Konu: İz Bırakan Satırlar  (Okunma sayısı 101353 defa)

Gül Rengi

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.759
  • Teşekkür 44446
    • Çevrimdışı
  • # 20 Kas 2019 10:59:55
Biliriz ki insan örselenmek için yaşlanır.Günler geçer, mevsimler değişir, yıllar biter ve insan çaresizce tükenir.Çare yoktur, dünya önünde sonunda istediğini alır cünkü.."
Gökhan Ergür/İnsaniyet Namına

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.298
  • Teşekkür 152316
    • Çevrimiçi
  • # 20 Kas 2019 13:55:52
Çirkin hayat yoktur, o hayatı çirkinleştiren insanlar vardır. Kimi hırsından, kimi kompleksinden, kimi cahilliğinden yapar bunu. Ve kendilerine sorsanız hep haklıdırlar. Bu hiç değişmeyecek. 
İnsanların, kendilerini düzeltebilmeleri için önce eksiklerini görmeleri gerekir.

K.Tazeoğlu'nun KIYISIZLAR kitabından...

ilhami_60

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 4.061
  • Teşekkür 22855
    • Çevrimdışı
  • # 22 Kas 2019 22:17:07
İmparatorluğu Kurtarmak

                              Ömer Şen

eml48

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 6.690
  • Teşekkür 25021
    • Çevrimdışı
  • # 22 Kas 2019 23:34:00
His sultan, akıl vezir... Haddini bilmek şartiyle...

~Mümin - Kafir, Necip Fazıl Kısakürek~

kurthan

  • Moderatör
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 8.922
  • Teşekkür 64622
    • Çevrimdışı
  • # 22 Kas 2019 23:39:06
“Diğer insanların yaptıkları şeyler ancak biz izin verirsek bizim ruhumuzu zedeler.”

Doğan Cüceloğlu / Savaşcı

eml48

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 6.690
  • Teşekkür 25021
    • Çevrimdışı
  • # 22 Kas 2019 23:40:08
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
“Diğer insanların yaptıkları şeyler ancak biz izin verirsek bizim ruhumuzu zedeler.”

Doğan Cüceloğlu / Savaşcı
  Asla izin yok👍🏼😉

Sessiz notalar

  • Aktif Üye
  • **
  • İleti: 19
  • Teşekkür 194
    • Çevrimdışı
  • # 23 Kas 2019 07:40:19
Ne garip,
İnsan doğruların ne kadar farkında olursa olsun,
Kendisini kandırabilme gücünü asla yitiremiyor."

Ve Sen Kuş Olur Gidersin, Tarık Tufan

eml48

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 6.690
  • Teşekkür 25021
    • Çevrimdışı
  • # 23 Kas 2019 07:58:16
Bu günlerde birinin hayatının son günü olabileceğini bilmem bile ona özel bir kıymet atfetmem için yetmiyor.

~Mücella - Nazan Bekiroğlu ~

bergüzar

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.072
  • Teşekkür 9832
    • Çevrimdışı
  • # 24 Kas 2019 00:01:58
Öğretmenliğimin ilk yılını Şırnak, İdil, Bozkır köyünde yaptım. Nasıl güzel günlerdi, nasıl her şeye uzak ama nasıl her şeyden samimi.

Okula ilk başladığım gün emekliliğime kaç gün var demeye başlamıştım. Şimdi 14 yıl oldu. Çalışmak zorundaydım ama aslında çalışmayı hiç sevmiyordum. Bunca bulutun, yağmurun, gezmelerin ve bilinmedik şehrin arasında çalışmak ne işime yarayacaktı ki? Ruhumdaki fırtınaları durduracak bir yer arıyordum, bir mecra, bir iş, bir uğraş. Şırnak iyi bir tercih miydi bilemiyordum.

Beni en çok zorlayan şey telefonların çekmemesi olmuştu. Sorduğumda köyü eteklerine misafir eden dağa çıkmam gerektiği söylenmişti.

Kızım benden, ben kızımdan çok uzaktaydım. Her gün sesini duymak için okuldan çıkar çıkmaz ve o dağa tırmanmaya başlardım. Birkaç dakika konuşmak için yarım saat tırmandığım bir yükseklikti o dağ.

Okullar yeni açılmıştı. Ben ne zaman dağa çıkmak istesem yanımda öğrencilerim Bilal, Ahmet, Eyüp, Abdurrahim, Tuğba, İbrahim, Leyla ve ismini şu an hatırlamadığım küçücük, tertemiz, yüzlerine baktıkça kızımı hatırladığım çocuklar da benimle çoğu zaman dağa çıkarlardı. Onların sevinci, mahcubiyeti hiçbir şeye değişilmez. Yol kenarında gördüğüm keçilerin denizi hiç görmediği aklıma gelince onlara bile deniz hediye etmek gelirdi içimden.

Ben o Kürt çocuklarını çok sevmiştim. Aslında benim gördüğüm şey onların Kürt çocukları olduğu değildi; onların sadece çocuk olduğuydu.

Ben onlara Türkçe ders anlatır, onlardan da Kürtçe öğrenmek için dersin bazı bölümlerinde Kürtçe cümleler, kelimeler isterdim. Epey Kürtçe kelime, cümle öğrendim onlardan.

İstanbul’dan her gelişimde onlara defter, kitap, oyuncak getirir, mutluluklarına şahit olmak isterdim. Onların mutluluğu benim mutluluğumdan daha şık duruyordu.

Sırf tertemiz olsun diye okul tüm sıralara kırmızı ağırlıklı, pötikare masa örtüsü yaptırmış, okulun dış cephesini tek başıma boyamaya başlamıştım. Gecenin 11’inde başladığım okulun dış cephesini boyama faaliyetim bir hafta sürdü. Tam bir hafta elimde 5 metrelik sopasıyla fırçayı yukarıdan aşağıya. Biraz bilerek, biraz da bilmeyerek okulu da boyadım.

Fidan dikmek için köylülerle ve öğretmen arkadaşlarla nasıl çabaladığımızı daha dün gibi hatırlıyorum. Altmış hanesi olan köye bine yakın fidan getirtmiş ve sanki cumhuriyet yeniden kuruluyormuş gibi her yere fidan dikmiştik. Ellerimiz çamurlu toprak.

İlçeye indikçe öğretmenlerin o gösterdiği çabaya gıpta ile bakıyordum. Kim gelmişse tüm benliğiyle geliyordu İdil’e. Arkasında çeyrek asırlık hayatlarını bırakarak.

Bilal, Ahmet, Abdurrahim, Leyla, Tuğba, Eyüp, İbrahim ve diğerleri. Şimdi biri tıp fakültesinde, biri elektrik mühendisi olacak, biri İngilizce öğretmeni. 14 kişilik sınıfın yarısı üniversiteyi kazandı. Benim öğretmenliğimin en güzel seneleriydi o çocuklar.

Bir gün yine okuldan çıkmış ve telefonda kızımın sesini duymak için dağa tırmanıyordum. Türkü söyleyerek, keçilere seslenerek, annesine bir şeyler diyerek yanıma koşan çocuklar beni yine yalnız bırakmak istemiyorlardı. Telefon hatları çekmeye başlar başlamaz kızımla konuşmaya başlar, bazen de öğrencilerimle konuştururdum onları. Öyle mutlu olurlardı ki hepsi.

Benim dikkatimi ilk günlerde bir şey çekmişti. Ne zaman dağın başında telefonla konuşmaya başlasam etrafımı çembere alırlar ve el ele tutuşurlardı. Önceleri anlamadım, oyun oynadıklarını sanıyordum. Bir gün, bir gün daha, birkaç gün daha derken sordum neden böyle yaptıklarını:

-Ben telefonla konuşmaya başlayınca niçin çember olup el ele tutuşuyorsunuz?

“Öğretmenim” demişlerdi. Bu dağlarda terörist var. Silah sıkarlarsa size bir şey olmasın.

Her gün barışı, sevmeyi, şiiri, dostluğu, insan olmanın erdemlerini anlattığım o çocuklar bana daha ilk gün büyük bir şeyi anlatmıştı:

Sevmek, insanın canı pahasınadır.
 Bülent PARLAK/İZDİHAM dergi

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.298
  • Teşekkür 152316
    • Çevrimiçi
  • # 24 Kas 2019 07:19:06
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Öğretmenliğimin ilk yılını Şırnak, İdil, Bozkır köyünde yaptım. Nasıl güzel günlerdi, nasıl her şeye uzak ama nasıl her şeyden samimi.

Okula ilk başladığım gün emekliliğime kaç gün var demeye başlamıştım. Şimdi 14 yıl oldu. Çalışmak zorundaydım ama aslında çalışmayı hiç sevmiyordum. Bunca bulutun, yağmurun, gezmelerin ve bilinmedik şehrin arasında çalışmak ne işime yarayacaktı ki? Ruhumdaki fırtınaları durduracak bir yer arıyordum, bir mecra, bir iş, bir uğraş. Şırnak iyi bir tercih miydi bilemiyordum.

Beni en çok zorlayan şey telefonların çekmemesi olmuştu. Sorduğumda köyü eteklerine misafir eden dağa çıkmam gerektiği söylenmişti.

Kızım benden, ben kızımdan çok uzaktaydım. Her gün sesini duymak için okuldan çıkar çıkmaz ve o dağa tırmanmaya başlardım. Birkaç dakika konuşmak için yarım saat tırmandığım bir yükseklikti o dağ.

Okullar yeni açılmıştı. Ben ne zaman dağa çıkmak istesem yanımda öğrencilerim Bilal, Ahmet, Eyüp, Abdurrahim, Tuğba, İbrahim, Leyla ve ismini şu an hatırlamadığım küçücük, tertemiz, yüzlerine baktıkça kızımı hatırladığım çocuklar da benimle çoğu zaman dağa çıkarlardı. Onların sevinci, mahcubiyeti hiçbir şeye değişilmez. Yol kenarında gördüğüm keçilerin denizi hiç görmediği aklıma gelince onlara bile deniz hediye etmek gelirdi içimden.

Ben o Kürt çocuklarını çok sevmiştim. Aslında benim gördüğüm şey onların Kürt çocukları olduğu değildi; onların sadece çocuk olduğuydu.

Ben onlara Türkçe ders anlatır, onlardan da Kürtçe öğrenmek için dersin bazı bölümlerinde Kürtçe cümleler, kelimeler isterdim. Epey Kürtçe kelime, cümle öğrendim onlardan.

İstanbul’dan her gelişimde onlara defter, kitap, oyuncak getirir, mutluluklarına şahit olmak isterdim. Onların mutluluğu benim mutluluğumdan daha şık duruyordu.

Sırf tertemiz olsun diye okul tüm sıralara kırmızı ağırlıklı, pötikare masa örtüsü yaptırmış, okulun dış cephesini tek başıma boyamaya başlamıştım. Gecenin 11’inde başladığım okulun dış cephesini boyama faaliyetim bir hafta sürdü. Tam bir hafta elimde 5 metrelik sopasıyla fırçayı yukarıdan aşağıya. Biraz bilerek, biraz da bilmeyerek okulu da boyadım.

Fidan dikmek için köylülerle ve öğretmen arkadaşlarla nasıl çabaladığımızı daha dün gibi hatırlıyorum. Altmış hanesi olan köye bine yakın fidan getirtmiş ve sanki cumhuriyet yeniden kuruluyormuş gibi her yere fidan dikmiştik. Ellerimiz çamurlu toprak.

İlçeye indikçe öğretmenlerin o gösterdiği çabaya gıpta ile bakıyordum. Kim gelmişse tüm benliğiyle geliyordu İdil’e. Arkasında çeyrek asırlık hayatlarını bırakarak.

Bilal, Ahmet, Abdurrahim, Leyla, Tuğba, Eyüp, İbrahim ve diğerleri. Şimdi biri tıp fakültesinde, biri elektrik mühendisi olacak, biri İngilizce öğretmeni. 14 kişilik sınıfın yarısı üniversiteyi kazandı. Benim öğretmenliğimin en güzel seneleriydi o çocuklar.

Bir gün yine okuldan çıkmış ve telefonda kızımın sesini duymak için dağa tırmanıyordum. Türkü söyleyerek, keçilere seslenerek, annesine bir şeyler diyerek yanıma koşan çocuklar beni yine yalnız bırakmak istemiyorlardı. Telefon hatları çekmeye başlar başlamaz kızımla konuşmaya başlar, bazen de öğrencilerimle konuştururdum onları. Öyle mutlu olurlardı ki hepsi.

Benim dikkatimi ilk günlerde bir şey çekmişti. Ne zaman dağın başında telefonla konuşmaya başlasam etrafımı çembere alırlar ve el ele tutuşurlardı. Önceleri anlamadım, oyun oynadıklarını sanıyordum. Bir gün, bir gün daha, birkaç gün daha derken sordum neden böyle yaptıklarını:

-Ben telefonla konuşmaya başlayınca niçin çember olup el ele tutuşuyorsunuz?

“Öğretmenim” demişlerdi. Bu dağlarda terörist var. Silah sıkarlarsa size bir şey olmasın.

Her gün barışı, sevmeyi, şiiri, dostluğu, insan olmanın erdemlerini anlattığım o çocuklar bana daha ilk gün büyük bir şeyi anlatmıştı:

Sevmek, insanın canı pahasınadır.
 Bülent PARLAK/İZDİHAM dergi

Çile mesleğimizin diğer adı..
👍😥😥👏

kılchık

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 538
  • Teşekkür 1422
    • Çevrimdışı
  • # 24 Kas 2019 19:22:33
ÇÜRÜK CEVİZ
Duymadığın yerdeyim,
Dillerim lal, kalemim çürük ceviz
Yazmaktan aciz iki kelam,
Üzerime yıkılmış bir hayal
Bir yuva bir ev bir hayat var.
Ben bir sarhoş yaprak, divane rüzgar
Savrulup dururken kimsesiz
Sana her gün mektuplar yolluyorum, sessiz sessiz.
Çınar yapraklaro topluyorum her gün sokaklarından
Toprağına yağmur yağıyor, ben ıslanıyorum...
Özlemekten dişimi sıktığım geceler var
Geçer diye, geçsin diye beklediğim geceler...
Özlemekten bir çare düştüğüm geceler var

Bazen,
Bir ışık doluyor odama
Eski zamanlardan kalma bir koku sarıyor dört bir yanı
Bir kül tablasında senin izmaritin tütüyor sanki
Usul, yarım, sarı...
Demek ki diyorum böyle deliriyor insan
Demek ki böyle hayatta kalıyor
Demek ki böyle alışıyor yalnızlığa...

Yalnızlık,
Yaşımın yarısı, yaşamımın aynası
Yalın ayak büyüyen bir çocuk
Koşturuyor sokaklarımda
Ben artan puzzle parçası gibi...
Bir yerlere inatla uymaya çalışırken
Sana her gün mektuplar yolluyorum dilsiz dudaksız...
Saçlarından çınar yaprakları topluyorum her gün
Kavuşursak bir gün diye
Güzel sözler koyuyorum ceplerime bir de...
Şimdi sen de gittiğin yerde beni bekle.
Saçlarından çınar yaprakları düşüyor, görmüyorsun
Hava soğuk belki üşüyorsun,
Toprağına yağmur yağsa ben ıslanıyorum...
Reva mı ?
... Dürdane Aksoy ( kafka 38. Sayı) ...

tarkan555

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 11.327
  • Teşekkür 12386
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2019 19:00:15
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
ÇÜRÜK CEVİZ
Duymadığın yerdeyim,
Dillerim lal, kalemim çürük ceviz
Yazmaktan aciz iki kelam,
Üzerime yıkılmış bir hayal
Bir yuva bir ev bir hayat var.
Ben bir sarhoş yaprak, divane rüzgar
Savrulup dururken kimsesiz
Sana her gün mektuplar yolluyorum, sessiz sessiz.
Çınar yapraklaro topluyorum her gün sokaklarından
Toprağına yağmur yağıyor, ben ıslanıyorum...
Özlemekten dişimi sıktığım geceler var
Geçer diye, geçsin diye beklediğim geceler...
Özlemekten bir çare düştüğüm geceler var

Bazen,
Bir ışık doluyor odama
Eski zamanlardan kalma bir koku sarıyor dört bir yanı
Bir kül tablasında senin izmaritin tütüyor sanki
Usul, yarım, sarı...
Demek ki diyorum böyle deliriyor insan
Demek ki böyle hayatta kalıyor
Demek ki böyle alışıyor yalnızlığa...

Yalnızlık,
Yaşımın yarısı, yaşamımın aynası
Yalın ayak büyüyen bir çocuk
Koşturuyor sokaklarımda
Ben artan puzzle parçası gibi...
Bir yerlere inatla uymaya çalışırken
Sana her gün mektuplar yolluyorum dilsiz dudaksız...
Saçlarından çınar yaprakları topluyorum her gün
Kavuşursak bir gün diye
Güzel sözler koyuyorum ceplerime bir de...
Şimdi sen de gittiğin yerde beni bekle.
Saçlarından çınar yaprakları düşüyor, görmüyorsun
Hava soğuk belki üşüyorsun,
Toprağına yağmur yağsa ben ıslanıyorum...
Reva mı ?
... Dürdane Aksoy ( kafka 38. Sayı) ...

Ne uzun bir yazı dedi kurbağa ,
-Tavşan sen okursun onu dedi
okuyayım bakayım ne var  :-\




Okudum moralim bozuldu >:(

tarkan555

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 11.327
  • Teşekkür 12386
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2019 19:33:08
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Öğretmenliğimin ilk yılını Şırnak, İdil, Bozkır köyünde yaptım. Nasıl güzel günlerdi, nasıl her şeye uzak ama nasıl her şeyden samimi.

Okula ilk başladığım gün emekliliğime kaç gün var demeye başlamıştım. Şimdi 14 yıl oldu. Çalışmak zorundaydım ama aslında çalışmayı hiç sevmiyordum. Bunca bulutun, yağmurun, gezmelerin ve bilinmedik şehrin arasında çalışmak ne işime yarayacaktı ki? Ruhumdaki fırtınaları durduracak bir yer arıyordum, bir mecra, bir iş, bir uğraş. Şırnak iyi bir tercih miydi bilemiyordum.

Beni en çok zorlayan şey telefonların çekmemesi olmuştu. Sorduğumda köyü eteklerine misafir eden dağa çıkmam gerektiği söylenmişti.

Kızım benden, ben kızımdan çok uzaktaydım. Her gün sesini duymak için okuldan çıkar çıkmaz ve o dağa tırmanmaya başlardım. Birkaç dakika konuşmak için yarım saat tırmandığım bir yükseklikti o dağ.

Okullar yeni açılmıştı. Ben ne zaman dağa çıkmak istesem yanımda öğrencilerim Bilal, Ahmet, Eyüp, Abdurrahim, Tuğba, İbrahim, Leyla ve ismini şu an hatırlamadığım küçücük, tertemiz, yüzlerine baktıkça kızımı hatırladığım çocuklar da benimle çoğu zaman dağa çıkarlardı. Onların sevinci, mahcubiyeti hiçbir şeye değişilmez. Yol kenarında gördüğüm keçilerin denizi hiç görmediği aklıma gelince onlara bile deniz hediye etmek gelirdi içimden.

Ben o Kürt çocuklarını çok sevmiştim. Aslında benim gördüğüm şey onların Kürt çocukları olduğu değildi; onların sadece çocuk olduğuydu.

Ben onlara Türkçe ders anlatır, onlardan da Kürtçe öğrenmek için dersin bazı bölümlerinde Kürtçe cümleler, kelimeler isterdim. Epey Kürtçe kelime, cümle öğrendim onlardan.

İstanbul’dan her gelişimde onlara defter, kitap, oyuncak getirir, mutluluklarına şahit olmak isterdim. Onların mutluluğu benim mutluluğumdan daha şık duruyordu.

Sırf tertemiz olsun diye okul tüm sıralara kırmızı ağırlıklı, pötikare masa örtüsü yaptırmış, okulun dış cephesini tek başıma boyamaya başlamıştım. Gecenin 11’inde başladığım okulun dış cephesini boyama faaliyetim bir hafta sürdü. Tam bir hafta elimde 5 metrelik sopasıyla fırçayı yukarıdan aşağıya. Biraz bilerek, biraz da bilmeyerek okulu da boyadım.

Fidan dikmek için köylülerle ve öğretmen arkadaşlarla nasıl çabaladığımızı daha dün gibi hatırlıyorum. Altmış hanesi olan köye bine yakın fidan getirtmiş ve sanki cumhuriyet yeniden kuruluyormuş gibi her yere fidan dikmiştik. Ellerimiz çamurlu toprak.

İlçeye indikçe öğretmenlerin o gösterdiği çabaya gıpta ile bakıyordum. Kim gelmişse tüm benliğiyle geliyordu İdil’e. Arkasında çeyrek asırlık hayatlarını bırakarak.

Bilal, Ahmet, Abdurrahim, Leyla, Tuğba, Eyüp, İbrahim ve diğerleri. Şimdi biri tıp fakültesinde, biri elektrik mühendisi olacak, biri İngilizce öğretmeni. 14 kişilik sınıfın yarısı üniversiteyi kazandı. Benim öğretmenliğimin en güzel seneleriydi o çocuklar.

Bir gün yine okuldan çıkmış ve telefonda kızımın sesini duymak için dağa tırmanıyordum. Türkü söyleyerek, keçilere seslenerek, annesine bir şeyler diyerek yanıma koşan çocuklar beni yine yalnız bırakmak istemiyorlardı. Telefon hatları çekmeye başlar başlamaz kızımla konuşmaya başlar, bazen de öğrencilerimle konuştururdum onları. Öyle mutlu olurlardı ki hepsi.

Benim dikkatimi ilk günlerde bir şey çekmişti. Ne zaman dağın başında telefonla konuşmaya başlasam etrafımı çembere alırlar ve el ele tutuşurlardı. Önceleri anlamadım, oyun oynadıklarını sanıyordum. Bir gün, bir gün daha, birkaç gün daha derken sordum neden böyle yaptıklarını:

-Ben telefonla konuşmaya başlayınca niçin çember olup el ele tutuşuyorsunuz?

“Öğretmenim” demişlerdi. Bu dağlarda terörist var. Silah sıkarlarsa size bir şey olmasın.

Her gün barışı, sevmeyi, şiiri, dostluğu, insan olmanın erdemlerini anlattığım o çocuklar bana daha ilk gün büyük bir şeyi anlatmıştı:

Sevmek, insanın canı pahasınadır.
 Bülent PARLAK/İZDİHAM dergi

Öğretmenimizin anısı , Öğretmen anıları yarışmasına katılsa ve içerik olarak biraz daha  geçmişi hatırlayıp genişletse yarışmada yol alır

Bu ara da 1999-2005 arası 2005 de 5. sınıfa giden  7 öğrencimden  1 tıp , 1 muhasebeci , 1 de veteriner çıktı ... Ben ta o zamanlar muhasebeci olan öğrencimin ailesine  tıp okur diyordum bu tutmadı   , doktor olana  öğrencime ise  ilkokuldan sonra okumaz diyordum( zekiydi belli, ama ödev yapmaz , bir sürü koyunları var koyun gütme işini onun dışında yapacak ailede kimse yoktu  okula nadiren gelirdi)  öğrendim ki Ege tıp okumuş bunu da tutturamadım  . Veteriner olan öğrencimin fotokopi makinesi gibi hafızasından dolayı sözel alanda  yüksek bir mevkiye gelebilir düşüncesindeydim o da tutmadı  . Beni şaşırtan tıp okuyan değildi(çok zekiydi  5. sınıftan sonra okur ve ders çalışırsa her her meslekle ilgili bölümü okurdu) ,asıl beni şaşırtan veteriner olan oldu , hayatımda bir daha öyle berrak bir hafızaya sahip öğrenciyle karşılaşmadım hukuk , kamu yönetimi vs , neden bu alanlara  yönelmedi  ya da yöneltilmedi anlamadım

kılchık

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 538
  • Teşekkür 1422
    • Çevrimdışı
  • # 25 Kas 2019 19:50:09
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Ne uzun bir yazı dedi kurbağa ,
-Tavşan sen okursun onu dedi
okuyayım bakayım ne var  :-\




Okudum moralim bozuldu >:(
Moral bozukluğumu çok güzel anlattığı için iz bıraktı ya zaten ::)

harslan05

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 2.896
  • Teşekkür 57966
    • Çevrimdışı
  • # 26 Kas 2019 13:40:46
Yasak tanımaz rüzgar
Zincir vurulamaz martıya
Bir de insan kalbine..

Son Ada - Zülfü Livaneli

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK