Batı Ve Doğu Toplumları Arasındaki Farklar Nelerdir?

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 07 Haz 2016 08:24:48
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Kazancakis'in sözünü ettiği 'özgürlük'ün megamachine'den bağımsızlık olup olmadığını düşündüm.
...
Kadim Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları ile günümüz Avrupa ve Kuzey Amerika uygarlıklarının birbirlerine çok benzedikleri, insanoğlunun o gün bugün değişmediği saptanmıştı.
En önemli ortak özellik de, megamachine denilen yapılaşmaya duyulan hayranlıktı.
"Büyük Makine?"
"Evet. Megamachine, "dedi, Günay. "Mekanik araçların insani işlev ve amaçlardan koptuğu aşama."
"Yani?"
"Yani, insanın makine tarafından ikame edilebilir bir konuma indirgenmeye başladığı aşama.
Makinenin insana değil, insanın makineye hizmet eder hale geldiği aşama.
Şöyle de düşünebilirsin; Makine nihayet bir düzenlemedir. Öyle değil mi?
Büyüdükçe, güçlendikçe daha da karmaşıklaşan bir düzenleme.
Bu anlamda, devlet, siyasi partiler, iş dünyası, işçi sendikaları gibi bireyi her an ikame edilebilir kılan düzenlemeler de birer 'megamachine'dirler.
Megamachineler ya da 'colossi, yani muazzamlar', insani işlev ve amaçlarından koparlar. Nitekim öyle oldu, 'Bunalım Çağı'na girildi, falan.
...
"Mekanik araçların insani işlev ve amaçlarından kopması, bireyin 'Büyük Makine'nin her an ikame edilir bir parçası haline gelmesi, etkisizleşmesi, toplumda belirgin ve dogmatik bir düzenin yerleştirilmesi, tartışmasız 'doğruların, kuralların, yasaların sayısının ve dolayısıyla, 'denetimin' artması demektir."

Egitimhane üyeleri olarak "megamachine" nin bir parçası mıyız / olmalı mıyız?

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 08 Haz 2016 08:00:56
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Ne ki, insanoğlu teori üzerinde kavgaya bayılır da, '...'ların irdelenmesine bir türlü yanaşmaz nedense."
"Belki de o senin dediğin nokta noktalardan kurtulmak mümkün olmadığı için."
"Elbette. 'Mutlak' yok ki, 'mutlak' doğru olsun.
O yüzden diyorum ya, hiçbir ideoloji bir insanın bir damla gözyaşına değmez diye.
Bence tek bir kural olmalı. Tek bir kural, tek bir ilke: "En az acıtan neyse onu uygula!"
Biyofilik ahlâk ilkesinden bahsettiğini biliyordum.

İnsan, ideolojiler dünyasında kaybolunca 'Mutlak' olanın FARKINA varamıyor.
Mutlak olan yaratıcının KELAM'ıdır.
Biyofilik ahlâk ilkesi olarak ifadelendirilen "En az acıtan neyse onu uygula!" Kur'an-ı Kerim'in uygulanmasıdır.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 08 Haz 2016 08:03:25
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Altı yüz bin DİSK üyesinin sendikalarını, KİT çalışanlarının KİT’leri, profesörlerin üniversiteleri, öğretmenlerin milli eğitimi sahiplenmemeleri ile bunun arasında, son tahlilde, bir fark yoktu.

Sahiplenmemek...
Sendikaları, TV kanallarımızı, Egitimhane'mizi vs. sahiplenmemek...

Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak (14 Mart 1913 Mehmet Akif Ersoy)
...
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
Sesler de: 'Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş! '
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da yapışsam demiyor bir taraftan!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur! ' deme, yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Yin-Yang'ın günlük hayata aktarılan Türkçesi, imeceydi. Bu imece sayesinde köprüler inşa, senfoniler icra edilir, hastalar bakılır, bilgi aktarılır, deneyimler paylaşılır, tür sürdürülürdü.

Yin ve Yang dünyada bugün varolan gelmiş geçmiş tüm bilgi kaynaklarının temelinde görünebilen, evrendeki karşıt kutupları ve bu kutupların birbiriyle olabilecek her türlü ilişkisini ortaya koyan ve kökleri çok eskilere dayanan felsefi bir öğretidir.

"Yin ve Yang" kutuplarının ilkeleri :
  • Her şey, iki kutupludur ve birbirine karşıttır.
  • Kutuplar, karşıtını muhakkak kendi içinde barındırır.
  • Kutuplar karşılıklı bağlılık ilişkisi içindedirler.
  • Kutuplar karşılıklı olarak bir diğerine dönüşebilirler.
  • Kutuplar karşılıklı olarak üreten-tüketen veya destekleyen-kısıtlayan ilişkisindedirler.
  • Kutuplar kendi içlerinde de sonsuz alt kutupları barındırır.
Egitimhane bugünlere / bu aşamaya imece sayesinde geldi. İmece usulü çalışmalara katılan sayısı gün geçtikçe artmasına rağmen arzu edilen seviyede olmadığı aşikardır.
İmece, sahiplenmektir. Sen sâhip olursan bu Egitimhane batmayacaktır.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 09 Haz 2016 08:29:08
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

"Hatırlıyor musun, Hintli kâhin tacını terk edip evrenin sırlarını öğrenmek için yollara düşen racaya ne demişti?"
Hatırlıyordum, tabii.
"'Sor,' demişti, 'bu kötü kokulu, kemik, deri, kas, ilik, et, meni, kan, sümük, gözyaşı, dışkı, sidik, safra ve balgamdan oluşan; tutku, öfke, tamah, vehim, korku, kıskançlık, yeis, açlık, bunaklık, ölüm, hastalık ve acı çeken bir naçiz beden, haz alsa ne, almasa ne?...
Baksanıza, şu tatarcıklar, sinekler, çimenler, ağaçlar gibi çürüyor dünya...
Okyanuslar kurur, kutup yıldızı kayar, uçurumlar açılırken haz alsa ne, almasa ne?'"

Haz
1. Hoşa giden duygulanma, hoşlanma, zevk
2. Bir şeyden duyusal veya manevi sevinç duyma
3. Sürdürülmesi istenen ılımlı ve doygunluk veren coşku

İnsan, parçaların toplamı olarak düşünüldüğünde ortaya büyük bir yanılgı çıkar.
Bütün, parçaların toplamından ibaret değildir.
Özellikle yönetici konumundaki insanların, "kişisel bütünlük" içinde değerlendirilmemesi, farklı zaman dilimlerinde / koşullardaki davranışları / sözleri parçalar halinde değerlendirmeye tabii tutulduğunda "kişisel bütünlüğüne" tamamiyle zıt ALGILAR oluşturulabilmektedir.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 10 Haz 2016 08:06:59
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

'Özetle,' diyordu Adolf Hitler, 'Halk Devleti, eğitim sistemimizi yeniden, sadece mutlak gerekli olan kapsayacak şekilde düzenlemelidir.
İleri öğretim olanakları belirli konularda bunun ötesinde uzmanlaşmak isteyenler için sağlanmalıdır.
Çeşitli konulara, öğrencinin temel öğretilerine aşina olacağı kadar değinen bir eğitim, sıradan insanlar için yeterlidir.
Böylelikle, okul saatleri kısalacak, öğrencilerin bedenlerini, kişiliklerini terbiye etmeleri, irade gücü kazanmaları için zaman kalacaktır.
Matematik, fizik, kimya gibi dersler önemli olmakla birlikte, bir milletin eğitimini bu konular üzerine yapılandırmak TEHLİKELİDİR.
Genel eğitim her zaman 'ülkü' doğrultusunda şekillenen, sosyal bilimleri temel almalıdır.

Aksi takdirde, milletin muhafazası için her türlü teknik bilgiden daha önemli olan manevi güçleri KAYBEDERİZ.
Endüstride, teknolojide, ticarette ilerleme ancak ÜLKÜCÜ bir halkın varlığı ile mümkündür.
Bu durum, maddeci ben-merkezcilik değil, feragat ve kişinin kendisini başkalarına adamasıyla gerçekleşebilir.'"
"...varlığım Türk varlığına armağan olsun!"

Adolf Hitler'in eğitim sistemi ile ilgili görüşleri aktarıldıktan sonra bir dönem okullarımızda her gün okutulan "Andımız"'a gönderme yapılması manidardır.
(Bu göndermenin 1992 yılında yapılmış olduğuna dikkat çekmek isterim.)
Andımız törenleri, "Hitler eğitim sisteminin" uygulanmasını çağrıştıran bir uygulamaydı.

Eğitim / öğretim sistemimizde sürekli değişiklik yapıldığı görüşünü paylaşanların, Cumhuriyet'in ilk döneminde eğitimde AMAÇLANANIN ne olduğunu irdelemesi gerekir.
Günümüzde eğitimde AMAÇLANAN köklü değişikliğe uğramıştır. Değişimin geniş kitleler tarafından BENİMSENMESİ için adımların peyder pey atılması zorunluluktur.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 11 Haz 2016 08:05:17
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

İnsanı deli eden, 'devrimci' hareketin bu tuzağı görememiş olması!
Bak, 'burjuvazi' lafzına takıldık, yıllarca EGEMEN SINIFLARI yanlış yerde aradık biz!
Türk solunun en büyük hatası bu oldu! Aynı hata hâlâ da devam ediyor!
Bize ırkçılık jön Türklerle, faşizm İttihatçılarla girdi!
Yerlileri sindiren, kolayca manipüle edilebilinir ruh halini dayatan eğitim sistemiyle, öğretmenlerle geldi.
Sarıklı hocayla değil, tarikatlarla değil!

Manipülasyon
1. Yönlendirme.
2. Seçme, ekleme ve çıkarma yoluyla bilgileri değiştirme.

Bilgiyi "SORGULAMAMA" üzerine inşaa edilmiş bir eğitim sistemi.
Günümüzde, bilgiyi SORGULAYANLARI DIŞLAMAK sık görülen bir uygulamadır.

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
...
Bu nedenle;
Eğitim; gayesizlik ve ruhsuzluktan çıkarılıp rasyonel bir zemine oturtulmalı, her aşamada ne yapıldığı, ne hedeflendiği, hedefe ne ölçüde ulaşıldığı sorgulanmalıdır.
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
...
8 ) Kişiler farkında olmadan bazı TABULARA sahip olurlar. Tabularının tartışmaya açılmasını, sorgulanmasını kabullenemezler.
Şu unutulmamalıdır: Sorgulanmayan her fikir, her inanç çürümeye mahkumdur.
İnançlar ve düşünceler yaşanan gelişmelere bağlı olarak yeniden değerlendirmelere tabii tutulmalıdır.
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
...
İnanç dahil her şey sorgulanmalıdır. Delilsiz inanç zarar ve kayıp demektir.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 12 Haz 2016 08:09:43
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Köyü değiştirmek gelmez bizim işimize. Düzenimiz bozulur.
Değişmesini durduramasak da geciktirdik epey.
Modern teknikten mümkün mertebe uzak tutarak kendine yeterliliğini sürdürürdük bir zaman.
Köylünün nahiyeden bile ayağını kesecekti bu enstitüler.
Ayda yılda hayvan nallatmaya gidenler de bu işi öğretmene gördüreceklerdi.
Almanya-İtalya mihveri kazansaydı, köylüler istemeseler de yürütecektik güzel güzel. Çok da iyi olurdu!

Köy enstitülerinin kuruluş amacı "köylünün köyünden çıkmaması" olabilir mi?
Köylünün şehri, şehirdekileri görüp, aynısını talep etmesi engellenmek istenmiş olabilir mi?

Şehirde / ülkede olanlardan habersiz köylüleri idare etmek ne kadar kolay olurdu...
En azından bunu umut etmiş birilerinin olması İHTİMAL dahilindedir.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 12 Haz 2016 08:11:17
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

"Bizim ilköğretimle elde etmek istediğimiz amaç, en çok pratik okumuş, yerinde kalan köylü milleti yetiştirmektir".
Ama, köylü milleti su koyverir de, Gültepe'ye filan göçmeye kalkışırlarsa, yapılacak şey; insanları, Türk edebiyatına yıllar yılı meze olan müstebit "köy ağalar"ına, faşizmin en karanlık uygulamalarına taş çıkaracak bir zalimlikle köleleştirmek, toprağa bağlamaktı!
"Yirmi yıl mecburi hizmeti var. Biz kanun tasarısında otuz yıl demiştik, encümen yirmi yıla indirdi!" diye eseflenmişti Tonguç.

Günay'ın söylediğine göre, 1940'larda Türkiye'de ortalama ömür sadece 42 yıldı!

İsmail Hakkı Tonguç (1893 - 24 Haziran 1960), eğitimbilimci, köy enstitülerinin mimarı ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü.
Bir öğretmeni yirmi - otuz yıl köyde öğretmenlik yapmaya mecbur etmekte amaç ne olabilir?
Yirmi - otuz yıl köyden çıkmayan bir öğretmenin GELİŞİM içinde olması mümkün olabilir mi?

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 12 Haz 2016 08:12:20
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Bak üçüncü madde, 'öğrencilerin yurtdışına çıkmaları kolaylaştırılırken, geri dönmeleri ve döndükleri zamanki durumlarını zorlaştıran bir politika ile dış göç teşvik edilmelidir.'
Yurtdışında okuyan Türk öğrenci sayısına bak, mezunların istihdamına bak! Dördüncü madde, 'lise ve üniversite öğrencileri arasındaki çeşitli kışkırtıcılara karşı sert önlemler alınmalıdır.'"

"üçüncü madde, dördüncü madde" ifadeleri ile kastedilen Koenig Raporu'nun maddeleridir.
İsrail hükümet üyesi Yisrael Koenig  tarafından hazırlanan Koenig Raporu (Nisan 1976) İsrail'de yaşayan Araplara uyguladığı bir eğitim planı, daha doğrusu 'ilkeleri' dir.
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 13 Haz 2016 07:27:23
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Bak, Misak-ı Milli'den bahsediyorsun. Misak-ı Milli'yi ilân eden son Osmanlı Mecli-si'dir. Atatürk değil. 1920'nin Ocak'ında. Büyük Millet Meclisi daha henüz ortada yoktu.

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]

Hatırladığım kadarıyla ders kitaplarımızda Misak-ı Milli'nin Erzurum veya Sivas Kongresinde kabullenildiği şeklindeydi. Yanlış mı hatırlıyorum?

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 13 Haz 2016 07:29:20
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Fabian Derneği (İngilizce: Fabian Society), devrimci yöntemler yerine tedrici ve reformist yollardan demokratik sosyalizmin ilkelerini ilerletmeyi amaçlayan Britanyalı sosyalist harekettir.
...
"Haklısınız," dedi, Erol, "Gerçekten, biz, ne yaptığımızı bilmiyoruz. İpin ucunu kaçırdık bir kere. Hayat gailesi, zaman da yok. Bir hayhuydur gidiyor işte!"
"Ama, yakalayabilirsiniz!" Israr etti, Günay. "Bakın, küçücük bir grup yeter. Elli beş milyonluk koca Türkiye'den, beş yüz kişi çıkmaz mı?"
"Ne olacak o beş yüz kişi?"
"Araştıracak! Öğrenecek, oluşumları yorumlayacak. İdealleri kelimelendirecek. Mesela, bakın, bundan bir asır önce, 1883'te, İngiliz Fabian Cemiyeti kurulduğunda bu kadar üyesi bile yoktu."
Fabian Cemiyeti'ni bilmediklerini fark etti, "Fabian Cemiyeti, İngiliz İşçi Partisi'nin çekirdeğidir," diye ekledi,
"Adamlar işe bir İngiliz sosyalizmi nasıl kurulur, diye başladılar. Aynen, böyle: İngiliz sosyalizmi. 'Yabancıların ihtilalci yöntemleri bizi ilgilendirmez; biz, İngiliz sosyalizmini geliştireceğiz,' diye başladılar.
Marx'ı, İngiliz ekonomisi, İngiliz tarihi, daha da önemlisi, İngiliz işçi sınıfının ahlâki değerleri çerçevesinde yorumladılar.
Bakın, İngiliz İşçi Partisi'nin hamurunda temel bir ahlaki sav vardır. Büyük Yalan orada tutunamadı! O da, şuydu:
Adamlar, İngiliz işçi sınıfının yaradılışı itibariyle, fıtraten, sosyal adaletin gerçekleştirilmesinden yana olduğunu iddia ediyorlardı.
Sermaye ile emek arasındaki çelişkiyi yadsımıyorlardı ama işçi sınıfının asıl gücünün ahlâkından kaynaklandığına inanıyorlardı!
Bu Marx'tan esaslı bir sapmadır, ama, İngiliz işçi sınıfının desteğini bu sapma yani uyarlama sağladı.
Yani, ana değerlere dokunulmadı, aksine, ne inşa edildiyse, ana değerlerin üzerine inşa edildi!
Ne gibi? Mesela, işçiye gidip, 'Bak, sen, komşusu açken tok yatanlardan değilsin, değil mi?' diye sorup, olumlu cevap aldıktan sonra, 'O zaman, SHP'ye kaydolacaksın arkadaş,' diye başlayıp, nedenini açıklamak, gibi.
Önce imama küfretmeyi, içki içmeyi, karının başını açmayı öğren, sonra bize gel, çünkü biz ilericiyiz,' gibi değil!
Efendim, bu sosyalizm değilmiş! Ne gam?! Adamlar bu da İngiliz sosyalizmidir, dediler, çıktılar işin içinden. Başarıları da meydanda."

Yetmişbeş milyonluk Türkiye'den bile beş yüz kişi çıkmıyor :)
İdealleri kelimelendirmek...
Nedir benim ideallerim?
İdeallerim var mı?
İdeallerim olması gerekiyor mu?

Nasıl olsa birileri ideal olanları belirlemiştir.
Onlardan birini / bir kaçını alıp kullanırız.
Ne diye uğraşıp, kendi ideallerimizi benimseyelim ki?

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 14 Haz 2016 08:13:51
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

"Baban, camiden çıkmıyormuş, bu bir veri. İşçilerin cumaya gittikleri de bir veri. Pekâlâ. O zaman yapılacak şey, sosyal demokrasiyi camiye getirmektir."
"Hadi, canım sen de! Olacak iş mi?"
"Niye olmasın?"
"Bırak, efendim! Adamlar şeriat istiyor, yav!"
"Yapma, canım! Refah Partisi'nin aldığı oy ortada! Yine de, herkesin gönlünde bir aslan yatar, bu kabul. Ama, İslâmiyet'te eman müessesesi diye de bir şey vardır. Tabii, şimdi, bunun ne olduğunu da bilmezsiniz."
"Yok, valla," dedi, Duran.
"Efendim, Mekke döneminde, Müslümanlar Habeşistan'a sığınmak zorunda kalırlar. Habeş necaşisi Hristiyan’dır, ama, Hazreti Muhammed, '0 adaletli bir insandır,' demiş, orada yaşamalarına cevaz vermiştir.
Necaşi, onların Müslümanca yaşamalarına izin verdiği sürece detant (yumuşama) mümkündür. Adalete riayet edildiği sürece Müslümanlar uzlaşmazlar diye bir şey yoktur. Tersine.
Mesela, yine aynı dönemde necasi olanlara İslamiyet hakkında sorular sorduğunda, Kuran'dan yakın gelebilecek ayetleri anlatmakla, yani, asgari müştereklerle başlarlar.

Ne bileyim, Meryem'i anlatırlar da, mesela, üçleme yapanların müşrik olduğunu söyleyen ayetten başlayıp, işi yokuşa sürmezler. Uzlaşma yolları ararlar.
Şunu söylemeye çalışıyorum, Türkiye Cumhuriyeti, Habeş Necaşi'si bile olsa, Müslümanlarla uzlaşma yolu vardır. En kötü ihtimalle, bu yol denenir. Silah zoruyla değil, uzlaşarak, birlikte yaşanır."
"Şu üç günlük dünyada uğraşamam!" dedi, Şafak, "Aman, gülüm, bu dünyanın içinden çıkayım da, ahiret kalsın!"
"Türkiye'nin siyasal kaderini biçimlendirmeye talipsen, uğraşacaksın!"

Azami müşterek arayışında olmamız gerekirken, asgari müşterekleri bile başlangıç noktası olarak kullanmıyoruz.
Uzlaşılması zor olan noktaları ÖN PLANA çıkarıp, çözümsüzlük üretiyoruz.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 15 Haz 2016 08:06:16
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

"Kapitalist bir toplumda yaşayan Müslümanlar, sosyal demokrat bir toplumda haydi haydi yaşarlar," dedi Günay,
"Bir Erdal İnönü çıksa, 'Ben sosyal demokratım, çünkü komşusu açken tok uyuyan bizden değildir,' deyiverse, kim ne diyebilir? 'Toprak işleyenin su kullananındır' ile 'Yeryüzünde ne varsa Allah'ındır' arasında ne fark var? Yani, neticeden bir mesaj iletilmek istenmiyor mu? Niye ortak bir dil kullanılmasın ki?"
"Erdal Bey de amma hadis okur ya!" diye gülmeye başladı Duran.
"Okumaz, tabii," dedi, Rodoplu, o da gülüyordu, "Bir kere, 'laik' ya, dostumuz, kendisine aforoz edilmiş bir geçmişin bilgisini yediremez. Bırak, dillendirmeyi, biliyor olmayı bile yediremez!"
"Haklı da," diye ekledi, "SHP Kadınlar Kolu'nun vizonlu Atatürkçülerinin ona nasıl bakacaklarını düşünebiliyor musunuz?"
"Vizonluları bırak, kapıcı karılan bile sırt çevirir," dedi, Şafak.
"Doğrudur. Ama, kim ne derse desin, bir insan, ya liderdir ya değildir! Şimdi, bakıyorum, en ilerici geçinenimiz bile statükocu.
Şafak bile hâlâ, CHP'li olmaktan bahsediyor! İsmet İnönü dönemi sanki asr-ı saadet mübarek! Nesi asr-ı saadet? Demokratikleşme desen yok, ekonomik kalkınma desen yok!
Yapılan yanlışların, kaybedilen zamanın haddi hesabı yok! Ne var?"
"Demokratikleşme yok, olur mu?" diye söylendi, Erol, "Çok partili döneme İsmet Paşa'nın sayesinde girdik!"
"Değil be, kardeşim. Değil! Müttefikler dayattılar. Bak, biz, Birleşmiş Milletlere, 10 Aralık 1945'te girdik. Girebilmenin iki koşulu vardı,
birincisi, Almanya'ya savaş açmış olmaktı ki, onu CHP hükümeti zaten dara-dar ve en haysiyetsiz bir biçimde, harbin bitimine on dakika kala ilân etmişti," Şafak'a döndü,
"Senin babanın evini yıkan da bu oldu, ya. Köy Enstitüleri’ni kapattılar, çünkü Alman modeli üzerine kurulmuştu, Almanya yenilince tükaka, yani komünist, oldu garibim! Şöyle bir düşün, camiden çıkmadığı zaman var mıydı? Neyse!
İşte, ikinci koşul da çok partili olmaktı. Bizde uluslararası anlaşmalar, malum, kanun olur. Birleşmiş Milletler Tüzüğü de kanun oldu. Yani, kimse kendini kandırmasın, İnönü'nün Demokrat Parti'ye göz yumması, Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı açmaya razı olmasından farklı değildir!"

Erdal İnönü (d. 6 Haziran 1926, Ankara – ö. 31 Ekim 2007, Houston), Türk bilim adamı ve siyasetçidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün oğludur.
1983-1993 yılları arasında Parti genel başkanı, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, milletvekili olarak görev yaptı.

Tarihimizdeki olayları, dünyadaki gelişmelerden bağımsız olarak değerlendirmemiz sık yaptığımız hatalardan biridir.
Olaylar, birbirlerinin üzerine devrilen domino taşlarıdır. Bir taşın devrilmesini değerlendirirken, önceki taşların devrilme sebeplerini de dikkate almamız gerekir.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 16 Haz 2016 07:22:11
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

"Hayır, sizin seçmenleriniz yok!" dedi, "Size, denize düştüğünü fark ettiği zaman, yılana sarılır gibi oy verenler var. Sosyal demokratsınız diye oy veren yok!
Yine de, ne kadar denize düşerse düşsün, sizi, özgür iradesiyle bir kez iktidar yapmadı bu halk.
Asker, ordu bürokrasi, basın, tüm destek, gene de olmadı! Olmuyor. Nedenini düşünmek gerekmez mi?"
"Doğru, söylüyor," dedi Duran.
"Şöyle düşün. Mesela, bu yılbaşı gecesi TRT programında, Bülent Ersoy ile Zeki Müren dans edeceklermiş."
"Yapma, yav!"
"Evet! Buna dördümüz de tepki gösteriyoruz, değil mi?"
"E, mutlaka!" dedi, Erol.
"Peki, bu tepkiyi, sosyal demokrat terimlerde nasıl ifade edeceksiniz? Karşınıza birisi geçse de, 'Efendim, demokrasi var! Herkes herkesle dans eder. Sansür edemezsiniz!' dese, ne diyeceksiniz?
İLAN EDİLMİŞ BİR AHLAK SİSTEMİNİZ YOKSA, başınızı öte yana çevirmek zorundasınız. Yine, aynı yere geliyoruz; iktidara hükümdar olamazsınız!"
"Muhalefet de olamayız."
"Onu söylemeye çalışıyorum. Muhalefete de iktidar olmazsınız. Müslümansanız kolaydır. Örneğin, İslâmiyet ehl-i kitabın, yani, semavi dinlerden birisine mensup olanın içki içmesine izin verir, ama, örnek teşkil edecek şekilde içmesine izin vermez, yani, Müslüman mahallesinin ortasına meyhane kurdurmaz."
"Salyangoz sattırmaz!"
"Evet, salyangoz sattırmaz. Efendim, liberalseniz, hoş görürsünüz, libertinseniz, ağzınızın suyu akar. Peki, Türk sosyal demokratı ne yapar?
Kadınların çırılçıplak denize girmesi karşısındaki tutumu ne olur?
Efendim, bir öğretim üyesinin, mesela Tevfik Çavdar'ın, bir yabancı profesörün, Taro Yamane'nin İstatistik kitabını satır satır çevirip, kendi yazmış gibi yayınlaması halinde, nasıl bir tavır takınır?"

Toplumları ayakta tutan İLAN EDİLMİŞ AHLAK SİSTEMLERİDİR. Böyle bir sistem yoksa toplumun ayakta durması / hayatta kalması mümkün değildir.

Çevrimdışı turgutkuzan

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
  • 4.439
  • 3.070
  • Öğrenci Velisi
# 16 Haz 2016 07:24:20
Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerinize olsun.

Alev Alatlı'nın "Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm" kitabından alıntı :

Batı toplumlarının ne denli kuralcı olduğunun kimse farkında değil!
Bilir misiniz ki, İngiltere'de, belediye bir tarafa, mahalle halkından izin almadan evinize neredeyse bir çivi bile çakamazsınız!
Hani, diyelim müstakil evinizi bölüp, üç-dört daire çıkarmak istiyorsunuz. Mahalleli hayır derse yapamazsınız! Katılımcılık denilen şey budur! Hangi belediye başkanının ya da imar müdürünün işine gelir?"
"Gelmez, valla!"
"Büyük Yalan dediğim bu işte! Herkesin -mış gibi yapıyor olması. Kuralsızlığı baskıdan kurtulmak, özgürleşmek sanır oldu.
İş öyle bir hale geliyor ki, hangi örneği versem, 'o da bir şey mi?' deyip, daha kötü bir örnek verebilirsiniz.
Verebilirsiniz ama, örnekler doyum noktasına ulaştığında, kitle duyarlılığı yalama olur.
Nitekim, bu oldu. Bu ülkede artık kimsenin yüzü kızarmıyor. Türk erkeğinin sahici tepki gösterdiği tek şey karısının kendisini aldatması.
Namus, bu kadar ucuzladı! Bakın, kadın olduğum için iyi biliyorum, birisine 'Haysiyetsiz adam!' desem, 'Ne oldu, sana mı sarktı?' diye cevap alabilirim!"
...
"Yani, haysiyetsiz, derken, belden üstü namustan, kafa namusundan bahsettiğimi anlatamam.

Öyle oportünist bir toplum olduk ki, insanları başkalarına yaptıkları ile değil, bize olan muameleleri ile ölçmeyi bir marifet sanıyoruz.
Oysa, bize karşı iyi ama bir başkasına kazık atan adamla selamı sabahı kesmemiz lâzım.
Âlemin karısının kolundan bileziğini çalıp, kendi karısına veren bir adamı 'kocacım' diye karşılayan kadın da suç ortağı değil midir?
Farkında mısınız, 'o senin sorunun!' diye bir anlayış peydah oldu.
İngilizce'den çevirme bu söylediğim, "yabancı bir dilde eğitim yapıp, onun ahlaksal kalıplarını almanın iyi bir örneğidir" bir kalıp bu!

Rizzoli & Isles isimli dizi filmin 6. sezon 10. bölümünde "komşu kurulu" olarak çevrilen bir uygulamadan bahsedilir.
Bu uygulamayı başka filmlerde de izledim.
Rizzoli & Isles isimli dizide olaylar Amerika'nın Boston eyaletinde geçmektedir.
Uygulamanın Boston eyaletinde mi, yoksa daha dar / daha geniş bir bölgede yapıldığı hakkında bilgim yok.
Uygulama şu şekilde, bir ev kiralayacağınız zaman o bölgede yaşayan, o bölgeyi  temsil eden kişilerden oluşan bir komisyondan "evi kiralayabilir belgesi" almadan evi kiralayamıyorsunuz.
Polis teşkilatında görev yapan bir detektif bile olsanız komisyonun olurunu almak zorundasınız.

Türkiye'de böyle bir uygulama yapılması mümkün mü?

 


Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK