Konu: Sevdiğimiz Şiirler  (Okunma sayısı 3543738 defa)

zefag

  • Bilge Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.624
  • Teşekkür 11636
    • Çevrimdışı
  • # 30 Haz 2009 15:19:37

Her okuduğumda beni etkileyen şiirlerden bir tanesi.
EY MAVİ GÖKLERİN BEYAZ VE KIZIL SÜSÜ

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.
Işık lşık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver!
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar!
Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.

savaş bizi karlı dağlara gö.türdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;
Yer yüzünde yer beğen:
Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim...!

Arif Nihat Asya

ALAMET-i FARİKA

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.082
  • Teşekkür 11662
    • Çevrimdışı
  • # 30 Haz 2009 15:23:07
h.n.a.

KARANLIK

Son ışık söneli nice zamandır;
Rüyalar! Yeniden önüme düşün!
Yardan ayrı geçen uzun yıllarda
Hülyası bulunmaz bir anlık düşün.

Yayını kalbime Ayzıt asalı
Başka bir eldenim, katı yasalı.
Burda koskoca bir gönül masalı
Kaybolur içinde bir damla yaşın.

Aşkı için verince bu kadar emek
Varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek.
Ey zaman, ey dünya! Geri gelmemek
Üzere sizler de benimle koşun!..

erdogansancı

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.167
  • Teşekkür 3521
    • Çevrimdışı
  • # 30 Haz 2009 15:40:47
Yıllar Sonra Öğrendim ki ;
 
Öğrendim ki.. Kimseyi sizi sevmeyi zorlayamazsınız.Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki.. Güveni geliştirmek yıllar alıyor,yıkmak bir dakika.

Örendim ki.. Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli.

Örendim ki.. Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki.. İnsanların başına ne geldiği değil o durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki.. Ne kadar küçük dilimlersen,dilimle her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki.. Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.

Öğrendim ki.. Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek,hangisi son görüşmek olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki.. Bittim dediğin andan itibaren pilinin bitmesi daha çok var.

Öğrendim ki.. Kahraman dediğimiz insanlar bir şey yapılması gerektiğinde,yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yaparlar..

Öğrendim ki.. Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki.. Bazı insanlar sizi çok seviyor ama bunu nasıl göstereceğini bilmiyor.

Örendim ki.. Düştüğün zaman seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki.. İki insan aynı şeye bakıp tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki.. Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır

Öğrendim ki.. Hiç tanımadığın insanlar,ki saat içinde senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki.. Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki.. Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki.. Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,ne tür deneyimler yaşamanızla var.

Öğrendim ki.. Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir, onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki.. Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.Bazen insanlar kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki.. Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki.. Şartlar ve olaylar kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.Ama ne olduğunuzdan kendimize sorumluyuz.

Öğrendim ki.. İki kişi münakaşa ediyorsa,bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki.. Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.Ve problem fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki.. Sevgiyi çabuk kaybediyorsun,pişmanlığın yıllar sürüyor
 

laz-mustafa

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 247
  • Teşekkür 45
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2009 15:02:04
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]

SANA BAKMAK ALLAHA İNANMAKTIR !!!!

nurcany

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 625
  • Teşekkür 837
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2009 16:15:49
Örendim ki.. Düştüğün zaman seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki.. Sevgiyi çabuk kaybediyorsun,pişmanlığın yıllar sürüyor,

Öğrendim ki.. Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.Bazen insanlar kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki.. Şartlar ve olaylar kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.Ama ne olduğunuzdan kendimize sorumluyuz.

Öğrendim ki.. Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir, onları affetmek gerekir.





nunucan

  • B Grubu
  • İleti: 398
  • Teşekkür 1237
    • Çevrimdışı
  • # 01 Tem 2009 17:38:55
tahammül mülkünü yıktın
hülagühan mısın kafir.
aman dünyayı yaktın
ateşi suzan mısın kafir.
kız oğlan nazı nazın
şeyh levent avazı avazın
belasın bilmem nesin
kız mısın oğlan mısın kafir.

ALAMET-i FARİKA

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.082
  • Teşekkür 11662
    • Çevrimdışı
  • # 02 Tem 2009 11:13:51
h.n.a.


KÖMEN

Analım Tunga Er efsanesini;
Duyalım geçmişin erkek sesini.
Bürüyüp Tanrıdağ`ın çevresini
Yine Gök Türk olalım, El kuralım.

Ötüken-Yış durak olsun da bize
Yürüsün ordular ordan denize.
Çinli baş vermese, gelmezse dize
Kağanın buyruğu vardır: Vuralım.

Anlatılmaz, yüce bir erdem olan
Bu akınlarda bulunmaz yorulan.
Günü geldikçe de bizden sorulan
Kan ve can vergisi olsun...Verelim!

Ülkü uğrunda gönüller delidir.
Kişiler ülkü için ölmelidir.
Tanrı’nın insana değmiş elidir
Şu ölüm adlı güzel şey... Saralım.

Hiç düşündün mü niçindir yaşamak?
Bir görev yapmak içindir yaşamak.

Er kişiysen görevin neyse, başar.
Zevke, eğlenceye hayvan da koşar.

Görüyorsun nice hayvan yığını
Ki yapar sadece hayvanlığını.

Fakat onlar bile kendince yine
Tükürürler Kardeş`in itlerine.

O nasıl olmalı bir ruhu ölü,
Ya da bir canlı, fakat kahpe dölü

Ki sanar durduğu yer it inidir,
Oysa bir şanlı şehitler sinidir.

O fuhuş uzmanı çikletli dişi,
Dişinin en kötü, en köhnemişi,

Kaplamış ruhunu çirkef yosunu,
Hiç umursar mı şehit ordusunu?

Var mıdır onca tivistin ötesi?
Adı üstünde: Köpek sosyetesi!

Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü
Kılavuz yap ebedi Gök Börü’yü.

Çıkarıp Ergenekon’dan ulusu
Türk`ü kılsın yine dünya ulusu.

İzleyip Gök Börü’nün gölgesini
Gezelim gel o Kömen ülkesini.

Gönlümün özlemi yerdir orası,
Gürler ufkunda yiğitlik borası.

Orda erdem gözükür, başkası çıkmaz alana.
Kapanıktır kapılar her kovu, her bir yalana.

Orda erler: Kimi arslan, kimi pars`ın eşidir.
Orda kızlar: Güneşin kendi, ayın onbeşidir.

Uğramaz ufkuna asla o yerin yüz karası;
Orda yoktur ne siyaset, ne fikir maskarası.

Yaşamaz öyle bir ortamda küçüklük, kötülük;
Bir alaydan daha üstün savaşır orda bölük!

Sungurun uçtuğu yerlerde barınmaz yarasa;
Ve bütün dirliğin üstünde yürür sade yasa...

Bir düşün başların üstünde kağanlık tuğunu,
Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu;

Ölümün zevkini bir süs gibi gönlünde taşır.
Dirilerden daha çok orda şehitler dolaşır.

Bu şehit ordusu varken kuramaz kimse pusu,
Yurt için kan dökülür orda denizler dolusu.

Günümüzden, düşünüp birçok asırlar geriyi
Analım bin kere ölmüş o ölümsüz çeriyi:

Ebedi yiğit!
Adı yok şehit!

Kefenin: Vatan...
Tabutun: Cihan...

Yaşıyor ünün.
Düşünüp övün,

Damarında kan
Bir alev midir?

Yaşaman: Roman;
Ölümün:Şiir.

Sana yok ne taş,
Ne de bir mezar.

Bu hayat: Savaş!
Ebedi uzar.

Eşit olduğun
Şu güneş: Tuğun.

Tabutun: Vatan,
Mezarın: Cihan.

Adı yok yiğit!
Ebedi şehit!..

Onu anmakla görür Türk soyu gökçek Kömeni:
Doludizgin yarışan Tanrıkut’un dört tümeni...

Bin asır geçse de rastlanmaz onun bir eşine,
Buyruk aldım diye ok fırlatıyor evdeşine...

Bidev atlarla kılıp her yolu bir günde yarı
Yıldırımlar gibi dağlardan aşan orduları...

Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna,
Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna.

O nasıl bir yürüyüştür, ne yiğitler katarı!
Kun`u, Gök Türk`ü, Oğuz-Uygur`u, Kırgız`ı, Tatar`ı...

O batırlar ki basıp bağra kucaklar ölümü.
Özgelerden sakınıp kendine saklar ölümü.

Her zaman öyle ağırdır ki yiğitlik kefesi,
Kahramanlar gibi ölmek o günün felsefesi...

Onların sanki başak canları... Durmaz, biçilir...
Toprağın içkisidir kanları, al al içilir.

Tarihin bir olağanüstü ve şahane işi
Kür Şad`ın, Kül Tegin`in, Çağrı Beğ`in ok çekişi...

Gülümseyiniz

  • Üye
  • *
  • İleti: 22
  • Teşekkür 15
    • Çevrimdışı
  • # 02 Tem 2009 11:20:05
Gel Gör Beni Aşk Neyledi

Ben yürürüm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne âkilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi

Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi

Akar suların çağlarım
Dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi

Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi

Ben yürürüm ilden ile
Şeyh anarım dilden dile
Gurbette halim kim bile
Gel gör beni aşk neyledi

Mecnun oluban yürürüm
Ol yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi

Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost elinde avareyim
Gel gör beni aşk neyledi

YUNUS EMRE

dermiyan

  • Yeni Üye
  • İleti: 0
  • Teşekkür 832
    • Çevrimdışı
  • # 03 Tem 2009 12:01:11
ONU ARIYORUM  

Karaman oğlu Mehmet Bey’i arıyorum.
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayımlamıştı;
 
Bu günden sonra  divanda, dergahta, bergahta, mecliste, meydanda,
Türkçe’den başka dil konuşulmaya, diye.
Hatırlayanınız var mı?
 
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri
Fermana uyanınız var mı?
 
Nutkum tutuldu, şaşırdım,merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
 
Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun DJ,
Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet,
Mağazanın süper, hiper, gros market
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?
 
İlan tahtasının billboard, sayı tabelasının scoreboard,
Bilgi akışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
 
Bırakın eli, özün bile  seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde wellcome,
Çıkışında good-bye okuyanınız var mı?
 
Korumanın, muhafızın body-guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın,  saygınlığın  prestij  olduğunu  bileniniz var mı?
Seki’nin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
 
İş hanımızı  plaza, bedestenimizi galleria,
Sergi yerlerimizi center room, show room,
Büyük şehirlerimizi , mega kent diye gezeniniz var mı?
 
Yol üstü lokantamızın fast-food,
Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?
 
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
 
Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı?
 
 
Mesireyi, kır gezintisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag,
Pekalayı, olur’u okey diye söyleyeniniz var mı?
 
Çarpıcı, önemli haberler flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri oley  oley
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?
 
Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe-show levhasının altında,
Acının da acısı, neskaaaave içeniniz var mı?
 
Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?
 
 
Masallarımızı, tekerlemelerim izi,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.
Türkçe’miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?
 
Karaman oğlu Mehmet Bey’i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı…
Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?


--alıntı---

sakin

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.253
  • Teşekkür 892
    • Çevrimdışı
  • # 03 Tem 2009 13:16:25
Atamıyorum
 
 

Asi beynimdeki kor hayalini,
Seni bedenime katamıyorum!..
Kahrolma adına kahpe yemini,
Tedirgin geceye satamıyorum!..

Anlamsızlaşırken gün niyetine,
Çatlayan buse, bir hınçla yetine...
Gül gibi solarken ben hasretine
Uykusuzum sana, yatamıyorum!..

Sessiz karanlığa yayılsa da kin,
Duygusal ve hırçın, mesudum lakin
Mehtap inadına sakin mi sakin,
Gün misali doğup, batamıyorum!..

Çıkmaz sokaklarda küskün umutlar,
Ağlarken, ruhumda fırtına kopar...
Gecenin köründe çökerken efkar,
Senden başkasına çatamıyorum!..

Dilsiz yüreğimde solar bir resim,
Sende boğulurum ben sicim sicim...
Anlasana artık be sevdiceğim,
Seni yüreğimden atamıyorum!..

19 Kasım 2000


Hakan İlhan Kurt
 

boran_12

  • Uzman Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.435
  • Teşekkür 4076
    • Çevrimdışı
  • # 10 Tem 2009 01:39:20
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını Kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir Gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
işte budur hayat!
işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

Sevdiğin
Kadar
Sevilirsin



Can YüCEL

atasay15

  • Bilge Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.418
  • Teşekkür 10497
    • Çevrimdışı
  • # 10 Tem 2009 01:49:11
Duymadıklarımızı Duyduk

görmedıklerımızı Gördük.

ıkı Dırhem Aklımız Vardı

onu Da Yedık Bıtırdık.

frenı Patlamıs Kamyon Gıbıyız,

allah'a Havale Gıdıyoruz.

bız Bu Hallere Düsecek Adammıydık.

dalından Kopan Yaprak Mısalı

bır RüzgÂra Kapıldık Kı Sormayın Gıtsın

kos Koca 5000 Yıllık Çınar

batının Hızarına Düstü.

felegın Nazarına Düstü

yıgıt Dıye Namım Vardı

namert Pazarına Düstü.

bız Bu Hallere Düsecek Adammıydık.

ne Batılı Olabıldık Ne Dogulu

ıkı Camıı Arasında Kalmıs Beynamaz Gıbıyız.

bızı Bız Yapan, Bıze Aıt Ne Varsa Her Seyı Attık,

tıpa Tıp Taklıt Ettık, Aslını Yasattık.

üretmedık, Tükettık, Hazıra Konduk Hep Yattık

hazıra Dag Mı Dayanır Beyler,

ılımsız Çag Yakalanmaz, Ilımsız Kaldık,

sıg Kaldık, Kaldık Böyle Kıraç.

cıgerı Bes Para Etmeyenlere El Açtık,

ve Kahretsın Yasıyoruz, Onlara Muhtaç

bu Son Lıman, Bu Son Gemı Baska Yol Yok

anlayın Artık Anlayın

TÜRK'ün TÜRK'ten Baska Dostu Yok..

boran_12

  • Uzman Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.435
  • Teşekkür 4076
    • Çevrimdışı
  • # 10 Tem 2009 02:24:46
Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında
diye yapılmış
gri sisli binalar...
alnının ortasında
ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz
ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı
aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililîğî!)
soyut bir sevdaya
beşik kertilmiş olan
dağda çoban,
şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat'ın büyük elleri
ararat'ın kız yelleri
cilo'nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okun
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar
(belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman
bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar
hüzünlü gelmez insana
ankara'da,
yoksa bugün bir hayat
yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra.
Kimse keman çalmaz belki
Belki bu fiim hiçbir zaman
o kadar fiyakalı olmayacak ama
Hiçbir lahmacunda
o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
tadını vermeyecek bir daha
Çok daha iyilerini yedim sonra
bizzat Urfa'da hatta
Ama hiçbirinde
o kadar aç oturrnadım sofraya
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı bir soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
öyle deme ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak
yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
rakıyı bol sulu içen
dokunmasın için deği!
çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı,
hep kağıtlara bakarak,
hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u
aynı anda sevmeyi başararak,
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
yürüyen...
memurlar.......
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
biz, şimdi kapalı birr kuruyemişçi
dükkanının -ki bütün plan kar altında
tuzsuz ay çekirdeği çitileyip
yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden
umutsuzca içeri bakan,
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen ama
pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı esmer cesur korkak
çoğu kürt çoğu türk çocuklardık...
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar....
ha sonra belki ahmed arifin aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı
O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir:
kar altındadır varoşlar
hasretim,nazlıdır ankara.....
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...
şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim gönlüm, çocukluğum buz tutar.

Yılmaz Erdoğan
(Aslen Tokat'lı olmakla beraber doğma büyüme Ankara'lıyım ama onun ötesinde bu şiir çünkü:
"Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...")

mavera44

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 4.802
  • Teşekkür 15251
    • Çevrimdışı
  • # 10 Tem 2009 11:06:45
suç aleti

ağzın barut kokuyor

çevir namlunu bana

ordunu üstüme sal

ağzını öbür yana


bal şerbeti sundun dostun

kırk kâse hangisinde zehir

al yak yüreğimde sigaranı

seni dilinden tutuşturur


uzat ellerini tutunayım

diline söz geçir sen

ziyanı yok tek cevapsız kalayım


duyulmuyor sesiniz

yaramda dil izi var

kurşunlar

nerdesiniz

MUSTAFA İSLAMOĞLU

umran45

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 520
  • Teşekkür 1832
    • Çevrimdışı
  • # 10 Tem 2009 14:28:36
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

                                                         Ataol BEHRAMOĞLU

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK