Konu: Atatürk İle İlgili Hatıralar  (Okunma sayısı 60668 defa)

bombom12

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 353
  • Teşekkür 1118
    • Çevrimdışı
  • # 19 Oca 2013 18:23:05
KAHRAMAN TÜRK KADINI

17Mart 1923 Tarsus:

Mustafa Kemal İstasyon'dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.

Milli Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
- "Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!"
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.

Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
- "Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın."

Taha TOROS

38fatma

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.481
  • Teşekkür 132156
    • Çevrimdışı
  • # 20 Oca 2013 07:22:40
Gönlü Kalmasın,

Selim Aru* anlatıyor:

27 Ekim. Nöbetçiyim. Saraya öğleden sonra Hasan Rıza Bey geldi,

-"Hatay'dan bir haber var mı soruver" dedi. Biliyorsunuz Hatay'ı gayet yakından takip ediyor, o haliyle.

-"Hayır, bir şey yok  henüz efendim" dedi...

Akşam Atatürk'ün odasının kapısı açık. Celal Bey ayakta, Atatürk şezlonga uzanmış, yanındaki koltukta Salih Bozok oturuyor. Ben içeriye girdim, denizin üstünde bir vaveyla (çığlık) koptu. Atatürk birden irkildi ve pencereye doğru gitmek istedi. Salih Bey ve Celal Bey koluna girdiler, pencereye götürdüler. Kuleli talebeleri, bütün mektep, bir vapur tutmuşlar, Atatürk'ün  Cumhuriyet Bayramını kutlamaya gelmişler. Atatürk eliyle camı sildi, sonra yaklaşarak ince sesi ile,

-"Sen ne büyük milletsin" dedi.

Tekrar şezlonga getirdiler, oturdular... Celal Bey'le çıkıyoruz, seslendi.

-"Celal Bey, geçen defa Mim Kemal Bey suyu alırken benim canım yandı, ne yapsak acaba?" dedi. Celal Bey de,

-"İzin verirseniz bu defa Mehmet Kamil Bey alsın " dedi.

-"Ya, öylemi yapalım, iyi olur" dedi. Çıkıyoruz, kapıdan yine seslendi:

 -"Vazgeç, yine Mim Kemal Bey alsın, gönlü kalmasın."

Kendi canının acıması pahasına başkasının kalbini acıtmamak endişesi.

bombom12

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 353
  • Teşekkür 1118
    • Çevrimdışı
  • # 20 Oca 2013 15:24:20
                                           ASKERLE GÜREŞ

Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:
- Sen güreş bilir misin?

Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.

Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu:
- Haydi, bir de benimle güreş!

Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?"

Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.

Tahsin UZER

Kaynak: Millet Dergisi, 1946

bombom12

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 353
  • Teşekkür 1118
    • Çevrimdışı
  • # 20 Oca 2013 15:27:27
                   KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR

Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt milletvekili Mahmut Soydan, şimdiki Macaristan elçimiz Ruşen Eşref Onaydın, bir de Soysallı vardı. Atatürk, ertesi günü Büyük Millet Meclisi'nde okuyacağı söylevi hazırlıyordu. Mahmut'la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da, "Ne dersin?" diye soruyordu. Ben ne diyebilirim? Hiç... Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:

- Bu memleketin efendisi kimdir?

Düşündüm. Karşılığı o verdi:
- Türk köylüsüdür, dedi. Ve devam etti:

- Türk köylüsü "Efendi" yerine getirilmedikçe memleket ve millet yükselmez!...

Prof. Mahmut Esat BOZKURT
 

bombom12

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 353
  • Teşekkür 1118
    • Çevrimdışı
  • # 21 Oca 2013 20:23:36
Atatürk'ün Eşitlik Anlayışı
 
Atatürk bir gün Dolmabahçe'den gizlice çıkar, Topkapı Sarayı Müzesi'ne gelir. Müzeyi gezmek ister. Kendisini kapıcıya tanıtır, fakat kapıcı "Henüz saat 9 olmadı, memurlar da gelmedi. Atatürk değil, kim olursan ol, bekleyeceksin" der.
Hiç şüphe yok ki, kapıcı Atatürk'ü tanımamış ve birden fazla bu sözlere muhatap bulunduğu için gelenin Atatürk olabileceğine inanmamıştır. Fakat bu olayda mühim olan nokta Atatürk'ün kapıcının sert cevabı karşısında ısrar etmeyerek, bir kenara çekilip, saatin 9 olmasını ve memurların gelmesini beklemesidir.

bombom12

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 353
  • Teşekkür 1118
    • Çevrimdışı
  • # 21 Oca 2013 20:24:18
BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK
 
Yazı devriminden sonra(1922,Atatürk'ün kara tahta başındaki resmi görülünce,O'na "başöğretmen" denilmeye başlanmıştı.
 Aslında,adlandırmada geç kalınmıştı.
 Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra,bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti:
 -Yurdu kurtardınız.Şimdi ne yapmak istrerdiniz?
 Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti:
 -Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak,en büyük amacımdır.
 Ondan sonra Atatürk nerede görünse,mutlaka orada bir okula girer,öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu.
 Birgün Atatürkün yolu köy okuluna düştü.Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu.
 Atatürk sınıfa girince,öğretmen kürsüsünü terk etti.
 Atatürk:
 -Hayır,yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz,dedi.Eğer izin verirseniz,bizde sizden faydalanmak isteriz.Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.
 Alıntı

duyguaydın

  • Moderatör
  • *****
  • İleti: 4.225
  • Teşekkür 110098
    • Çevrimdışı
  • # 21 Oca 2013 20:28:57
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK
 
Yazı devriminden sonra(1922,Atatürk'ün kara tahta başındaki resmi görülünce,O'na "başöğretmen" denilmeye başlanmıştı.
 Aslında,adlandırmada geç kalınmıştı.
 Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra,bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti:
 -Yurdu kurtardınız.Şimdi ne yapmak istrerdiniz?
 Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti:
 -Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü Yükseltmeye çalışmak,en büyük amacımdır.
 Ondan sonra Atatürk nerede görünse,mutlaka orada bir okula girer,öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu.
 Birgün Atatürkün yolu köy okuluna düştü.Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu.
 Atatürk sınıfa girince,öğretmen kürsüsünü terk etti.
 Atatürk:
 -Hayır,yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz,dedi.Eğer izin verirseniz,bizde sizden faydalanmak isteriz.Sınıfa girdiği zaman,Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.
 Alıntı
6 saat engeli...

 Bakanla müdürü karıştırırsan zor müdür olursun diye egosuna yenik düşenlere gelsin,bu anı...

38fatma

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.481
  • Teşekkür 132156
    • Çevrimdışı
  • # 22 Oca 2013 06:47:53
Vatan İçin

Ölümünden otuz altı gün önce, Başbakan Celal Bayar, hastalığı süresince yaptığı hafta sonu ziyaretinde, beraberinde hazırlığı tamamlanmış üçüncü beş yıllık plan dosyasıyla gelir. Doktorlar, zaman alan ciddi konularla meşgul olmasını yasaklamışlardı. Başbakan, bir-iki temel konuda fikrini öğrenme ihtiyacındadır. En çok beş dakika için evet derler.  Bundan sonrasını Celal Bayar şöyle anlatır:

-“Sanki hasta değil, rahat bir uykudan yeni kalkmış gibiydi. Elimdeki dosyanın ne olduğunu sordu:

-‘Üçüncü beş yıllık planın son şekli Atatürk’ dedim. Eliyle işaret etti.

-‘Şöyle, yanıma otur anlat.’

Şezlongunu yükseltmelerini ve arkasına bir yastık konulmasını istedi. Göreceği yakınlıkta oturdum. Dinledikçe alakası artıyordu. Verilen beş dakika geçmişti. Genel sekreteri Hasan Rıza’nın bana bunu hatırlatmak için içeri girdiğini hissetti;

-‘Gel Soyak, sen de dinle, Başbakan çok güzel şeyler anlatıyor’ dedi.

Sadece başlıkları okuyor, birkaç cümle ile o bahsi tamamlıyordum. Öğrenmek istediklerimi de öğrenmiştim. Yakın gelecekleri okurcasına:

-‘Ufukta yeni bir dünya savaşının bulutları var. Acele edin. Bunların çoğu ordu ve halk ihtiyaçları için şart olan tesisler, Allah muvaffak etsin acele edin’ dedi.”

Bunları söyleyen insan birkaç gün önce komadan çıkmıştı. Sağlığı ile ilgili bir tek kelime etmedi.1

bombom12

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 353
  • Teşekkür 1118
    • Çevrimdışı
  • # 22 Oca 2013 20:27:07
HAPI YUTARDI
 
Atatürk Galatasaray Lisesi'nde öğrencilerden birine sordu:

 -Nil olmasaydı, Mısır ne olurdu?
 Öğrenci,çabuk yanıt vermek için boş bulunup:
 -Hapı yutardı...dedi.

 Bu yanıt Atatürk'ün hoşuna gitti.Öğrenciye on numara verdi.
 

bombom12

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 353
  • Teşekkür 1118
    • Çevrimdışı
  • # 22 Oca 2013 20:29:31
İnsan Sevgisi
 
Devlet Bürokrasisi Cumhuriyet'in ilanından sonra idi. Karadeniz'de bir gezintiye çıkmıştı. Kendisine eşlik edenler arasında bulunuyordum. Rize'ye geldik. Yolların düzgünlüğü ilgisini çekmişti. Vali'ye :
"Yollarınızı nasıl bu hale getirebildiniz?" diye sordu.
Vali de anlattı; yakın köylüleri jandarmalarla toplattırmış ve yol onarımında çalıştırmış.
 Ata'nın kaşları çatıldı. Oldukça sert bir dille :
 "Vali Bey" dedi. " 'Corvee' nedir bilir misin? Öyle ise ben söyleyeyim: Angarya demektir. Ve şu anda bilmeniz lazım ki, kanunsuz hiçbir vatandaşı işten alıkoyamaz, onu çalışmaya zorlayamazsınız. Cumhuriyet'te angarya diye bir şey yoktur."

38fatma

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.481
  • Teşekkür 132156
    • Çevrimdışı
  • # 23 Oca 2013 06:50:38
Sene 1938, 10 Kasım...

İstanbul Üniversitesi’nde saat 9'u 5 geçenin meşum haberi duyulmuş... Bir alman profesör var, Hukuk Fakültesinde, o da duymuş, şaşırmış. Derse girsin mi, girmesin mi bir türlü karar veremiyor. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkar, yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer:

- "Efendim, mütereddidim1. Acaba ne yapsam?"

- "Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa, onu yapın."

İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak:

- "Bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki... der."

38fatma

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.481
  • Teşekkür 132156
    • Çevrimdışı
  • # 24 Oca 2013 05:38:42
İstanbul'da Savarona Yatı'nda. (01.06.1938)

Atatürk Savarona yatını gelmesini sabırsızlıkla beklemişti. Hekimlerinin devamlı deniz havasının sağlığına yararlı olacağı telkini kadar, gençliğinden beri böyle uzun süreli denizde ikamet arzuladığını o seneleri beraber geçmiş olan Ali Fuat Paşa söylerdi.

Savarona yatına ilk defa 1 Haziran 1938’de binmişti. Yatı gezdikten sonra yanındakilere:

-“İmkanımız olsaydı da üç-beş sene evvel getirtebilseydik…” dediğini eski başyaveri Cevat Abbas Gürer söyler.

İlk günleri sakin ve huzurlu geçmişti, Savarona’da... Fakat daha sonraları, denizin rutubeti sağlığına zararlı görülmüş, yine Dolmabahçe’de tedaviye devam edilmişti

m1m2a3h4

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.168
  • Teşekkür 2329
    • Çevrimdışı
  • # 26 Oca 2013 19:22:14
5 haziran 1930 günü Çankaya'daki Ordu Köşküne ; Çanakkale Savaşlarında bir kolunu kaybeden Fransız Generali Gourud M. Kemal Paşa'nın konuğu olarak kabul edilir.
Fransız Generali Gourud, ilk karşılaşmada kalan tek kolunu M. Kemal Paşa'ya uzatarak der ki:
Bir kolumu Türklere karşı, Çanakkale'de savaşırken kaybettim. Bugün diğer kolumu bir dost eli olarak uzatmak için geldim.
M. Kemal Paşa bu güzel jest ve sözlerden çok duygulanır konuğu ile ilgilenerek uzun bir sohbette bulunur. Konuk, köşkten ayrılırken, basın mensuplarına izlenimlerini özet olarak şöyle açıklar:
"Bugün Liderinizle iki saat kadar görüşmek mtluluğuna kavuştum.Çanakkale Savaşı'na gelince
Türklerle savaşmış olmam, çok mert bir ulusu yakından tanımanın, sevmenin ve ona saygı duymanın bir nedeni oldu

38fatma

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.481
  • Teşekkür 132156
    • Çevrimdışı
  • # 27 Oca 2013 08:54:19
On Kasım 1938

Unutamam o günü, dersteydik. Akademiden Dolmabahçe görünüyordu. Bahçeden bir çığlık gelmişti. O ses hala hatırladıkça yüreğimi yakar.

-“Atatürk öldü.” Fırladık sınıftan, Akademinin rıhtımındaydık, Dolmabahçe’nin çatısındaki bayrak yarıya inmişti. Şimdi ne yapacağız, öğretmeniyle, öğrencisiyle o şaşkınlığı unutamam. Müdürümüz Mareşal Çakmak’ın damadı Burhan Toprak’tı. Müdürümün iki eliyle başını avuçlamış:

-“Ölmemeliydi… Ölmemeliydi” diye bağırması ve taş kanepe üzerine yığılması gözümün önünden gitmiyor. Sınıf hocamız Prof. Gintter iki gün sonra:

-“Dünya Atatürk’ten sonra çok değişir” diyordu.

-“Hür yaşamak istiyorsanız, onun ideallerinden yürüyeceksiniz. O’nu size anlatacak değilim. Almanya’daki evimde kütüphanemde dört Atatürk kitabım var. Hepsi de Alman yazarların. Onu ben de sizler kadar tanıyor ve seviyorum.”1

1 Tahsin Öztin, Mustafa Kemal’den Atatürk’e

m1m2a3h4

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.168
  • Teşekkür 2329
    • Çevrimdışı
  • # 28 Oca 2013 12:00:28
Deutsche Allegemeine Zeitung gazetesinde yayınlanan ve "Thea Von Puttkamer" tarafından "Mustafa Kemal Paşa" ile yapılan karşılaşmadan satır başları:
Gazi Mustafa Kemal Paşa ile, daha doğrusu resmi ile karşılaşmamda hemen, koşullar ne olursa olsun, "Kuvvetli karakterin ön plana çıktığı bir kişilik" ile karşı karşıya olduğumu anladım. Resimdeki "Karatl Bakışlı" baş ile ikili bir konuşma yaptım Kendi kendime ya da ona dedim ki :
"Burada istediğini bilen, daha da fazlası ile emel sahibi biri görülmekte. Belki de kontrol edilemeyecek bir güç. Belki da daha yüksekteki bütüne ulaşabilmek için, kabul edici bir kişilik. Eski Çanakkale resmindeki; O zayıf, çıkık kemikli köylü delikanlısı bu muydu?Gözlerime inanamadım.
Yüzü yuvarlaklaşmış, Avustralyalı ressamın çizdiği kudrete susamış bakışlar bu defa yedi kere maskenin altında akıllıca saklanmış.
Bir dünya adamı gülüşü ve akıcı Fransızca ile konuşmakta. Kendisi ile yaptığım konuşmayı çok iyi anımsıyorum. "Yıldırım Orduları Komutanlığı'nı üzerine aldıktan bir süre sonra kısaca: durum değişecektir demişti.
Onun İngilizlerin korku altında yaşattığı başkentten ne koşullar altında çıkıp, Ankara'ya nasıl geldiği bilinmekte... Bİr insanın istek gücünün neler yapabileceğine, artık çok daha dikkatli bakılması gerekir.

 

Egitimhane.Com ©2006-2023