Konu: Bunları Biliyor Musunuz?  (Okunma sayısı 559044 defa)

hicran10

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.208
  • Teşekkür 4479
    • Çevrimdışı
  • # 15 May 2020 00:05:51
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
MUHTEŞEM BİR HİKAYE : GÖZ YAŞLARIYLA OKUYACAKSINIZ !!!

Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkâns
ızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış
ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
kadar bu böyle devam etti.

Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı,

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor.

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,

"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".


Öğretmenim, iyi akşamlar. Bu yazıyı  şimdi okuduğumda da önceden okuduğumda olduğu gibi istemsiz gözyaşlarıma hakim olamadım.
Her zaman savunmuşumdur, her çocuk ama her çocuk bir yönüyle farklı ve güzelldir.
Mesele çocuğu birey olarak görmek ya da görmemekle ilgilidir,...

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.065
  • Teşekkür 38869
    • Çevrimdışı
  • # 16 May 2020 18:33:03
Leonardo da Vinci'nin Hayalini Gerçekleştirip İstanbul Boğazı'nı Yürüyerek Geçen Mucit Asker: Atilla Hülagü
O, Sunay Akın'ın boğazın kenarına heykelinin dikilmesini istediği bir mucit, 1961 yılında yaptığı özel ayakkabılarla İstanbul Boğazı’nı tam 56 dakikada yürüyerek geçen ilk insan, Atilla Hülagü.
Biraz geriye saralım, Hülagü, Mustafa Kemal Atatürk'ün naaşı taşınırken önde nöbet tutan askerlerden biriydi.
Bir askerdi ama bu kutlu görevinden de anlaşılacağı üzere herhangi bir asker değildi. Her daim fikirleri olan, bu fikirleriyle çığır açacak atılımlar yapmayı hedefleyen bir askerdi.
Öyle ki Leonardo Da Vinci'nin su üzerinde yürüyen insan çizimlerinin bir benzerini, suda yürümeyi sağlayacak ayakkabıları tasarlayan bir askerdi.
Ortada bir fikir vardı, boğazı yürüyerek geçmek.  Bunun için çalışmaya koyuldu Hülagü.  Eşiyle birlikte tarihte denenmiş fakat başarıya bir türlü ulaşamamış bu fikri hayata geçirmek istiyordu.
Tam 2 yıl boyunca titiz bir biçimde çalıştılar.
Öyle sadece suyun yüzeyinde durabilecek iki parça yeterli değildi, fizik kanunlarına sırtını yaslaması gerekiyordu.  Bu yüzden de  üç fizik kanununu göz önüne alarak bir taslak ortaya çıkardı.  Tabii Arşimed'in denge ve direnç esasları da formüllere sızıvermiş.
Ve ortaya çıkan projede ihtiyaçları sadece şunlardı:  90 metrekare teneke,  50 gram lehim,  iki el içi boyutunda bez parçası, 3 metre lastik, 1 metrekare alüminyum plaka.
Planlar hazır, kurallar tamam. Sıra bu ayakkabıyı var etmeye gelir.
Bu işi kotarabileceği bir esnafa gider ve istediği ayakkabıyı şöyle tarif eder:
İçi boş, gemi gibi iki ayakkabı.  Ayak sokmak için iki deliği olacak.  Alüminyum plaka 20'ye bölünecek ve 10 parçasını birinin 10 parçasını ötekinin altına dizilecek
Ayakkabı istediği gibi olur, 150 santimetre uzunluğunda ufak çaplı bir su ayakkabısıdır bu.  Bu ayakkabıda Alüminyum plakaların alameti ise, yürüyüşü kolaylaştıracak bir mekanizma oluşturmalarıyla ilgili.  Padıl olarak adlandırılan plakalar ayak suya basınca açılıyor, kaldırınca kapanıyor.
Ayakkabısı artık hazır olan Hülagü, Beylerbeyi'nde Astsubay Hazırlama Okulu'nun havuzunda pratik yapmaya başlar.
Hesaplamaları doğrudur fakat suyun üzerinde hareket edebilmek öyle kolay değildir.  Uzun denemeler yapması gerekir, bunun için ihtiyacı olan disiplin zaten yanıbaşındadır.  Pes etmez.
Bu denemeler sırasında 7 kez de bir deneme maksadıyla boğazın hangi noktasına dek gidebileceğini ölçmek için denemeler yapar,  7. denemesinde bu işin olacağına karar verir.
Son olarak akıllıca bir rota çizmesi gerekir.  Boğazın herhangi bir noktasından karşıya geçmekle en dar noktasından geçmek arasındaki efor farkının bilincindedir.
Boğaz'ın en dar yerini 740 metre olarak hesaplar fakat rotaya göre bu 2 bin metreyi bulur.
Bu hesaba göre başarılı olacağını düşünür ve boğazı yürüyerek geçmeden evvel şahitlik etmeleri için basına haber verir.
Kamuya açık ilk iki denemesi başarısız olur.
Şiddetli akım onun yolunu kesmiş, denemesinin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açmıştır.
Yüzbaşı Hülagü yeniden denemeye koyulur, tanıklık eden onlarca kişinin önünde Baltalimanı'ndan yol çıkar.
Bu sefer akıntı hesabı doğru yapılmıştır,  kuzeye yönelir ve 2 kilometre 200 metrelik rotasının son aşamasında Küçüksu'ya ulaşır.
Şaşkınlıkla izleyenlerin şahitliğinde 4 bin 452 adım ve toplamda 56 dakika!
Bu başarı Atilla Hülagü'nün dünya tarihine suyun üzerinde yürüyen ilk insan olarak adını yazdırmasıyla sonuçlanır.
Bu buluşu kısa süreli bir şov için planlamamış, denizcilikte kullanılabilmesini istemişti...
Hatta deniz piyadelerine çok fayda sağlayacağını ileri sürerek biçiminin daha pratik bir hale evrilmesi fikrini ortaya atıyor.  Bu yaratıcı fikri o dönem pek ilgi görmüyor, acaba devlet kanadından gelecek bir ilgi bu projeyi hangi noktalara getirebilirdi diye düşündürüyor...
Atilla Hülagü Boğaz'ı geçtikten sonra hedefini Cebelitarık olarak belirler.  Buluşunu dünyayla paylaşacaktır.  Ona göre 30 bin 354 adımda ve 6,5 saatte Cebelitarık aşılırdı.
Fakat hayalini gerçekleştirmesine imkan olmaz, 1982 tarihinde aramızdan ayrılır.  Sunay Akın, hikayesiyle gurur veren mucit denizci Atilla Hülagü'nün heykelini yapma fikrini ortaya atar.

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.751
  • Teşekkür 155747
    • Çevrimdışı
  • # 18 May 2020 18:58:47
Aylık Namaz Ağacı AHMET BULUT (ÇOCUKLARA NAMAZ EĞİTİMİ )

Ağacın Tanıtımı:

Bu ağacın, dört haftayı temsil eden 4 büyük dalı vardır.Günleri de temsil eden 7 tane küçük dalı vardır.

Her küçük dalda 5 vakit namazı temsil eden yaprakları vardır.Ayrıca her küçük dalda günlük sadakayı temsil eden bir meyve bulunur. (Bu sadaka maddi veya manevi olabilir.)

Her Büyük Dal: Bir Hafta

Her Küçük Dal: Bir Gün

Her Yaprak: Bir Namaz Vakti

Her Meyve: Bir Sadaka

Kullanım kılavuzu

• Her ayın başında, ayı temsil eden büyük dal ve haftayı temsil eden küçük dal ile başlanır.

• Vaktinde kılınan her namazın ardından bir yaprak yeşil renkle boyanır.

• Şayet namaz kaza olarak kılındıysa yaprak sarı renkle boyanır.

• Sadakayı temsil eden meyveye gelince, o da kırmızı renkle boyanır.

Allah razı olsun emek verenden


Aylık Namaz Ağacı AHMET BULUT (ÇOCUKLARA NAMAZ EĞİTİMİ )

Ağacın Tanıtımı:

Bu ağacın, dört haftayı temsil eden 4 büyük dalı vardır.Günleri de temsil eden 7 tane küçük dalı vardır.

Her küçük dalda 5 vakit namazı temsil eden yaprakları vardır.Ayrıca her küçük dalda günlük sadakayı temsil eden bir meyve bulunur. (Bu sadaka maddi veya manevi olabilir.)

Her Büyük Dal: Bir Hafta

Her Küçük Dal: Bir Gün

Her Yaprak: Bir Namaz Vakti

Her Meyve: Bir Sadaka

Kullanım kılavuzu

• Her ayın başında, ayı temsil eden büyük dal ve haftayı temsil eden küçük dal ile başlanır.

• Vaktinde kılınan her namazın ardından bir yaprak yeşil renkle boyanır.

• Şayet namaz kaza olarak kılındıysa yaprak sarı renkle boyanır.

• Sadakayı temsil eden meyveye gelince, o da kırmızı renkle boyanır.

Allah razı olsun emek verenden


toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.065
  • Teşekkür 38869
    • Çevrimdışı
  • # 18 May 2020 21:26:02
Sakine Baturay (1896 - 1974)
Atatürk’ü 19 Mayıs 1919 ‘da Samsun iskelesinde karşılayan tek kadın.

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.065
  • Teşekkür 38869
    • Çevrimdışı
  • # 22 May 2020 23:12:40
Sevgili moderatör  arkadaşlar bu paylaşımın kaldırılma nedeni nedir...

hicran10

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.208
  • Teşekkür 4479
    • Çevrimdışı
  • # 23 May 2020 11:17:06
Neden Ekmeğin üzerinde tek cizgi var hic merak ettinizmi?
Bir rivayete göre, Orhangazi Bursayi feth ettikten sonra sehri gezerken bir fırına uğrar. Ekmeklerin üzerindeki 3 çizgi dikkatini çeker, fırıncıya ekmeğin üzerinde neden 3 çizgi var diye sorar. Fırıncı, biz Hristiyaniz o 3 çizgi hristiyanlikta baba, oğul ve kutsalruhu sembolize eder bu yüzden 3 çizgi çekeriz der. Bunun üzerine Orhangazi cok etkilenir, hemen bir fermanla tüm şehre ilan ettirir bundan böyle fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizgi çekecek.
Herkes bilsinki allah azze ve celle birdir, övülmeye en cok layik olandir...
İste o gün bu gündür fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizgi atar.

literary

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.376
  • Teşekkür 2682
    • Çevrimdışı
  • # 23 May 2020 11:23:22
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Neden Ekmeğin üzerinde tek cizgi var hic merak ettinizmi?
Bir rivayete göre, Orhangazi Bursayi feth ettikten sonra sehri gezerken bir fırına uğrar. Ekmeklerin üzerindeki 3 çizgi dikkatini çeker, fırıncıya ekmeğin üzerinde neden 3 çizgi var diye sorar. Fırıncı, biz Hristiyaniz o 3 çizgi hristiyanlikta baba, oğul ve kutsalruhu sembolize eder bu yüzden 3 çizgi çekeriz der. Bunun üzerine Orhangazi cok etkilenir, hemen bir fermanla tüm şehre ilan ettirir bundan böyle fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizgi çekecek.
Herkes bilsinki allah azze ve celle birdir, övülmeye en cok layik olandir...
İste o gün bu gündür fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizgi atar.
[/quote Açıklama için teşekkürler.

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.065
  • Teşekkür 38869
    • Çevrimdışı
  • # 26 May 2020 12:44:33
Osmanlı'da...
sabredemeyip de...
bayramlıklarını bir gün önce giyinen...
ve sevinç hareketleri yapan çocuklara...
"Arife Çiçekleri” denmekte imiş.

(Alıntı )

myphile51

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.034
  • Teşekkür 3968
    • Çevrimdışı
  • # 26 May 2020 12:46:15
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Neden Ekmeğin üzerinde tek cizgi var hic merak ettinizmi?
Bir rivayete göre, Orhangazi Bursayi feth ettikten sonra sehri gezerken bir fırına uğrar. Ekmeklerin üzerindeki 3 çizgi dikkatini çeker, fırıncıya ekmeğin üzerinde neden 3 çizgi var diye sorar. Fırıncı, biz Hristiyaniz o 3 çizgi hristiyanlikta baba, oğul ve kutsalruhu sembolize eder bu yüzden 3 çizgi çekeriz der. Bunun üzerine Orhangazi cok etkilenir, hemen bir fermanla tüm şehre ilan ettirir bundan böyle fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizgi çekecek.
Herkes bilsinki allah azze ve celle birdir, övülmeye en cok layik olandir...
İste o gün bu gündür fırıncılar ekmeğin üzerine tek bir çizgi atar.

Mükemmel 👍

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.065
  • Teşekkür 38869
    • Çevrimdışı
  • # 26 May 2020 16:35:12
ATATÜRK ANKARA Adının Kökenini Anlatıyor

Bilinen 3200 yıllık tarihinde Hatti ve Hitit uygarlıklarından izler taşıyan; Frikya, Likya ve Pers egemenliklerini; İskender'i, Trakya ve Selefki krallıklarını; Roma ve Selçuklu dönemlerini, Osmanlı'yı ve Timur 'u gören Ankara, bin yıllar boyunca öylesine değişik isimlerle anılmıştır ki** Bunlardan birkaçı, hep aynı se çerçevesi içinde dolaşan Ankuwa, Ankira, Ankagra, Angori, Engüri, Angora ve benzerleridir.

Sonuçta birilerinin Frikya kralı Gordios'un oğlu ünlü Kral Midas'ın, denizden 960 metre yükseklikteki Ankara platosunda -nasıl oluyorsa?- kocaman bir gemi çapası (Ankor) bulup çevreye bu ismi verdiği efsanesi ile iş tatlıya bağlanmıştır** Ankara adı gerçekten bir gemi çapasında mı gelmiştir? Atatürk hiç de böyle düşünmüyordu...

Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Atatürk'ü resmen 'Nobel Barış Ödülü' ne aday gösterdiği yıllar... Türkiye'yi ziyaret etmekte olan Yunanistan Başbakanı General J. Metaksas ve beraberindeki heyet, 17 Ekim 1937 Salı günü saat 17.00'de Atatürk tarafından Çankaya'da huzuruna kabul edilir. Görevlilerin tuttuğu görüşme notlarını Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras bizzat imzalayacaktır.

Görüşmeler esnasında Atatürk;

- Ekselans, 'Ankara' adının nereden geldiğini bilir misiniz?' diye sorar ve aldığı olumsuz yanıt üzerine getirilen 'Dünya Atlası'nın bir sayfasını açıp Asya'da Baykal Gölü yakınındaki 'Angara' kentini ve bu kente adını veren ve baykal nehrininn fazla suyunu dışarı boşaltan angara nehrini gösterir ve - İşte buradan geliyor, Ekselans** der ve ekler:

-...Orta Asya'daki Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin isimleri nasıl Adana çevresindeki nehirlere Seyhan ve Ceyhan olarak verilmişse, Ankara adı da çok eski tarihlerde (Türklerce) Orta Asya'dan getirilmiş olamaz mı?" (1)

Güvenilir kaynaklara göre "...Türkçe sayılan Baykal sözcüğü 'zengin göl' anlamındadır ve gölün ayağında 'Angara' nehri vardır... Gölün kıyıları çok eskiden beri Türkler tarafından iskân edilmiştir... Gölün en büyük adası olan 'Orhon' Adası'nda Türkçe yazıtlar, göl kıyısındaki sahalarda ise Türklere ait birçok kalıntı bulunmuştur..." (2) "Baykal Gölü'ne 'Ankara' ve 'Turka' ırmakları dökülür" (3) (Şanlı Türk Tarihinin Notu : Zaten bizim Angallılarda Ankara'ya Angara demiyor mu :)

KAYNAKÇA

Atatürk'ün Milli Dış Politikası, Kültür Bakanlığı Atatürk Dizisi, Cilt: 2, Sayfa: 371-373.

Meydan Larousse, Cilt: 2, Sayfa: 220.

Ana Britannica, Cilt: 3, Sayfa: 474.

Kış Güneşi

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 106
  • Teşekkür 353
    • Çevrimdışı
  • # 26 May 2020 23:01:47
Dünta ekseninde bir dönüşünü 24 saatte değil,23 saat 56 dakikada tamamlar.Biz onu 24 saat diye kabul ederiz.

Kış Güneşi

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 106
  • Teşekkür 353
    • Çevrimdışı
  • # 26 May 2020 23:05:11
Dünyanın en yüksekten uçan kuşları benekli akbabalardır. 11.300 metrede uçabilirler.Bu yükseklikte uçarken Everest'in zirvesi yaklaşık 2.500 m altlarında kalır.

Kış Güneşi

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 106
  • Teşekkür 353
    • Çevrimdışı
  • # 26 May 2020 23:08:00
Her yıl 50.000 dolayinda insan yılan sokması yüzünden ölür.

Kış Güneşi

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 106
  • Teşekkür 353
    • Çevrimdışı
  • # 26 May 2020 23:09:21
Her adımımızda yaklaşık 200 kasımız çalışır.

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.751
  • Teşekkür 155747
    • Çevrimdışı
  • # 27 May 2020 16:56:12
Anne Kıymeti

1 yaşındayken sizi şefkatle kucaklayıp, elleriyle doyurdu.. Bütün gece ağlayıp, onu uyutmayarak teşekkür etiniz 

2 yaşındayken elinizden tuttu, size yürümeyi öğretti size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz 

3 yaşındayken size özenle yemekler hazırladı tabağınızda ne var ne yok masanın üstüne boca ederek teşekkür ettiniz 

4 yaşındayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu evin bütün duvarlarına resimler yaparak teşekkür ettiniz 

5 yaşındayken sizi en güzel kıyafetlerle giydirdi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz 

6 yaşındayken okuldan o kadar korkuyordunuz ki, ilk gün sizi o götürdü sokaklarda "gitmiyceeeeeeem" diye ağlayarak teşekkür ettiniz 

7 yaşındayken size bir top hediye etti komşunun camını aşağı indirerek teşekkür ettiniz 

10 yaşındayken arkadaşlarınızın doğum günülerinden okulunuza kadar sizi her yere o götürdü elinden fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz 

11 yaşındayken sizi arkadaşlarınızla sinemaya götürdü "sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz

15 yaşındayken sizi şehir dışına yaz kampına gönderdi bir kerecik bile aramayarak teşekkür ettiniz 

17 yaşındayken arkadaşlarınızla yemeğe gitmenize izin verdi bir telefon bile etmeden gece yarısı eve dönerek teşekkür ettiniz. 

19 yaşındayken üniversiteyi kazandınız; okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kalacağınız yere kadar götürdü. Sonra da özenle hazırladığı eşyalarınızı taşıdı arkadaşlarınız alay etmesin diye kapıda vedalaşıp göndererek teşekkür ettiniz 

21 yaşındayken hiç yanlış yapmayasınız diye size hayatla ilgili fikir vermek istedi "merak etme ben senin gibi olmiycam" diyerek teşekkür ettiniz 

22 yaşındaydınız; mezuniyet töreninizde ışıl ışıl gözleriyle sizin yanınızda oldu siz, sizi siz yapan o elleri öpmeden arkadaşlarınızla eğlenmeye giderek teşekkür ettiniz 

24 yaşınızdayken evlenmeyi düşündüğünüz insanla tanışmak istedi "zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz 

25 yaşınızdaydınız evlendiğinizde. Sizi kaybetmenin hüznü bir yana düğününüz için gecesini gündüzüne kattı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz 

30 yaşınızdayken bir bebeğiniz oldu. Bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi "artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz 

40 yaşınızdayken sizi arayıp kardeşinizin doğum gününü hatırlattı "anne işim başımdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz 

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, bir hafta sonu görmeye gittiniz; çocuklar gibi sevindi. Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz 

derken bir gün; ki yaşınızın aklınızdan silindiği bir gündü..... O öldü! O güne kadar söylemediğiniz ne varsa gelip boğazınıza düğümlendi o an. Onun için yapmadığınız herşey kalbinize yıldırım gibi düştü... İlk adımınızdan tutun da kaşığı ilk elinize alışınıza, kalemi ilk tutuşunuza kadar her anınızı düşündünüz. Her anınız yaş oldu süzüldü gözlerinizden. Ve belli belirsiz fısıldadınız: "teşekkür ederim...herşey için.... Teşekkür ederim." ama maalesef o sizi duymadı....



 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK