Konu: Bunları Biliyor Musunuz?  (Okunma sayısı 550419 defa)

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.016
  • Teşekkür 38186
    • Çevrimdışı
  • # 01 Ağu 2020 20:37:28
Çanakkale Savaşları’ndaki Savaş Suçu-Topuk Kıran Çiviler:

Çanakkale Savaşları sırasında İngilizlerin ve Fransızların savaş uçaklarından attığı ‘topuk kıran’ denilen çiviler, savaşın dehşetini  gözler önüne sernekte. Bu topuk kıranlar, 3 ayak üzerine oturtulmuş olan ve uç tarafı da sivri vaziyette adeta balıkçıların kullandığı kancalar şeklinde yapılmış. Özellikle gece yürüyüşleri veya karanlıkta yapılan yürüyüşler esnasında ayakların topuk kısmına bunlar denk gelip hem oradaki kemiği tahrip edip hem de parçalıyor. Bu çıkarılırken de battığı kemiğin kırılmasına sebep oluyordu. Bu savaş malzemesiyle de cepheye sevk edilen askerler bir daha savaşabilecek durumda olmuyorlardı.

Dört tarafı sivri, uçları balık oltasına benzer bir şekilde imal edilen bu çiviler yere nasıl düşerse düşsün sivri tarafı hep üstte kalıyor. Türk askerinin yürüyüş yollarına atılan bu çiviler, gece karanlığında fark edilmediğinden askerlere büyük zarar veriyordu. Ayakkabıdan kolayca geçen bu çiviler, askerlerin topuk kemiklerini kırarak yaralıyordu. Ameliyatsız çıkarılması imkansız olan bu çiviler, kangrene de sebep oluyordu. Bu zehirli çiviler
yüzünden Çanakkale Savaşı’nda 12 bin askerin bacağı testereyle kesilmiş ve ateşle dağlanmış olmasına rağmen Mehmetçik savaşmaya devam etmiştir.

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.447
  • Teşekkür 153618
    • Çevrimdışı
  • # 05 Ağu 2020 09:18:38
Namazda şeytan nasıl ayartır?

İbn-i Abbas (r.a) Hz.' inden naklen Muaz b, Cebel'den rivayet edilen bir hadiste, Şeytan Allahın izniyle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gelip ona yaptığı hileleri şöyle anlattı:

Ya Muhammed, namazı an be an tehir edilince... Onu da anlatayım. O her ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm. Derim ki : "Henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın." Böylece o, vaktinin dışında namazını kılar ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

Şayet o kimse beni mağlup ederse, ona insan şeytanlarından birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O, bunda da beni mağlup ederse bu sefer onun hesabini namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken;

"- Sağa bak, sola bak. Derim. O da bakar... O ki böyle yaptı. Yüzünü okşar alnından öperim.

Bundan sonra ona: "Sen ebedi yaramaz bir is yaptın." Derim ve böylece onun huzurunu bozarım. Sende bilirsin ki ya Muhammed, her kim namazda, sağa ve sola çokça bakarsa, başka şeyler düşünürse, namazından gafil olursa Allah onun namazını kabul etmez.

Bunda da ona mağlup olursam yalnız basına namaz kıldığında yanına giderim ve ona; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da, baslar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun, gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi.

Bu isi yaptırmakla da ona başarı kazanamazsam bu sefer, cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rükû'dan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rükû yaptırırım. İste o böyle yaptığı için, kıyamet günü, Allah onun başını eşekbaşına çevirir.

O kimse bunda da beni yener ise, bu defa ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tespih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.

Bunda da mağlup olursam, bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye baslar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa onun içine küçük bir şeytan girer, dunya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İste bundan sonra o kimse, hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.

-ALINTI-

hicran10

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.201
  • Teşekkür 4055
    • Çevrimdışı
  • # 07 Ağu 2020 20:12:03
Hazreti Ali'ye (r.a) sorarlar:
Allah'ı gördün mü?"
Hazreti Ali (r.a) cevap verir:
Görmediğim Allah'a secde etmem.."
Nerede gördün?" derler,
Hazreti Ali (r.a):
Olmadığı yeri gösterin!"

literary

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.039
  • Teşekkür 2049
    • Çevrimdışı
  • # 07 Ağu 2020 20:13:49
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Hazreti Ali'ye (r.a) sorarlar:
Allah'ı gördün mü?"
Hazreti Ali (r.a) cevap verir:
Görmediğim Allah'a secde etmem.."
Nerede gördün?" derler,
Hazreti Ali (r.a):
Olmadığı yeri gösterin!"
👍👏

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.016
  • Teşekkür 38186
    • Çevrimdışı
  • # 09 Ağu 2020 19:18:42
Rivayetlerle ,Lokman Hekimzamanın şifacısıymış. Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdiklerinde hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş. Ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun üzerine: "Senin hastalığının çaresi yok öleceksin" demiş.

Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış. Yanına bir at yay ile ok ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip yörüklerden yoğurt süt alarak yaşıyormuş. Bu arada hastalığı da iyice artmış. Bir ağacın altına gelmiş. Atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yörük kadını bir tas sütü saylığa koymuş. Yılanların sütü sevdikleri bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş sonra da zehirini süte kusmuş. Tas yemyeşil olmuş. Ağrıları iyice azan adam: "Gidip şu zehiri içeyim de ölüp kurtulayım" diyerek zehirli sütü içmiş. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş. Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş.
Lokman Hekim'e gidip “Sen bana öleceğimi söylemiştin. Ama ölmedim" demiş. Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım sütü yılana içirip nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim" diye cevap vermiş.
O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması halk tarafından Lokman Hekim'e dayandırılır

ilhami_60

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 4.066
  • Teşekkür 22962
    • Çevrimdışı
  • # 09 Ağu 2020 20:29:38
🤔🤔🤔
Kristof Kolomb, gemilerin zorunlu tamiratı için Jamaika'ya uğrar. Oradaki yerliler tamirata yardımcı olur, gemi tayfasına yiyecek içecek verir. Ancak aradan aylar geçmesine rağmen tamirat bitmez. Üstelik gemi tayfası, yerlilerin yiyeceklerini yağmalamaya başlamıştır...
Bu duruma kızan yerliler, yardımı ve yiyeceği keser. Çaresiz durumdaki Kolomb, o dönemlerde gemilerde bulunan ve yıldız pozisyonlarını da içeren takvimi karıştırırken, ertesi gün Ay tutulması olduğunu öğrenir. Aklına parlak bir fikir gelir ve hemen yerlilerin şefine gider...
Şefe, Tanrı ile haberleştiğini ve Tanrı'nın yardımın kesilmesine çok kızdığını, bu kızgınlığını da Ay'ı kan kırmızıya çevirerek göstereceğini söyler.
Ertesi gün akşam Ay tutulması başlar ve Ay'ın rengi tutulmadan dolayı kızıla döner. Kolomb'un oğlu, o anı günlüğüne şöyle yazmış:
"İnleme ve feryatlarla birlikte, her yerden gemilere doğru geldiler, yiyecek ve içecekler getirdiler, Tanrı'ya onları affetmesini söylemesi için amirale yalvardılar"
Kolomb kum saatine bakar, 48 dakika süren tutulma bitmek üzeredir. Onlara Tanrı'nın kendilerini affettiğini ve Ay'ı birazdan normal rengine çevireceğini söyler...
Tutulma biter, Tanrı tarafından affedilen yerliler de mutludur, evrenin işleyişini bilen Kolomb da..

"Cehalet her zaman köleliği getirir" diye yazar seyir defterine..!

Haziran 1503

hicran10

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.201
  • Teşekkür 4055
    • Çevrimdışı
  • # 09 Ağu 2020 21:41:07
Yarının kime ne getireceğini kimse bilemez .
Sonuna kadar okumanız dileğiyle.
İskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming’di adı. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi
çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı.
Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi.
Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.
Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü.
Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming’in oğlu Londra’daki St. Mari’s Hospital Tip Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?
Penisilin!
Aristokratin adı: Lord Randolp Churchill.
Oğlunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.

Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.
Hiç acı çekmemiş gibi sevin.
Hiçbir şey beklemeden verin.
Karşılığı nasıl olsa gelecektir.
Çıkarsız yapılan hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz. İyi niyetli olalım,....

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.016
  • Teşekkür 38186
    • Çevrimdışı
  • # 10 Ağu 2020 18:20:41
Tokat valisi iken adından çok söz ettiren ve tebdili kıyafetle köylülerin traktörlerine binip Niksar dört yol mevkiinde köylü traktörcülerden haraç isteyen polisleri görevden alan ve  küçük yaşta çocuklara büfelerde alkol satımını engelleyen ve kahvelerde kumardan sayılan oyunları yasaklayan bir vali iken; Aydın Valiliği'ne atanan ve henüz üç dört günlük vali iken Nazilli SSK Hastanesi ile ilgili bir şikayet kulağına çalınır... Hiç vakit kaybetmeden hastaneye gider. Tebdil-i kıyafet gelir. Acil bölümünden girer. Oradaki görevli bir hemşireye der ki "Başhekimin odası nerede?"
Hemşire şöyle bir bakar Yazıcıoğlu'na. Tanıyamaz tabi. Küçümseyici bir ses tonuyla " Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda" der. Yazıcıoğlu üst kata çıkar. Başhekimin odasını bulur. Kapısı açıktır ama başhekim odasında yoktur. İçeri girer. Tam o sırada başhekim gelir. "Buyrun ne istiyorsunuz ?" diye sorar. Yazıcıoğlu, rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyler. Başhekim kendisine "Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın" der. Yazıcıoğlu, "Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey ?" der. Başhekim sinirlenir ve Yazıcıoğlu'nu odasından kovar. Sessizce aşağı iner, hastanenin iki sokak arkasında bekleyen makam aracına biner, arabada onu bekleyen yardımcısına "Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim" der...
Ertesi gün bu sefer resmi giyimli, kıravatlı, takım elbiseli olarak gider hastaneye...
Elinde rulo halinde bir kağıt...
Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar gelir...
Herkes şaşkındır...
Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adam meğerse yeni atanan Aydın valisiymiş...
Vay be ! der görevliler...
Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıkar...
İçeri girer...
Başhekim dona kalır...
Siz ? Ama siz ? der...
Bugün itibariyle başhekimlik ünvanından azledilmiş bulunmaktasınız der, elindeki görev azli belgesini uzatır ve ayrılır hastaneden...

Mekanın cennet olsun...

Efsane Devlet Adamı Değerli Vali Recep YAZICIOĞLU'nu Rahmet ve Minnetle Anıyoruz..

hüseyintekin10

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 520
  • Teşekkür 427
    • Çevrimiçi
  • # 10 Ağu 2020 19:11:08
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Tokat valisi iken adından çok söz ettiren ve tebdili kıyafetle köylülerin traktörlerine binip Niksar dört yol mevkiinde köylü traktörcülerden haraç isteyen polisleri görevden alan ve  küçük yaşta çocuklara büfelerde alkol satımını engelleyen ve kahvelerde kumardan sayılan oyunları yasaklayan bir vali iken; Aydın Valiliği'ne atanan ve henüz üç dört günlük vali iken Nazilli SSK Hastanesi ile ilgili bir şikayet kulağına çalınır... Hiç vakit kaybetmeden hastaneye gider. Tebdil-i kıyafet gelir. Acil bölümünden girer. Oradaki görevli bir hemşireye der ki "Başhekimin odası nerede?"
Hemşire şöyle bir bakar Yazıcıoğlu'na. Tanıyamaz tabi. Küçümseyici bir ses tonuyla " Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda" der. Yazıcıoğlu üst kata çıkar. Başhekimin odasını bulur. Kapısı açıktır ama başhekim odasında yoktur. İçeri girer. Tam o sırada başhekim gelir. "Buyrun ne istiyorsunuz ?" diye sorar. Yazıcıoğlu, rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyler. Başhekim kendisine "Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın" der. Yazıcıoğlu, "Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey ?" der. Başhekim sinirlenir ve Yazıcıoğlu'nu odasından kovar. Sessizce aşağı iner, hastanenin iki sokak arkasında bekleyen makam aracına biner, arabada onu bekleyen yardımcısına "Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim" der...
Ertesi gün bu sefer resmi giyimli, kıravatlı, takım elbiseli olarak gider hastaneye...
Elinde rulo halinde bir kağıt...
Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar gelir...
Herkes şaşkındır...
Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adam meğerse yeni atanan Aydın valisiymiş...
Vay be ! der görevliler...
Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıkar...
İçeri girer...
Başhekim dona kalır...
Siz ? Ama siz ? der...
Bugün itibariyle başhekimlik ünvanından azledilmiş bulunmaktasınız der, elindeki görev azli belgesini uzatır ve ayrılır hastaneden...

Mekanın cennet olsun...

Efsane Devlet Adamı Değerli Vali Recep YAZICIOĞLU'nu Rahmet ve Minnetle Anıyoruz..
Allah rahmet eylesin

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.447
  • Teşekkür 153618
    • Çevrimdışı
  • # 10 Ağu 2020 21:42:06
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Tokat valisi iken adından çok söz ettiren ve tebdili kıyafetle köylülerin traktörlerine binip Niksar dört yol mevkiinde köylü traktörcülerden haraç isteyen polisleri görevden alan ve  küçük yaşta çocuklara büfelerde alkol satımını engelleyen ve kahvelerde kumardan sayılan oyunları yasaklayan bir vali iken; Aydın Valiliği'ne atanan ve henüz üç dört günlük vali iken Nazilli SSK Hastanesi ile ilgili bir şikayet kulağına çalınır... Hiç vakit kaybetmeden hastaneye gider. Tebdil-i kıyafet gelir. Acil bölümünden girer. Oradaki görevli bir hemşireye der ki "Başhekimin odası nerede?"
Hemşire şöyle bir bakar Yazıcıoğlu'na. Tanıyamaz tabi. Küçümseyici bir ses tonuyla " Üst kata çık, koridorun sonundan sağa dön, sondaki oda" der. Yazıcıoğlu üst kata çıkar. Başhekimin odasını bulur. Kapısı açıktır ama başhekim odasında yoktur. İçeri girer. Tam o sırada başhekim gelir. "Buyrun ne istiyorsunuz ?" diye sorar. Yazıcıoğlu, rahatsız olduğunu, tedavi olmak istediğini ama parası olmadığını söyler. Başhekim kendisine "Burası hayır kurumu değil, paran yoksa tedavi olamazsın" der. Yazıcıoğlu, "Devletin görevi vatandaşına bakmak değil mi doktor bey ?" der. Başhekim sinirlenir ve Yazıcıoğlu'nu odasından kovar. Sessizce aşağı iner, hastanenin iki sokak arkasında bekleyen makam aracına biner, arabada onu bekleyen yardımcısına "Gerekli yazışmalar hemen bugün yapılsın yarın görevden alınma yazısını kendisine bizzat ben vereceğim" der...
Ertesi gün bu sefer resmi giyimli, kıravatlı, takım elbiseli olarak gider hastaneye...
Elinde rulo halinde bir kağıt...
Bu sefer makam aracı hastane girişine kadar gelir...
Herkes şaşkındır...
Dün gördükleri yamalı pantolonlu, kasketli, yırtık gömlekli adam meğerse yeni atanan Aydın valisiymiş...
Vay be ! der görevliler...
Hiç vakit kaybetmeden başhekimin odasına çıkar...
İçeri girer...
Başhekim dona kalır...
Siz ? Ama siz ? der...
Bugün itibariyle başhekimlik ünvanından azledilmiş bulunmaktasınız der, elindeki görev azli belgesini uzatır ve ayrılır hastaneden...

Mekanın cennet olsun...

Efsane Devlet Adamı Değerli Vali Recep YAZICIOĞLU'nu Rahmet ve Minnetle Anıyoruz..

Mekanı Cennet olsun.Allah öyle dürüst yöneticileri arttırsın eksik eylemesin.

bergüzar

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.079
  • Teşekkür 9888
    • Çevrimdışı
  • # 12 Ağu 2020 01:48:20
Ev yapımı bir yoğurt mucizesi: Dörtlü karışım!

Bir kâse yoğurdun içerisine birer çay kaşığı kadar taze öğütülmüş keten tohumu, üzüm çekirdeği, ısırgan otu tohumu ve 1 tatlı kaşığı kadar zerdeçal ekleyin.
İsterseniz ek olarak bir çay kaşığı tarçın ile iki çay kaşığı kadar da sızma zeytinyağı ve çay kaşığının ucu kadar karabiber de ilave edebilirsiniz.
Bu mükemmel karışımı her gün ya da gün aşırı tüketebilirsiniz. Elimizdeki bu “ev yapımı ilaç” harika bir iltihap giderici, mükemmel bir antialerjik, çok güçlü bir antikanser kalkandır.

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK