Bunları Biliyor Musunuz?

Çevrimdışı ilhami_60

  • Bilge Üye
  • *****
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
# 08 Eki 2022 21:44:40
......

Üniversite mezunu sınıf arkadaşları yıllar sonra buluşurlar ve profesörlerini ziyarete giderler.

Profesörün evinde koyu bir sohbet başlar…

Kimi işinden memnun değildir, kimi kocasından.
Kimi kaç yıldır o arabayı istemektedir.
Bir diğerinin kayınpederi hastadır, ‘yoruluyorum’,
’mutsuzum’,
‘İşimi değiştirmek istiyorum’,
‘Ev yetmiyor, bu araba eskidi’,
‘Teknem olsa’,
‘Bu şehri sevmiyorum’,
‘Çocuklar okula başlayacak, o kolej mi, bu kolej mi?’
Profesör bu yakınmaları gülümseyerek izler..
Sonra seslenir..
-Ben bir kahve koyayım size..
Mutfağa gider, koca bir termosa mis gibi bir kahve hazırlar, tepsi alır, içine birbirinden farklı fincanlar dizer.
Birinin kulpu kırık, biri çok özel ince porselen, biri daha büyük, biri daha derin, birisi şirket markalı, birisi altınlı.
Salona gelir, fincanları ve termosu bırakır.
-Hadi. Fincanlarınızı alın, kahvenizi koyun..
Herkes uzanıp bir fincan seçer…
Önce en güzel ve değerli olanlar seçilir, sona kalanlar kulpsuz ya da daha özensizlerdir.
Kahvelerini de doldururlar ve birer yudum alırlar…
– Ohhh. Nefis ya. Mis mis… ne kadar ihtiyacımız varmış…
Profesör gülümseyerek bakar onlara.
Ve sonra söze başlar…
-Ah benim toy canlarım.
Tepsiyi ilk getirdiğimde düşünmeden en güzel fincanı seçmek için elinizi uzattınız…
Aynı yaşam gibi…
Her şeyin en düzgününü istesek de, bazen bizim dışımızda gelişen olaylarla bize kalanlar eksik parçalı ya da daha durgun olabiliyor…
Şimdi hepinizde çok farklı fincanlar var…
Birinin kenarı kırık, biri diğerinden küçük, biri sade, biri şatafatlı.
İlk yöneldiğiniz, görüntüsü itibariyle istediğiniz fincan.
Ama sonra size kalan neyse, o fincanla da yetindiniz.
Koca termostan elinizdeki farklı fincanlara hepiniz aynı mis kokan kahveyi koydunuz ve kahveyi yudumlayınca elinizdeki fincanı unuttunuz ve hepiniz derin ve mutlu bir ‘ohhhh’ çektiniz.

İşte hayat da böyle.
Geliş tarzı, kullanım şekli, görüntüsü farklı da olsa hepimizin hayatı aynı içilen bu kahve gibi hep aynı güzellikte.
Lütfen hayatınızı kahvenizi yudumlar gibi derin bir ‘ohhh’ çekerek ve her anından keyif almayı bilerek yaşayın.

Size nasıl sunulduğuna bakmadan…”

Çevrimdışı dark city

  • Bilge Üye
  • *****
  • 6.610
  • 42.070
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 6.610
  • 42.070
  • 4. Sınıf Öğretmeni
# 12 Eki 2022 13:43:47
Okulumuzda çalışan Ayhan AKDENİZ hocamızın bir tespitidir:
Tüm sınavlarda her soruda 2 saniye kazanılabilir.

Bulunan cevaplar optik forma kodlanırken, her bir kodlamada kalın uçlu kalem ile ince uçlu kalem kullanma arasındaki zaman farkı yaklaşık 2 saniyedir.
Örneğin TYT de 120 soruda bu, 240 saniye yani 4 dakika yapar. 4 dakika demek belki de boş bırakılan birkaç soruyu çözmek demektir.

Çevrimdışı ilhami_60

  • Bilge Üye
  • *****
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
# 17 Eki 2022 20:11:11
Yatırıldığı Akıl hastanesinde ölü olduğuna inanan ve bu nedenle de yemek yemeyen ve hiç bir yaşamsal faaliyete katılmayan bir akıl hastası, tüm uzman psikiyatristlerce girişilen her çabaya rağmen, ölü olmadığı konusunda bir türlü ikna edilememiş.
Hastanın bu kararından vazgeçmeyeceğini anlayan ve tedavisini üstlenen psikiyatristlerden biri, sonunda hastaya, ölülerin kanayıp kanamayacağına dair bir
soru yöneltmiş.
Hasta: "Tabii ki kanamaz. Çünkü, ölülerin tüm hayat fonksiyonları durmuştur" demiş.
Bunun üzerine psikiyatrist, küçük bir iğne alıp hastanın parmağına batırmış. Bir müddet şaşkınlıkla parmağına bakan ve kanadığını gören hastanın tepkisi ilginç olmuş: "Lânet olsun, ölüler de kanarmış"

Bazı insanları ikna etmek zordur..

Bir de yaşadığını sanan ölüler var, sanırım onların durumu daha da vahim..

Çevrimdışı hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 26.252
  • 202.001
  • 26.252
  • 202.001
# 20 Eki 2022 09:06:11
Peygamber Efendimizin Bazı  Sünnetleri

9- ) Kendisinden kötü söz işiteceği kimseye yanaşmazdı. ( Buhari )
44- ) Buğday ekmeği ile hurma yerdi v " Bunlar pek hoştur. " derdi. ( Tayalisi )
45- ) Üzümü ağzına teker teker koyarak yerdi. ( Taberani )
46- ) Hediye edileni yerdi, sadakayı yemezdi. ( İbn-i Said )
48- ) Hanımlarından biri yatıp uyumak istedikleri zaman ona 33 kere Subhanallah, 33 kere Elhamdülillah, 33 kere de Allahuekber demesini emrederdi. ( Mendi )
49- ) İnsanları birbirine bağlamak ve sevindirmek için hediyeleşmelerini emrederdi. ( İbn-i Asakiri )
52- ) İnsana ait 7 şeyin gömülmesini emrederdi: Saç, kan, tırnak, diş, pıhtılaşmış kan, perde, hayız kanı. ( Hakim )
54- ) Yüzüğünü sağ eline takardı. ( Müslim )
55- ) Yüzüğünü sol eline takardı. ( Buhari )
56- ) Yüzüğünü sağ aline takardı sonra sola değiştirirdi. ( İbn-i Asakir, Aişe (r.a. )
57- ) Cinlerden ve nazar değmesinden Rabbine sığınırdı. Nihayet Muavvizeteyn nazil olunca onları okumaya başladı. Diğer duaları terk etti. Ani ölümden Allah'a sığınırdı, ölümden önce hastalanmasını isterdi. ( Taberani )
58- ) Her namazdan sonra abdest alırdı. ( Buhari )
62- ) Gece karanlığında gündüzün ışığında gördüğü gibi görürdü. ( Beyhaki )
70- ) Dualarının daha şümüllü olanını severdi, diğerlerini terkederdi. ( Taberani )
71- ) Tabaklanmış koyun postunda namaz kılmaktan hoşlanırdı. ( İbn-i Said )
72- ) Bahçelerde namaz kılmaktan hoşlanırdı. ( Tirmizi )
74- ) Açlıktan beline taş bağlardı. ( İbn-i Said )
75- ) Yeşilliğe akan suya bakmaktan hoşlanırdı. ( Ebu Nuaym )
77- ) Hediyeyi kabul ederdi. Ona karşılık olarak bir şey verirdi. Sadakayı kabul etmezdi. ( Taberani )
81- ) Dağlamak, yani bir nevi tedavi şeklinden ve sıcak yemekten hoşlanmazdı ve şöyle buyururdu: " Soğuk yiyin çünkü bereketlidir. Dikkat edin sıcak yemekte bereket yoktur. " ( Ebu Nuaym )
83- ) Çok sorulmaktan hoşlanmazdı ve bunu ayıplardı. Ama Hz. Ebubekir (r.a) sorduğunda cevap verirdi ve bundan hoşlanırdı. ( Taberani )
86- ) Secdede bazen kendisinden geçinceye kadar uykuya dalardı. Gözleri uyuyup kalbi uyumadığı için sonra klakıp abdest almaya ihtiyaç duymadan namazını kılardı. ( Ahmet bin Hanbel )
87- ) Son sözü şu olmuştur: " Namazı sakın terk etmeyin. Namazı sakın terk etmeyin, elleriniz altında bulunanlar hakkında Allah (c.c )'tan korkun, adaletle muamele edin.

( Ebu Davut )

Çevrimdışı toplum-bilim

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3.743
  • 48.566
  • 3.743
  • 48.566
# 23 Eki 2022 18:44:12
Mustafa Kemal 1926 yılında Ankara’da Söğütözü civarında yaptığı gezilerin birinde, uzaktan bir köylünün kulübesini görür. Kulübeye yaklaştığında köylü koşarak yanına gelir ve kulübesine davet eder. Köylünün kulübesinin önünde bir süre dinlenen Mustafa Kemal, bir ara içini çeker;
“ Benim de böyle bir kulübem olsa, bazı geceler kulübeme gelip dinlensem. Buradaki huzur, buradaki sakinlik, hiçbir yerde bulunmaz” der.
Tez canlı köylü:
“Mademki o kadar sevdiniz siz de şuracıkta bir kulübe yaptırın. Bundan kolay ne var?” diye içtenlikli temennisini ifade eder.
Mustafa Kemal tebessümle hemen karar verir.
“Mademki sen de uygun buldun. Hemen yaptırıyorum,” der ve kerpiç kulübenin inşaatı başlar.
İki pencereli, bir kapılı ve tek kişinin kalabileceği kulübe iki gün içerisinde ve devletin parası kullanılmadan kendi maaşı ile tamamlanır.
Mustafa Kemal, kulübenin yapılacağı yerde bulunan söğütlerin dikkatlice sökülmesine nezaret eder. Söğüt fidanlarının tekrar başka yerlere dikilmesini ister. Bir kısım fidanları kendi elleri ile kulübenin yakınlarına diker.
Atatürk, sonraki yıllarda huzur bulduğu bu kulübesinde, bazı geceler gelir ve kalırdı. Kendi elleri ile yaktığı şöminesinde kahve pişirir, kendi fincanına kendisi servis yapar ve belki ruhunun derinliklerine dalar gider, kendine zaman ayırırdı. Tek kişinin sığabileceği kulübede, tek başına geceler geçirirdi.
Daha sonraki yıllarda da, ilerleyen yaşına rağmen kulübesini ziyaret etmeyi ihmal etmedi. Hasır sandalyesinde kahvesini yudumlarken çekilen resmi, yine bu kulübenin önünde dinlendiği bir ana aittir. Söğütözün’de Atatürk’ün diktiği fidanlar yaşlılıktan yok olmuş olsa da, genç filizler sayesinde etraf hala yemyeşil söğütlerle doludur.
1926 yılında kerpiçten yapılan bu tek odalı kulübe, Ata’nın ölümü ile unutulmuş yıllarca sahipsiz bırakılmıştır. Kulübenin düzenlenmesine dair çabalar 2000 yılına kadar sonuçsuz kalmış, 2000 yılında Orman Bakanı Prof. Dr. Nami Çağan’ın himayesi ile Mimar M. Fikri Aktan tarafından 27.7.2000 tarihinde rölevesi hazırlanmış, 29.10.2000 tarihinde ise yenileme çalışmaları tamamlanarak ziyarete açılmıştır. Ankara’da çoğumuzun unuttuğu bu kulübe, her şeye rağmen bu gün iyi durumdadır.
Mustafa Kemal’in gerçekte tek taşınmazı olan kulübeyi ziyarete gittiğinizde, sizi mütevazı bir dünya karşılayacaktır.

Alıntı

Çevrimdışı ilhami_60

  • Bilge Üye
  • *****
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
# 27 Eki 2022 14:16:13
Nutella yokken,
Nugatella vardı.
Özelliğini fındıktan alan bir gıda maddesi olarak tanıtılan Nugatella, Sagra tarafından Ordu'da üretiliyordu. Ürün içeriğideki ekstra fındık, kakao ve süt sebebiyle "çocuklar için bir sıhhat kaynağı" olarak lanse ediliyordu

Çevrimdışı dark city

  • Bilge Üye
  • *****
  • 6.610
  • 42.070
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 6.610
  • 42.070
  • 4. Sınıf Öğretmeni
# 06 Kas 2022 09:56:23
Sivas ilimizin 4 ana ve 4 ara yönde olmak üzere 8 komşusu; Uşak ilimizin ise 4 ana yönde 4 komşusu olduğunu.

Çevrimdışı toplum-bilim

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3.743
  • 48.566
  • 3.743
  • 48.566
# 18 Kas 2022 10:41:42
PTT müfettişliği yaptığı dönemde, PTT Müdürlüğünü teftiş etmesi gerekir.  Daha önceki yazışmalardan,  PTT müdürünün bir hastasının olduğunu hatırlar. Teftişe gitmeden önce o yazışmaları bir kez daha gözden geçirir.     

Teftiş sonucu, kasanın 25 lira açık verdiğini görür. Müdür kızarır, bozarır; ama söyleyecek bir söz de bulamaz. Açıklaması yoktur. Osman Nihat müdüre,“ Sayımda hata yapmış olabiliriz. Mal Müdürünü al gel de, kasayı bir de o saysın." der.

Müdür, şaşırır; ama çaresiz mal müdürünü çağırır. Mal Müdürünün yaptığı sayımda para tamam çıkar. Osman Nihat de, teftişini tamamlar ve müdüre teşekkür ederek ayrılır. Müdür şaşırmıştır. Bir şeyler demek ister, ama beceremez.

Bir gün, Osman Nihat Akın, müfettişler odasında arkadaşlarıyla otururken, postacı bir mektup getirir. Mektup teftişe ettiği şube müdüründendir. Mektubu okurken gözleri dolar.

Arkadaşları;

- Üstat ne oldu? Kötü bir şey yoktur inşallah, diye sorarlar.

- Yok, yok! Duygulandım biraz, o kadar, diye cevaplar, Üstat.

Arkadaşları;

- Meraklandırdın bizi. Mektubu bize de okuman mümkün mü, deyince bakar arkadaşlarına ve mektubu uzatır. Şöyle demektedir mektup,   
 
- Beni Mal Müdürünü çağırmaya gönderdiğinizde, 25 lirayı siz cebinizden tamamladınız ve haliyle kasa tamam çıktı. Evet, parayı ben almıştım. Hanımım çok hasta idi. İlaç ve doktor parası ödeyip sonra iade edecektim. Siz aniden geldiğiniz için yerine koyamadım. Sizin, ince ve hassas kalbiniz durumu anladı ki, bana mesele yaşatmadınız. Bu yüzden size minnettarım.

Herkes duygulanmıştır, üstadı kutlayarak ayrılırlar. Ama ne yazık ki, içlerinden biri üstadı, "Vazifeyi suiistimal etti ve yolsuzluğa çanak tuttu," diye şikayet eder. Üst makam, üstadı çağırır ve olayı soruşturur. Üstadın karakterini bilen liyakat ve inisiyatif sahibi insanlar. soruşturma gereği görmez ve konu kapanır.

Şair ruhu incedir. Üstelik o şair bir de bestekarsa, o incelik katmerlenir. Üstat bu durumdan   çok etkilenmiştir. Bu olay sonunda senelik iznini alarak oradan ayrılır. Yalnız  kaldığında Bakırköy'de her zaman gittiği, deniz kenarında oturduğu yere gider. Alır eline bir kağır ve döker içindekileri:
 
Bir ihtimal daha var,
O da ölmek mi dersin?
Söyle canım, ne dersin?
Vuslatın başka alem,
Sen bir ömre bedelsin?
 
Sükut etme nazlı yar,
Beni mecnun edersin.
Vuslatın başka alem,
Sen bir ömre bedelsin.

Düşünüldüğü, ya da zannedildiği gibi, bu bir aşk şarkısı, ya da acı dolu bir aşkın ilham verdiği şarkı değildir. Bu bir dost, bu bir dostluk, insanlık hikayesidir.

Bestecimiz Osman Nihat Akın. Soydan besteci, soydan sanatkar, soydan zarafet dolu bir aileden geliyor. Ahmet Rasim’in torunudur.

BÖYLEDİR BU DÜNYA;

• İNANDIĞI İNSANIN MASUMİYETİ ZARAR GÖRMESİN DİYE, KUSURUNU ÜSTLENEN DE VARDIR;

• KUSURU ÜSTLENENİ ŞİKAYET EDEN DE..

AMA

• DUYGULARINI ÖNCE SATIRLARA, SONRA DA NOTALARA DÖKMEK İÇİN RUH TAŞIMAK
GEREKİR.

• ONDAN ÖNCE DE İNSAN OLMAK…
Alıntı

Çevrimdışı ilhami_60

  • Bilge Üye
  • *****
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
# 30 Kas 2022 21:02:05
175 yıl önce kıtalar ayrılmasaydı okyanus kıyısında yaşayacaktık.

Çevrimdışı ilhami_60

  • Bilge Üye
  • *****
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 4.704
  • 29.972
  • 4. Sınıf Öğretmeni
# 30 Kas 2022 22:14:07
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
175 yıl önce kıtalar ayrılmasaydı okyanus kıyısında yaşayacaktık.


175 Milyon yıl önce olacaktı.

Çevrimdışı Kul Osman

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • 42
  • 174
  • 42
  • 174
# 01 Ara 2022 10:44:35
Kadınların acı eşiğinin daha yüksek olduğunu kadın teröristlerin işkenceye daha fazla dayandığını biliyor muydunuz?

Çevrimdışı hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 26.252
  • 202.001
  • 26.252
  • 202.001
# 01 Ara 2022 23:24:37
Bismillahirrahmanirrahim

TEVBE SURESİ

71- "Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir".

Çevrimdışı dark city

  • Bilge Üye
  • *****
  • 6.610
  • 42.070
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • 6.610
  • 42.070
  • 4. Sınıf Öğretmeni
# Dün, 08:21:36
İnsanlar çevresinde olup bitenleri hep geçmişte görür. Çevresinde olan bir olayı görmesi, olayın gerçekleşmesinden sonradır. O nedenle belki de uzayın derinliklerinde çok ileri teknolojiye sahip canlılar vardır ve dünyamızdaki geçmiş yaşantımızı izliyorlardır.
1. Dünya Savaşı, İstanbul'un Fethi,
Kavimler göçü vb.

İnsanoğlunun son yüzyılda bile geldiği noktayı düşünürsek, yaklaşık olarak 14 milyar yaşındaki evren kim bilir nelerle donatılmıştır.

Çevrimdışı Harmoni

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1.433
  • 13.276
  • 1.433
  • 13.276
# Dün, 17:17:58
Gülümsemek kaslarınızı hareket ettirir ve yüzünüzün yaşlanmasını geciktirir. Her zaman gülümseyin.

Çevrimdışı toplum-bilim

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3.743
  • 48.566
  • 3.743
  • 48.566
# Dün, 20:46:51
Yıl 1936…
Denizli’nin Acıpayam İlçesi’nde görevli bir grup öğretmen havanın güzelliğinden faydalanıp pikniğe gittiler…
Şahane doğanın kucağında eğlenirlerken keçilerini otlatan küçük bir çobanla karşılaştılar; yanlarına davet edip çay ikram ettiler, ismini sordular.
Küçük çoban ürkek bir sesle yanıt verdi:
–Hüseyin…
Öğretmenlerden biri yanındaki gazeteyi uzatıp “Okuma yazma biliyor musun, bunu okuyabilir misin?” diye sordu.
O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı o kadar azdı ki, okuma öğrenenlerin diplomaları bizzat valiler tarafından imzalanmaktaydı!..
Küçük Hüseyin okuma bilmediği için gazeteyi almayı kabul etmeyince öğretmen bu kez yaşını ve neden okula gitmediğini sordu..
Yanıt hazindi:
–Yaşım 12…
3 yaşında annemi, geçen yıl da babamı kaybettim!..
Talihsiz çocuğun aslında çok zeki olduğunu fark eden öğretmenler mutlaka okumasını tembihlediler…
Hüseyin, öğretmenlerin verdiği desteğin yarattığı heyecanla Denizli’de parasız yatılı okuluna kaydoldu..
Bir süre sonra katıldığı bir matematik yarışmasında Hüseyin’e bir kitap armağan edildi.
O gece kitabı okuyup bitirdi ve ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine giderek şöyle dedi:
–Bu kitapta eksiklik var!..
Öğretmen çok şaşırdı.
Çünkü Hüseyin’in “eksiklik var” dediği kitap Görecelik Teorisini anlatıyordu!..
Hüseyin bu teorinin önemli bir parçasının kitapta bulunmadığını fark etmişti!..
Fen öğretmeni konuyu İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki hocası fizik profesörü Nusret Kürkçüoğlu’na mektupla bildirdi ve şu yanıtı aldı:
–Hüseyin liseyi bitirince yanıma gelsin!..
Albert Einstein’e uzanan yol!..
Hüseyin aynen öyle yaptı…
İTÜ Elektrik Mühendisliği’nde okumaya başladı…
Ancak yaptığı çalışmaları, ürettiği projeleri hocaları dahi anlayamıyordu.
O hocalardan biri “Bu çalışmaları ancak Amerika Boston’daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) görevli Prof. Dr. Morse bilir” deyip, mektupla ona gönderdi.
Gelen yanıt müthişti:
–Hüseyin’in bu yaptığını 5 yıl önce bir grup akademisyen buldu, ama bunu Hüseyin’in tek başına bulması olağanüstü bir şey...
Biz masraflarını karşılayacağız. Amerika’ya gelsin!..”
Hüseyin 1952 yılında yüksek elektrik mühendisi diplomasıyla İTÜ’den mezun oldu.
Bir gazetenin yaptığı kampanya ile toplanan parayla ABD’ye giden bir gemiye bindirildi.
Uzun bir yolculuktan sonra MIT’de Prof. Morse’un karşısına geçti.
Morse, Hüseyin’in tez hocası olacaktı ancak genç adamın İngilizcesi yetersizdi, profesörün söylediklerini tam olarak anlayamıyordu.
Onun da yolunu buldu, hocasına dönüp şöyle dedi:
–Write on the blackboard/ Tahtaya yazın!.
Hocasının tahtaya yazdığı tez konusunu defterine geçirdi ve üniversiteden ayrıldı.
MIT’de tez konuları genellikle 5 ile 9 yıl gibi bir sürede bitirilebiliyordu, ancak Hüseyin 3 ay sonra Morse’un karşısındaydı!..
Profesör, büyük bir şaşkınlıkla incelediği tezin mükemmel olduğuna karar verdi ancak MIT’de hemen diploma verilemiyordu.
Hüseyin başka dersler aldı ve 2 yıl sonra doktorasını alarak bu kez Princeton Üniversitesi’ne başvurdu ve orada dahi fizikçi Albert Einstein’ın öğrencisi oldu!..
Birkaç yıl sonra Boston’a dönüp, icatları destekleyen bir firmada çalışmaya başladı.
İlk büyük buluşunu 1960’ların başında yaptı.
–Sesle kumanda edilen bilgisayar!..
Cumhuriyetin erdemi!
Daha inanılmazı da var:
–Hüseyin, 1958 yılında çalışmalarını yakından izlediği Einstein’ın kendisi kadar ünlü “Fonksiyon Teorisi”nde eksiklikler tespit etti ve bunu bir mektupla kendisine de bildirdi, iyi mi!..
Ancak mektup ulaşmadan Einstein öldü!..
Hüseyin bu eksikliği ünlü bir bilim dergisinde yayımlayınca adeta kıyamet koptu.
Bilim dünyası ikiye bölündü!.
Ve Einstein’in kuramına karşı Hüseyin’in “Kütle Çekim Kuramı” da literatüre girdi!..
Bugün dünyada çok yaygın olarak kullanılan “Siri”, “Google”, “Now”, “Cortana” gibi sesli komut sisteminin mucidi Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, 27 ocak 2013’te yaşamını yitirdi…
Şimdi… Gelelim kıssadan hisseye;
–Bu müthiş, bu dünya bilim tarihine kazınmış ismi içimizden kaç kişi biliyor acaba?!.
Daha acıklı bir soru sorayım.
Şayet Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmasaydı, Mardin’de yoksulluk içinde başlayan yaşamını, dünyanın en önemli bilim insanlarından biri olarak sürdüren Prof. Dr. Aziz Sancar’ı kaç kişi bilecek, tanıyacak, gurur duyacaktı?!.
Dünyaca ünlü, adı tıp literatürüne geçmiş Beyin Cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’i kaç kişi tanıyor, biliyor acaba?!.
Çok sesli müzik alanında harikalar yaratan müzisyenlerimizi;
Fazıl Say’ı, İdil Biret’i, Gülsin Onay’ı, Güner, Süher Pekinel kardeşleri, Suna Kan’ı, Gürer Aykal’ı bırakın dinlemeyi, izlemeyi, kaç kişi adlarını biliyor acaba?!.
Futbol dışında dünyada büyük başarılar elde eden sporcularımızı kaç yurttaşımız tanır çok merak ediyorum!..
Örnek çok, yüzlerce…
Hüseyin Yılmaz’ı Boğaziçi Aydınlar Topluluğu Grubu’nda yayımlanan bir mesaj ile tanıma fırsatı buldum.
Bu büyük bilim adamı önünde, tıpkı diğer kahramanlarımızın olduğu gibi saygı ve sevgiyle eğiliyorum. Bir önemli uyarı da bize,
Türk milletine:
–Kahramanlarını, yüz ağartan önderlerini, bilim, kültür, sanat insanlarını baş tacı etmeyen, unutan, adını bile bilmeyen toplumların gideceği yer çıkmaz sokaktır; olup olacakları da cemaat ya da köleliktir!..
Geçmişten ders alınması gereken, Cumhuriyetin erdemini gayet net anlatan bir öykü…

 


Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK