Konu: Hiç Yazılmayan Hasret Mektubum  (Okunma sayısı 153204 defa)

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 09 Haz 2011 23:09:19
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Ağlatan Qafe eşliğinde Hiç yazılmayan hasret mektubunu okudum bugün kardeşim,duygular bu kadar mı içten anlatılır, olduğu gibi,samimi ve tertemiz...

Yüreğine ve kalemine sağlık..
İçindeki o şair ruhunu sık sık çıkar dışarıya bizde nasiplenelim kardeşimm ;)

  Okuyan sizsiniz abla güzel baktığınızdan güzel görüyorsunuz.Bana ait olmayanlarının altında alıntı yazıyor hak geçmesin...

 Ağlatan Qafe'yi gerçekten dinlemesini bilen dinlemeli...

liff

  • Bilge Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 4.240
  • Teşekkür 13009
    • Çevrimdışı
  • # 09 Haz 2011 23:11:56
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
  Okuyan sizsiniz abla güzel baktığınızdan güzel görüyorsunuz.Bana ait olmayanlarının altında alıntı yazıyor hak geçmesin...

 Ağlatan Qafe'yi gerçekten dinlemesini bilen dinlemeli...
Ben dinlemesini bildim mi bilemem ama beni çooooook etkilediğini söyleyebilirim :)

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 09 Haz 2011 23:14:04
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Ben dinlemesini bildim mi bilemem ama beni çooooook etkilediğini söyleyebilirim :)

  O zaman olmuş demek ki ;)

s-aslan

  • Bilge Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 5.380
  • Teşekkür 14783
    • Çevrimdışı
  • # 09 Haz 2011 23:15:20
yani zalim hocanın şiirleri iyi sayılır.

(itiraf ediyorum, kıskançlık yaptım. bu kadar güzel bir özelliğin bende olmamasından ötürü kıskandım. kalemine sağlık kardeş. takipçinim :D )

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 09 Haz 2011 23:23:36
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
yani zalim hocanın şiirleri iyi sayılır.

(itiraf ediyorum, kıskançlık yaptım. bu kadar güzel bir özelliğin bende olmamasından ötürü kıskandım. kalemine sağlık kardeş. takipçinim :D )

 est Serkan hocam ne demek.Sizin ürünleri göremedik eminm sizde çok şeyler saklı.


En son resimdeki Pşaşe(çerkes kızı),arkasındaki de Caale(delikanlı)'dir Qafe lerdeki hikayenin kahramanları.Ve hiç bir resimlerinde gerçek suret yoktur.Birbirine benzer resimler.

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 10 Haz 2011 16:32:22
  

  
Sessiz Mızıka


Lesken köyünde çok çok güzel ve aynı zamanda çok usta bir mızıkacı kız varmış.
Bu güzel kız ile evlenmek isteyen pek çok talibi varmış,fakat genç kız hiç birisini istemez gelenlerin herbirini münasip lisanla reddedermiş.

Genç kız güzeldi,akıllıydı,alımlıydı;dolayısıyla itibarı adı sanı olan birisi ile evlenmek istiyordu.Yani gözü yükseklerdeydi ve bu isteğine ulaşmakta da oldukça kararlı görünüyordu.

Yine günlerden bir gün köyde düğün kurulmuş genç ve güzel kızlar,alımlı yakışıklı delikanlılar toplanmıştı.
Düğünde pek çok güzel kız olmasına rağmen genç mızıkacının güzelliği ve zerafeti hepsine baskın çıkıyordu,erkeklerin hepsinin gözü üzerindeydi yine.

Wuc oyunu bitmiş Kafe başlamıştı.
Genç kızın mızıkasından dökülen nağmeler gökyüzüne bir ilahi seda gibi yayılıyordu ve adeta dinleyen herkesi büyülemişti müzik.
O esnada düğünde misafir olarak bulunan bir genç oyuna çıkmıştı.
Alımlı yakışıklı bu genç, aynı zamanda cesur bir asker ve iyi bir komutan olarak çevresinde ün salmış birisiydi.Genç delikanlının cephedeki kahramanlıkları anlatılırdı dilden dile.
Fakat o da tıpkı genç kız gibi gözü yükseklerdeydi,delikanlı kendisinden o kadar emin,o kadar gururlu kararlı ve inatçıydı ki bir şeyi istediğinde o iş olmuş farzedilirdi.

Oyuna çıkan genç doğruca mızıkacının önüne gelip durmuş bekliyor,fakat genç kız hiç yerinden kımıldamıyor. Oynamayı hiç düşünmediği gözle görülür şekilde başını önüne eğmiş mızıkasını çalıyor ve farkettiği halde gelip yanı başında duran genç adama kafasını kaldırıp bakmıyor bile.

İnsanlar kötü bir şey olmasından endişe edercesine oldukları yerde huzursuzluk içerisinde kımıldanmaya birbirleri ile fısıldaşmaya başlıyorlar,genç kızın da rengi bembeyaz olmuş bir biçimde yerinde çakılı duruyordu.
O pespaye ise ben ondan aşağı değilim,
O kendisini önemsiyorsa ben ondan aşağı değilim,
Okararlı ise gururlu ise ben ondan aşağı değilim, geri adım atarsam benim bir değerim kalmaz diye düşünüyordu genç kız, o nedenle de ne olursa olsun oyuna çıkmamaya kararlıydı.

Kıpkırmızı bir yüz, öfkeden kan çanağına dönmüş gözlerle olduğu yerde çakılı duran genç adamın kafasında saniyeler içerisinde türlü düşünceler akıp giderken eli yavaş yavaş silahına gitti.
Genç adam ne yapması gerektiğini düşünüyordu bir yandan da;
Bir kadını öldürürsem hangi yüzle yaşarım bundan sonra.Affedeyim desem nasıl affedebilirim ki, benimle alay ediyor,küçümsüyor beni,kafasını kaldırıp yüzüme bile bakmıyor,eğer onu oyuna çıkartmadan çekilirsem bundan sonra erkek sıfatıyla nasıl yaşarım….

Büyük bir gürültüyle patladı silah ve müziğin o ilahi makamı bir anda kesiliverdi.
Silah sesi ikinci kez duyulduğunda ise genç adam orta yere düştü kan içinde.
Her iki cenazeyi de sahipleri ağıtlar ve göz yaşları içerisinde toprağa verdiler ertesi gün.
Gereksiz ve boş gururun kötülüğüne bir örnek olmak üzere bu hikaye ve bu mızıka kaldı geriye.

Söylenene göre; mızıkadan o günden sonra her kim çalmağa çalışmışsa da hiç ses çıkmamış,korkunç olayı hatırlatan mızıka bir zaman muhafaza edildikten sonra müzeye verilmiş.
 

 Qafe'den alıntı

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 13 Haz 2011 19:57:37
Kafkasya'nın hür ve mutlu olduğu devirlerde Soylu asil bir Kabartay Prensi varmış. Geniş bir bahçe içinde, güzel bir saray, tarlalar, meralar, binlerce baş hayvan, iki yüzden fazla hizmetçi ve uşak.. Kısaca prens zenginmiş. Ne var ki mutlu değilmiş.

Prensin güzel bir kızı varmış. Bütün mutsuzluğu bu kızdan geliyormuş. Oğlu olmamış. Güzel, çok sevdiği karısına kıyıp yeniden evlenmemiş. Bütün sevgisini, varlığını kızına vermiş. Kızını soylu bir pensle evlendirmeyi tasarlamış. Soyunun, kızıyla devam edeceğini düşünür, avunurmuş.

Kız, büyüdükçe güzelleşmiş, güzelleştikçe huysuzlanmış. Somurtkan, konuşmasını bilmeyen tatsız bir kız olmuş. Yemesini, içmesini, topluluk içinde nasıl hareket edileceğini bilemezmiş. Düğünlerde, ziyafetlerde, özel eğlencelerde; genç kız ve delikanlılar görgünün müsaade ettiği ölçüde neşeyle eğlenirken, prensin kızı, istifini hiç bozmazmış. Kaşlarını indirir ortalığa nefret dolu bakışla fırlatırmış.

Oysa babası, ona her şeyi öğretmek için çalışırmış. Prens, Kafkas Töresini en iyi bilen mürebbiyeler tutmuş kızına. Gülmesini, eğlenmesini bilsin diye, bütün adamlarını seferber edermiş. Komşu beyleri, Prensleri davet eder, eğlenceler tertip edermiş. bazen de kızını en yakın dostlarına gezmeye götürürmüş.

Prens ne yaptıysa nafile. kızını güldürememiş. Başka kızlar gibi, eğlenmesini öğretememiş. Her gittiği yerden utanarak dönmüş. Evine gelenlere, utanarak kızını gösteremez olmuş.

Prens kızının bu halini çok düşünürmüş. neden? diyormuş. Benim kızım görgüsüz olamaz! Başka kızlarla, mukayese edermiş kızını. Prens onlar fakir olduğu halde ne kadar görgülü ve neşeli dermiş. Benim kızım zengin. sonra, kendi kendine karar vermiş. Bu kızın bir derdi var, mutlaka hasta. Hekimleri, falcıları, açık-gizli bütün hüner sahiplerini çağırmış. Avuçlar dolusu altın dökmüş önlerine Güldürün kızımı demiş.

Her şey boş, çaresiz kız gülmemiş. Yine somurtmuş eskisi gibi. Gittikçe de yüzü kırış kırış olmaya başlamış. Prens büsbütün telaşlanmış. Varını yoğunu dökmüş ortaya. Soylu asil olmaktan, soylu damattan vazgeçtim. demiş. Kızımı kim güldürür, hayata kavuşturursa, bütün malımı ona vereceğim, güldüren erkek olursa onu damat edineceğim. Prensin bu sözleri her tarafa yayılmış.

Kafkasya'nın dört bucağından, koşup gelenlere Prensin avlusu dolmuş. Her meslekten, her yaştan yüzlerce insan. Güneş tepeye dikildiği zaman, prens kızıyla inermiş avluya. Güzel neşeli kızlar, saf olurmuş iki tarafına prensin. Biraz uzaktan karşısında güzel tığ gibi delikanlılar. Sağ ve sol gedikleri kapatan kalabalık gruplar.

Gelenler sırayla göstermişler hünerlerini. Kimi dans eder, kimi şarkı söylermiş. Kimi de çalarmış. Güzel konuşan, fıkralar, hikayeler anlatanlar olurmuş. Bazen de sihirli bir kuvvete sahip olduğunu iddia ederek ortaya çıkanlar olur, Prensin avlusunu dumana boğarlarmış. Bütün bunlar olup biterken, güzel Kabartay kızı ayağında meşin çizmeler yüksek ahşap takunyalar üstünde dimdik dururmuş. Yüzü hiç gülmez, konuşmazmış.

Sırasını savanlar, Prensin yağlı tatlı yemeğinden yer civarda gezerlermiş. Bütün umutları, sıraları gelinceye kadarmış. Prensin kızını güldüremeyince tümü küplere binerlermiş önce, sonra boş ver derlermiş. Bizim neşemiz onun zenginliğinden daha iyi. Böylece Prensin kızını düşünmeyi bir yana bırakarak, kendi aralarında eğlenirlermiş. Bazen Prensin besili atlarına biner ava çıkarlarmış.

Bir gün sırasını savan iki genç civarda dolaşmaya çıkmışlar. Bir ormanı geçip bol sulu bir dereye inmişler. Manzaranın güzelliğini aşan bir ses duymuşlar. İnsanı dinlendiren, ruhu okşayan bir ses. Rüzgar yamaçlarda hışırtı ile esiyormuş. Su derede şıkırtı ile akıyormuş. Kesik kesik, ince kalın sesler çıkarıyormuş kuşlar. Birkaç dolgun inek saklambaç oynuyorlarmış gibi, ağaçlar ve yüksek otlar arasında bir çıkıp bir kayboluyorlarmış. Bütün bu ses ve hareket armonisine ahenk veren bir melodi.. O güne kadar gençler bu melodiyi hiç duymamışlar. Sesi çıkaran aleti hiç görmemişler. meraklanmışlar Acaba rüyamı görüyoruz diye birbirlerinin yüzüne bakmışlar. Sonra sesin geldiği yeri aramışlar. Gençler dayanamayıp. 'Hey' diye bağırmışlar. Bir müddet sonra yüksek otlar arasından bir baş yükselmiş. Dağınık saçlı bir baş. Koşarak gitmişler yanına. Yirmi yaşlarında, çocuk bakışlı, ürkek bir genç. Gençler sormuşlar 'Nedir o elindeki? Çocuk bakışlı uzun kirpikli çoban, kekeleyerek cevap vermiş. 'hiç oyalanıp vakit geçiriyorum' gençler: 'Deminkini çalsana demişler. Çoban, itirazsız boyun eğmiş, oturmuş daha içli çalmaya başlamış. Gençlerden biri 'Dur' diye bağırmış. 'Sen Prensi duymadın mı? Kızını mutlu kılana bütün servetini verecek' Çoban korkulu bakışlarla: 'Duydum' demiş. 'Ben fakir bir çobanım. Prens kızlarını mutlu kılamam' Diğer genç atılmış 'Böylesini cihan duymadı Mutlaka gitmelisin' demiş.

İki genç çobanı yaka paça önlerine katmışlar. Kalabalık dağılmak üzere iken avluya girmişler. Gençlerden ikisi de heyecanla çal demişler. Çoban çalmış, herkes yerinde donup kalmış. Gürültü olur diye başını bile çevirmemiş çokları. Çoban hem çalmış, hem de yürümüş. Prensesin önüne gelmiş. Avluyu dolduran yüzlerce insanda, sadece gözler canlı kalmış. Kulaklar ise, çobanın çıkardığı nameyi büyük bir iştahla yutuyormuş.

Kabartay kızı Prenses, ilk defa sarsılmış yerinde. Çobanı görmek için başını çevirmiş sağa sola. Yüzü gevşemiş. Gözleri aydınlanmış. Canlıca açılmış. Yavaş yavaş, tahta takunyaları üstünde yükselmiş. Başını sola çevirmiş. Çobanı görünce sağ kulağı ile dinlemiş. Öylece kalmış uzun bir müddet. Sonra atlamış takunyaların üstünden, raks etmeye başlamış.

Çoban onu takip etmiş. Bakanlar şaşırmışlar. Görmemişlerdi böylesini, ilk dinliyorlardı bu melodiyi, ilk görüyorlardı bu raksı.

Prens, coşkun coşkun koşarak gelmiş. Tüm töreyi çiğneyerek önce çobanı, sonra kızını kucaklamış. Öpmüş her ikisini. Sonra kalabalığa dönmüş. Sesinin gücüyle bağırmış. 'Allah ve buradakiler şahit olsun ki, kızımı bu delikanlıya veriyorum.'

Prenses, yelpaze gibi açılan geniş eteğinin içinde, bir daha dönmüş. Çoban onu izlemiş. Son dönüş için bir başlangıç olmuş.

Kafkasya'nın derin vadilerinde, yüksek yaylalarında; Hanti (Qafe) sevgililerin türküsü olmuş. her aşık sevgilisine, yeni bir Hanti sunmuş o günden sonra.

Prenses ile çobanın dansı Hanti (Qafe) olmuş tüm gönüllerde…


  Qafe'den Alıntı

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 14 Haz 2011 17:40:23
Kafkasya’nın  sayılan soylu ailenin tek Çerkes kızının güzelliği ve asaleti dillere dolaşır, genç delikanlı ise soylu olmayan bir ailenin ikinci oğludur. Cesur bir o kadarda mert ve savaşcı bir erkektir. Kız ve delikanlı birbirlerine sevdalanırlar. Kızın ailesi bu ilişkiyi onaylamamaktadır gencin ailesinin soylu olmadığını gerekçe olarak öne sürerler.

Kızın güzelliği tüm ülkede anılmaya başlar ve zamanın rus çarı kızın methini duyar kızı görmek için köye gelir ve hayran kalır. Kızın babasından kızı ister baba şaşkındır, büyüklere haber salınır herkes ulu kestane ağacının altında toplanır, tartışılmaya başlanır ve sülalenin ileri gelenleri çarın arzusunu kabul edilemez bulur “bir çara verilecek kızımız yoktur” denir.


Çar’a haber salınır bizde sanan verilecek kız yoktur diye... Koskoca çar sinirlenir ve nasıl bir sözdür der kabul edilmez bulur. Kızı kaçırmak için yola çıkar..

Genç delikanlı ise olanlardan habersiz aşkı için ağıtlar yakmakta ve kavuşacakları günün hayali ile günleri eksiltmekte, kız ise çaresiz aşkı için her gün ağlamakta ve baba sözü ile aşkı arasında kalmaktan zorlanmaktadır.

Çarin kızı kaçırmak isteyişini haber alan büyükler çareler peşindedirler derken kızı sevdiği delikanlıya vermeyi uygun bulurlar ve çara vermektense ;soylu olmasa da bir dağlıya gelin etmek” daha iyidir diye düşünürler... Bir an önce düğün hazırlıklarına başlanır, atlılar dört bir yana dağılır, haberler salınır, tüm eller düğünümüz var diye.

İki gencin kalbi kavuşacak olmanın heyecanı ile atmaktadır. Düğün günü gelip çatar dört bir yandan gelen misafirler ağırlanır, eğlenceler başlar...
Çar çoktan gelmiş ve pusuda adamları ile hazır vaziyette kollamaktadır her bir yani ve çarın bir emriyle tüm adamları kızı kaçırmak için düğün meydanını basarlar ve kızı alıp dağa kaçarlar ardından delikanlı peşlerine düşer çarın elinden sevdiğini alacaktır dinlemez hiç bir söyleneni aklında tek sevdiği vardır...

Kız çaresiz yalvarır bırakmaları için, çar gülerek izin vermeyeceğini söyler derken uçurum kenarından geçerken kız ;senin olmaktansa ölmeyi yeğlerim; diyerek kendini uçurumdan boşluğa bırakır ve delikanlının geçmekte olduğu yola düşer, delikanlı koşar sevdiğinin yerde yatan cansız vücudunu kucaklar ve köye geri döner...

Köy matem havasındadır cenaze hazırlanır ve kızı mezarlığa götürenlerin ardından yürür delikanlı ve ağzında mızıkası ile başlar melodi çalmaya. O günden sonra ne genç delikanlıyı gören olur ne de çarı... Sadece melodinin hüzünlü sesi kalır.Adı da Ağlatan Qafe olur ezginin…


Son söz  olarak;

Oynarken dostlar iki sevdalı gibi oynayın ki sizler oynarken bedenleriniz de onlar can bulsunlar......


Qafe’den Alıntı…

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 14 Haz 2011 20:51:03
Güllerin kanla sulanıp açtığı yer
Hüznün demlendiği yer Kafkasya
Melenkolik şiirlerimin imgesi
Başucumdaki bir avuç toprağı
Zemheri gecelerimin ağıtları
Gözyaşlarımın boşluğu öpüşü
Beklemenin çaresizliğini hissetmek
Gidenlere el sallayıp ölüme uğurlamak
Karalara bürünüp karadenize sunmak
Söz vermek geri dönüp gülleri koklamak için
Ama sevgi güllerini büyütecek olanları
Başı dik durabilmek kanlı zulümlere
Uçurumdan yarini kucaklamak
Bir tekneye vuslatla rota vermek
Bebeğin buruk gülüşündeki hüznü hissetmek
Anaların figanının arşlara yükselmesi
Umudun yüreklerde gonca olması
Bir damla su ile yıkamak kanlı bedenini
Doğan güneşin senin için doğuyorum demesi
Niçinsiz sevda sunabilmek kara yazısına
Sonra kocaman bir sevda olmak
Mevsimin ölüm gibi soğuk kış olduğu yer
Sevdaya sürgün olunduğu yer
Güllerin kanla sulanıp açtığı yer
Hüznün demlendiği yer KAFKASYA.

Esra YÜKSEL

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 15 Haz 2011 12:51:38
GÖÇMEN KIZI

Savaşta ailesini kaybetmiş, tek başına yaşam mücadelesi veren bir genç kızın hikayesi.
Kimsesiz kalmanın acısıyla büyük bir boşluğa düşen genç kız, savaşın yüreğinde açtığı yaraları sarabilmek için, bahçesindeki iki kuzucuğu ile avunur dururmuş.
   Her sabah uyandığında onlarla dertleşir, sevişir, oynaşır, daha sonra da onları Vardar nehri kıyısına otlatmaya götürürmüş. kuzucukları otlarken Vardar’ın delice akan sularına bakarak, içindeki sıkıntıyı yüksek sesle dile getirirken gözyaşları Vardar’ın sularına karışırmış.
   Günler böyle devam ederken, kızın Vardar’a söylediği bu sözleri karşı kıyıdan duyan bir çoban genç kıza aşık olur. Kavalını çıkarıp, çalmaya başlar. Ezgiyi duyan genç kız başını kaldırır ve tepedeki çobanın ona baktığını görür. Utanarak başını öne eğer. Bunun üzerine çoban kavalı bırakarak şöyle seslenir genç kıza...
Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayımda gizli yerde sarayım seni
   Çobanın bu güzel duygularına kayıtsız kalamayan genç kız sevgiye sevgiyle cevap vererek, o da türkünün geri kalan kısmını seslendirir.


Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna boyunda
Elinde bir besli kuzu hem kucağında



Doğru söyle göçmen kızı annen var mıdır
Ne annem var ne babam kalmışım öksüz
Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gizli yerde sarayım seni

Telgrafın tellerinden haber var mıdır
Ne haber var ne mektup kalmışım öksüz

Doğru söyle göçmen kızı annen var mıdır
Ne annem var ne babam kalmışım öksüz
Sen bir öksüz ben bir garip alayım seni
Alayım da gizli yerde sarayım seni

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 15 Haz 2011 16:43:10
Efsun gözlerden ,yağmur boşalırcasina akan damlalarca özlüyorum Seni...
Bitmesin istiyorum hüznüm bitmesin,
Kalp hüzünlensin Göz yaşarsın ki Sen gel gözlerime bekle pınarinda...
Yanağımdan süzülerek yüreğe ineceğin vakti bekle..
Sen bir damlacik şu oldugunu düşünürken ,
Okyanus serinliği vereceğin günü bekle...
Güneşinin yüreğimden doğacagi günü Bekle...
Sadece Bekle SEVDAM Sadece BEKLE...


hüzün'den alıntıdır.

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 15 Haz 2011 23:09:36
  
Göçmen Kızı Hikayesi


Bitmez bir masalın son kahramanı
Nasıl anlatsın sevdasını göçmen kızı
Satırlarıma sığmaz sevgilerim artık
Bu masalın diğer kahramanı eşim anlattı.


-İnat ettin aldın beni
-Alıp sinene sardın beni
-Geceleri kokum olmadan uyuyamadın
-Aşkım günahım dedim sevdim ama kaçtım.

Kaçmaktamı bulsun çareyi
Göçmen kızı yoluna düşecek kadar sevdi seni
Uyku tutmazdı beni,yoluna kurban gçömen kızı
yüreğim,yüreğim gittiğin yollarda kaldı

-Uzak diyarlarda aradın buldun beni
-Gelmem dedim kendini canınla denedin
-Bende seni sevdim göçmen kızı
-Şükür Rabbime seni bana bağaşladı

Sana canım feda olsun
Can olmadan canımı da almazdım
Son defa yüzünü görmekti umudum
Ben senin uğruna canımdanda olurdum.

-
Sevmek göçmen kızında değil yüreklerde
Elin ayağın gözün kulağın olurum dedim bende
Ben seni herşeyinle sevdim.
Bal gözlerini kalbime nakışla işledim.

-Son sözlerim sana göçmen kızı
-Gecenin sabahını ben sende gördüm
-Hayatıma sevgi duvarları ördün
-Sabahın güzelini ben sende gördüm

-Bende seni sevdim göçmen kızı bende seni sevdim.


alıntı(ayniloğuzkurt)

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 16 Haz 2011 21:07:56
     Kor kaplasa da yüreğimi,yaksa da en keskin en engin duygular susacağım.Hiç kimse anlamayacak sözlerimi  SEN’den başka.Usul usul söylüyorum yine sana…İster duy,ister oku…Artık anlatmak için uğraşıp çabalamıyorum.Sadece içimden geleni yazıp yaşıyorum.ve artık SEN’i hayallerime değil, uzakta olsa,saçma da olsa ömrümün tam ortasına yerleştirdim…


     Şikayet sitem sanma aksine onları çoktan çürüttüm içimde.Sana dair güzel olan ne varsa onlar var artık her seherde.Adını satır aralarında,SEN’i  ise  bende arama.Satır aralarına sığdıramadım adını,her cümlemin başında,SEN’se  en derinlerimdesin…
Hiç ummadığın bir yerde,beklemediğin bir zamanda bir ezgi duyarsan hiç dinlemediğin ama içini hüzünlendirse aklına ne gelir bilemem.Bildiğim o an SEN benim aklımdasındır.Tüm hasretlerden de öte bir hasret özlem ile…


     Batıl diyeceksin saate bak arada; saat ve dakika aynı bir günde 24 defa o an yine gönlümdesin bilesin.


İçimde öyle bir SEN var ki;kendini bende görsen şaşarsın…
SEN’i içimde öyle bir yere koydum ki;okyanus olup taşarsın…
SEN bende öyle bir duygusun ki; anlatamam anlatsam kaçarsın…
SEN  beni bir an SEN’siz görsen;hüzünlere kapılıp ceset gibi yaşarsın…

Sustum tüm susuşlarım sadece SEN için


Çkmel 

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 18 Haz 2011 19:36:29
Mülk gibi söz de,
ne senin ne benim.
Cümle gibi aşk da
ne senin ne benim.
Söz de,
aşk da,
ne benim ne senin.



Bir yaz sabahına doğan
ve su değdiğinde kokusunu salan
kırmızı sardunya,
ağustos göklerinde
başımın üzerinden geçen bulut,
mayıs gülü,
ışıklı nisan yağmuru
ne kadar Allah'tansa,
mülk gibi söz de ve aşk da
O'ndan.




"Sen" tahtına yazıcı
kimi oturtsa da,
beşerî bir sevgili ya da
cismanî bir aşk gibi görünen,
hiçbir yol
O'ndan özgeye çıkmıyor aslında, "gönül tahtına
O'ndan özge sultan" olmuyor.




Değil mi ki her şey O'ndan,
Gidecek yer yok O'ndan başka.
Gelinen yer yok O'ndan başka.
İnsan o ki,
O'ndan başkasını sevemez
sevginin mahiyeti icabı,
O'ndan başkasını bilemez
bilginin mahiyeti icabı.




Işık ki tek kaynaktan dağılır,
ışığa yakın olan aydınlık,
uzakta kalan karanlıktır.
Her şeyin O'ndan olması,
ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması
O'ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini
tümden yok eder.




Kimi zaman sevdiğimizin
ne olduğunu bilmeden severiz.
Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda
O'ndan başkasını sevdiğini zannedebilir:




Bir çiçeği, bir kuşu,
denizi, yağmuru,
gökyüzünü, yazıyı,
yazıyı yazanı, kalemi tutanı,
bir yaratılmışı hasılı.
Söz gelimi Leylâ Mecnun'u,
Şirin Ferhâd'ı,
Züleyha Yûsuf'u
sevdiğini zannedebilir.




Oysa sevmek, en fazla,
neyi sevdiğini fark etmek demektir
ve seven
biraz da neyi sevdiğini bilendir.
Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının
kendinden menkul olduğunu iddia edebilir?




Her aşk O'na çıkar sonunda,
O'ndan başkasını sevmek
imkansız gibidir.
Seven neyi sevdiğini
bilse de bu böyledir,
bilmese de bu böyledir.




Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk,
aslında kendini bilmek.
İstese de insan
O'ndan özgeyi sevme şansı yok.
Şans sözcüğü yok lügatlarde bundan böyle,
O'ndan özgeyi sevme ihtimali yok.
Ve neyi sevdiğini bilenle
bilmeyen arasındaki fark sadece
bilmenin bilincinden ibaret ."



Nazan BEKİROĞLU

Yusuf ile Züleyha
( Sözbaşı'ndan )


Biz Seni Görmeden Sevdik En Sevgili…İki Parmağının Ucunu Gözüne Koy…Bir Şey Görebiliyor musun dünyadan ?...Sen Göremiyorsun Diye Bu Alem Yok Değildir!!!Sureti Ararız Çoğu Zaman Oysa ki O’nu Severiz Her Zaman…Madem ki Yaşam Kısa Boşa Zaman Kaybetme Başla Şükre ve Duaya…

Çokomel… 

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.895
  • Teşekkür 16251
    • Çevrimdışı
  • # 20 Haz 2011 21:00:10
Leyla'ya sordular ;
"Sen mi Kays'ı daha çok sevdin; yoksa o mu seni?"
Kara gözlü, kara saçlı, kara benli Leyla iç geçirdi, üzüldü:
"Dostlar, bu nasıl bir soru, bana böyle bir soruyu nasıl sorarsınız ki?!..
Elbette ben onu daha çok sevdim, onun beni sevdiğinden..."
..."İyi ama Leyla, o senin için deliye döndü,
çöllere düştü, adı Mecnun'a çıktı ve kurtlarla, kuşlarla konuşur oldu..."
"İşte bakın, o gitti, bana olan aşkını ona buna anlattı,
ben ise aha şuracağımda, kalbimin içinde onun aşkını saklayıp durdum,
hiç kimse ile ne paylaştım, ne kimseye dert yandım.
Şimdi siz karar verin, o mu beni daha çok sevmiş; ben mi onu?!...

alıntı

 

Egitimhane.Com ©2006-2023