle ilgili olumsuz duygularını başkalarına yansıtıp, insanların kendisini sevmediğine inanıyor.
Sen kendini sevmekte zorlanırken, başkaların seni sevebileceğine elbette inanamazsın.
Sevgi her canlının ihtiyaç duyduğu ama çok az kişinin ne olduğunu bildiği bir kavram.
Kendimizi Sevmemeyi Nasıl Öğrendik?
Kendimizi ana rahmine düştüğümüz andan itibaren annemizden aldığımız mesajlar vasıtasıyla tanırız. Bu mesajlar neler olur?  İstenen bir bebek miyiz? Cinsiyetimizden dolayı kabul görüyor muyuz? Sevildiğimiz bize hissettiriliyor mu? Annenin çocuğunu sevdiğini söylemesi yetmez. Çocuğun sevildiğini hissetmesi gerekir. Anne üzgün, kızgın ya da korku dolu olduğunda bu duyguların bizim üzerimizdeki yansımaları da olumsuz oluyor.
Rahim döneminde biyolojik annemizin hissettiği duygulara uygun olarak salınan hormonlar bizim minik bedenimizde de dolaşır. Hem rahimde geçen hem iki yaşına kadar geçen sürede kendimiz ve hayat hakkında temel kararlar alırız ve bu kararları bilinçaltına kaydederiz. Sevilen ve istenen biri mi sevilmeyen ve istenmeyen biri mi olduğumuza karar veririz. Bu karar hayatımızın sonuna kadar bizi etkiler.
Eğer annemiz hamilelik boyunca kendine iyi bakarsa, bizimle konuşarak bizi sevdiğini, bizim önemli ve değerli olduğumuzu söylerse, istendiğimizi hissederiz. Doğduktan sonra, sevecen ve güvenli bir ortamda büyümüşsek, anne babamız tarafından duygularımıza saygı gösterilmiş ve ihtiyaçlarımız karşılanmışsa, bize önemli olduğumuz mesajı verilmişse, onların istediği gibi biri olmak yerine kendimiz olarak destek görmüşsek, bireyselliğimiz teşvik edilmiş ve onaylanmışsa kendimizin sevilmeye layık değerli bir insan olduğumuzu hissederiz.
Anne babanın çocuğu için yapacağı en önemli iyiliklerden biri merak ve araştırma duygusunu teşvik etmesidir.
Merak ve yaratıcılık birbirinden ayrılmayan ikiz kardeştir. Duygularımızı özgürce ifade edebilmemiz ve yeteneklerimizi kullanmamız teşvik edilerek büyüdüğümüzde, becerilerimizi geliştirme ve kendimiz için düşünebilme yetisini kazanmamız için teşvik edildiğimizde aldığımız mesaj şu olur: sadece sevilmekle kalmayız, kendimizi sevmeyi de öğreniriz.
Ama ne yazık ki çoğumuz bu tür destekleyici ortamda dünyaya gelip büyütülmedik. Hatta çoğumuz anne babamızın çocukluğunda kendi doyurulmamış (bilinçaltı, bilinç üstü)ihtiyacını ve hayallerini tatmin edeceğimiz beklentisiyle dünyaya geldik. Ergenlik ve yetişkinlik döneminde anlaşılmadığımız hissettik.
İstenmediğimize, sevilmediğimize, sevilmeye layık olmadığımıza inandık. Duygu ve ihtiyaçlarımızın önemli olmadığına inandık.
Kendimizin olduğumuz gibi kabul görmeyeceğine, başkalarının istediği gibi olduğumuz takdirde biraz olsun kabul ve onay göreceğimize inandık.
Bu da düşük özsaygı, düşük öz sevgi anlamına geliyordu.
Çoğu insan çocukluk döneminde yaşadığı terk edilmişlik, reddedilmişlik, değersizlik duygularını, güven duygusunun yeşeremediği kaos ortamının, sözel, fiziksel, duygusal ve cinsel istismarların izlerini hayatı boyunca taşıyor.
Çoğu insan kendileri sağlıksız, büyüyememiş, olgunlaşamamış, tacize uğramış, sevgi, onay ve saygıyı çocuklarına vermekten aciz anne babalar tarafından yetiştiriliyor. Çocuk annesinin gözünde neşe, coşku, sevgi pırıltılarını görmek yerine kızgınlık, öfke, ilgisizlik, umursamazlık, bıkkınlık vb. duygular görerek büyüyor.
Çocuk annesinin gözünde gördüğü her duygunun kendisiyle ilgili olduğunu sanır. Çocuk kendisini nasıl değerli ve sevilmeye layık hissedebilir ki?
“Annem gözlerinde bu tür duyguları yansıtıyorsa nedeni ben olmalıyım” diye algılar.
Ebeveynlerimiz bizim ilk aynalarımız.
Bize bizim kim ve ne olduğumuza dair bilgiler veriyorlar. Eğer kendileri hala özsaygı ve öz sevgisi düşük “incinmiş küçük çocuk” iseler, bize yansıttıkları da çarpıtılmış bir görüntü olacaktır. Bu da kendi değerimizin düşük, önemsiz hatta bazen bir hiç olduğumuza bizi inandıracaktır; özellikle ebeveynlerimiz bize “ Ne aptalsın, geri zekâlı”, “ Ne beceriksiz şeysin”, “Abinin/ ablanın tırnağı bile olamazsın” gibi aşağılayıcı sözler söylediğinde.
Ebeveynlerimiz bizim doğal duygularımızı ifade etmemizi onaylamayan, algı gücümüzü aşağılayan mesajlar da vermiş olabilir. “ Aptal olma, korkulacak bir şey yok. Bebek gibi davranıyorsun.”, “Yorgunum da ne demek? Bu yaşta yorgun olur mu insan? Hadi kımılda seni tembel”.
Bu tür mesajlar içsel deneyimlerimizin, içsel bilgeliğimizin onaylanmadığını, bizim “yanlış” olduğumuz için kabul görmediğimizin mesajını veriyor. O zaman onay almak ve “doğru”yu bulmak için kendimizin dışında bir otorite aramaya başlıyoruz. Sevilmek ve kabul görmek için başkalarını memnun etmeye çalışıyoruz. Bu çabayı gösterdikçe, gittikçe adım adım kendimizden vazgeçmeye başlıyor ve kendimizin gerçekten kim ve ne olduğunu unutuyoruz. Bu unutma beraberinde kendini sevmemeyi de getiriyor.
Kendimizi gerçekten sevmemizi engelleyen birçok neden var:
Anne baba mesajları
Anne baba yansıtmaları
Anne baba istismarı (sözel, fiziksel, cinsel, duygusal istismar)
İlk üç faktör doğrultusunda kendimizle ilgili oluşturduğumuz yargılar
Kendi deneyimlerimizi yok saymak
Suçluluk ve utanç duygusu
Korkular
Başkalarını memnun etme çabası
Onay ve sevgi dilenciliği
Kendimizi sevmenin bizi sömüren yakınlarımız tarafından “bencillik” olarak nitelendirilmesi
Kendini sevmeyi öğrenmek, sevginin en büyüğüdür. Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için hepimizin kendini sevmeye ihtiyacı var.
Kendini Sevmemenin Yedi Temel Göstergesi:
Aşağılık duygusu (Zavallılık, kendini ezdirmek, yalakalık yapmak, sürekli alttan alan olmak)
Üstünlük duygusu (Kibir, acımasızlık, gaddarlık, saldırganlık, suçlayıcılık)
Kronik depresyon. (Acınma/ acındırma ihtiyacı, umursamazlık, duyarsızlık)
Kıtlık bilinci (Yoksunluk ve Yoksulluk bilinci)
Çok şişman ya da çok zayıf olmak
Hastalıklarla boğuşmak
Kendini sabote etmek (söz verip tut(a) mamak, başarıya az kala bir nedenle önüne engel çıkması
Bireysel gelişim denilen kendini yeniden keşfederek sevmeyi öğrenme yolculuğu, kendini beğenmişlikten kendini beğenmeye doğru yapılan yolculuktur.
Evet, ana rahminde geçen dokuz ay artı ilk altı yılda edindiğimiz deneyimler kendimizle ilgili temel inançlarımızı oluşturuyor.
Kendimizi sevilmeye layık görmek ya da görmemek… Kendimizi sevip sevmemekle doğrudan bağlantılı.
Kendimizi sevmek değerlilik duygumuzu yükseltmekle mümkün.
Kendimizi değerli buluyor muyuz bulmuyor muyuz?
Bizim kendimizle ilgili düşündüklerimiz ile başkalarını bizimle ilgili düşündükleri arasındaki açı ne kadar büyük?
Tüm bunların ana başlığı özsaygı oluyor.
Peki, kendimizi sevmeyi öğrenebilir miyiz? EVET, ÖĞRENEBİLİRİZ.
Kolay mı? Hayır!
Öğrenmek için tüm çabamızı göstermeye değer mi? Kesinlikle EVET!
Özsaygın yoksa kendini sevemezsin, kendini değerli göremezsin. Belki zekânla, becerilerinle, yeteneklerinle yeterlilik duygularını geliştirir ve dünyayı fethedebilirsin…çok paralar kazanabilirsin… İyi konumlara gelebilirsin… Ama asla sağlıklı ve yakın ilişkiler yaşayamazsın, aradığın mutluluğu, huzuru, doyumu bulamazsın, asla gerçek dostluklar kuramazsın.
Çünkü yeterlilik duygusu değerlilik duygusunun yerine geçemiyor….
Sevgiyle hoşça olun.(ALINTIDIR)

manesu43

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.025
  • Teşekkür 6853
    • Çevrimdışı
  • # 12 May 2013 23:32:50
ANNEM…

“Ben yatıyorum artık, siz oturun” dedi annem, gözleri uykulu uykulu… Ayağa kalktı, yine orada kim varsa yanına gitti, sarıldı, yanağından kocaman öptü. Bu, son yıllarda kayıtsız şartsız her akşam yaptığı; yalnızca biz çocuklarını değil, torunları, gelinleri, kardeşleri, yeğenleri ve başka kim varsa, kimseyi ayırmadan öptüğü bir seromoniydi… Islak öpmeye karşı olanlar, öpmeye karşı olanlar..., her akşam öpülmeye karşı olanlar için sıkıntılı bir süreçti bu aslında… Sadece en büyüğümüz ve en küçüğümüzün karşılık verdiği, bizim ise es geçtiğimiz bir durumdu. Çünkü hepimiz çok gençtik ve yaşlılık psikolojisini bilemiyorduk. Akranlarının bir kısmını kaybetmiş, annesini ve babasını kaybetmiş, eşini de kaybetmiş bir kadının “sabaha uyanmak” endişesini, küçük bir vedasını anlayamıyorduk.
Sabah ben İstanbul’a dönecektim, kuzenin düğünü için kullandığım kısa izin bitmişti; düğünden sonra teyzem “biraz bende kal” diye alıp götürmek istediğinde, “nasıl geleyim! İstanbul’dan oğlum geldi, onu bırakıp gidebilir miyim!” diyordu. Baktık olmuyor, “hadi ben de geleyim, iki gün orada kalır, sonra oradan dönerim İstanbul’a” dedim. Buna ikna oldu. Kalktık teyzeme, Kayseri’ye gittik… İki gün kaldıktan sonra sabah havaalanına gitmek üzere vedalaştım.
Ben aslında vedaları oldum olası sevmem. Gitmeniz gereken yer vardır, ister sorumluluğunuz, ister hayatınız, ister hayatınızın bir parçası oradadır. Bir de bırakmanız gereken yer vardır, sevdikleriniz, canlarınız, yüreğiniz oradadır. Ne zordur ikiye bölünmek. Hepsi bir yana da anneden ayrılmak ne kadar zor gelir. Oysa bunu hep ben istemişimdir. Hep uzağa gittim. Yok yok, hep öteye gittim. Kendimi bulmak için önce yok olmam gerekiyordu belki de, kazanmak için kaybetmek gerekiyordu. Özgürlük kolay alınmıyor, kimse vermiyor zaten. Babam mantık adamıydı, duygularını susturmayı biliyordu. Ama annem öyle değildi. Tüm sevdiklerim yanımda, yakınımda olsun istiyordu. Böyle bir dünya kurmuştu, böyle mutlu oluyordu. Ama benim hayattan istediklerimi yanı ve yakını karşılayamıyordu. Bu yüzden hep uzağa gittim. Her gidişim zor oluyordu, zorlaştırıyordu annem… “Burada iş bulsan, burada yaşasan ne güzel olur. Özlüyorum seni” diyordu. Katı durmak gerekiyordu, teslim olmamak, duygusallığını ortaya dökmek. Arkası gelecekti çünkü. Sonra dönüşüme teslim oluyordu. Yolluklar hazırlıyor, açtığımda fark ettiğim hediyeler koyuyordu. Arkamdan kaybolana kadar bakıyordu. Gözyaşlarımı içime akıtarak dönüyordum.
Bu sefer de böyle oldu. Giderken ilk kez arkama baktım, aşağıdan 9’uncu katın penceresinde bana bakıyordu.

Son görüşüm o oldu…

Tüm hayatında herkesi başına toplayan, otuz kişi arasında bir kişinin eksikliğini yaşayan annem, hayata veda ederken herkesi yollamış, o evinin en sevdiği köşesi mutfağında son nefesini vermiş.
Hani herkes kendinden yanadır ya… Kendilerini iyi hissetmek için gerekçeler uydururlar ve buna kendileri de inanırlar ya… Öyle oldu işte… Allah’ın sevgili kuluymuş, ele ayağa düşmeden, kıymetliyken göçüp gitmişmiş… İnsan eti ağırmış, insanın çocuğuna bile hastalığı, düşkünlüğü zor gelirmiş. Böyle bir genel kanı var ne yazık ki… Herkes de böyle söyledi. Küçük tasarrufların, küçük mutlulukların, küçük düşüncelerin, küçük hayatların küçük burjuvaları böyle düşünüyor, böyle yaşıyor işte… Yani hesapta bizi, beni teselli ettiler. İyi gelmedi, içimdeki zehiri dışarı akıtamadım.

Üstelik anne kaybı başka kayıplara benzemiyor. Sevgilinizin yasını tutarsınız bir süre, sonra yerine bir başkası gelir. Ya da gelmez, çok da önemli olmayabilir… Ama yerine bir başkası konulmayacak tek varlık anne. Bu yüzden acısı çabuk çıkmıyor, çıkmadı. Öyle çok boşluğunuz varmış ki, annenin doldurduğu. Öyleymiş meğer, bomboş bir hayat bıraktı bize. Yeniden doldurmak için deli gibi ordan oraya savrulduğumuz.
Ve hayat bumerang gibiymiş… Kendinizi ne kadar uzağa atarsanız atın, geri başladığınız noktaya döndüğünüz.

Hayat annede başlıyor, annede sona eriyormuş.

   Kubilay MUTLU

dost63

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.739
  • Teşekkür 5830
    • Çevrimdışı
  • # 13 May 2013 04:03:01
Kırık Testi
internet alıntıdır.
Merhabalar,
Çin de bir adam her gün omzuna aldığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış, Bu testilerden biri sağlam diğeri ise biraz çatlakmış, hafif su kaçırıyormuş.
Her seferinde sağlam testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşırken çatlak olan testi eve sadece yarım testi su getirebilirmiş çünkü çatlak yerden suların yarısı akıp gidiyormuş.
Sağlam testi eve tam su getirdiği için gururlanırken, çatlak testi çok utanıyormuş.
Bir gün çatlak testi ırmak kenarında su doldururken çatlak testi sahibine şöyle seslenmiş;
“Kendimden utanıyorum, şu yanımdaki çatlak olmasaydı bende suyun tamamını taşırdım.”
demiş, Adam gülümseyerek dönmüş çatlak testiye doğru ve şöyle demiş;
“Göremedin mi?, Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu, sağlam testinin tarafında hiç çiçek gördün mü?”
“Ben başından beri senin çatlak olduğunu biliyordum, senin tarafına çiçek tohumları ektim, Ben her gün o yoldan geçerken sen o tohumları suladın, ben her gün eşime o çiçekleri götürürken hem eşimi hem de beni sevindirdin.  Eğer sende diğer testi gibi sağlam olsaydın evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim.”
Küçük mutluluklar büyük umutları getirirmiş, ne kadar doğru, çatlak testi işe yaramadığını düşünürken ne güzel işler başarıyormuş.
Bazı insanlarda kötümser olup işe yaramadıklarını sanırlar ama arkasında ne kadar güzel işler yaptıklarını göremezler, bu paylaşımdan şunu anlamalıyız ki, küçük şeylerden bile mutlu olmasını, umutlu olmasını bilmeliyiz.
 
Ben Kıssadan hissesi okudum ve çok beğendim.
Umarım sizde okuyunca beğenirsiniz. 
Sevgiler her birinize,   



dost63

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.739
  • Teşekkür 5830
    • Çevrimdışı
  • # 13 May 2013 04:03:01



BU DA ÇOK GÜZEL

Uzun zaman önce, insanlar sadece toprağa değil kalplere de hükmetmesini bilen sultanlarını çok seviyordu. Kendileri de bu hayırlı insan tarafından tanınmak ve sevilmek istiyorlardı. Bu sebeple bazı günler Bağdat’a gidip, sultanın...... huzuruna çıkıp ona hediyeler veriyorlardı. Zenginlerin ve imkânı olanlar kıymetli hediyeler takdim ettiği bir gün, bir fakir de sultana yaraşır bir hediye arıyordu. Değerli hiçbir şey bulamayınca evindeki bir tarafı kırık testi aklına geldi. Köyün buz gibi suyundan testiyi doldurdu ve yola revan oldu. Az sonra bir adamlı karşılaştı. Adam ne yaptığını, nereye gittiğini sordu. Köylünün cevabı üzerine, adam alaycı bir tavırla, “Bilmiyor musun, sultan suyun kaynağında oturuyor. Hem sizin çeşmenin suyu da zaten onun.” dedi. Fakir adam utandı, kızardı, yutkundu, kelimeler boğazına düğümlendi. Ama yine de adama dönüp “Olsun!” dedi, “Sultana sultanlık, gedaya da gedalık yaraşır. Sultana has hediyem yoksa da, onun suyunu ona takdim etmeye arzulu ve onun sevgisiyle dolu bir gönlüm var!”
Fakir adam, kırık testisiyle Sultan’ın huzuruna çıkar. Sultan onu sultanlığına lâyık bir keremle ağırlar; ikramda bulunur, iltifatlar eder. Adam geriye dönerken de, “Bize ne ile gelirse gelsin onu boş çevirmeyin, testisini altınla doldurun.” der.
Mevlânâ bu öyküyü anlattıktan sonra sözünü şöyle tamam eder: “Değersiz bir sermaye ile gelsek de, teveccüh ettiğimiz kapı Allah’ın kapısıdır.” Siz de elinizde olanın ne olduğuna, dilinizde olanın ne söylediğine bakmayın; yeter ki Sultanlar Sultanının kapısına yönelin. Yeter ki yöneldiğiniz yön sahici olsun, söylediğiniz söz kırık da olsa önemli değil!

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.806
  • Teşekkür 17647
    • Çevrimiçi
  • # 17 May 2013 17:43:25
İki arkadaş yolda yürürken yolculuğun bir noktasında bir tartışma olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı oldukça acımıştır. Bunun üzerine kuma şöyle yazar: "Bugün en iyi arkadaşım beni tokatladı." Derken barışırlar ve bir vahaya gelinceye kadar yürürler. Bakarlar ki karşıda bir su var. Suya girmeye karar verirler. Tokadı yiyen bataklığa saplanır ve tam boğulmak üzereyken arkadaşı onu kurtarır. Karaya çıkınca aynı kişi taşın üzerine bu defa şöyle yazar: "Bugün en iyi arkadaşım benim hayatımı kurtardı." Diğeri şaşırır ve "canını acıttığımda kuma yazmıştın, şimdi niye taşa yazdın?" diye sorar. Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgârı onu silebilsin. İyilik yapıldığında ise taşa yazmalıyız ki, onu hiç bir rüzgâr silemesin. İşte onun için böyle yaptım diye cevap verir.
Öyleyse, dost kazanmak veya dostluğunuzu devam ettirmek istiyorsanız, acılarınızı kuma, mutluluklarınızı da taşlara yazmayı öğrenmelisiniz. Çünkü kalp yolunun köprülerini kuramayan hiçbir çalışma başarılı olamaz. En büyük inkılâp ise, yüreğe dökülen asfalttır. Yani İHLÂS VE SAMİMİYETTİR.

ogrtmn35

  • Moderatör
  • *****
  • İleti: 17.030
  • Teşekkür 174719
    • Çevrimdışı
  • # 17 May 2013 19:58:22
Hz. Ali bir Hristiyana misafir oldu.
Adam üzüm getirdi.
Hz. Ali üzümü yedi.
Sonra üzümden yapılmış şarap  getirdi.
Hz. Ali buyurdu ki : Haramdır.

Hristiyan dedi ki : Siz Müslümanlara şaşarım.
Üzüm helal ,içki haram.
Halbuki bu, bundan yapılıyor.

Hz. Ali buyurdu ki : Eşin var mı.
Dedi var.
Kızın var mı.
Dedi o da var.
İkisi de gelsin buraya.
Eşi ve Kızı gelince
Hz. Ali buyurdu ki :Bu Kız bu Anneden dir, Ama
görüyorsun ki ALLAH Annesini sana helal, Kızını ise
haram kılmıştır.
Hristiyan dedi ki : Şehadet ederim ki ALLAH birdir
ve Muhammed O'nun Resulüdür ve Sen Onun
Halifesisin.
Elinden öpüp Müslümanlığını ilan etti....

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.806
  • Teşekkür 17647
    • Çevrimiçi
  • # 18 May 2013 20:11:52
Vakit namazlarını sürekli cemaatle, camide eda eden, Allah’a yürekten bağlı, çok duru gönüllü bir adam varmış… Ama evi, nehrin öbür tarafında olduğu için her vakit namazında, salla nehri geçmek epey vaktini alıyormuş..

Bir gün, gittiği camide bir vaaz dinlemiş…
Hoca diyormuş ki;

“Allah’a öyle inanıp öyle dayanacaksın, öyle güveneceksin ki her işin kolaylıkla hallolsun… Bismillah de gir suya! Yürü git…” diye de bir örnek vermiş…

Adamcağız bunu duyunca bir sevinmiş bir sevinmiş ki…

- Oh! demiş. Kurtuldum artık saldan, vakit kayıplarından…
Bismillah der geçerim karşıya…

Sevincinden içi içine sığmıyormuş…

Aynı zamanda da içinden hocaya kızmaktaymış, neden şimdiye kadar söylemedi bunu diye…

Dediği gibi de yapmış. Çıkmış camiiden, gelmiş nehrin kıyısına; “Bismillah” demiş ve yürümüş geçmiş…

Artık karısı da kendisi de çok mutluymuş bu yüzden.
Bir gün hanımı demiş ki;

“Yarın o Hocayı al gel, yemeğe! Bak o kadar iyiliği dokundu sana ...”

“Olur”, demiş adam…

Ertesi gün camiden çıkınca, Hocayla anlaşmışlar; eve gidecekler.

Hoca; “Bir sal bulalım!” deyince adam şaşırmış ve;

“Ne salı Hocam? Sen demedin mi Bismillah de yürü git! Ben o günden beri öyle yapıyorum. Hadi geçelim…”

Hoca hayret içinde. Hatta dehşet…

Neden sonra titrek yüreğiyle, melûl mahzun bakmış adama ve;

- Ah! demiş…

Ben de onu anlatcak dil,sen de onu yapcak yürek var demiş...

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.320
  • Teşekkür 137093
    • Çevrimdışı
  • # 19 May 2013 08:46:53
Sahi gözyaşlarının fiyatı nedir ki?Kim değer biçer,kim satın alabilir?
Kimin yüreğinden kopup gelmiştir?Sahtesi,gerçeği nasıl ölçülür?
Habersiz akıtılan yaşları kim teselli eder de artık dur der?
Yaradan mı, yar mı?........

YANDIM YA RAB diyen kuluna YETTİM diyen RAB unutulur mu?

hafız ahmet

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 3.806
  • Teşekkür 17647
    • Çevrimiçi
  • # 19 May 2013 10:41:02
Suçtur kadın olmak.Çünkü herkesin sahip olmak istediği bir bedenin vardır. Korumak zorunda olduğun bir namusun ve sevmeye yasaklı törelerin.

Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela Taş gibi derler. Soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir. Erkeğin yanında yerini bilmelidir.

Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler.

Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa karnından sıpa eksik olmamalıdır. Kadın, şeytana açılan kapıdır çünkü. O kapıyı, kadına açtırtmamalı.

... Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Erkektir bir melekten şeytan yaratmasını bilen.

Kadın olmak eteğini uzun tutmaktır, başkalarının günahlarının bedelini kendisinin ödemesidir.

Kadın yüzeyseldir görünürde ve karmaşıktır erkekten istediği şeylerde Oysa kadın derindir ve derine dalmasını bilen vurgun yeme ihtimalini de göze alabilmelidir.

Cesurdur kadın, erkek gibi tartıp biçmez. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Oysa erkek korkaktır. Ne kadının ilgisini kaybetmek ister ne de ona bir gelecek vaat eder Yedekte tutar. Daha iyisini bulamazsa, elinin altındaki ile idare eder.

Kadın karmaşık gibi gözükür ama istediği üç şey; sevgi, sadakat, dürüstlüktür.
(Alıntıdır)

dost63

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.739
  • Teşekkür 5830
    • Çevrimdışı
  • # 22 May 2013 09:09:29
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Adam akşamleyin iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş.
3 çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş.Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış.Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde parkeder durumdaymış.

Evin içine girdiğinde durum daha vahim şekle dönüşmüş.Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş.Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık halde çizgi film kanalındaymış, televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek vaziyetteymiş.

Oturma odasında yerler oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış.Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş.Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş

Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü birşey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış.

Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş.Karısı kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.

Adam cevaplamış:"Her zaman ki gibi! "
Ardından şaşkınlıkla sormuş:"Ne oldu bugün böyle?"
Karısı tekrar gülümseyerek;
-"Sen hergün eve geldiğinde bütün gün ne yaptın ki demez miydin.."
+"Evet"
-"Güzel... Bugün, her gün yaptıklarımı yapmadım sadece o kadar..."


    Mükemmel bir yazı;çoğu bayan bunu yaşıyor,teşekkürler öğretmenim.

zlhmhmt

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 175
  • Teşekkür 600
    • Çevrimiçi
  • # 22 May 2013 10:01:17
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Suçtur kadın olmak.Çünkü herkesin sahip olmak istediği bir bedenin vardır. Korumak zorunda olduğun bir namusun ve sevmeye yasaklı törelerin.

Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela Taş gibi derler. Soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir. Erkeğin yanında yerini bilmelidir.

Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler.

Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa karnından sıpa eksik olmamalıdır. Kadın, şeytana açılan kapıdır çünkü. O kapıyı, kadına açtırtmamalı.

... Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Erkektir bir melekten şeytan yaratmasını bilen.

Kadın olmak eteğini uzun tutmaktır, başkalarının günahlarının bedelini kendisinin ödemesidir.

Kadın yüzeyseldir görünürde ve karmaşıktır erkekten istediği şeylerde Oysa kadın derindir ve derine dalmasını bilen vurgun yeme ihtimalini de göze alabilmelidir.

Cesurdur kadın, erkek gibi tartıp biçmez. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Oysa erkek korkaktır. Ne kadının ilgisini kaybetmek ister ne de ona bir gelecek vaat eder Yedekte tutar. Daha iyisini bulamazsa, elinin altındaki ile idare eder.

Kadın karmaşık gibi gözükür ama istediği üç şey; sevgi, sadakat, dürüstlüktür.
(Alıntıdır)

Çok güzel bi yazı öğretmenim teşekkürler

passion

  • Uzman Üye
  • *****
  • Türk Dili ve Ed.
  • İleti: 1.173
  • Teşekkür 1869
    • Çevrimdışı
  • # 22 May 2013 10:04:50
ABRAHAM LİNCOLN'DAN OĞLUNUN ÖĞRETMENİNE MEKTUP
 
     .....

" Öğrenmesi gerekli biliyorum;tüm insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona: 'her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır.' Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını.

Eğer yapabilirsen; ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği zamanlar da tanı. Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.

Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret. Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.

Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran ama onu kucaklama. Çünkü, çeliği ancak ateş saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesaretine sahip olsun, bırak cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.

Bu, büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsin bir bakalım. O ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum.."

 çok sevdiğim bir yazıdır...paylaşmak istedim..

ışık46

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.651
  • Teşekkür 4036
    • Çevrimdışı
  • # 22 May 2013 10:06:18
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Suçtur kadın olmak.Çünkü herkesin sahip olmak istediği bir bedenin vardır. Korumak zorunda olduğun bir namusun ve sevmeye yasaklı törelerin.

Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela Taş gibi derler. Soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir. Erkeğin yanında yerini bilmelidir.

Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler.

Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa karnından sıpa eksik olmamalıdır. Kadın, şeytana açılan kapıdır çünkü. O kapıyı, kadına açtırtmamalı.

... Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Erkektir bir melekten şeytan yaratmasını bilen.

Kadın olmak eteğini uzun tutmaktır, başkalarının günahlarının bedelini kendisinin ödemesidir.

Kadın yüzeyseldir görünürde ve karmaşıktır erkekten istediği şeylerde Oysa kadın derindir ve derine dalmasını bilen vurgun yeme ihtimalini de göze alabilmelidir.

Cesurdur kadın, erkek gibi tartıp biçmez. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Oysa erkek korkaktır. Ne kadının ilgisini kaybetmek ister ne de ona bir gelecek vaat eder Yedekte tutar. Daha iyisini bulamazsa, elinin altındaki ile idare eder.

Kadın karmaşık gibi gözükür ama istediği üç şey; sevgi, sadakat, dürüstlüktür.
(Alıntıdır)
çok güzel bir yazı  nasıl güzel anlatmış kadının yaşadığı zorlukları

debasos

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.450
  • Teşekkür 2478
    • Çevrimdışı
  • # 22 May 2013 10:11:55
çok güzel yazı elinize sağlık..
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Suçtur kadın olmak.Çünkü herkesin sahip olmak istediği bir bedenin vardır. Korumak zorunda olduğun bir namusun ve sevmeye yasaklı törelerin.

Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela Taş gibi derler. Soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir. Erkeğin yanında yerini bilmelidir.

Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler.

Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa karnından sıpa eksik olmamalıdır. Kadın, şeytana açılan kapıdır çünkü. O kapıyı, kadına açtırtmamalı.

... Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Erkektir bir melekten şeytan yaratmasını bilen.

Kadın olmak eteğini uzun tutmaktır, başkalarının günahlarının bedelini kendisinin ödemesidir.

Kadın yüzeyseldir görünürde ve karmaşıktır erkekten istediği şeylerde Oysa kadın derindir ve derine dalmasını bilen vurgun yeme ihtimalini de göze alabilmelidir.

Cesurdur kadın, erkek gibi tartıp biçmez. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Oysa erkek korkaktır. Ne kadının ilgisini kaybetmek ister ne de ona bir gelecek vaat eder Yedekte tutar. Daha iyisini bulamazsa, elinin altındaki ile idare eder.

Kadın karmaşık gibi gözükür ama istediği üç şey; sevgi, sadakat, dürüstlüktür.
(Alıntıdır)

 

Egitimhane.Com ©2006-2023