Konu: Bunları Biliyor Musunuz?  (Okunma sayısı 562965 defa)

dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.565
  • Teşekkür 5005
    • Çevrimdışı
  • # 27 Eyl 2020 06:56:46
Namazdaki secde pozizyonunun kovit hastaları için en rahat nefes alma pozisyonu olduğunu.

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.928
  • Teşekkür 156829
    • Çevrimdışı
  • # 30 Eyl 2020 22:25:40
Abdestli olmaya devam edene, Allahü Teâlâ şunları ihsan eder:

1-Melekler onun yanından ayrılmaz.

2-Devamlı sevab yazarlar.

3-Bütün azaları tesbih eder.

4-Uyuyunca melekler, insan ve cin şerrinden korur.

5-Sekerat-ı mevti kolaylaşır.

6-Abdestli iken Allahü teâlânın emanında olur.

7-İftitah tekbirini kaçırmaz.

Allahü teâlâ, Hz. Musaya buyurdu ki: "Ya Musa sana bir musibet gelince abdestsiz isen, kusuru kendinde bul!" [Şira]

Evliya-i kiram, her zaman abdestli durabilmek için, az yiyip az içerlerdi. İmam-ı Malik hazretleri, üç günde bir yemek yerdi. Sebebi sorulunca, "Allahın huzurunda sık sık helaya gidip gelmekten utanıyorum." buyurdu. (Envar-ül-Kudsiyye)

Yatağa abdestli girmenin fazileti de büyüktür. İşte konuyla ilgili Hadis-i Şerifler

"Kim, yatağa abdestli yatarsa, o gece bir melek sabaha kadar "Ya Rabbi bu kulunu affet!" diye duâ eder." [Hakim]

"Abdestli yatıp Allahı anarak uyuyan, uyanana kadar namazda sayılır. Bir melek onun için ibâdet eder. Uyandığı zaman yine Allahı anarsa, o melek, bu kulun affı için Allaha duâ eder." [İbni Hibban]

"Abdestli yatan, gece ibâdet eden, gündüz oruç tutan gibidir." [Deylemî]

"Abdestli yatan, gece vefat ederse şehid olur." [İbni Sünni]


toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.079
  • Teşekkür 39081
    • Çevrimiçi
  • # 30 Eyl 2020 22:54:34
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Ankara’daki zor günlerinde Kurtuluş Savaşımızın unutulmaz müftüsü Hoca Rıfat Efendi’nin yardımları..
Gazi Paşa’nın yakın dostlarından Mazhar Müfit Kansu’nun anılarında anlattığı bir olay:
“Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı. Mustafa Kemal Paşa ile bu ciheti görüşürken bulduğum çareleri eskisi gibi kabul etmedi ve yarı geceye kadar hep düşündük ise de para tedariki hususunda bir karar ve neticeye vasıl olamadık.
Çünkü bankalardan ve müessesattan ödünç bile olsa para almayı Paşa'ya bir türlü kabul ettiremedim. Ne yapacaktık? Benim bir kürküm vardı; Erzurumlu Nafiz Bey'e müracaatla sattırılmasını rica ettim. Nafiz Bey: "Kânunusani içindeyiz, ne giyeceksin?" diye satmamakta ısrar ettiyse de bu ısrar, ne olursa olsun, kulağıma giremezdi. Aç mı kalacaktık? Nihayet onu da sattık. Kimsede satılacak bir şey kalmadı. Paşa ile bu hususta bir çare bulamayarak: "Hele bakalım sabah olsun, yine düşünürüz" sözü ile odalarımıza çekildik. Ankara'ya geldiğimiz zaman hemen bir hafta kadar bizi Belediye iaşe etti. Fakat bu aylarca devam edemezdi. Velhasıl çaresizlik içinde veyahut para bulmak kabil iken Paşa'nın, bu bulunan çarelere bir türlü muvafakat etmemesi yüzünden muzdarip bir halde idik.. Sabah oldu. Gece düşünmekten uyuyamamış olduğumdan, yatağımda istirahat halinde iken kapı vuruldu.
İçeriye giren zat Müftü efendinin geldiğini söyledi. Eyvah, şimdi Müftü efendiye kahve ısmarlamak lazım, kahve var amma şeker yok, benim iki parça şekerim var, onu da masanın gözünde saklamışım, ya şekerli kahve isterse... Ya sigara da vermek lazım gelirse... Çünkü şeker çok pahalı idi. Herkes şekerini kendi tedarik edecek, emri verilmişti. Ne ile tedarik edecekti, kimde para vardı ki?.
- Paşa'ya haber veriniz, dedim.
- Paşa size gönderdi, Paşa ile görüştüler.
- Peki, buyursunlar.
Müftü efendi (Diyanet İşleri Reisi iken vefat eden muhterem Rıfat Efendi) odama girdi. Ortadaki yuvarlak ve küçük masanın kenarında bir iskemleye oturdu.
- Müftü efendi, zannıma göre kahve içmezsiniz, değil mi ?
- Evet, içmem.
- Sigara?
- Onu da kullanmam.
Hâlbuki Müftü Efendi kahve içerdi, fakat biz buna meydan vermemek için sualde bulunduk. Müftü efendi derhal vaziyeti anladı ve "içmem" dedi. Tebessüm ederek:
- Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az olsa da yardımda bulunmayı vazife bildik.
- Bundan bir şey anlayamadım. (Yatağımın karşısında duran küçük kasayı göstererek) Paramız var, dedim. Hâlbuki kasa mevcudu 48 kuruştan ibaretti.Müftü Efendi bu sözümü dinlemedi bile. Geldi, cübbesinin altından bir torba çıkardı. İçindeki kâğıt paraları saymaya hazır bulunuyordu.
- Müftü efendi, teşekkür ederiz amma, evvela Paşa ile bu hususta bir görüşseniz iyi olur.
- Görüştüm, kasa Mazhar Müfit Bey'dedir, ona veriniz! Dedi.
- Pek ala.
Müftü efendi birer, birer saymaya ve masanın üzerine koymaya başladı. Yüz, iki yüz, beş yüzü geçti, nihayet tamam bin lira (kâğıt para) saydı. Ben de yataktan kalkarak paraları aldım ve kasaya koydum.
Bunun üzerine emirberi çağırdım ve iki şekeri verdim: "Bize birer kahve pişir!" emrini verdim. Müftü zaten vaziyeti anlamış olduğundan güldü. Ve: "Şeker pahalı, hesap lazım, size de gelen giden çok, başa çıkmaz, değil mi ?" diye latifeleşti. Kahveler içildi. Muhterem Müftü çıktı, gitti. Ben de paranın miktarını derhal Mustafa Kemal Paşa'ya haber vermek üzere odamdan çıktım.
Paşa'yı odasının kapısı önünde bir habere intizar eder vaziyette gördüm. Bana: "Ne kadar? Dedi. "Bin" dedim.
Odasına girdik,
- Gördün mü, akşam ne kadar sıkılmıştık. Bu hatıra gelir miydi.. Allah bize yardım ediyor, dedi. Ben de:
- Evet, kul sıkılmayınca Hızır yetişmez, dedim.
- Şimdi Hızır’ı filan bırak bakalım. Masraf ve varidatı tanzim et.
- Her şeyden evvel bugün öğle yemeğinde size bir ziyafet çekeceğim. Çoktan beridir et gördüğümüz yok. Şimdi emir verip on kıyye pirzola aldıracağım. Ancak yeter. Bir de irmik helvası...
Mustafa Kemal Paşa - İsrafa başlamayalım.
- Bir defaya mahsus.. Yarın yine çorba ve bulgur pilavına avdet ederiz.
Gülüştük. Ben icap edenlere para ile emir verdim. Müftü efendinin getirdiği bu parayı memleketin eşrafı aralarında toplamışlar; bizim parasız kaldığımızı anlamışlar, Müftü efendi ile göndermişler. Cümlesine teşekkürlerde bulunduk. Müftü efendiyi Mustafa Kemal Paşa çok severdi. Böyle para için değil.. İstanbul'un hurucu alessultan fetvasıyla idamımıza hüküm verdiği zaman bunu cerh ve reddeden bir fetvayı Müftü Efendi de topladığı ulema ile müzakere ederek vermişti. Paşa da, Rıfat Efendi'ye, Diyanet İşleri Reisi iken her hafta yaver gönderir, bir arzusu olup olmadığını sordururdu; resmi otomobili yok iken bir otomobil tahsis ettirmişti. Mücadele-i Milliyete büyük hizmeti sebk eden Rıfat Efendi'yi burada rahmetle yad ederim.”
(Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber 2, TTK 1986, s. 506-508)

dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.565
  • Teşekkür 5005
    • Çevrimdışı
  • # 03 Eki 2020 07:56:53
Daima geçmişi gördüğümüzü.

150 m uzaktaki bir kuşun ağaca konduğunu biz gördüğümüzde, aslında o kuş saniyenin milyonda biri kadar bir zaman öncesinde konmuştu ağaca.

Biz insanlar hiçbir olayı yaşandığı anda göremeyiz.

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.079
  • Teşekkür 39081
    • Çevrimiçi
  • # 04 Eki 2020 13:03:34
“Kaç kuruş” dedi, “incir kurusu?”
Pazarda ürün satan köylü kadının tepesine dikilmiş, gür sesiyle üç kere yineledi sorusunu. İyi giyimli, bakımlı görünümlü bir beyefendi.
“İncir kurusu kaç kuruş!”
“Otuz lira” diye cevap vermişti oysa, beyefendinin her soruşunda köylü kadın.
“Bu paraya incir kurusu mu olur, indir indir!” Dedi beyefendi.
Titrek sesiyle cevap verdi kadın;
“Yaylalardan topluyorum. İki üç kök incir ağacım var. Ayağım aksıyor, zorlanıyorum ama çocuğumun okul masrafını çıkarmak zorundayım. Kilosunu 25’ten vereyim” dedi.
O sırada telefon geldi beyefendiye, uzun uzun aldığı villanın güzelliğinden bahsetti karşısındakine. Mangal partisine davet etti.
Ben iki metre ötede işi gücü bıraktım onları takip ettim.
Elimde değil. İnsanlara böyle üstten bakanlara tahammülüm yok.
Köylü kadının önünde hepi topu iki poşet incir kurusu vardı. Başka da bir ürün yoktu. Tabiri caizse, sığıntı gibi, bir pazarcının yanına gelmiş oturmuştu. Belli ki o iki poşet incir kurusu parasına ihtiyacı vardı.
“20 liradan ver de bir kilo alayım” dedi adam gür sesiyle.
“Valla gurtarmaz abim” dedi kadın, “çocuğumun eğitim ihtiyacı olmasa gelmezdim buralara. Uzaktan eğitim mi neymiş; batasıca. Ders yapması lazım. Bilgisayarı yok. Ortada kaldık.”
Çıkardı cebinden 20 lira uzattı kadına adam.
“Kurtarır kurtarır, bir kilo ver hele sen” dedi.
“Merhaba” diyerek yanaştım tezgaha. Tezgah dediğime bakmayın. Kadın yere bağdaş kurmuş oturmuş, önünde de iki şeffaf poşette incir kurusu.
“Ne zamandır böylesi güzel kurutulmuş incir görmemiştim. Kaç kilo var elinizde” diye sordum kadına.
“İkişerden dört kilo var kızım” dedi kadın.
İkiyüz lira çıkardım verdim kadına.
“Hepsini alıyorum” dedim.
“Bu çok fazla, kilosu 30 lira” dedi kadın.
“Çocuğunuza alacağınız bilgisayara katkım olsun bacım” dedim.
Apışıp kaldı iyi giyimli beyefendi.
Bütün pazar paramı kadına verdim. Helali hoş olsun.
Aldım poşetleri elime çıktım pazardan.
Bir hafta sebze meyve yemezsem ölmem ya.
En sevdiğin meyve ne diye sorsalar; incir ile dut yarışa girer.
Ama ben inciri ve dudu dalından yemeyi severim.
Ne reçeli olursa olsun reçele çok uzağım. İyi yaparım ama yiyemem.
Şimdi bunları incir reçeli yapacağım.
‘E yemiyorsun da niye reçel yapıyorsun ya’ diyenler olabilir.
İncir reçelini yapıp satışa sunacağım.
Mersin’in Arslanköyü’nde uzaktan eğitimini bilgisayarı olmadığı için yapamayan bir çocuğumuza tablet bilgisayar alabilmek için.
Doğa bana güç kuvvet versin.
Zincir marketlerin raflarındaki yüksek fiyatlar için gıkını çıkarmayıp köylü kadınların el emeği göz nuru bir avuç ürününü almak için pazarlık eden her kim varsa, boğazına dursun o aldığı ürün.
Yazıktır! Kıymayın analara!
Senem Açıkgöz

dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.565
  • Teşekkür 5005
    • Çevrimdışı
  • # 04 Eki 2020 13:21:19
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
“Kaç kuruş” dedi, “incir kurusu?”
Pazarda ürün satan köylü kadının tepesine dikilmiş, gür sesiyle üç kere yineledi sorusunu. İyi giyimli, bakımlı görünümlü bir beyefendi.
“İncir kurusu kaç kuruş!”
“Otuz lira” diye cevap vermişti oysa, beyefendinin her soruşunda köylü kadın.
“Bu paraya incir kurusu mu olur, indir indir!” Dedi beyefendi.
Titrek sesiyle cevap verdi kadın;
“Yaylalardan topluyorum. İki üç kök incir ağacım var. Ayağım aksıyor, zorlanıyorum ama çocuğumun okul masrafını çıkarmak zorundayım. Kilosunu 25’ten vereyim” dedi.
O sırada telefon geldi beyefendiye, uzun uzun aldığı villanın güzelliğinden bahsetti karşısındakine. Mangal partisine davet etti.
Ben iki metre ötede işi gücü bıraktım onları takip ettim.
Elimde değil. İnsanlara böyle üstten bakanlara tahammülüm yok.
Köylü kadının önünde hepi topu iki poşet incir kurusu vardı. Başka da bir ürün yoktu. Tabiri caizse, sığıntı gibi, bir pazarcının yanına gelmiş oturmuştu. Belli ki o iki poşet incir kurusu parasına ihtiyacı vardı.
“20 liradan ver de bir kilo alayım” dedi adam gür sesiyle.
“Valla gurtarmaz abim” dedi kadın, “çocuğumun eğitim ihtiyacı olmasa gelmezdim buralara. Uzaktan eğitim mi neymiş; batasıca. Ders yapması lazım. Bilgisayarı yok. Ortada kaldık.”
Çıkardı cebinden 20 lira uzattı kadına adam.
“Kurtarır kurtarır, bir kilo ver hele sen” dedi.
“Merhaba” diyerek yanaştım tezgaha. Tezgah dediğime bakmayın. Kadın yere bağdaş kurmuş oturmuş, önünde de iki şeffaf poşette incir kurusu.
“Ne zamandır böylesi güzel kurutulmuş incir görmemiştim. Kaç kilo var elinizde” diye sordum kadına.
“İkişerden dört kilo var kızım” dedi kadın.
İkiyüz lira çıkardım verdim kadına.
“Hepsini alıyorum” dedim.
“Bu çok fazla, kilosu 30 lira” dedi kadın.
“Çocuğunuza alacağınız bilgisayara katkım olsun bacım” dedim.
Apışıp kaldı iyi giyimli beyefendi.
Bütün pazar paramı kadına verdim. Helali hoş olsun.
Aldım poşetleri elime çıktım pazardan.
Bir hafta sebze meyve yemezsem ölmem ya.
En sevdiğin meyve ne diye sorsalar; incir ile dut yarışa girer.
Ama ben inciri ve dudu dalından yemeyi severim.
Ne reçeli olursa olsun reçele çok uzağım. İyi yaparım ama yiyemem.
Şimdi bunları incir reçeli yapacağım.
‘E yemiyorsun da niye reçel yapıyorsun ya’ diyenler olabilir.
İncir reçelini yapıp satışa sunacağım.
Mersin’in Arslanköyü’nde uzaktan eğitimini bilgisayarı olmadığı için yapamayan bir çocuğumuza tablet bilgisayar alabilmek için.
Doğa bana güç kuvvet versin.
Zincir marketlerin raflarındaki yüksek fiyatlar için gıkını çıkarmayıp köylü kadınların el emeği göz nuru bir avuç ürününü almak için pazarlık eden her kim varsa, boğazına dursun o aldığı ürün.
Yazıktır! Kıymayın analara!
Senem Açıkgöz
Çok teşekkürler sayın hocam. Güzel bir paylaşım. 
Ben olsam o villa sahibi vatandaşa şunu derdim.

Sizin gücünüz yetmez bu inciri almaya o nedenle ben alıyorum.

Muhtemelen parası olduğunu istediğini alabileceğini söyleyecek veya ima edecek. Çünkü onu söylemeye  veya ima etmeye zorlayacak konuşmalar yapardım.

Son sözüm de şu olurdu:

"Ben cüzdanınızdaki güçten değil kalbinizdeki güçten söz ediyorum.

unodeca

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 164
  • Teşekkür 5305
    • Çevrimdışı
  • # 05 Eki 2020 02:20:41
Washington DC'deki Atatürk heykelini, Ermeni saldırılarından koruyan bir grup siyahi

dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.565
  • Teşekkür 5005
    • Çevrimdışı
  • # 05 Eki 2020 06:25:35
Evrende Dünya'daki bütün çöl ve kumsallardaki kum tanesi sayısından  daha çok yıldız olduğunu

dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.565
  • Teşekkür 5005
    • Çevrimdışı
  • # 09 Eki 2020 07:51:14
Sol elimizin avuç içini kendi kendine dezenfekfe ettiğini.

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.928
  • Teşekkür 156829
    • Çevrimdışı
  • # 11 Eki 2020 09:44:38
İnsan vücudundaki toplam damarların uzunluğu yaklaşık 96000 km, diğer bir birimle yaklaşık 60000 mildir. Dünyanın çapı Ekvator'da 12756 kmdir. Yani, vücudumuzdaki kanın kat ettiği mesafe dünyanın Ekvator'daki çapının yaklaşık 7.5 katına eşittir. Bu uzunluktaki böylesine hassas damarları insan vücuduna kusursuzca yerleştiren elbetteki sonsuz ilim ve kuvvet sahibi olan ALLAH'tır. Ne de az şükrediyoruz.

AYHANAYDIN

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 114
  • Teşekkür 1586
    • Çevrimdışı
  • # 12 Eki 2020 00:49:59
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Sol elimizin avuç içini kendi kendine dezenfekfe ettiğini.
YENİ ÖĞRENDİM. TEŞEKKÜRLER

AYHANAYDIN

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 114
  • Teşekkür 1586
    • Çevrimdışı
  • # 12 Eki 2020 00:51:26
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Washington DC'deki Atatürk heykelini, Ermeni saldırılarından koruyan bir grup siyahi
  BU RESİM BENİM GURURUMU OKŞADI. 

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 2.337
  • Teşekkür 14494
    • Çevrimdışı
  • # 12 Eki 2020 20:32:19
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
  BU RESİM BENİM GURURUMU OKŞADI. 

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Hocam bende öyle sanıp sevinmiştim ama öyle değilmiş o bir grup siyahi, Türk elçiliği  tarafından parayla  tutulmuş özel güvenlikçilermiş..

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.928
  • Teşekkür 156829
    • Çevrimdışı
  • # 12 Eki 2020 20:42:18
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Hocam bende öyle sanıp sevinmiştim ama öyle değilmiş o bir grup siyahi, Türk elçiliği  tarafından parayla  tutulmuş özel güvenlikçilermiş..

🤤🙄🙄

dark city

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.565
  • Teşekkür 5005
    • Çevrimdışı
  • # 14 Eki 2020 10:48:37
Ceviz ağacının taşıtlardan çıkan egzoz gazındaki kurşun gibi ağir metalleri emdiğini ve Avrupalıların otoyol kenarlarına ceviz ağacı diktiklerini.

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK