Konu: Bunları Biliyor Musunuz?  (Okunma sayısı 541598 defa)

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.147
  • Teşekkür 12870
    • Çevrimdışı
  • # 24 Mar 2020 21:40:43
UZAKTAN EĞİTİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ
Dünyada ilk 1728 yılında Boston Gazetesinde başlamıştır. Bu yüzyıllarda birçok ülkede uzaktan eğitim sistemi başlamış, birçok yetişkin eğitimine devam etmek istemiş fakat coğrafi konum ve yaş gibi sebeplerden eğitimine devam edememiştir. Bu yüzden Mektupla Öğretim Üniversitesi kurulmuştur. Ayrıca eğitim amaçlı radyo sayılarında ciddi artışlar olmuştur. Ülkemizde ise 1960 yıllarında ilk adım atılmış olup, teknik konuların öğretimi için birçok birey eğitim almıştır. Ardından da Açık Öğretim Fakültesi kurulmuştur. Bu bilgiler ekseninde görüldüğü gibi uzaktan eğitime geçiş için birçok adım atılmış olup, bugün sürece “küçük yaş grupları” dahil edilmiştir.
Uzaktan eğitim; farklı ortamlarda bulunan öğrencilerin ve öğretmenlerin, öğrenme ve öğretme faaliyetlerinin iletişim teknolojileri ile gerçekleştirdikleri bir eğitim sistemini ifade eder. Teknolojik gelişmelerin her alanda ki takibi, bizleri eğitim alanında da yeniliğe hazırlamaktadır. Her gelen yenilik kulağa hoş gelse de belirsizlik birçok kişide kaygıya sebep olabilmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki; çocuklar yetişkinlere oranla yeniliklere çok daha kolay entegre olabilmektedir. Sizler geçmiş düzenin değişimi ile rutin işlerin bozulacağı şeklinde ki düşüncelere sahip olabilirsiniz. Bu gibi düşünceler yaşadığınız kaygıdan kaynaklı olup, zaman içerisinde belirsizlikler yerini net bilgilere bıraktığında sürece adapte olduğunuzu gözlemlemiş olursunuz.
PEKİ, UZAKTAN EĞİTİM FAYDALI MI?
Öğrencilere bireysellik, esneklik ve bağımsızlık olanağı tanımaktadır. Böylece çocuğun grup iş birliği içinde bireysel etkinliği ve özgürlüğü ön plana çıkmaktadır.
Uzaktan eğitimin tekrarı vardır. Dolayısı ile yüz yüze eğitimde anlaşılmayan bilgiler bu eğitim ile aynı şekilde tekrar edilebilmektedir.
Uzaktan eğitim zaman esnekliğine sahiptir ve belli bir ortamda bulunmak gerekmemektedir. Öğrenci kendi kendine çalışma şeklini istediği gibi planlayabilmekte ve böylece sorumluluk alma konusunda da ilk adımlarını atmış olmaktadır. Kendi kendini yönetebilen bireyler yetişmiş olacaktır.
Çocukların kendi başına öğrenme kabiliyetlerini geliştirmektedir.
Kişi başına düşen maliyet oldukça düşüktür. Devletin internete erişim konusunda yenilik getirmesi şarttır. İnternet hızı arttırılmalı ve kesintiler giderilmelidir.
Geleneksel eğitimden farkı okula olan uzaklık ve kapasite anlamında çok daha elverişli olmasıdır. Çocuğun okula gidip gelirken zaman kaybetmesi olmayacağından ve sınıftaki kişi sayısı sıkıntısı yaşanmayacağından çok daha elverişli olduğu düşünülmektedir.
Hayat boyu öğrenme imkânı sunmaktadır.
Eğitimde fırsat eşitliği sağlamaktadır. Engeli olan çocukların eğitimden mahrum kalmaması ve coğrafi konumdan dolayı eğitim alamayanların eğitime devam edebilmesi de bir eşitliktir. Dolayısıyla engelleri ortadan kaldırmaktadır.
Olası başarısız olma korkusunun kalktığı bir sistem olduğuna dair birçok araştırma mevcuttur.
Her türlü kaynağın kullanımına olanak sağlamakta ve sınırlamayı ortadan kaldırmaktadır. Tarihten bu yana daha verimli olduğu yönünde yüzdelikler de mevcuttur.
OKUL ÇOCUĞUN ENERJİSİNİ ATTIĞI YER DEĞİLDİR
Bazı aileler çocuklarının enerjilerini gün içinde okullarda attıklarını ifade etmektedirler. Dolayısı ile bu sisteme geçişte zorlanabilirler. Okul çocuğun enerjisini attığı bir yer değil, bilgiye ulaştıran yerdir. Kalan enerjisi için çocuk farklı sporlara yönlendirilebilir. Böylece doğru yerde harcanan enerji ile yeteneklerini de geliştirmesi sağlanmış olur.
UZAKTAN EĞİTİMİN DEZAVANTAJLARI VAR MI?
Yüz yüze eğitimde olduğu gibi mimiklerden öğrenciyi anlama mümkün olmadığından, bazı konularda sıkıntı yaratabilir.
İnternet kullanımının kısıtlı olduğu yerlerde sorunlar yaşanabilir.
Uygulamaya ve deneysel eğitime yönelik bir eğitim değildir.
Psikolog Derya Yalçınkaya

bergüzar

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.070
  • Teşekkür 9799
    • Çevrimdışı
  • # 31 Mar 2020 03:27:12
Baba" filminin çekimleri gerçek bir mafya tarafından durdurulmuş ve tüm "mafya" kelimeleri senaryodan zorla çıkarttırılmıştır.
Daha ilginciyse, bunu yapan mafya üyelerinin filmde figüran olarak rol almış olması.

duyguaydın

  • Moderatör
  • *****
  • İleti: 4.588
  • Teşekkür 116771
    • Çevrimiçi
  • # 31 Mar 2020 12:46:12
Bakü katliamının 102. yıldönümü...

pelin_altindal

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • Okul Müdürü
  • İleti: 546
  • Teşekkür 472
    • Çevrimdışı
  • # 31 Mar 2020 12:47:51
bir görüşmede cümlenize  '' Seni tanımasam ......... ''
böyle başlayıp küfür rencide edici cümleler kurarsanız ceza almazsınız.Saydırabilirsiniz sevmediklerinize.

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.964
  • Teşekkür 37505
    • Çevrimdışı
  • # 04 Nis 2020 23:03:31
BİZİ NELER BEKLİYOR ?
Uzun ama okumanızı öneririm....

Yaklaşık bir aydır İtalya’nın Roma kentindeki evinde karantinada olan ünlü İtalyan romancı Francesca Melandri, The Guardian'da yayımlanan mektubuyla dünyadaki çoğu insanın önümüzdeki haftalarda yaşaması muhtemel olan duyguları paylaştı. Mektubun çevirisi şöyle:

Bu mektubu size gelecekten yani İtalya’dan yazıyorum. Şu an sizin birkaç gün sonra geleceğiniz konumdayız. Salgının çizelgeleri, aslında hepimizin birbirimizle paralel bir şekilde dans ettiğini gösteriyor.

Tıpkı Vuhan’ın bizden birkaç hafta önde olduğu gibi, biz de sizden sadece birkaç adım öndeyiz. Tıpkı bizim davrandığımız gibi davranmakta olduğunuzu izliyoruz. Kısa bir süre öncesine kadar bizim söylediklerimizi söylüyorsunuz: Hâla “Bu sadece bir grip, tüm bu yaygara neden?” diyenlerin ve durumu çoktan anlamış olanların arasındasınız.

Sizi buradan yani geleceğinizden izliyoruz ve çoğunuza kendinizi evlerinize kilitlenmeniz söylendiğinde, Orwell’dan hatta bazılarınızın da Hobbes’tan alıntılar yaptığını biliyoruz. Yakında bunları yapmak için çok meşgul olacaksınız.

Yapabileceğiniz son birkaç şeyden biri olacağı için değil ama her şeyden önce kendinizi yemeğe vuracaksınız.

Boş zamanlarınızı nasıl verimli bir şekilde geçirebileceğiniz konusunda eğitici olan düzinelerce sosyal ağ grubu karşınıza çıkacak. Hepsine katılacaksınız ama sonraki birkaç gün hepsini görmezden geleceksiniz.

Kıyamet senaryoları üzerine kurulu bütün kitaplarınızı raflarından çıkaracaksınız ancak kısa süre sonra hiçbirini okumak istemediğinizi fark edeceksiniz.

Tekrar yiyeceksiniz. İyi uyuyamayacaksınız. Kendinize, demokrasiye ne olduğunu sorup duracaksınız.

Messenger’da, WhatsApp’ta, Skype’ta ve Zoom’da durdurulamaz bir çevrimiçi sosyal hayatınız olacak.

Daha önce hiç özlemediğiniz çocuklarınızı özleyeceksiniz; onları bir daha ne zaman göreceğinizi bilmemeniz göğsünüze bir yumruk gibi vuracak.

Eski küslükleriniz ve dargınlıklarınız manasız görünecek. Bir daha konuşmayacağınıza yemin ettiğiniz insanları arayarak “Nasılsın?” diye soracaksınız. Birçok kadın evlerinde şiddete uğrayacak.

Evleri olmadığı için sokaklarda kalan insanlara neler olduğunu merak edeceksiniz. Özellikle kadınsanız, ıssız sokaklarda alışverişe çıkarken kendinizi savunmasız hissedeceksiniz. Kendinize toplumların nasıl çöktüğünü soracaksınız: “Gerçekten bu kadar hızlı olabilir mi?” Tüm bunları düşünmemeye çalışacaksınız ve evinize döndüğünüzde tekrar yiyeceksiniz.

Kilo alacaksınız. Çevrimiçi fitness eğitimleri arayacaksınız.

Güleceksiniz. Çok güleceksiniz. Daha önce hiç sahip olmadığınız, ölümle ilgili bir kara mizah anlayışınız olacak. Her zaman her şeyi ciddiye alan insanlar bile yaşamın ve evrenin saçmalıklarını düşünecekler.

Süpermarket sıralarında arkadaşlarınız ve sevdiklerinizle randevulaşacaksınız, böylece sosyal mesafe kurallarına uyarken onları kısa da olsa görebileceksiniz.

İhtiyacınız olmayan her şeyi sayacaksınız.

Etrafınızdaki insanların gerçek doğası ortaya çıkacak. Hem kendinizden emin olacaksınız hem de şaşıracaksınız.

Televizyonlarda ve haberlerde gördüğünüz belirli kişiler ortadan kaybolacak, fikirleri birden manasızlaşacak. Empati kuramadıkları için insanların dinlemeyi bıraktığı kişiler, kendilerini mantıklılaştırmaya çalışacak. Onların yerine, gözünüzden kaçmış insanlar güven verici, cömert, tutarlı, pragmatik ve öngörülü insanlara dönüşecek.

Sizi, tüm olan biteni gezegenin yenilenmesi için bir fırsat olarak görmeye teşvik edenler, her şeyi geniş bir perspektifte görmenize yardımcı olacaklar. Onları çok sinir bozucu bulacaksınız: Yarıya inen karbon emisyonlarıyla gezegenin rahat bir nefes alması oldukça güzel fakat gelecek ay faturaları kim ödeyecek?

Yeni dünyanın doğuşuna tanık olmanın muhteşem mi yoksa acınası mı olduğunu anlamayacaksınız.

Balkonlarınızdan ve bahçelerinizden müzik açacaksınız. Balkonlarımızda opera yaptığımızı gördüğünüzde “Ah o İtalyanlar” diye düşündünüz ama birbirinizi ayağa kaldırmaya çalışan şarkılar söyleyeceğinizi biliyoruz. Pencerelerinizden “I will survive” şarkısını söylediğinizde, sizi izliyor olacağız ve tıpkı şubatta pencerelerinden şarkı söyleyen ve bizler şarkı söylerken başlarını sallayan Vuhan halkı gibi, bizler de sizi izlerken başlarımızı sallayacağız.

Çoğunuz eve kapanma biter bitmez yapacağınız ilk şeyin boşanma davası açmak olduğuna yemin ederek uyuyacaksınız.

Birçok çocuğa gebe kalınacak.

Çocuklarınız uzaktan eğitim alacak. Onlar bu durumdan dolayı sıkıntı yaşarken siz eğleneceksiniz.

Yaşlı insanlar tıpkı kabadayı gençler gibi size itaatsizlik edecekler: Dışarı çıkmalarını, enfekte olmalarını ve ölmelerini önlemek için onlarla savaşacaksınız.

Yoğun bakım ünitelerinde yalnız ölen insanları düşünmemeye çalışacaksınız.

Tüm sağlık çalışanlarının yollarına gül dökmek isteyeceksiniz.

Size toplumun tüm insanların ortak çabasıyla birleştiğini ve hepinizin aynı gemide olduğunu söyleyecekler. Bu doğru olacak. Bu deneyim kendinizi daha büyük bir bütünün bireysel parçası olarak ele alabilmeniz konusunda sizi olumlu anlamda değiştirecek.

Tüm farkı sınıflar yaratacak. Güzel bahçesi olan bir evde veya aşırı kalabalık konutlarda kilitli kalmak aynı olmayacak. Evden çalışmaya devam edebilmeniz ya da işinizi kaybettiğinizi görmeniz de... Salgını yenmek için yelken açacağınız tekne herkese aynı görünmeyecek ya da aslında herkes için aynı olmayacak, zaten asla değildi.

Bir noktada zor olduğunu anlayacaksınız. Korkacaksınız. Korkunuzu değer verdiklerinizle paylaşacaksınız ya da yükü onlara da bindirmemek için kendinize saklayacaksınız.

Tekrar yiyeceksiniz.

Biz İtalya’dayız ve sizin geleceğiniz hakkında bütün bildiklerimiz bunlar. Bu oldukça küçük çapta bir falcılık, her şeyi tam olarak göremeyiz.

Bakışlarımızı daha uzak bir geleceğe, hem sizin hem de bizim için bilinmez olan geleceğe çevirirsek size tek söyleyebileceğimiz şey:

“Tüm bunlar bittiğinde, dünya aynı olmayacak.”

Francesca Melandri, 2020

tarkan555

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 11.252
  • Teşekkür 12219
    • Çevrimiçi
  • # 04 Nis 2020 23:18:38
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Üstad ;  Yukarıdaki Alıntını Baştan Sona Okudum  ...
Bu Dünyanın Başına Gelen Nedir Biliyor Musun ?
Kurbağanın  İçi Su Dolu Tas İçine Konulup Altındaki Ateş Yavaş Yavaş Isıtılıp Kurbağanın Sonunda Öldüğünü Anlamaması Gibi   İnsanı Ve  İnsanlığı Derece Derece Öldürüyorlar ;  Tedricen Bir Durum Olduğu İçin Farkına Varamıyoruz  Psikolojik De Yavaş Yavaş Ölüyoruz Biyolojik ...

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.964
  • Teşekkür 37505
    • Çevrimdışı
  • # 08 Nis 2020 18:21:38
KARANTİNA SONRASI BİZİ BEKLEYEN GÜNLER......
1. Kuaförlerden 6 hafta sonrasına randevu alabilen sevinecek.
2. Spor salonları 24 saat açık tutulacak. Koşu bantlarına aynı anda 3 kişiden fazla çıkmak yasaklanacak.
3. Sevip özlediğimiz restaurantlardan en erken 3 hafta sonrasına 1 saatlik kullanımlı sınırlı masa bulabilenler şanslı sayılacak. Daha öne çekebilmek için nüfuzlu tanıdıklar araya sokulacak.
4. Mağazalardaki küçük bedenli giysiler stoklarda şişecek, büyük beden giysiler tükenecek.
5. Aile fertleri ve eşler bir süre görüşmeyelim diyerek ayrı ayrı tatillere çıkacak.
6. Televizyonlar kutulanıp uzun bir süre bakılmamak üzere kilere kaldırılacak.
7. Karantinada okunmak üzere alınıp kapağı açılmamış tonlarca kitap kolilerle köy okullarına gönderilip bol hayır işlenecek.
8. Yolları unutulan okullar için her kavşak ve köşeye işaretli tabelalar konulacak.
9. Sokaklarda gezmeye doyamayacak yaşlıları gece toplayıp evlerine götüren özel belediye timleri kurulacak.
10. Bakışmayı ve kesişmeyi unutan gençlik bir süre mahcubiyet içinde sadece önüne bakacak. Toplu terapiler düzenlenerek sorun aşılacak.
11. Sokağa çıkma yasağı sayesinde bir çok görevden azat olan evin küçükleri bir daha asla bakkala markete gönderilemeyecek.
12. Ehliyet kursları şoförlüğe dönüş adında hatırlatma amaçlı özel sınıflar açacak.
13. Bagajlarda koliler dolusu makarnayla market market gezilecek, yarı fiyatına geri alır mısın diye marketlere yalvarılacak.
14. Toplumun gelişen yeni becerileri sayesinde en gözde yeni girişim alanı kafecilik yerine ekmek fırıncılığı olacak.
15. Uzmanlar, televizyon programlarında evlerdeki atıl kolonyalardan hangi farklı alanlarda yararlanabileceğimizi anlatacak.
16. Hastanelerde corona bakımı için ayrılan geniş alanların çoğu doğum ve doğum sonrası bakım servislerine çevrilecek...

(Alıntı )

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.964
  • Teşekkür 37505
    • Çevrimdışı
  • # 12 Nis 2020 00:51:00
BU FIRINCI KİM MERAK ETTİM ,
ÖRNEK ALINACAK BİR DAVRANIŞ...

Bursa’nın en çok ekmek satan fırınlarından birinin sahibiyim.
Her gün satılan binlerce ekmek diyebilirim. İçeri giren çok olur ekmek ister, genelde veririz bedava diye alır gider.
Üst kattayım, kameralara bakmaktayım. Bir abla var, ilk defa karşılaşmaktayım. Kapının önünde 10 dk. oldu, bir sağa bir sola dolanıp durdu.
Kuyumcu olsak hırsız sanki bizi soyacak. Ama ne öyle bir hali var, ne de akılsız değil ya fırını soyacak kadar.
Baktım ki içeri gireceği yok. İndim aşağıya, geçtim tam karşısına : Ablacığım bir şeye mi baktın? dedim.
Yok abi, rahatsız ettim sizi, hayırlı işler dedi ve yola doğru ilerledi.
Elini tutan minik kız çocuğu çekiştiriyor: Anne ne olur gitmeyelim, diyordu .
Seslendim ablaya:
Kardeşim bana bir bakarmısın?
Duymamış gibi yaptı, ama ikinci de durdu ve dönüp baktı.
‘’Ablacım dedim vaktin varsa buyurun içeriye.
Konuşmadı, çocuğunun yüzüne baktı başını salladı, dükkanıma adım attı.
Bak abla dedim. Bizim bu dükkana çok ekmek almaya gelen olur, parasız alırlar. Biliyorum bazen de beni kandırıyorlar. Ama olsun diyorum, ben bunun bereketi ile binlerce satıyorum.
Ama dikkat ettim sen üç defa döndün kapıdan tam içeri girecekken. Var mı ihtiyaç? Ne olur varsa söyle.
Çaylarda geldi o arada, işaret ettim ve istedim masaya simit ve poğçada.
Önce yiyin sonra konuşalım dedim.
O çocuğun ve ablanın çiğnemeden, ağzındaki bitmeden tekrar ısırışlarına şahitlik ettim.Aç kardeşim bunlar, böyle mi yer aç olmasalar. Abla bir nefes aldı, ikinciye gelen çaydan yudumladı ve başladı anlatmaya :
Abi, dün eşim eve bir kadın getirdi. Terk edin hemen burayı dedi. Evden çıktığımda saat gece ikiye gelmekteydi.
Önce bir otobüs durağında oturduk. Sonra baktım ki başımıza bir hal gelecek, bir karton bulduk ve Emirsultan Mezarlığı’nda uyuduk.
Tamam da beş kuruş vermedi ki adam bana. Çıktık işte bir mont ve küçük bir çantayla.
Acıktık tabii sabah olunca. Ama beş kuruş yok ki yanımda. Bir akrabam var ama o da çok uzakta. 20-30 TL lazım ki gideyim yanına.Telefonumu da vermedi, satacak besbelli. Arayamadım da kimseyi.
Acıkınca da, kızım da elimden tutup senin fırının önünde durunca, girmedim içeriye istemeye utandım .
Bak nasıl gülüyor evladım, karnı doydu diye. Sevindirdin ikimizi de. Allah razı olsun, bu dükkanın hep müşteri ile dolsun, dedi.
Annem vefat etmişti geçen hafta. Oturuyordu 21 yıldır alt katımda. Aklıma orası geldi bir an da. Hem boş, hem de eşyalı.Şimdi götürsem eve bu ablayı hanım ne der acaba?
Anlattım ablaya. Burada çalışmak istermisin dedim? çocuğun ile gel hem karnını doyur hem de yardım et .
Zaten başka çaresi de yoktu. Öyle sevindi ki, ayağa kalktı elimi öpmek istedi.Eşimi aradım, o da çok sevindi. Ben gelip onları araba ile alayım hemen dedi.
Üç aydır abla iş saatinde yanımda, akşam alt katımızda. Çok mutlular kızıyla. Kira almıyoruz, faturaları biz ödüyoruz, evladımız yok onun kızını evlat gibi seviyoruz.
Bugün baktım, bir kadına iki ekmek verdi. Parasını istemedi. Sonra çantasından para alıp kasaya bırakıverdi.
O da birine iyilik yapmak istemişti. Sesimi çıkarmadım. Görmemiş gibi yaptım. Ellerimi açıp Allah’a sonsuz şükrettim, bunca yıl sonra bana bir kardeş ve evlat yolladığı için teşekkür ettim.

(Alıntı)

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.964
  • Teşekkür 37505
    • Çevrimdışı
  • # 16 Nis 2020 00:20:58
"Tiyatronun kulisinde yangın çıkar...
Palyaço haber vermek için sahneye gelir...
Herkes bunu şaka sanıp alkışlamaya başlar...
Palyaço uyardıkça alkışlar daha da hızlanır....
Sanırım dünyanın sonu...
her şeyin bir şaka olduğunu sananların...
yükselen alkışları arasında gelecek."
demekte Soren Kierkegaard ya...
yaşadıklarımız o hesap.

Takdirleriyle bugünlerimize vesile olan kardeşim... düşünceleri, bakıp beslemediğinden kurumuş...
akli dünyasını sloganlar sarmış arkadaşım...
böylesine “yanlış bile değil” oyunda...
kimseleri yenemezsin, kendin dışında...
ya kaybedersin ya da daha çok kaybedersin...
mahallemiz de hakikaten yanıyor...
bu arada.

(Alıntı)

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.217
  • Teşekkür 151692
    • Çevrimdışı
  • # 16 Nis 2020 15:35:25
NAMAZDAKİ GİZLİ 10 GÜZELLİĞİ BİLİYOR MUSUNUZ ? 
 1- Yüzü güzelleştirir. 
 2- Kalbi nurlandırır. 
 3- Bedeni dinlendirir. 
 4- Kabirde arkadaştır. 
 5- Rahmetin inmesine sebeptir. 
 6- Gök kapılarının anahtarıdır. 
 7- Ahirette günah ve sevapları ölçen terazide sevap kefesini ağırlaştırır. 
 8- Rabbi hoşnut ve memnun eder. 
 9- Cennete giriş için ödenecek ücrettir. 
 10- Cehennem ateşine karşı koruyucudur

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.217
  • Teşekkür 151692
    • Çevrimdışı
  • # 21 Nis 2020 22:53:01
Bir kudsî hadiste şöyle buyrulur:
"Bazı mümin kullarımın imanını fakirlik korur; onu zengin etsem ahlâkı bozulur. Bazı mümin kullarımın imanını zenginlik korur; onu fakir etsem kalbi bozulur. Bazı mümin kullarımın imanını sıhhat korur; onu hasta etsem edebi bozulur. Bazı mümin kullarımın imanını hastalık korur; onu sıhhatli etsem hali bozulur. Ben kullarımın işlerini ilmimle tedbir ederim; ben onların kalplerini ve gizli hallerini çok iyi bilirim. "
Bir şeyin hoşumuza gitmeyişi onun kötü ve hayırsız olduğunu göstermez. Bazen hoşlanmadığımız şeylerin içinde, daha sonra pek çok hayrın bulunduğunu görürüz. Mümin için acı-tatlı her iş hayırlıdır.
Bazı sıkıntılar mümine manevi dereceler kazandırır; sevabını çoğaltır, onu yüce Allah'a yaklaştırır.
Bazı sıkıntılar müminin kusurlarına kefaret olur, onun günahlarını temizler.
Bazı sıkıntılar, mümini kötü işlere bulaşmaktan alıkoyar; acı onu meşgul eder, günaha ve zulme giden yolunu tıkar.
Bazı sıkıntılar mümine dünyada verilmiş bir cezadır, onu burada çeker, âhirete cezası kalmaz. Burada üzülür, orada sevinir.
Bazı sıkıntılar müminin kalbini niyaza, dilini duaya alıştırır. Yüce Allah müminin edep içinde inlemesinden, yani samimi bir kalple Rabb'iyle konuşmasından hoşlanır; onun sesini meleklerine dinletir. Allah kırık ve yaralı gönüllere özel olarak nazar buyurur, mahzun kullarını çok sever.


toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.964
  • Teşekkür 37505
    • Çevrimdışı
  • # 10 May 2020 14:05:18
ANASINDAN EMDİĞİ SÜT, BURNUNDAN GELDİ!
“Anasından emdiği süt burnundan geldi” deyimini bilirsiniz.
Aslında bu sözün nereden çıktığını öğrenirseniz, çok acıklı ve vahşice olduğunu göreceksiniz.
Osmanlı İmparatorluğu’nun en iğrenç geleneğinden geliyor bu söz.
Padişahların, tahta çıkar çıkmaz etrafında ona rakip olacak ne kadar canlı varsa acımasızca yok etmesinden.
Osmanlı 1389’da başlayan kardeş katliamını 1603’e kadar 214 yıl kesintisiz ve sistemli devam ettirdi. Bu süre içinde tahta geçen padişahlar kundakta dahi olsalar, kardeşlerini büyük bir soğuk kanlılık ve vahşet duygusuyla katlettiler.
Öylesine bir katliamdı ki bu, sadece kardeşlerinin değil, kardeşlerinin karılarını, varsa çocuklarını, amcalarını, onların karılarını ve çocuklarını hatta babalarını öldürmeye kadar vardı iş.
Tarihin hiçbir döneminde kendi aile ve akrabasına bu derece bir vahşeti yasalaştırıp meşrulaştırarak sistemli hâle getiren bir başka hükümdarlık görülmedi.
Dini çevreler kimi kez cılız itirazlar etseler de genelde bu katliamı ya görmezden geldiler ya da onaylayan fetvalar verdiler.
Ayrıca bu katliamı yapan padişahların bir kısmı da İslam Halifesi’dir.
Bu 214 yıl tarihe utanç yılları olarak yazıldı.
Ama son bir vaka var ki, hepsinden daha vahşiydi.
29 yaşında tahta geçen 3. Mehmet (1595-1603), sadece 4'ü yetişkin olup, içlerinde daha henüz kundaktaki çocukların da bulunduğu 19 kardeşini tahta çıktığı günün gecesi boğarak öldürttü.
Olay o kadar vahşiydi ki, kundaktaki şehzadeleri boğmaya giden cellatların bile ağladığı rivayet olunur.
Bunlardan birisi cellatların geldikleri o anda annesinden süt emmekteydi. Cellatlar, bu bebeğin minicik boğazına çöktüklerinde, az önce emdiği süt burnundan geldi. İşte “Anasından emdiği süt burnundan geldi” deyiminin kaynağı bu cinayettir.
Dört yaşındaki bir diğer kardeşi, cellatlar geldiğinde mısır koçanını dişlemekteydi. Sağır ve dilsiz cellatlara incecik sesiyle “Darımı yiyeyim, sonra boğun beni olur mu?” demişti, ancak buna bile müsaade edilmedi.
Bu çocukların anneleri, eşleri, olanların eşleri de aynı vahşetle ile öldürüldü. Hızını alamayan 3. Mehmet, öz oğlu şehzade Murat’ı da boğdurttu. 3. Mehmet 1603’te 37 yaşında obezitenin getirdiği sorunlar yüzünden öldü.
Yerine 13 yaşındaki oğlu I. Ahmet tahta geçti.
Aynı gün biat töreni yapıldıktan sonra 3. Mehmet’in tabutu cenaze namazı kılınmak üzere Ayasofya'ya götürüldü. Fakat, daha 13 yaşında bir çocuk olan oğlu I. Ahmet cenazeye katılmadı. Herkes şaşkındı Padişah yokken cenaze namazını nasıl kılacaklarını bilemediler.
Şeyhülislam, yanına birkaç kişi alıp padişahı davet etmeye gitti. İçeri girdikleri zaman, padişahı perdeleri çekilmiş bir odada ayakta bekler buldular. Şeyhülislam’ın, babasının cenaze namazını kılmak için yaptığı davetini şu sözlerle geri çevirdi:
“Taht sahibi olmak için 19 kardeşini ve bir oğlunu öldüren adam, babam da olsa katildir. Ben katil bir adamın cenaze namazını kılmam. Varın siz kılın ve defnedin.”
1.Ahmet, bu şahane protestosu ile yetinmedi ve 214 yıldır süregelen geleneği, kardeş katli denen vahşeti ve insanlık ayıbını da kaldırdı.
Osmanlı’nın torunlarıyız diyenler, bu gerçeğin açık açık anlatılmasını pek istemez.
Ama “Anasından emdiği süt burnundan geldi.” sözü bugün de kullanılmaktadır.

(Alıntı )

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.964
  • Teşekkür 37505
    • Çevrimdışı
  • # 13 May 2020 07:28:15
BÜTÜN MEYVE AĞAÇLARI ÇİÇEK AÇARKEN,İNCİR AĞACI NEDEN ÇİÇEK AÇMAZ...!?

İncirler teknik olarak meyve değil, tersyüz edilmiş çiçeklerdir..

Çiçekleri armut şekilli bir kozanın içinde açar ve daha sonra olgunlaşıp yediğimiz meyvelere dönüşür.

Daha sonra her bir çiçek, bir adet bir tohumlu, ‘aken’ adı verilen sert kabuklu bir meyve oluşturur. Her incir birkaç adet aken’den oluşur. Yani incir yediğimizde aslında birden çok meyve yemis oluruz…

Ama inciri sıradışı yapan şey sadece bu değil. İncir çiçekleri içeride büyüdüğü için özel bir polenleşme sürecine ihtiyaç duyarlar. Polenleri yayması için rüzgara veya arılara bel bağlayamazlar.

Işte bu noktada incir arısı devreye girer. İncirler, genetik malzemesini yayacak incir arısı olmadan türlerini devam ettiremezler. İncir arısı da incir olmadan yaşayamaz çünkü larvalarını buraya bırakır.

Bu ilişkiye mutualizm adı verilir….

Dişi incir arısı yumurtalarını bırakmak için erkek incire girer (bu arada erkek incirleri yemiyoruz). Erkek incir, arı yumurtalarını ikame edecek bir şekle sahiptir. Dişi arının kanatları ve anteni, incirin küçük aralığından içeri girerken kopar, bu yüzden arı içeri girdiğinde dışarı çıkamaz.

Buradan sonra yaşam döngüsünü sürdürme görevi yavru arılardadır. Erkek yavru arılar kanatsız doğarlar, çünkü yegâne görevleri dişilerle, yani teknik olarak kız kardeşleriyle çiftleşmek ve incirin dışına doğru bir tünel kazmaktır.

Dişi yavru bu tünelden dışarı çıkarak poleni de beraberinde götürür. Eğer incir arısı yanlışlıkla erkek incir yerine, yediğimiz dişi incirlerin içine girerse, içeride üremesi için gerekli koşullar bulunmaz.

Ve geri dışarı da çıkamaz çünkü kanatları ve anteni kopmuştur. Bu yüzden ne yazık ki arı içeride ölür, ama bu gereklidir çünkü çok sevdiğimiz bu meyvenin polenleri bu şekilde dağıtılır.

Endişelenmeyin, bu demek değil ki incirin içindeki çıtır çıtırlık arı kadavrası. İncir, arıyı proteine parçalamak için fisin (incir enzimi) adı verilen bir enzim kullanır, ancak yine de bu enzim hayvanın dış iskeletini tümüyle parçalamaz.

Yani evet, teknik olarak inciri ısırdığınızda aslında incir arılarını veya diğer bir deyişle zamanında incir arısı olan bir şeyi de yiyorsunuz…

(Alıntı )

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.217
  • Teşekkür 151692
    • Çevrimdışı
  • # 14 May 2020 11:17:21
Şeytanın namazı engelleme metotları

MUTLAKA OKU

1) Kul namaz kılmak isteyince, ona vesvese veririm. Henüz vakit var, meşgulsün, işini bitir, sonra kılar
sın, derim,
2) Namazını geciktiremezsem, insan şeytanlarından birini yollarım ve namazını geciktiririm,
3) Onu da yapamazsam, o kula namazda musallat olurum. – Sağa bak, sola bak, – derim, bakınca da yüzünü okşar, alnından öperim.Sonra da „namazın bozuldu” diye vesvese verir namazdan çıkarırım,
4) Sağa sola baktıramazsam, yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Çabuk kılmasını emrederim. Horozun yem yediği gibi çabukça kıldırırım,
5) Bunu da yaptıramazsam, cemaatle namaz kılarken, başına bir gem takarım ve başını imamdan önce secde ve rükûa götürürüm ve namazını bozarım. Allah ise böylelerini kıyamette eşek başlı olarak haşreder, diyor,
6) Bunu da yaptıramazsam, namazda parmaklarını çıtırdatmasını emrederim. Böylece beni tesbih eder,
7) Miskinlere, zavallılara giderim, namazı bırakmalarını emrederim. -Namaz size göre değil, siz rızkınıza bakin, işinizde çalışın derim,
 Hastalara giderim, hastaya zorluk yoktur, iyi olunca kılarsın derim. Hatta, hastayı isyan ettirir, küfre bile sokarım..

Allah muhafaza eylesin.

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.964
  • Teşekkür 37505
    • Çevrimdışı
  • # 14 May 2020 23:44:57
MUHTEŞEM BİR HİKAYE : GÖZ YAŞLARIYLA OKUYACAKSINIZ !!!

Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkâns
ızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış
ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
kadar bu böyle devam etti.

Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı,

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor.

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,

"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".


 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK