Konu: Hiç Yazılmayan Hasret Mektubum  (Okunma sayısı 152718 defa)

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 20 Haz 2011 21:08:16
Neden Hz Yakup yanında onca evladı varken illa Yusuf diye ağlayıp gözlerini kör eyledi.

Sevgi sadece evlat sevgisi ise bu sevgiyi kendine yaşatacak hiç mi evladı yoktu.. diğer evlatları ona bu evlat sevgisini veremez miydi.. bir sevgi uğruna hele ki yanında bu sevgiyi giderecek başka kişiler olduğu halde gözler körleştirilebilir miydi.. ve Yusuf'un geleceği bilinmediği halde geleceğine dair bu kadar ümit beslenir miydi..

Neden Mecnun illa Leyla deyip çöllere düştü.

Mecnun için başka bir sevgili bulunamaz mıydı.. Hiçbir kız Leyla'nın verdiğini veremez miydi Mecnun'a.. Eğer istek sadece dünya ise o çölde Leyla'dan daha güzelleri vardı.. yok eğer istek hem dünya hem ahiret ise o çölde yine bunu Mecnun'a verecek kızda vardı.. ama Mecnun illa neden Leyla diye çöllerde idi.. Neden Leyla'nın artık dünyadan göçtüğünü öğrendiği halde onu unutup gitmek yerine gidip Leyla'nın tabutuna uzanıp onsuz hayatı kendisine haram eyleyip o canı verenden ölümü istedi. Ve canı veren onun isteğini kabul edip o canı Leyla'sız dünyada bırakmadı..


Neden Bülbül Gül için ağlayıp durdu hep..

Gül'ün dikenlerinin her seferinde vücuduna batıp kendisine acı vereceğini bildi halde neden Bülbül hala güle konmaya gülü koklamaya devam etti. Bülbül için gül sadece bir çiçekse eğer gülün verdiği çiçekliği verecek bir çok çiçek vardı şu dünyada.. ama bülbül neden hiçbir çiçeği görmeden ısrarla gül için ağlayıp güle konup gülü kokladı..


Zannediyor musunuz ki Yakup için Yusuf sadece bir evlattı...
Zannediyor musunuz ki Mecnun için Leyla sadece bir sevgili idi...
Zannediyor musunuz ki Bülbül için Gül sadece bir çiçekti...



Eğer sadece Yakup için evlat.. Mecnun için sevgili.. Bülbül için çiçek olsaydı anlam;


*Ne Yusuf için gözler kör edilirdi... ve gelene kadar dünyaya küsülürdü..

*Ne Leyla için çöllere düşülür ölümü ile ölünürdü.
.
*Ne de Gül için onca dikenine rağmen gözyaşı dökülür ve hala üzerine konulup kokusu koklanırdı...

Bunu anlamak için Yakup olmak lazım.. sadece Yakup olmak değil Yusuf gibi evlat sahibi olmak lazım... bu da yetmez.. en önemlisi yakup gibi sevmek lazım.. ve Yusuf'un yokluğunda gözleri dünyaya körleştirecek sevgi lazım...

Bunu anlamak için Mecnun olmak lazım.. sadece Mecnun olmak değil Leyla gibi bir sevgili lazım.. ve Mecnun gibi sevmek lazım.. Leyla'sı Mevla'ya ulaştığında onunla Mevla'ya gitmeye hazır olmak lazım.. bu sevgiyi yüreğine canına işlemek lazım ki sevgi ve sevgili gittiğinde canı da onunla gitsin ki sevgili olmadığında o da olmasın..

Bunu anlamak için Bülbül olmak lazım.. sadece bülbül olmak değil Gül gibi bir çiçek lazım.. ve Gül'e bülbül gibi özlem duymak lazım.. koklamaya geldiğinde batan dikenlere katlanmak ve akan kanı görmemek lazım...

Yusuf gelmeden kim açabilirdi Yakub'un gözlerini..
Leyla ölünce kim yaşatabilirdi Mecnun'u..
Gül'ü koklarken akan kanın kan olmadığını kim anlatabilirdi Bülbül'e..

Tek bir olan biri...

Yakub'unda.. Mecnun'unda.. Bülbül'ünde Rabbi olan ALLAH
Yusuf'unda.. Leyla'nında.. Gül'ünde Rabbi olan ALLAH

İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..

O hükmü kestiyse.. O hükmü yazdıysa

Artık ne göz açılabilir O izin vermeden
Artık ne can hayatta kalabilir O canı vermeden
Artık ne akan kan durabilir O durdurmadan

Sonu yok bu sevdanın O sonu kesmeden
Açıklaması yok bu sevdanın sevdayı gönle yerleştiren açıklamasını yapmadan

İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..

Çünkü bu cevabı bulunca tüm sorular en güzel cevaba ulaşıyor
Çünkü bu sonu bulunca en güzel başlangıç oluyor
Çünkü O'nu bulunca kayıplar en güzel kazanç oluyor..

İşte körleşmek.. aslında kayıp ama en güzel kazanç oldu O'nunla..
İşte ölüm... yokluk gibi aslında ama en güzel varlık oldu O'nunla..
İşte kan.. en büyük acı aslında ama en güzel koku oldu O'nunla..

Yakup... ne güzel oldu Yusuf ile....
Mecnun... ne güzel oldu Leyla ile..
Bülbül... ne güzel oldu Gül ile..

Aslında hepsi en güzel bir güzel ile güzel oldu MEVLA ile...

O'nun için yaşamak.. O'nun için sevmek.. O'nun için olmak...

İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor..
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor..



hazan_hüzün_zamanından alıntı


sevde5

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.032
  • Teşekkür 5359
    • Çevrimdışı
  • # 20 Haz 2011 21:19:48
zalim09 hocam duygularınızı ne güzel dile getirmişsiniz...

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 20 Haz 2011 22:15:39
üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?

üç nokta çok sey anlatilmak istenen ve anlatilan
her bir noktanin zerreleri adedince birer nokta daha
anlatilamayan anlasilamayan; insanin kendine de anlatamadigi dinletemedigi

üç nokta aralari bin yillik mesafe
pergelin igneli ayagi bir nokta yüregimizde; diger ayagi sabit kalemle konulmus diger noktalar arasinda gidip gelmekte
tekrar ayni noktaya dönmekte

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta söz geçirememek yürege zincirlemeye çalismak nefsi; günahtan kaçmak günaha batmak
üç nokta merhamet; sizin alinganliginiz benim kirilganligim
olumsuzluk eklerinin yanlis okutulmasi

üç nokta tereddüt kimi zaman pervasizlik çogu zaman
üç nokta imkânsizlik aralari muamma

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta yüregi dinlemek ara sira konusmaktan men etmek *** ***
sevdayi çiçek gibi degil bir kursun gibi tasimak; çiçek gibi
tasiyamayacak olmak

üç nokta Istanbulu tasiyamamak altinda kalmak kâinatin
yardim dilemek bir dosttan ve yine kendimize ihânetimizden
ve de dostluga
agirlastirmak yüregimizde dostlugu çaresizce

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta konusmak hiç susmadan konusmak kendi kendine
bir cinnet üç noktani sakinmak delirmekten
deliligini korumak aklindan
ve simdi üç nokta aglamak bir Kuran kiraatinde günahkârligina
ve de günahsizligina; olmayan çârelerine var olan çâresizligine

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta mahkum olmak mesafelere; boyun egmek nâfileye
üç nokta çâresiz çigliklarla uyanmak rüyadan;
açilmayan kapilari yumruklamak

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta bilmek yanlisligi ve devam etmeyi istemek yanilmaya

üç nokta yasamak baska hayatlar için; yasamaya mahkûm olmak digerlerinin hayatini ve öldürmek kendininkini...

Hüzünden alıntı

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2011 11:15:50
WO Sİ ADİUKH


Küçükken gördüler birbirlerini...
Aynı dalda yetişen iki çağla gibi.
Birinin adı Adiukh, diğeri Hajgeri...
Başlangıçta oyunları paylaştılar, oyunlarına mekanlık
yapan kırları ve çiçekleri...
Soğuk kış günlerinde eve kapanıp kalınca özlediler ve
çocuk kalbinin karşılıksız sıcaklığıyla sevdiler
birbirlerini.

Kar fırtınaları uğuldarken dışarıda aynı ninenin
kucağında dinlediler eski masalları. Aynı fırtına
uğuldadı minicik yüreklerinde.
İki ayrı ve uzak ailenin çocuğuydular. Ömürleri
birbiriyle çekişmekle geçmiş iki ayrı beyin döşeğinde
doğmuşlardı. Yaşıttılar aşağı yukarı, ömrü bir mevsim
süren çiçekler gibi. Aynı anda baş kaldırmış, aynı
anda yeşermiş, aynı anda çiçeklenmişlerdi. Hep bahardı
onlara göre yaşamak. Hep yeşil, hep aydınlık...
Bütün çocukların yüreği beydir. Ellerindekini paylaşır
ve başlarını okşayan herkese açarlar yüreklerini.
Sıcağa uzatırlar küçük ellerini acemice.
Büyüdükçe daha fazla özler oldular birbirlerini.
Zaman onların sevgisini karartıp kavurmaktan, sevgiyi
sevda yapmaktan başka bir şeye yaramadı.


Bir de büyüttü sevgileri gibi bedenlerini de. Serpilip
gelişti ikisi de. Soyunun alımlı çekiciliği sardı
Adiukh'u. Yüzü kar köpüğü gibi ak, saçları aysız
geceler gibi kara, gözleri bir çift kor parçası...
Hajgeri dağlar kadar gururlu, yaz kış yeşil çam
ağaçları gibi dik ve yaşam dolu.
Yaşadıkları yerin insanlarına ait katı geleneklerdi
onları uzaklaştıran ve asla bir araya getirmeyecek
olan. Yaşam bu topraklarda hep dayanılmaz güzel ama
zorlu olmuştu. Gelenekler de katıydı bu yüzden. Aynı
köyün gençleri kardeş sayılacaktı, saklanmayacak,
kaçmayacak ama el uzatılmayacaktı.
Zaman kavuruyordu ikisinin sevdasını da.
Kavurup karartıyordu.
. . .


Yemyeşil eteğini dans ederken savuran bir güzel kıza
benzer memleketim.
Başı kayalık dağların eteklerinde kayın ormanları,
meşe ve çam ağaçları...
Şarkı söyleyerek akar ığıl ığıl dağlardan derecikler.
Sabah çiğ taneleri öper çiçekleri dallarından.
Kuşlar sessizliğin keder yaymasına izin vermez.
Yeşil etekli, kızıl saçlı bir kıza benzer memleketim,
Dünya döndükçe savurur eteklerini.
Kuşlar eşlik eder onun neşesine.
. . .
-"Alıp üreceğiz derlerse ne derim. Eğip başımı
susarım her seferinde. Gönlüm bu köyün bir gencinde,
senelerdir onu saklıyorum yüreğimde. Başkasının evine
aş kaynatamam, başkasının çocuğuna analık yapamam
nasıl derim? Ayıp deyince yılan bile ısırmaktan
vazgeçer. Ah bu ayıbı icat eden ne olurdu seven gönle
ayıp koymasaydı."
Adiukh içinde bulunduğu çaresizliği bu şekilde dile
getirirken Hajgeri başını elleri arasına alıp
saçlarını karıştırarak düşünüyordu. Ne yapmalı da
söylemeli ailesine yüreğinin Adiukh'u görünce
alevlendiğini. Onu görmediği zaman başka hiçbir şeyin
kendisini ilgilendirmediğini. Dünyayı güneşin
aydınlattığı gibi komşu kızının da onun yüreğine ışık
saçtığını. Çeşme başında kızlar su doldururken sadece
onun güğümünden su istediğini, o suyu içerken içinin
yangınının alevlendiğini, başının döndüğünü.
Çıkmaza girmişlerdi iyice. Tenhalara çekilip
konuşuyor, birbirlerine yüreklerinin şarkısını
söylüyorlardı ama her seferinde korkuyla, endişeyle,
ürkeklikle...
Ayıp aşılmaz bir dağ gibi karşılarındaydı. Ayıp
diyordu gelenekler. Komşu kızı yar olmaz, kardeş olur
sadece. Evimizin baş köşesinde yeri ayrılan bir
kardeş.
-Kaçalım, dedi bir gün Hajgeri.
Güzel yüzünü göğe kaldırıp sustu Adiukh. Bulutlar
geçti gözlerinin yeşilinden, kuşlar geçti... Ne de
zordu sevdiklerinden vazgeçmek zorunda kalmak... O
sussa da susmuyordu yüreği. Hajgeri'nin varlığı bu
köyden, ana babasından ve sahip olduğu her şeyden daha
anlamlıydı onun için.
Sustu önce ve nice sonra sordu sevgilisine.
-Nereye?
Gözlerini dünyaya açtıkları günden beri bu diyarda bu
dağların eteğindeydiler ama çocukken dinledikleri
masallarda anlatılan dünya çok genişti, çok büyüktü.
Ama neredeydi? Ne yöndeydi?
-Ayıplanmayacağımız, tanınmayacağımız bir yere, dedi
Hajgeri.
. . .


Onları hiçbir zaman anlamadı başkaları. Onların
torunlarını da anlamayacaklar. Dedelerinden gördükleri
şekilde yaşadı onlar. Görüp bildikleri yetti onlara.
Ayıp hep caydırıcı oldu, vatan hep kıymetli, onur hep
vazgeçilmez... Dağlı ve soyluydular, denk ve güzel.
Onlardan başkası yakışmazdı o dağlara, onlardan
başkası sevemezdi bu kadar. Sevemez ve saygı
gösteremez.
Akşam el ayak çekilince ortalıktan, gençler avdan
dönünce ve susunca köy gençlerinin şenliği, ihtiyarlar
yataklarına çekilince ve kapanınca kilit takılmayan
kapılar, ay bulutun arkasına girince olacaklara
tanıklık etmemek için bir hırsız gibi çıktı evinden
Hajgeri.
Kara kısrağın dizginini yaşlı armut ağacına bağlayıp
beklemeye koyuldu. Bildiği duaları sıraladı
cesaretlenmek için. Tanrı gündüzün üstüne geceyi
örttüğü gibi köydekilerin gözüne de bir perde örtseydi
de görünmeseydi Adiukh. Görünmese, engellenmese...
Bir yavru ceylan ürkekliğiyle çıktı karanlığın
içinden. Serin akşam rüzgarının önünde
sürüklenircesine yürüyordu. Karanlığı savuruyordu
esinti. Karanlığı ve Adiukh'un aysız gecelere benzeyen
saçlarını... Baba evine hakaret olmaması için gece
kıyafetiyle çıkmıştı dışarı. Yakalanacak olursa
yatağından kaldırılıp zorla ürüldüğü düşünülsün
diye. Ufak ama hızlı adımlarla ilerledi dar yolda ve
küçük bir güvercinin ak kanadına benzeyen boş ellerini
uzattı Hajgeri'ye. Sonra titreyen sesiyle "haydi"
dedi.

Çözdü kara kısrağın dizginini, yuvasından düşmüş bir
yavru kuşu tutarcasına kavradı Adiukh'un belini ve
attı atının terkisine. Topukladı atını atın karnını
delercesine. Bahçeyi yoldan ayıran çiti geçti ve
koyuldu kadere giden yola. Uçtu kara kısrak, ince
bacaklarıyla geçti derin hendekleri, şırıltılı
dereleri. Orman bir canavarın avını yutuşu gibi onları
içine aldı. Bilmedikleri bir yola saptılar, dallar
çizdi yüzlerini, dallar "dönün" dercesine çarptı
bedenlerine.
Kara kısrak poyraz gibi esti ağaçların arasında,
karanlıkta dipsiz bir kuyuya benzeyen ormanı geçti,
soluklanmadan sabahı etti.
İki korkulu yüreğin yüzlerini sabah güneşi
aydınlatmaya başlarken yavaşlattılar atı ve bir
şarkıya başladı Hajgeri'nin sesi. Adiukh alçacık
sesiyle eşlik etti onun söylediklerine ve susturmaya
çalıştı yüreğinin sesini. Ellerini kilitlemişti
Hajgeri'nin beline. Sırtını üşütüyordu sabah ayazı.
Ormanın geçit verdiği dar bir patikaya girerken,
Yorgun kısrağın sıcak bedeninde ter kururken,
Hajgeri'nin şarkı söyleyen sesi ağaçların arasında boğulurken
Ve tıpır tıpır kımıldanırken Adiukh'un kalbi
Ecel kara bir yılan olup çıktı kısrağın karşısına.
Tıslayıp toparlandı. Başını kaldırıp atıldı ileri doğru.
Ürktü kara kısrak, ürküp şahlandı iki ayağı üzerine.
Adiukh'un Hajgerinin belini kavrayan parmakları çözüldü.
Çözülüp açıldı iki yana. Bağı açılmış bir gül demeti gibi savruldu saçları.
Sırt üstü düştü yere. Düştü ve bir kan gölü oluştu başının
çarptığı taş üstünde. Çırpınıp kaldı kurşun yemiş bir kuş gibi.
Kana boyandı boynu, kana boyandı ölümün gizlendiği patika.
Yarım kaldı yolculuk. Hajgeri'nin dudağında kaldı söylediği şarkı.
Hışırdayıp kaydı kara yılan yaprakların arasına.
Karışıp kayboldu.
Kader onlardan önce gitmişti ayıplanmayacakları diyara.
. . .

Üşütüyordu seni bürümcük geceliğin.
Her şeyi bırakıp bana geldin.
Bildik yerlerden ayrıldık sevgimiz uğruna.
Dallar tutundu atın ayağına.
Yapraklar yalvardı "dön" diye.
Güzel Adiukh...

Gülüşü kalbimi serinletenim.
Seni yüce ağaçların altına gömsem haşaratlar yiyecek.
Bir kır çiçeğine benzeyen yüzüne nasıl kıyarım.
Seni yüce ağaçların dalları üstüne bıraksam alıcı kuşlar ürecek.
Serçeyi kapan şahinler gibi, sığırcığı parçalayan kartallar gibi.
Bahtsız Adiukh...

Yüzüne bakmaya güneşin kıyamadığı sevgilim.
Seni alıp evine türsem, aldığın gibi getirmedin diyecekler.
Anan baban sana haram artık...
Seni alıp bize ürsem, ölü yükü taşınmaz.
Can Adiukh...
Söyle nerede kaderin olmadığı yer.
Söyle nerede masallardaki koca dünya...


Qafe'den Alıntı

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2011 21:50:05
Ne çok sey anlatir gözyaslari...Bazen söylenemeyen sözlerin sesi, bazen bir pismanligin diyeti ,bazen de bir sevda nefesi...Sessizligin çigliklaridir aslinda gözyaslari...Anlatilamayani anlatmak ister karsisindakine...Eger anlayabilirse...

Insanoglu bi garip...Sevinir aglar, üzülür aglar, hasret çeker aglar, kavusur yine aglar. Kelimel...er kifayetsiz kaldiginda, gözyaslari görev basindadir. Aslinda aglayabilmek büyük bir nimet...Ve aglamak tas kalpli olmadigimizi gösteriyor. Hala insan oldugumuzu, hissettigimizi, DUYGUSUZ olmadigimizi...

Ama bazen gözpinarlarindan asagi süzülemez gözyaslari...Onlar disa akip ziyan etmezler kendilerini...Çünkü çok daha önemli bir görevleri vardir. Içteki bir yangini söndürmek isterler. Göz kapaklarinizin alev alev yandigi, bogaziniza bir seylerin dügümlendigi, burnunuzun direginini sizladigi oldu mu hiç? Dikkat ettiniz mi o anlarda gözyaslarinizin istikameti neresi? En zor olani bu belki de...

Aglamak zayiflik mi? Neden aglamamiz gereken anlarda; yumruklarimizi, tirnaklarimiz avuçlarimizi kanatincaya kadar sikar, bogazimizdaki dügümleri yutkunarak gidermeye çalisiriz? Neden kaçiririz bugulanan gözlerimizi baskalarindan?

Bakin agliyorum iste Utanmiyorum kimseden...O kadar içime akittim ki gözyaslarimi ...Artik zapdedemiyorum içimdeki çaglayani....

Agliyorum dostlarimin vefasizligi için
Agliyorum Yaradana vefasizligim için
Agliyorum özlediklerim için
Agliyorum özleyip de kavusamadiklarim için
Agliyorum içimi acitan kalp kirikliklarim için
Agliyorum istemeden de olsa kalbini kirdiklarim için
Agliyorum unutulmamasi gerekenleri unuttugum için
Agliyorum unutamadigim için
Agliyorum yaklastikça uzaklastiklarima
Agliyorum tanidikça çirkinlesenlere

Agliyorum kiymetini bilemediklerime
Agliyorum sevsem de yüz bulamadiklarima
Agliyorum ziyan olan yillarima
Agliyorum bir ömür aglayamadiklarima



Hüzün denizinden alıntı...

bouquet81

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 358
  • Teşekkür 251
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2011 21:55:48
yazdıklarınız nişalım askerdeyken ona derdimi anlatıp, içimi döktüğüm ama üzülmesin diye asla gönderemediğim, hatta 4 ay önce gelmesine rağmen daha varlığından bile haberdar olmadığı mektuplarımı hatırlattı... yazan ellerinize sağlık öğretmenlerim...

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2011 22:52:15
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
yazdıklarınız nişalım askerdeyken ona derdimi anlatıp, içimi döktüğüm ama üzülmesin diye asla gönderemediğim, hatta 4 ay önce gelmesine rağmen daha varlığından bile haberdar olmadığı mektuplarımı hatırlattı... yazan ellerinize sağlık öğretmenlerim...

 Keşke gönderseydiniz öretmenim.

bouquet81

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 358
  • Teşekkür 251
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2011 22:56:32
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Keşke gönderseydiniz öretmenim.

gönderdim öğretmenim ama içinde daha az acı, sitem ve daha az yalnızlık olanları gönderdim. çok uzaktaydı ve aklı ben de kalıyordu. onu bir de ben üzmek istemedim. ama o mektupları hala saklıyorum. evlendikten sonra okutmayı düşünüyorum :)

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 21 Haz 2011 23:00:53
 Hakkınızda hayırlısı olsun öğretmenim ama duygular öyle bir gelir ki sadece o an içn anlam taşır şimdi yazdığınızı yarın okursunuz belki siz yazdığınız halde size saçma gelebilir. Keşkelerin pişmanlıkların olmadığı bir yaşam dileği dilerim...Tekrar hayırlısı olsun hakkınızda.Dua ile.

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 22 Haz 2011 00:46:33
Sen yoksun kuru bir mevsime takılır gözyaşlarım ve ardından adı sen olan yağmurlar yağar. Susar seni anlattığım gök bir asrın ahvaliyle. Şefkime vurur hüzün sana koşarım şiirimle. Küserim sana umulmaz zamanlarda. Seni anlattığım gökyüzünden bulutlar gecer bir bir. Martılar konar yürüdüğümüz yollara bir ikindi vakti. Ve ben uzatırım ellerimi sana yokluğuna .Gözlerinde açan bir gülün soluşuyla bendeki sen adına koşarım sana. Sen bilmezsin bir şiir dolanır dilime adından şehrin boş ve arka sokaklarında bağıra bağıra söylerim adını kendi sesimi yine kendim dinlerim... Kediler geçer önümden, yokluğunun sesine katılır gülüşlerim, içimdeki kendimle ben sana gelirim. Bilmezsin... Oyuncakları kırılmış bir çocuğun öfkeyle elinde ne varsa etrafa savuruşunu dudak büküp ağlayışını. Ve bilmezsin kırılan herhangi bir şeyin aslından kopuşunu.... Sen ki : Öfkelerimin ve kararsızlıklarımın anne yürekli merhametisin ve sen benim etrafa savrulmuş gülüşlerimin matemisin... Sen benim baktığım denizlerin görünmeyen ufku kadar sonsuz sahipsiz bir teknenin sürüklendiği suyu kadar kaderimsin, ve sen benim böldüğüm bir parça ekmekteki alın terimsin.... Sen bilmezsin gece yarılarının sessizliğini Ansızın alıp götürdüğünü düşlerimi. Karşımda dans eden bir peri kızının yalancı güzelliğini bilmezsin, sonsuzluğa uzanan zamanın herhangi bir yerinde. Karşına çıkıp ve diz çöküp önünde ''Aşk ki seven bir yüreğin çığlığıdır sana sonsuz kere kendimi getirdim'' deyişimi bilmezsin... Gülüşü yıldızları endama ceken yar, bir bakışın yeter açtırmaya içimde solan çiçekleri, neden hâlâ yoksun? Ve sen yoksun biliyorum acır içim. Özlemin sarar gülüşümü Sonra boğazıma dolanır söylediğim sözler. Yetiştirdiğim çiçekler solar. Ve susar şarkı sözleri çocukluğumun.. Sen yoksun biliyorum ağlar gözlerim hudutsuz. Takvim yapraklarından süzülür cesaretim. Aşk için ölen bedenim gözbebeklerini giyer bir gece vakti. Her ikindi bir yolculuktur sana. Dokunmak için köşede kalmış gözyaşına. Sen yoksun kuru bir mevsime takılır gözyaşlarım. Ve ardından adı sen olan yağmurlar yağar. Islanır cesaret yüzlü yalanlarım. Buğulu bir camda yazılı kalır adın. Her odaya sinmiş kokunu çekip içime bendeki sen için kendimi arzularım. Şimdi Sensiz gecen zamanları dolayıp gözlerine yine seninle yürüyeceğim sensizliğe. Ellerimde solmuş karanfilleri sensiz mevsimlerin. Ve gözlerimde kurumayan bir hasret. Vakit sensizliğin ertesi Sensizliğin ölümü aşkın son hali...


sevgi ışığı alıntı

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 22 Haz 2011 22:29:03
Bütün kelimelerim, tüm söyleneceklerim ve söylenmemişlerim suskunluğa bürünüyor karşında. İstesem de konuşamıyorum seninle. Susmaktan başka da bir şey de gelmiyor elimden. Susup gülümsemekten başka.. İçimde çığlığa dönüşmüşken söylenememişlerim, susturmak öylesine zor ki.. Bu sessizliğimde de anlarmısın beni yine?

Bugün yine geldim sana.. Yine konuşamadım. Oysa boğazımda düğümlenen ertelenmiş bütün sözcüklerim "keşke" lere sebep olacaklar, biliyorum. Günlerdir böyle oluyor zaten.. Tam dökülmek üzere iken kelimeler dilimden, susuyorum. Ardıma bakmadan hızlı adımlarla uzaklaşıp gidiyorum.. Ya da uzaklaştığımı zannediyorum. Belki ardımda bıraktığım sen, en yakınım, en iyi bilenim,  anlayanımsın.

Ne vakit seninle ilgili, bu çaresiz gidişinle ilgili bir şeyler düşse aklıma, kovalıyorum beynimin içinden. Hiç bir sesi dinlemiyorum. Ya da ürkekçe bir yerlere saklanıp, gizleniyorum. Gelip beni gizlendiğim yerlerden bulacağını bile bile..

Sen ardımda kalıyorsun ben yürüyorum. Hep geride kalanlar yalnızlığa mahkum olmuyor. Ben kendi yalnızlığıma, kendi yokluğuma, hiçliğime yürüyorum.

Artık kulaklarım sesleri duymaktan daha da yoksun artık hangi kelimeye atsam elimi, hepsi birbirinden kırık, birbirinden yarım. Gözlerimse denizi, gökyüzünü eskisi kadar mavi görmüyor. Hani ne yapsan çıkmazdı denizin lekesi?

Hiç bir şey eskisi gibi değil. Her yeni gün birşeyler daha eksiliyor. Sen de gideceksin, sen de eksileceksin.. Ne bir dost doldurabilecek dünyamdaki yokluğunu, ne de bir sevda.. Issız kaldığımda kimselere sığınamayacağım. Korkularımdan daha bir korkar oldum. Sen de gidince ya unutursam gülmeyi? En büyük korkum da bu ya..

Sen gideceksin, ben yine susacağım. İçimdeki ses çığlık atarken ben yine bastıracağım. Son sözcüklerimi sen yine duymayacaksın. Sonra pişman olacağım "keşke" diyeceğim, "keşke söyleseydim"... "Belki anlayabilirdi beni, belki tanımlayamadıklarımı tanımlayabilirdi"..

Bütün sırlarımı, yaşanmışlıklarımı yarım kalmışlıklarımı hiç düşünmeden paylaştım seninle. En umutsuz anlarımda bile sığındığım oldun. Küçük şımarık bir kız çocuğu gibi ufacık bir yara alsam sana şikayet ettim. Söylesene şimdi seni kime şikayet edeceğim?

Hiç sevmedim suskunlukları, biliyorsun..
Ama susmak zamanıdır şimdi.
Bazı şeyler var ki, dillenmiyor, söylenmiyor.. Söylenemiyor.
Sana gülümserken bile bir bulut çöküyor yüzüme adeta...
Farkediyorum ki, susmak en büyük yalnızlık..


sevgi ışığı alıntı

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 25 Haz 2011 00:18:43
Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme... biçimini anımsa. Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgârda devrilir, oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin bir güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak... Böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.

Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve YÜREĞİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİT...

Susanna Tamaro

kardia

  • Moderatör
  • *****
  • İleti: 3.417
  • Teşekkür 15929
    • Çevrimdışı
  • # 25 Haz 2011 00:29:48
elinize sağlık zalim09 öğretmenim. :)

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 26 Haz 2011 00:08:11
Suskunum...
Dilim lal olmuş , Yüreğim Pervane...
Gözlerimde ıssız bir biçare.
Hangi Tarafa Yönelsem uçsuz bucaksız bir umman...
Ummanda kaybolmuş kırılgan bir yürek...
......Muhtacım bir yudum duana , bir nefes merhametine , bir damla sevgine...
Eyy!!! Sahip duyuyorsun değil mi beni?
Kalemimden çıkan sözcükleri değil , Yüreğimden Dökülen Dizeleri..

TuBaTeŞ

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16250
    • Çevrimdışı
  • # 27 Haz 2011 00:13:16
Çoktandır yazmadım yazamadım SEN olmayınca,yazsamda okuyan sen olmayacaksın ne luzümü var yazmanın yoksun kaç zamandır...Yazmak bile gelmedi içimden...Yapabildiğim tek şey iyi düşünüp dua etmek SEN'in kendine çok iyi bak. Ve hep mutlu ol sen buna değersin...

 çkmel

 

Egitimhane.Com ©2006-2023