Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 97863 defa)

hicran10

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.088
  • Teşekkür 2642
    • Çevrimdışı
  • # 01 May 2020 16:04:40
BİR AĞAÇTAN ON DERS

Bir ağacın gölgesinde adam felsefe kitabı okuyordu. Sorular üstüne sorular adamın kafasını karıştırmıştı. Başını kaldırıp ağaca baktı.

—Keşke ağaç olsaydım, hiç düşünmeden yaşasaydım dedi.
Birden ağaç dile geldi:

—Ben düşünmüyorum belki ama düşünen insanlara o kadar çok ders verebilirim ki, dedi.

Adam heyecanla:

—Seni dinlemek isterim, dedi.

Ağaç konuşmaya başladı:

—At o felsefe kitabını elinden, şimdi bana bak ve beni dinle
sana on tane hayat dersi vereceğim, dedi.

Adam heyecanlanarak:

—Tamam dedi.

Ağaç:

—Dinle o zaman, dedi ve hayat dersini sıralamaya başladı:

1-Ağaç yaş iken eğilir ya da doğrulur. Her şeyin bir zamanı
vardır. Hayat öğrenme sürecidir ama zamanlaması çok önemlidir. Siz de bilirsiniz ki “yaşlı köpeğe yeni oyunlar öğretilmez.” “Yaşlı kurda yol öğretilmez.”

2-Düşen ağaca balta vuran çok olur. Onun için hayatta düşmemeye dikkat etmek gerek; güçlüyken gölgene sığınanlar düşerken baltayı alıp sana koşarlar.

3-Bizi yok etmeye çalışan baltanın sapı bizdendir. Her zaman
dış düşmandan korkmayın. İç düşman daha tehlikelidir. Sizin gibi görünüp size hainlik edecek insanlara dikkat edin. Dişi kıran pirince en çok benzeyen beyaz taştır.

4-“Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir” İnsanı
geliştiren mükemmelleştiren zorluklardır. Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar. Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar. Uçurtma rüzgâr engelini aşmak için yükseğe çıkar. Engelleri fırsat bilmelisiniz.

5-Bir ağacın kökü ne kadar derinse boyu o kadar yükseğe çıkar. Kökleri zayıf olan büyüklüğü taşıyamaz. Onun için kökünüze sahip çıkmalısınız. Kökünü unutan ya da yok sayan bir ağaç ayakta kalabilir mi? Bir ağaç tüm gücünü kökten alır. Sizin de tarihiniz olmazsa nasıl geleceğiniz olacak? Tarihinizi yok sayar ya da unutursanız nasıl geleceği inşa edebilirsiniz?

6-Ağaç yapraklarıyla gürler. Bir insan da ailesiyle, sosyal çevresiyle güzel olur; onlarla tamamlanır. Onlarla varlığını hissettirir. Onun için sosyal ilişkileriniz önemlidir.

7-Hiçbir ağaç acaba bahar gelecek mi, çiçek açacak mıyım diye düşünmez. Kök, gövde ve dallar görevini sessizce ve sabırlıca yaparlar. Siz de baharın gelmesini bekliyorsanız görevinizi şamata yapmadan sessizce, hakkıyla ve sabırla yapmalısınız.

8-Meyveli ağacı taşlarlar. Bilgili, becerikli, başarılı insanlara
haset eden çok olur. Bir işe yaramayan, niteliksiz, silik insanlar kimsenin umurunda olmazlar. Onun için başarılı insanlar atılacak taşlara mukavemet edemezlerse başarılarını sürdüremezler.

9-Her ağaç kendi toprağında büyür. Ağaç ancak uygun toprağı
bulması halinde gelişmesini sürdürür. İnsan yetenekleri de öyledir; ağaç tohumu gibidir. Uygun zemin bulursa gelişir, yoksa çürür gider.

10-Beşikten mezara kadar ağaca muhtaçsınız. Çocukken beşikte, ölünce tabutta bizimle berabersiniz. Bize hep odun gözüyle bakmayın. Biraz da ibret gözüyle bakın. Sözü şöyle bitireyim, insanların kulağına küpe olsun. “Her şey bir ağacı sevmekle başlar.” Bundan sonra bir ağacın yanından geçerken durun ve şarkımızı dinleyin.

Adam ağaca tekrar baktı, “Aslında odun olan bu ağaç değil
benmişim meğerse” diye geçirdi içinden.

(Bitkilerle Sohbet isimli kitaptan alıntı)

tarkan555

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 10.962
  • Teşekkür 11792
    • Çevrimdışı
  • # 01 May 2020 16:21:03
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
BİR AĞAÇTAN ON DERS

Bir ağacın gölgesinde adam felsefe kitabı okuyordu. Sorular üstüne sorular adamın kafasını karıştırmıştı. Başını kaldırıp ağaca baktı.

—Keşke ağaç olsaydım, hiç düşünmeden yaşasaydım dedi.
Birden ağaç dile geldi:

—Ben düşünmüyorum belki ama düşünen insanlara o kadar çok ders verebilirim ki, dedi.

Adam heyecanla:

—Seni dinlemek isterim, dedi.

Ağaç konuşmaya başladı:

—At o felsefe kitabını elinden, şimdi bana bak ve beni dinle
sana on tane hayat dersi vereceğim, dedi.

Adam heyecanlanarak:

—Tamam dedi.

Ağaç:

—Dinle o zaman, dedi ve hayat dersini sıralamaya başladı:

1-Ağaç yaş iken eğilir ya da doğrulur. Her şeyin bir zamanı
vardır. Hayat öğrenme sürecidir ama zamanlaması çok önemlidir. Siz de bilirsiniz ki “yaşlı köpeğe yeni oyunlar öğretilmez.” “Yaşlı kurda yol öğretilmez.”

2-Düşen ağaca balta vuran çok olur. Onun için hayatta düşmemeye dikkat etmek gerek; güçlüyken gölgene sığınanlar düşerken baltayı alıp sana koşarlar.

3-Bizi yok etmeye çalışan baltanın sapı bizdendir. Her zaman
dış düşmandan korkmayın. İç düşman daha tehlikelidir. Sizin gibi görünüp size hainlik edecek insanlara dikkat edin. Dişi kıran pirince en çok benzeyen beyaz taştır.

4-“Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir” İnsanı
geliştiren mükemmelleştiren zorluklardır. Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar. Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar. Uçurtma rüzgâr engelini aşmak için yükseğe çıkar. Engelleri fırsat bilmelisiniz.

5-Bir ağacın kökü ne kadar derinse boyu o kadar yükseğe çıkar. Kökleri zayıf olan büyüklüğü taşıyamaz. Onun için kökünüze sahip çıkmalısınız. Kökünü unutan ya da yok sayan bir ağaç ayakta kalabilir mi? Bir ağaç tüm gücünü kökten alır. Sizin de tarihiniz olmazsa nasıl geleceğiniz olacak? Tarihinizi yok sayar ya da unutursanız nasıl geleceği inşa edebilirsiniz?

6-Ağaç yapraklarıyla gürler. Bir insan da ailesiyle, sosyal çevresiyle güzel olur; onlarla tamamlanır. Onlarla varlığını hissettirir. Onun için sosyal ilişkileriniz önemlidir.

7-Hiçbir ağaç acaba bahar gelecek mi, çiçek açacak mıyım diye düşünmez. Kök, gövde ve dallar görevini sessizce ve sabırlıca yaparlar. Siz de baharın gelmesini bekliyorsanız görevinizi şamata yapmadan sessizce, hakkıyla ve sabırla yapmalısınız.

8-Meyveli ağacı taşlarlar. Bilgili, becerikli, başarılı insanlara
haset eden çok olur. Bir işe yaramayan, niteliksiz, silik insanlar kimsenin umurunda olmazlar. Onun için başarılı insanlar atılacak taşlara mukavemet edemezlerse başarılarını sürdüremezler.

9-Her ağaç kendi toprağında büyür. Ağaç ancak uygun toprağı
bulması halinde gelişmesini sürdürür. İnsan yetenekleri de öyledir; ağaç tohumu gibidir. Uygun zemin bulursa gelişir, yoksa çürür gider.

10-Beşikten mezara kadar ağaca muhtaçsınız. Çocukken beşikte, ölünce tabutta bizimle berabersiniz. Bize hep odun gözüyle bakmayın. Biraz da ibret gözüyle bakın. Sözü şöyle bitireyim, insanların kulağına küpe olsun. “Her şey bir ağacı sevmekle başlar.” Bundan sonra bir ağacın yanından geçerken durun ve şarkımızı dinleyin.

Adam ağaca tekrar baktı, “Aslında odun olan bu ağaç değil
benmişim meğerse” diye geçirdi içinden.

(Bitkilerle Sohbet isimli kitaptan alıntı)

Ağaca teessüf ederim ! Ağaç  ; at o felsefe kitabını elinden demiş   oysa o kitapta ağaçtan yapıldı Felsefecinin ağacı uyarmasi gerekiyordu .Sahte felsefeci olabilir  :-\

1. Maddeye kadar okudum iftardan sonra okuyayim unutmaz isem aç karna kelimeler yemek adlari gibi geliyor insana  :(

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.859
  • Teşekkür 36678
    • Çevrimdışı
  • # 02 May 2020 00:50:53
NEDEN BAZILARINA CEVAP DAHİ VERMEDİĞİMİZİ ANLATAN BİR KISSA İLİŞTİRİYORUM

Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş.

“Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.

Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.

Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.

Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.

Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş:

“İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”

– Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
– Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
– Asla bilmeyenle tartışma.

Alıntı

PINARCIK

  • Bilge Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 5.495
  • Teşekkür 29693
    • Çevrimdışı
  • # 02 May 2020 01:14:33
Hislerinizle ilgili özür dilemeyin. O hisler somut olsa kaldırıp atacak güce sahip olurdunuz zaten. Kontrol edemediğiniz şeylerden utanmayın.

Ağladığınız için özür dilemeyin. Çatlak cam gibi düşünün. Sağlam duruyor ama kırığı var. Yağmur yağınca içeri birkaç damla düşebilir. Utanmayın.

Sevdiğiniz için özür dilemeyin. Ona baktığınızda vücudunuzdaki kanın tüm kırmızılığıyla yüzünüze oturmasından daha masum ne olabilir?

Endişeleriniz için özür dilemeyin. Birini dünyanın kötülüklerine karşı bir anne gibi pamuklara sarmak istemek “benim bir kalbim var” demekle eş.

İlgi istediğiniz için özür dilemeyin. Çiçekler bile güzel söz duyduklarında daha gür yeşerirler. Yatın dizime,ben okşarım saçlarınızı.

Ve son olarak güzel hissetmediğiniz zamanlar için özür dilemeyin. En dağınık halinizle bile çok güzelsiniz. Ayna olsam yansımanıza gülümserdim.

hande007

  • Üyeliği İptal Edildi
  • İleti: 436
  • Teşekkür 814
    • Çevrimdışı
  • # 02 May 2020 09:20:15
kanmamak o kadar mı zor?

kural basit:

sana" doğru yolu" gösteriyorsa kendisi o yolda değildir.

fikret6363

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.035
  • Teşekkür 11647
    • Çevrimdışı
  • # 03 May 2020 12:17:04
Bir çocuğun terliği iskelede koşarken denize düşer ve kaybolur. Küçük çocuk saatlerce terliğini arar ama bulamaz. Biraz üzgün biraz da kızgın hâlde terliğinin diğer eşini de denize fırlatır ve sahilde kumların üzerine şöyle yazar:
“Bu deniz hırsızdır!”

Aynı sahilde biraz ileride bir balıkçı teknesindeki ağıyla yakalamış olduğu kasa kasa balıkla kıyıya çıkar ve sevinçle kumlara şöyle yazar;
“Bu deniz cömerttir…”

Aynı balıkçı ertesi gün kıyıya çekmeyi ihmal ettiği kayığı fırtına çıkıp dalgalarla alabora olunca, kumlara;
“Bu deniz zalimdir…” yazar...

İyi yüzme bilmeyen bir genç, arkadaşıyla denize girip söz dinlemeden fazla açılır. Dalgalara kapılıp denizde boğularak hayatını kaybeder. Acılı annesi kumlara şöyle yazar:
“Bu deniz katildir!..”

İhtiyar bir dalgıç devasa bir inci barındıran istiridye çıkarır denizden ve kumlara şöyle yazar:
“Bu denizin gönlü çok zengindir...”

Deniz, sükûnet ve huşu içindedir… Ve bir dalga gönderir… Sahilde yazılı tüm yazıları siler........

fikret6363

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.035
  • Teşekkür 11647
    • Çevrimdışı
  • # 03 May 2020 12:26:35
Ceviz kurdu, cevize gireceği kadar bir delik açar ve cevizin içine girer.
Cevizin içi insan beynine benzer, kurt başlar cevizi yemeye.

Elbette ki buraya kadarı normal. Yedikçe şişmanlar şişmanladıkça Karnı büyür.

Yeterince doyunca yükünü tutunca! Gitmek ister ama girdiği delikten çıkması mümkün değildir istese de çıkamaz.

İşin enteresan ve Daha da kötü tarafı; İçi yenilen cevizin kabuğu da kurumuş ve iyice sertleşmiştir... Artık o deliği genişletmek te imkansızdır.

Kurtçuk oturup etrafına bakar, Düşünür taşınır delikten geçip çıkmak için tek çaresi vardır; Zayıflamayı beklemek.

Aç kaldıkça zayıflar, eski cılız haline döner. Ve bir gün bitap düşmek üzere ilk başladığı gibi cevizden çıkar.

Ama çıktığında mevsim bitmiş, ortada aç ve cılız bir kurtçuk ile bir içsiz bomboş bir ceviz kabuğu kalmıştır.

Kimi insanlardaki para ve mal - mülk hırsı da ceviz kurduna benzer.

O hırsı yenip, artık yeter, dediğinde baharlar ve yazlar bitmiş olur.

Geriye sadece, ömrünün sonbaharı ve belki de çeşitli hastalıklar, ilaçlar ve diyetler ile geçirmek zorunda kalacağı, koskoca bir kara kış kalmış olur... O sebep lütfen ihtirasınıza kapılmayın kendinizi yakmayın en helal para har vurup harman savurmadan kimseye borçlu kalmadan yalan söylemeden gününde ödemelerini yaparak kazandığın paradır. Miras bırakacağın her para ise başkaları için kazanılmış ömür harcanmış fakat terini senin sildiğin Sefa’sını başkalarının sürdüğü emektir. Eee o halde başkalarının yaşayacağı para için DOST ve AKRABALARINI üzme , Haklı kazanç elde et Dürüst yaşa Para HIRSı gözünü bürümesin cevizin kurdu gibi olma..

fikret6363

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.035
  • Teşekkür 11647
    • Çevrimdışı
  • # 03 May 2020 18:09:46
Çok zaman önceydi. o kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.

İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.

Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.

Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.

Bir parçasına dün dedi,
Diğer parçasına bugün,
Öteki parçasına da yarın.

Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.

Dünü düşünüp pişman oldu,
yarını düşünüp telaşlandı;

Ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.

Farkında olmadan rezil etti bu gününü.

Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.

Bir türlü beceremedi.

Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.

Bu günü eline yüzüne bulaştırdı...

Mutsuz oldu insan. ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;

Ama bugünü hiç yaşayamadı.

Ne yarın ne de dün!

fikret6363

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.035
  • Teşekkür 11647
    • Çevrimdışı
  • # 03 May 2020 21:35:43
İngiliz hükümeti Hindistan yönetimini elinde tuttuğu dönemde kobralardan çok çeker ve kobralara karşı savaş başlatır. Ne var ki İngilizler yılanlarla haşır neşir oldukça daha çok İngiliz kobra zehiriyle tanışır. Bunu fark eden "zeki" bir İngiliz neden biz uğraşıyoruz ? Kobra kafası getiren Hintliye ödül verelim olsun bitsin." der. Bunun üzerine kampanya başlar. Başlarda gerçekten Kobraların sayısı azalır; ancak zor koşullara muhteşem uyumları ile bilinen Hintliler "Madem bunlar her ölü yılana para veriyor o zaman biz bu kobraları besleyelim üretelim. Hem kim koşacak kobra peşinde?" derler. Bu fikirle yola çıkan Hintliler kobra çiftlikleri kurarak yılanları üretirler ve paraya para demezler.

Bu durumu fark edip aptal yerine konduklarını anlayan İngilizler, hem daha fazla kobra üretilmesin diye, hem de zekaları ile daha fazla alay edilmesin diye kobra başına para verme kampanyasını durdurdular.

Tabii Hintliler de kobraların para etmediğini görünce, kobraları besleyerek kaynak ve vakit harcamak istemezler ve tüm çiftliklerdeki kobralar salınır. Böylece ortam başlangıç durumundan daha çok kobraya sahip olur.Geleceğin Mimarları Öğretmenler.Doğal ortamlarında da çoğalmaya devam eden kobraların popülasyonu iyiden iyiye artar. İngilizlerin kontrol manyaklığı da böylece ters teper.

O günden beri bu TİP vakalar kontrol altına alınması hedeflenirken, yaşanılan beklenmeyen etkisi nedeniyle ters tepen olayların olduğu durumlara “Kobra Etkisi” denir.

fikret6363

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.035
  • Teşekkür 11647
    • Çevrimdışı
  • # 03 May 2020 23:09:34
Padişahın birisi halkını imtihana tabi tutmak istemiş.
Bunun için bir havuz yaptırmış ve:
“Her vatandaş gece karanlıkta bu havuza bir kova süt dökecek.” demiş
Adamın birisi kendi kendine
“Ben bir kova süt yerine bir kova su dökersem diğer sütlerin arasında su döktüğüm belli bile olmaz” demiş ve bir kova suyu havuza boşaltmış.
Bir başkası da aynı şekilde davranmış. Bir diğeri de…
Sabah olunca padişah havuzu kontrol etmeye gittiğinde, havuzun süt yerine su ile dolu olduğunu görmüş…

Herkes toplumun düzelmesi istiyor ama kendisine düşen vazifeyi ne hikmetse yerine getirmek hiç kimsenin işine gelmiyor...

sebocan

  • Yönetim Ekibi
  • *****
  • İleti: 28.394
  • Teşekkür 439291
    • Çevrimdışı
  • # 03 May 2020 23:44:08
Lisedeydim. Bir arkadaşım bana bir saat hediye etti, taktım eve gittim, bahçedeyiz…

Akrabalar var. Saat dikkatlerini çekti ben de, “Arkadaşımın hediyesi.” dedim.

Teyzelerden biri;

─ Nasıl arkadaşmış o, kimse kimseye durup dururken hediye almaz, bak bana alan var mı? dedi.

İnsanımızın sevgi anlayışıyla bilinçli olarak ilk o gün yüz yüze geldim.

Pek çok insana göre, illa bir çıkar, bir menfaat, bir ilişki, bir neden olmalı birbirini sevmek için çünkü. Sonraları fark ettim, birini çok seviyorum diyorsun ve bunun karşılığında şunu soruyorlar,

“Niye?”, “Nesini seviyorsun?”.

Seviyorum yahu, o olduğu için, kalbim öyle dediği için…

Dikkat edin bizde iki kişi evlenir, birileri çıkar ve ee zengin tabi, ee kız güzel, ee oğlanın kariyeri iyi der ve hemen bir anlam aramaya çalışırlar.

Onlara göre iki kişinin birbirini gerçekten sevme ihtimalleri yoktur.

Ben bahçeyi yaparken bir sürü insan, gelip geçerken meyve ağacı dik, dedi.

Meyvesiz ağaçlar için “Ne yapacaksın onu?” yorumu yaptılar.

“Amma çok çiçek dikmişsin onun yerine sebze bahçesi yap, yersiniz, kışlık koyarsın.” dediler.

Ve sırf meyvesi yok diye, yiyemiyorlar diye, doğrudan faydalanamıyorlar diye ağaçların kesildiğini çok gördüm.

Yiyemiyor ya o ağacı, niye sevsinler?

Çiçekleri yiyemiyor ya, ne yapsınlar güzelliğini?

Hayvan sevgisini “kurbanda keseriz” diye, doğa sevgisini “meyvesinden hoşaf yaparız” diye, evlat sevgisini “yaşlanınca bize bakar” diye, eş sevgisini “evde bir nefes olsun” diye yaşayan bir sürü insan var.

Bunların hepsinden çok var ama sevgi yok sevgi, hep ondan oluyor bunlar…

Şermin Yaşar

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.120
  • Teşekkür 12600
    • Çevrimdışı
  • # 04 May 2020 00:11:51
İÇİMİZDEKİ GÜZELLİKLER
Gönlümüzün güzelliği sevgi ise, beynimizin güzelliği de düşünebilme yeteneğimizdir. O yeteneği her an, her dakika kullanalım. Unutmayalım ki düşünen insan, özgür insandır.
Kişi düşünebiliyorsa pek çok sorununu çözümleyecek, pek çok şeyi bilecektir. Herkesi dinleyin. Annenizi, babanızı, arkadaşlarınızı dinleyin. Sonra da düşünün ve sorular sorun… Neden? Nasıl? Nerede?Sonra da oturup kararlarınızı kendiniz alın. Kararları yalnız aldığınız zaman, eziyetler de güçlükler de sonuçta bütünüyle size aittir artık. Karar alırken sorumluluk almayı da bilin. İşte bu, büyümek ve olgunlaşmaktır; özgür insan olma yolunda atılan ilk adımdır.
Büyüklerinizle, yaşıtlarınızla, kendinizden küçüklerle konuşun, tartışın. Konuşarak pek çok şey öğrenildiği gibi, pek çok sorun da çözümlenebilir. Toplumumuzda, bu tür konuşma pek yaygın değil ne yazık ki! Ya susuyor, ya bağırıyoruz. Konuşmayı bilmiyoruz. Sizler bunu değiştirin.
İçimizin bir başka güzelliği de iyimserliktir. Yüreğinizin ibresi hep iyimserlikten yana olsun.
Asırlardır kötümserler, köşelerinden dünyanın kötüye gittiğinin doksan dokuz nedenini sayarlarken iyimserler epey yol almış; pek çok iş başarmışlardır. En azından denemişlerdir.
Zaten yapılan araştırmalar, başarılı olanların üstün zekalılardan çok, sıradan ama olumlu ve iyimser kişiler olduğunu ortaya koyuyor.İçimizdeki güzellikler arasında neşenin yeri bambaşkadır. Hele gençliğinizin getirdiği neşe ve kahkahaları sakın kısıtlamayın. Bazı kişilerin “Sırıtıp durma!” gibi bilgece (!) uyarılarına aldırmayın. Tam tersine daha çok gülün. Bol bol kahkaha atın. Sorunlarınıza bile gülerek bakabilirseniz yükünüz anında hafifleyecektir.
Güldürü dergileri, neden bu kadar çok okunuyor sanıyorsunuz?
Onca sorunun, çevre kirliliğinin, savaşların, ölümlerin, çıkarcılığın, cahilliğin yer aldığı dünyamızda sevgi, iyimserlik ve neşeye her zamankinden fazla gereksinmemiz var. Bu nedenle hayatınızı daha güzel yaşamak istiyorsanız, önce içinizdeki güzellikleri geliştirin, ortaya çıkarın.
Sevinin, düşünün, konuşun, iyimser olun ve doyasıya gülün!
İpek Ongun

hicran10

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.088
  • Teşekkür 2642
    • Çevrimdışı
  • # 04 May 2020 08:10:51
Beni sorarsan böyleyim bugünlerde, biraz karışık , biraz içine sıkışık, fazlasıyla dolaşık..

Kırılmıyorum artık kimselere, zaten gördüğüm de yok kimseyi öyle, kabuğunda yasayan bir kaplumbağa gibiyim sanki, böyle iyi, böyle en iyisi...

Ben mesafeyi bi arabaya atlayıp gitme arası bir şey sanırdım, şimdi herkese uzak, yüreğime daha yakınım..

Kimseyi aynam yapmıyorum artık, "ben" bilmiyorum kimseyi, herkes kapalı bir kutu gözümde, ne çıkarsa kendine hediye..

Koşmuyorum öyle olur olmaza, çağırana bir adım yürüyorum o da insanlık namına...

Eskiden olsa uluorta açardım kalbimin en kuytularını azıcık gülümseyen bir yüze, kat kat yorganlarım var artık kalbimin üzerinde , geceleri bir tek kendime açıyorum bundan böyle.
.
Değişiyormuş insan kırıla kırıla, içi döküle döküle öğreniyormuş hayatı..

Bugünlerde böyleyim ben, biraz yorgun, biraz durgun, biraz güvensiz ama daha güçlü...!

(A)

hicran10

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.088
  • Teşekkür 2642
    • Çevrimdışı
  • # 04 May 2020 08:34:49
Geçmişten gelen elemler, gelecekten gelen kaygılarla göçer gideriz bu dünyadan...

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 20.968
  • Teşekkür 149623
    • Çevrimdışı
  • # 05 May 2020 15:34:15
Çocuk Ne Yaşıyorsa
Onu Öğrenir

Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,
Kınama ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,
Kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
Sıkılıp utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse,
Kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse,
Sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse,
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,
Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse,
Adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,
Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK