Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 159949 defa)

kurthan

  • Moderatör
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 9.818
  • Teşekkür 67119
    • Çevrimdışı
  • # 01 Nis 2021 22:40:39
Kaçırma gözlerini hayattan. Hep hayatın içinde olsun bakışların. Hep kendi içinde. Baktığın kadar varsın bu hayatta. Hatta sadece bakmakla da yetinme. Görmen de lazım. Görüp de bilmen, bilip de sevmen lazım. Hayatı kendi içinde, kendini hayatın içinde. Bir nefeslik molaları çok görme kendine. Arada bir karanlıkta kalsa da bir yanın, sakın pes etme..! Çekil kendi kabuğuna bir süre. Sadece içine bak. Kendi aydınlığın senin içinde. Ara ve bul..! Gerçeğin düşlerle bölünmesine, düşlerin gerçeğin altında ezilmesine izin verme.

İçine bak! Özünü farket!…
Sen bir mucizesin…

harslan05

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 2.985
  • Teşekkür 60008
    • Çevrimdışı
  • # 02 Nis 2021 00:26:31
İnsan yüreğinin,
bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok
büyük olması gerektiğini bilmelisin.

Şeker Portakalı - José Mauro de Vasconcelos

Bir Yıldız

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 1.195
  • Teşekkür 2466
    • Çevrimdışı
  • # 03 Nis 2021 17:01:19
Yaşamın en önemli özelliği ;
İnsanlar konusunda sürekli yanılmak.

Karamazov Kardeşler
Dostoyevski

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 23.140
  • Teşekkür 165479
    • Çevrimdışı
  • # 03 Nis 2021 19:02:53
***
"Küçükken,gençken hep yaşlılara kızılır.
Fikrini söyleyecek olsa boğazına tıkılır sözleri.
-O eskindenmiş,...şimdi hangi çağda yaşıyoruz..?.
Vs.
Oysa edebin ve saygının hiç çağı olmadı.Onlar ezelden ebede ekmek ve su kadar ihtiyaçtı..Bilen yolunu onlarla aştı.Bilmeyen,bilmek istemeyen  yolunu şaştı..."

***

Cigdemsucuoglu

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 986
  • Teşekkür 1463
    • Çevrimdışı
  • # 03 Nis 2021 19:15:01
ÖLMÜŞ EV

3 adet ölmüş ev gördüm. Bu sebeple evimdeki lüzumsuz her şeyi vaktiyle dağıtmanın yoluna bakıyorum. Sizin için değerli olan şeylerin başkaları için son derece değersiz olabileceğini bu sayede öğrendim. Vaktiyle dağıtın yoksa geride bıraktıklarınıza çok yük oluyorlar.
Siz hiç ölmüş bir evde kaldınız mı?
Tabaklarının dolaplarında öldüğü, en güzel fincanlarının, gümüş tepsilerinin, kristal bardaklarının raflarında can verdiği bir evde?
Bir ev, içinde yaşayan öldüğü anda ölmez, evin ölümü daha uzun sürer, onun ölümü illa ki daha yavaş ve daha acılıdır.
Açılmaya başlanan çekmeceler ve içindekiler ölür önce...
Gümüş çatal bıçak takımları ve kutu kutu dantel sehpa örtüleri, rahibe işi masa örtüleri ölür. Hiç kullanılmamış olsa bile o çekmecelerde o kutularda yaşayan örtüler, evin sahibi öldükten sonraki “göz atılmalar” sırasında, büyük bir acıyla ölürler... Çekmecesiyle birlikte ölürler; çekmecenin ferforje kulbu, topuzlu anahtarı, üzerindeki camlı büfesi, bir, iki “bakılmadan sonra” ölür...
Sonra yerdeki Hereke’ler, Bünyan’lar vardır sırada... Yıllarca üzerinde gezen sahibinin terlik topukları delmez de ondan sonra gelenlerin “acaba ne yapsak bunları” bakışları, kurşuna dizmiş misali deler, öldürür onları... Masalar ölür “ah nasıl taşıyacağız bunları” laflarını duyunca, biblolar ölür “kime vereceğiz bunları” sözleri üzerlerinde uçuşunca...
Onca yıl yaşanan evdeki ayna sırları düşmüştür, kenarı kırılmıştır, çerçevesi solmuştur, ölmemiştir ama şimdi yabancı baktığı gibi ona, oracıkta ölmüştür...
Yatak bazası altındaki hurçta misafir takımları, banyodaki hasır kutuda lavanta keseleri; yıllardır el değmemiştir, ölmemişlerdir de “ne yapacağız bunları”, diye değen ilk el, öldürür onları... Bakılmayan fotoğraflar, bakılmadıkları yerlerde yaşarlar; “nereye koyacağız şimdi bunları”, diye bakan ilk kişinin ellerinde ölürler.
Tüm eşyalar iç geçirirler son nefeslerinde “en azından o gün, elbiselerle biz de gitseydik, acı çekmeden ölüp bitseydik” diye...
Aynadaki sır değildir ki bu, herkes bilir; evin ruhu şimdi, tuvalet dolabındaki tuz ruhu olsa, daha değerlidir.
Siz hiç ölmüş bir evde kaldınız mı?
Kalmayınız... Ölmezsiniz ama ağır yaralanırsınız.
◊ Burak Akkul (Gazeteci, yazar)



Cigdemsucuoglu

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 986
  • Teşekkür 1463
    • Çevrimdışı
  • # 04 Nis 2021 00:16:50
ÖLMÜŞ EV

3 adet ölmüş ev gördüm. Bu sebeple evimdeki lüzumsuz her şeyi vaktiyle dağıtmanın yoluna bakıyorum. Sizin için değerli olan şeylerin başkaları için son derece değersiz olabileceğini bu sayede öğrendim. Vaktiyle dağıtın yoksa geride bıraktıklarınıza çok yük oluyorlar.
Siz hiç ölmüş bir evde kaldınız mı?
Tabaklarının dolaplarında öldüğü, en güzel fincanlarının, gümüş tepsilerinin, kristal bardaklarının raflarında can verdiği bir evde?
Bir ev, içinde yaşayan öldüğü anda ölmez, evin ölümü daha uzun sürer, onun ölümü illa ki daha yavaş ve daha acılıdır.
Açılmaya başlanan çekmeceler ve içindekiler ölür önce...
Gümüş çatal bıçak takımları ve kutu kutu dantel sehpa örtüleri, rahibe işi masa örtüleri ölür. Hiç kullanılmamış olsa bile o çekmecelerde o kutularda yaşayan örtüler, evin sahibi öldükten sonraki “göz atılmalar” sırasında, büyük bir acıyla ölürler... Çekmecesiyle birlikte ölürler; çekmecenin ferforje kulbu, topuzlu anahtarı, üzerindeki camlı büfesi, bir, iki “bakılmadan sonra” ölür...
Sonra yerdeki Hereke’ler, Bünyan’lar vardır sırada... Yıllarca üzerinde gezen sahibinin terlik topukları delmez de ondan sonra gelenlerin “acaba ne yapsak bunları” bakışları, kurşuna dizmiş misali deler, öldürür onları... Masalar ölür “ah nasıl taşıyacağız bunları” laflarını duyunca, biblolar ölür “kime vereceğiz bunları” sözleri üzerlerinde uçuşunca...
Onca yıl yaşanan evdeki ayna sırları düşmüştür, kenarı kırılmıştır, çerçevesi solmuştur, ölmemiştir ama şimdi yabancı baktığı gibi ona, oracıkta ölmüştür...
Yatak bazası altındaki hurçta misafir takımları, banyodaki hasır kutuda lavanta keseleri; yıllardır el değmemiştir, ölmemişlerdir de “ne yapacağız bunları”, diye değen ilk el, öldürür onları... Bakılmayan fotoğraflar, bakılmadıkları yerlerde yaşarlar; “nereye koyacağız şimdi bunları”, diye bakan ilk kişinin ellerinde ölürler.
Tüm eşyalar iç geçirirler son nefeslerinde “en azından o gün, elbiselerle biz de gitseydik, acı çekmeden ölüp bitseydik” diye...
Aynadaki sır değildir ki bu, herkes bilir; evin ruhu şimdi, tuvalet dolabındaki tuz ruhu olsa, daha değerlidir.
Siz hiç ölmüş bir evde kaldınız mı?
Kalmayınız... Ölmezsiniz ama ağır yaralanırsınız.
◊ Burak Akkul (Gazeteci, yazar)

Cigdemsucuoglu

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 986
  • Teşekkür 1463
    • Çevrimdışı
  • # 04 Nis 2021 10:20:44
Dünü toprağa gömmezseniz, yarınlar çiçek açmaz...

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 23.140
  • Teşekkür 165479
    • Çevrimdışı
  • # 04 Nis 2021 12:22:23
Kalbimiz, o iyi olursa her şeyin iyi olduğu, çok önemli ve belki de en temel yanımız.
Bu yüzden onu korumak, iyi olmasına çalışmak en öncelikli işimiz.
Aksi halde onun kötülüğü bizim ıstırabımız olacak.
Katı kalplilik, kalbin isyanıdır. Yüce Yaratıcımızın özel hasletlerle
yarattığı kalbimiz, kendisini taşıyan insan tarafından taşlaşmış hale
getirilmekten hiç huzur duyabilir mi? Sükûn ve huzur deryasından gelen
kalp bu fıtrî tecrübesini yaşayamadığı zaman isyanının dışa vurumu
olarak insana beklenmedik davranışlar yaptırabilir. Bir başka ifadeyle,
kalbini huzursuz eden insanın kendisi de huzursuz olacaktır.

Merhametsiz birine “katı kalpli” dediğimizde bir bilebilsek o kalp ne kadar üzgündür...
Çünkü kalbin kendisi bizatihi katı değildir ki!
Onun katılaşması, insanın diğer yaratılanları sevememesinden ve
onlarla rekabet halinde olmasından kaynaklanan nefsinin katılaşmasındandır.
Kur’anımızın ve hadis-i şeriflerin yol göstericiliğine rağmen insanın bir
türlü vazgeçemediği kötü özellikler varsa ve çok kereler
tevbe etmesine rağmen kötü huylarında ısrarcı ise,
artık o kişinin kalbi şu niteliklere düçar kalmıştır:
Kalp hastalığı, kalp sapması (zeyğ), kalp katılığı (kasvet), kalp kirliliği ve kalp körlüğü.
Böyle bir kalbin temizlenmesi zor değil midir?

Peygamber Efendimiz s.a.v. bundan dolayı kalp katılığını insanın cehennemlik olduğunun alameti olarak bildirmiştir:
“Cehennemlikleri size haber vereyim mi? Onlar katı yürekli,
cimri ve kibirli kimselerdir.”
Kalp katılığı cahil insanların temel özelliğidir.
Cehalet, kendinden, kalbindekinden, kâinattaki Allah’ın ayetlerinden
haberdar olmamak demektir.
Mevlâna Hazretleri, “Cahil olanların merhameti ve lütfu azdır.”buyurmaktadır.
Acziyetini bilmeyen insan cahildir.
Acizliğini bilen kişi hiç merhametsiz olabilir mi?

PINARCIK

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 5.772
  • Teşekkür 30153
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2021 16:27:02
"Mutluluk yaşanmaz, hatırlanır'' diye bir cümle okumuştum bir yerde.
Bu, böyledir.
Yaşarken farkında olmayız genelde mutluluğun.
Üstünden seneler geçer.
Alelade bir anda burnumuzun direği sızlar.
Ve şöyle deriz.
Vay be! Ne de güzel zamanlarmış...
Hayat, mutlu olunan üç beş andır!

Sabahattin Ali

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 23.140
  • Teşekkür 165479
    • Çevrimdışı
  • # 07 Nis 2021 23:07:03
*Bir insanın  bir insana verebileceği en güzel hediye vakit ayırmasıdır.Sevinçte kederde,sıkıntıda,huzurda,hastalıkta var olduğunu yanında olduğunu gösterebiliyorsa ne mutlu o insanlara..*

Bir Yıldız

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 1.195
  • Teşekkür 2466
    • Çevrimdışı
  • # 08 Nis 2021 00:30:34
Emekli olan değerli öğretmenlerimiz var sanıyorum forumda, güzel paylaşımlarını, çaylarını, kahvelerini görüyoruz mutlu oluyoruz. Sizler yokken okullarımızda yaşadıklarımıza, 'korona' belasına :'( dair de değerli yazılarını, görüşlerini okumayı çok isterim şahsen. Siz olsaydınız ne düşünür, ne yapardınız , bizlerden görüş ve desteklerini esirgemesinler lütfen. Hepinize sevgi ve saygılar 💐

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.194
  • Teşekkür 40776
    • Çevrimdışı
  • # 08 Nis 2021 21:12:56
EVLENMEK..
Melih Cevdet'e sormuşlar "evlilik nedir?" diye. “Eskiden” demiş, “Kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi bir araya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabii o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır'...”
-Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz. Ya arabası yenidir ya da karısı!..
-Bir genç babasına sorar; ''Baba evlenmek kaça mal olur?''
Baba cevap verir: ''Bilmiyorum oğlum, ben hâlâ ödüyorum.''
-Günümüzde evlilik döngüsü; açılış, saygı duruşu, cicim ayı, geçim ayı, trip ayı, didişme ayı, kavga ayı, ayı oğlu ayı ve kapanış.
-Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
''Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım.''
Adam cevap verir: ''Evet âşıktım, fark edemedim.''
-Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler, ikinci yılında kadın konuşur adam dinler, üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.
-Delikanlı sorar: “Evlilik güzel midir dede?”
“Güzeldir oğul, karın dert ortağın olur.”
“İyi de benim derdim yok ki dede.”
“Evlenince o da olur!..”
-Erkek, karısının söylemediği her sözcüğü anladığı andan itibaren gerçekten evlidir...
-Eğer haksızsanız ve susuyorsanız bilgesiniz. Eğer haklıysanız ve susuyorsanız evlisiniz!
-Fadime Temel'e seslenir: “Temel şu kuzuyu kes de sana akşama nefis yemekler yapayum”
“Niçun?” diye soran Temel’e Fadime öfkelenir:
“Evliliğimizin onuncu yılı daaa…”
Temel umursamaz tavırla reddeder:
“Benim hatamı kuzu niye çeksin?!.”
-Eğer bekârsan her yerde mutlu çiftler görürsün.
Eğer evliysen her yerde mutlu bekârlar görürsün...
-Evlenmeden önce gözünüzü dört açın evlendikten sonra yarısını kapayın!..
-Evlilik fırtınalı bir denizse, bekârlık da bulanık bir bataklıktır.
-Mutlu evlilik kısa gibi gelen uzun bir konuşmaya benzer.
Yaşlı çifte sorarlar:
-Tam 65 yıl.. Bunca sene, nasıl evli kaldınız?
Yaşlı çift cevap verir:
-Bizim zamanımızda kırılan şeyler tamir edilirdi, şimdiki gibi hemen çöpe atılmazdı...
Ninem diyor ki; Düğün olur iki kişiye, kaygısı düşer deli komşuya!

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 23.140
  • Teşekkür 165479
    • Çevrimdışı
  • # 09 Nis 2021 23:31:11
Anne-babaya iyiliğin karşılığı çok büyük!
Geleceğinizde yollarınız, kapılarınız, talihiniz anne babanızın içten dualarıyla açılır. İlginç bir olay...
Anne baba sevginizi iyiliklerinizle derinleştiriyor musunuz? Onlara hediyeler gönderiyor ve hizmet fırsatları kolluyor musunuz?
Onlar size bir ömürdür neler ikram ettiler! Beslediler, hediyeler aldılar, hizmet ettiler. Temizlediler, baktılar, büyüttüler, eğittiler. Sizin için binler iyiliklerine karşılık siz kaç iyilikte bulundunuz? Siz hala kendi derdinizin peşinde misiniz? Şimdi sıra sizde değil mi?
Anne babaya hizmetin manevi karşılığını gözlemlediğim bir olayı aktarayım: Bir devlet memurunun derdini dinledim. Anne-babası yaşlı, bilhassa babası hasta ve ihtiyaçlarını gideremiyormuş. Her sabah üzerlerini giyindiriyor, kahvaltılarını yaptırıyor, akşam işten dönünce de önce onlarla ilgileniyormuş. Bir gün anne-babasını sordum ve “Allah inşallah anne-babanı cennetinin vesilesi yapacak, sevinmelisin.“ dedim.
Duygulandı ve dedi ki, “Dört kez rüyamda Kâbe’ye gittim. Sonuncusu bu kurban arifesindeydi. Anne-babamın ihtiyaçlarını giderdikten sonra yattım. Tam uyumuştum ki, yatağımdan beni öylece kaldırdılar. Muhteşem bir kalabalıkla birlikte tekbirlerle bir tünele doğru yürüyoruz. Beni götürenlerden birisi, ‘Arafattasın’ dedi. İnsanlar seller halinde akıyor, tekbirler getiriyor ve tünelden geçerek öteki tarafta şeytan taşlıyorlardı. Öylece uyandım.“ “Hacca gittin mi, taşlama mevkiine tünelden geçilerek gidildiğini biliyor muydun?“ diye sordum. Hiç gitmediğini, o manzarayı filmlerden de izlemediğini söyledi. Hacca gittiğim için o mekânları biliyorum. Anne babanıza iyilikleriniz manevi âlemde alkışlanıyor.
Zaman zaman götüreceğiniz veya göndereceğiniz küçük sembolik hediyelerle sevginizi ve bağınızı hatırlatırsınız. Sevinirler. Anne-babanızın ne sevdiğinizi biliyor musunuz? Neleri hediye ederseniz mutlu olacaklarını düşündünüz mü?
Anne babanıza nasıl bir iyilikte bulunabilirsiniz? Hangi hizmeti sunabilirsiniz? Neye ihtiyaçları var? Hastaneye mi götürülmeleri gerekiyor? Bahçedeki ağaçlar mı budanacak? Evleri mi badana edilecek? Evde tamir işleri mi bekliyor? İyilik fırsatını ahiretiniz için servet fırsatı görmelisiniz.
Sizin için yapılacak binlerce hizmet bulan anne baba için bir hizmet bulamadığınızı söylemeyin. Sizden bir istekleri yok mu? Eski akrabalarını bulmanızı mı istiyorlar? Yakınlarına iyilik yapmanızı mı istiyorlar? İhmal etmeyin. Yaşlandılarsa dünyada misafir olduklarını iyi biliyorlar. Ertelerseniz fırsatı kaybedebilirsiniz.

#sevgizekası #muhammedbozdağ

bergüzar

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.138
  • Teşekkür 10490
    • Çevrimdışı
  • # 11 Nis 2021 12:59:30
Kaplumbağaya sormuşlar:
" karşı köye ne kadar zamanda gidersin?.."
Kaplumbağa cevap vermiş:
"Yağmuru, çamuru, rüzgarı, inişleri, yokuşları hesap ettim...
Üç günlük yol ama ben altı günde giderim..."
Altı gün geçmiş...
Ama kaplumbağa karşı köye gelememiş..

Aramışlar taramışlar, yolun yarısında bulmuşlar kaplumbağayı...
"️Hayrola?.." demişler...
"Üç günlük yolu altı günde bile gelemedin?.."
Kaplumbağa cevap vermiş:

"️Sormayın arkadaş!.. Yağmuru, çamuru, inişi, yokuşu hesap ettim de, memleketin itlerini hesap edemedim... Ne zaman hızla ilerlemeye başlasam tutup ters çevirdiler..."

Bir öğrenci

  • Üye
  • *
  • İleti: 6
  • Teşekkür 6
    • Çevrimdışı
  • # 12 Nis 2021 08:44:24
Kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir
                                                             JONATHAN SWIFT
İyi insan gülüşünü sevdiğiniz kişidir
                                                      DOSTOYEVSKİ
Bir insanın en büyük hatası başkalarına gereğinden fazla değer vermek değil kendine hak ettiğinden daha az değer vermektir
                                                    GABRİEL GARCİA MARQUEZ

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK