Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 113639 defa)

memetrabia

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.852
  • Teşekkür 6152
    • Çevrimdışı
  • # 15 Tem 2020 12:42:01
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Seven, arayandır sevilen de bulunandır. Sevgi, inanmakla başlar, yaşamakla da devam eder. İnanmakla sevmek ikizdir. İnanan sever, seven yaşar.
Sevgi; fıtrat atmosferinde yüreğin yüreğe gülümsemesidir. Sevgi, mutluluk yolunda olmazsa olmaz soluktur. Sevgiye fiyat biçilmez. Sevgiye fiyat biçenler, kendilerine fiyat biçenlerdir. Yani kendilerini maddi değerlerle satışa arz edenlerdir. Sevgiyi satın alabilecek maddi değer yoktur.
Sevmeye zaman ayıranlar, sevilmeye çare bulurlar. Çünkü sevilmenin çaresi, sevmede saklıdır. Sevmek, sevilmenin hem çaresi ve hem de çırasıdır. Sevgi olan yerde gurbetin hasreti çekilmez. Sevmeyen ve sevilmeyen, mutluluğun adresini bilmez.
Seven sevilir. Kim başkasını severse kendisi de sevilecektir. Başkalarını kazandırmış olan kendisi de kazanmış olacaktır. Tüm insanlar kendileri arasında karşılıklı bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayıfları avlayamazlar, sayıları çok olanlar daha az sayıdakileri baskıları altına alamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Bilgi sevginin, sevgi de mutluluğun bereketidir.
Sevgi, fıtrat doğrultusunda yürümektir. Sevgisizlikse yerlerde sürünmektir. Sevgi üretmek, sevgisizlikse tüketmektir. Sevgi, mutluluğun en doğru ve en kısa adresidir.
Sevilmek, fıtri bir zevktir. Ancak sevilmek ile sevmek ikizdir ; sevmek kalbin özelliği, sevilmek ise ruhun güzelliğidir. Kalblerini özelliksiz, ruhlarını ise güzelliksiz bırakanların mutluluğu olmaz.
Sevgi; bazen bir güzel sözdür, bazen tatlı bir tebessümdür, bazen bir damla gözyaşıdır, bazen bir selamdır, bazen sevda uğruna çekilen cefadır, bazen de derde derman olan bir vefadır. Sevgi, kalbi bir eylemdir. Hatta insan kalbinin en soylu eylemi, sevgidir.
Sevgi ilme dayanırsa bire sonsuz veren bir tohuma dönüşür. Sevgi cehalete dayanırsa insanı tutuklayan bir tutkuya dönüşür.
Başkası tarafından sevilen gönülde bulunmuştur. Önemli olan sürekli gönülde kalmayı başarmaktır. Sevgi kalb kadar hassastır. Kalbin bozulması, sekteye uğraması hayatın sonu olduğu gibi, sevginin tükenmesi de münasebetin ölmesi, yani son bulmasıdır.
Gökten düşen cismin parçaları bulunur, ama gönülden düşenin parçaları bulunmaz. Ne yazık ki, günümüzde gönülden düşmeme hassasiyetini gösteren medenilerin sayıları pek az. Gönül ihram giymiş bir Gülbeyaz.
Onun genç ve diri kalmasını istiyorsan ömrünün her sayfasına sevgiyi yaz!.



Çok anlamlı ve etkileyici  bir yazı olmuş Hacile Abla.Allah razı olsun

ankaragucux

  • Uzman Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.799
  • Teşekkür 5297
    • Çevrimdışı
  • # 15 Tem 2020 12:59:17
Aşkta yukarı ve aşağı yoktur.
Neden daha fazlasını arayayım?
Ben onunla aynıyım...
Şems....

adamın biri

  • Bilge Üye
  • *****
  • İleti: 4.628
  • Teşekkür 19489
    • Çevrimdışı
  • # 15 Tem 2020 21:21:28
Liseli yıllarda ağzı var dili yok çocuklardık. Delişmen çocuklardık ama bir kızla konuşmaya gelince dilimiz bağlanırdı. Flört,tümüyle yabancısı olduğumuz bir kelimeydi. İma ile anlatmak, güllerle dile gelmek, papatya falı baktırmak, mektuplarla içimizi dökmek, kasetlere doldurduğumuz şarkılarla ses olmak isterdik aşklarımıza.
Kızlardan birinin ‘’günaydın’’ından, selam vermesinden, notlarını tamamlamak için defterimizi istemesinden öyle mutlu olurduk ki... Tarık Akan’ın ‘’Herhangi Bir Kadın’’ filminin taşralı Cemalleriydik bir bakıma.
O yıllarda evlerin çoğu bahçeliydi. Rengarenk güller, kasımpatılar, akşamsefaları, karanfiller o bahçeleri gökkuşağına çevirirdi. O çiçekler liseli aşıkların dili, körpe yüreklerinin tercümanıydı. Ne güller koparılıp o kızlara verildi o bahçelerden. O bahçelerin dili olsa da konuşsa…
Okulun folklor ekibinde, futbol, voleybol, kasa-minder takımında olmak, bayramlarda şiir okumak,19 Mayıs’ta kulenin tepesine çıkmak kendini göstermenin yollarındandı. Sınıfın en çalışkanı,sınıf başkanı olmak da işe yarardı arada bir. Ama bunlar işe yarar mıydı, bilinmezdi. Zaten aşkı değerli kılan da bu bilinmezlik değil miydi? Fuzuli’nin talebeleriydik ne de olsa.
Ne sosyal medya vardı o günlerde ne de elektronik posta; mektuplardı imdadımıza yetişen. O mektuplara ne yazacağımızı bilmez, günlerce düşünür, yazıp yazıp siler ;kompozisyon dersinden öğrendiğimiz giriş ,gelişme sonuç kalıbıyla gizli gizli ha bire karalayıp dururduk.Üzerinde o kadar düşünüp taşındığımız, yazıp yazıp yırttığımız o mektupları nasıl,nerede, ne zaman vereceğimiz üzerine günlerce kafa patlatılır ama o mektuplar;o narin kızların elline bir türlü ulaşmazdı. Babamızdan mı, kızların bizleri reddetmesinden mi korkardık, bilmiyorum. Ama bir şeylerden korktuğumuz muhakkaktı.
Başka bir korkumuz da defter aralarında, ceket ceplerinde kendini saklayan bu mektupların babamız ya da bir arkadaşımız tarafından görülmesi, yakalanmasıydı.Babamızdan fırça yemekten ,okulun diline düşmekten öyle korkardık ki...
Bazen de, içimizi titreten, karşılarında bir cümle dahi kuramadığımız o kızlara, sağdan soldan arakladığımız şiirlerle ulaşmaya çalışır, bu olmuyorsa onlara kaset doldururduk. Önce, sevdikleri şarkıları çaktırmadan araştırır, Ferdici mi Orhancı mı olduklarını öğrenir, şarkı listesini yapıp bu kasetlerle kalplerine dokunmaya çalışırdık.
80’li yılların başında ‘’sevgili,çıkmak’’ diye bir kavram yoktu. Kızlara ‘’arkadaşlık ‘’ teklif edilirdi. O da direkt söylenmez, bu bir arkadaş aracılığıyla yapılırdı.
Kurutulmuş gül, sümbül yapraklarına isimlerimizin ilk harflerini yazıp defter aralarında saklamak da denediğimiz yollardandı. Eros’tan bihaber olduğumuz o zamanlarda aşkı ifade etmenin yollarından biri de çakıyla ağaç gövdelerine ya da okuldaki bir banka isimlerimizin baş harflerini kazımaktı. Bir kalp çizer, kalbin içine de isimlerimizin baş harflerini yazar, sonra da kalbin tam ortasına bir ok çizerdik.
Anlayacağınız, 80’li yılların taşralı liselileri, platonik aşıklardı.
Atilla İlhan bizleri anlatmak için yazmıştı sanki dizelerini:
‘’ Ben aşk nedir bilmem, eski kafalıyım/ Bir seni bilirim, bir de adın geçince sıkışan kalbimi.’’

Mehmet Muhtar Salmanoğlu/Rena

yoncaöğrt

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 535
  • Teşekkür 975
    • Çevrimdışı
  • # 15 Tem 2020 23:13:30
Sahi ;
Kaç kişiyiz şimdi uyumayan ,
Durakta bekleyen...
Tavanla konuşan,
Dört duvar arasında karanlığa ve gecenin ıssızlığına mahkum..!!

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.015
  • Teşekkür 38142
    • Çevrimdışı
  • # 15 Tem 2020 23:35:20
BEDENİNİ DİNLE...
Miden ağrıyorsa; Yaşamında olan her şeyin senin en yüksek hayrına olduğunu bil ve sevgiyle hazmet.

Boynunu ağrıyorsa; olaylara farklı açılardan bakıp pozitif taraflarını görmeye çalış, Şimdiki bakış açın doğru olmayabilir inadı bırak.

Belin ağrıyorsa; paraya olan kötü bakış açını farkedip değiştir.

Ayak ve bacakların ağrıyorsa:
Sol taraf için ; geçmişle bağlarını kopartıp geçmişte yaşamaktan vazgeç.

Sağ taraf için ; gelecekten korkma, kendi geleceğin için ÖZ’e ve akış’a güvenin!!!

Başın ağrıyorsa; değersizlik duygunun farkına var, kendini önemse!

Geceleri uykunuzda dişlerinizi gıcırdatıyorsanız; biriktirdiğin öfkeleri serbest bırak!

Gözlerinde bozukluk ve ağrı varsa; görmen gereken neyi inatla görmek istemiyorsun farkına var ve görmeyi seç.

Kulaklarında ağrı varsa ve duyma bozukluğu yaşıyorsan, inatla kendini etrafın ve iç sesine kapatma, duymayı seç, o seslerden sana mesaj var unutma!

Regl ağrın varsa; dişiliğini ve bunun sana sunduğu avantajları sevgi ile kabul et.

Sırtın ağrıyorsa; suçluluk duygusundan vazgeç!

Omuzların ağrıyorsa; başkalarının yüklerini, sorumluluklarını taşımaktan vazgeçmenin Zaman’ı gelmiş de geçiyor bile!

Boğazınız ağrıyorsa; kendini sevgiyle ifade etmeyi seç, çekingenlikten vazgeç.

Alerjin varsa; kendi gücünü reddetmeyi bırak. Kime alerjin olduğunu düşün! ve serbest bırak.

Diş ağrın varsa; kararsızlığı bırakma vaktin gelmiş demektir.

Bağırsaklarında problem varsa; ihtiyaç duymadığın şeyleri atmanın zamanı geldi de geçiyor…

Ve
En önemlisi
Kalbin ağrıyorsa; içerisi nefret, kin, hayalkırıklığı dolduğundandır. Onları ordan söküp at. Yalnızca SEV,

SEV çünkü
SEVGİNİN girdiği yere ŞİFA kendiliğinden gelir.

Alıntı

yener35

  • Üye
  • *
  • İleti: 11
  • Teşekkür 16
    • Çevrimdışı
  • # 15 Tem 2020 23:47:22
BİR AĞAÇTAN 10 DERS

Adamın biri yine bir ağacın gölgesinde felsefe kitabı okuyordu. Sorular üstüne sorular adamın kafasını karıştırmıştı. Başını kaldırıp ağaca baktı.

—Keşke ağaç olsaydım, hiç düşünmeden yaşasaydım dedi.

Birden ağaç dile geldi:

—Ben düşünmüyorum belki ama düşünen insanlara o kadar çok ders veriyorum ki, dedi.

Adam heyecanla:

—Seni dinlemek isterim, dedi.

Ağaç konuşmaya başladı:

—At o felsefe kitabını elinden, şimdi bana bak ve beni dinle sana on tane hayat dersi vereceğim, dedi.

Adam heyecanlanarak:

—Tamam dedi.

Ağaç:

—Dinle o zaman, dedi ve hayat dersini sıralamaya başladı:

1- Ağaç yaş iken eğilir ya da doğrulur. Her şeyin bir zamanı vardır. Hayat öğrenme sürecidir ama zamanlaması çok önemlidir. Siz de bilirsiniz; “yaşlı köpeğe yeni oyunlar öğretilmez.” “Yaşlı kurda yol öğretilmez.”

2- Düşen ağaca balta vuran çok olur. Onun için hayatta düşmemeye dikkat etmek gerek; güçlüyken gölgene sığınanlar düşerken baltayı alıp sana koşarlar.

3- Bizi yok etmeye çalışan baltanın sapı bizdendir. Her zaman dış düşmandan korkmayın. İç düşman daha tehlikelidir. Sizin gibi görünüp size hainlik edecek insanlara dikkat edin. Dişi kıran pirince en çok benzeyen beyaz taştır.

4- “Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir” (Cemil Meriç) İnsanı geliştiren mükemmelleştiren zorluklardır. Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar. Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar. Uçurtma rüzgâr engelini aşmak için yükseğe çıkar. Engelleri fırsat bilin.

5- Bir ağacın kökü ne kadar derinse boyu o kadar yükseğe çıkar. Kökleri zayıf olan büyüklüğü taşıyamaz. Onun için kökünüze sahip çıkmalısınız. Kökünü unutan ya da yok sayan bir ağaç ayakta kalabilir mi? Bir ağaç tüm gücünü kökten alır. Sizin de tarihiniz olmazsa nasıl geleceğiniz olacak? Tarihinizi yok sayar ya da unutursanız nasıl geleceği inşa edebilirsiniz?

6- Ağaç yapraklarıyla gürler. Bir insan da ailesiyle, sosyal çevresiyle güzel olur; onlarla tamamlanır. Onlarla varlığını hissettirir. Onun için sosyal ilişkileriniz önemlidir.

7- Hiçbir ağaç acaba bahar gelecek mi, çiçek açacak mıyım diye düşünmez. Kök, gövde ve dallar görevini sessizce ve sabırlıca yaparlar. Siz de baharın gelmesini bekliyorsanız görevinizi şamata yapmadan sessizce, hakkıyla ve sabırla yapmalısınız.

8- Meyveli ağacı taşlarlar. Bilgili, becerikli, başarılı insanlara haset eden çok olur. Bir işe yaramayan, niteliksiz, silik insanlar kimsenin umurunda olmazlar. Onun için başarılı insanlar atılacak taşlara mukavemet edemezlerse başarılarını sürdüremezler.

9- Her ağaç kendi toprağında büyür. Ağaç ancak uygun toprağı bulması halinde gelişmesini sürdürür. İnsan yetenekleri de öyledir; ağaç tohumu gibidir. Uygun zemin bulursa gelişir, yoksa çürür gider.

10- Beşikten mezara kadar ağaca muhtaçsınız. Çocukken beşikte, ölünce tabutta bizimle berabersiniz. Bize hep odun gözüyle bakmayın. Biraz da ibret gözüyle bakın. Sözü şöyle bitireyim, insanların kulağına küpe olsun. “Her şey bir ağacı sevmekle başlar.” Bundan sonra bir ağacın yanından geçerken durun ve şarkımızı dinleyin.

Adam ağaca tekrar baktı, “Aslında odun olan bu ağaç değil benmişim meğerse” diye geçirdi içinden.

Bitkilerle Sohbet, Durdu Güneş.

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 3.015
  • Teşekkür 38142
    • Çevrimdışı
  • # 16 Tem 2020 12:55:12
-Seni seviyorum.
-Beni sevdiğine dair kanıt göster?
-Kanıt inancı öldürür. Eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin.
Ben "seni sevdiğimi bilmeni" değil, "seni sevdiğime inanmanı" istiyorum.
-Neden?
-Çünkü bilmek beyinle, inanmak kalple yapılan iştir.

Sweet November

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.427
  • Teşekkür 153447
    • Çevrimdışı
  • # 16 Tem 2020 19:11:38
Bu susmalar bilmenin susmalarıdır, bilmemenin değil, sözün yetmediği yerdeki bilmenin.Bitişin değil başlangıcın, tükenişin değil hazinenin.
Susarak söylemek bu işte:"Cana can katan sözü susarak söylemek daha iyidir."
Nasıl?Sözün ihanetine uğramadan, üzerinden sözcük geçmeden, “Söyleme”nin üzerine bir sözcük değmeden.

Nazan Bekiroğlu

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.198
  • Teşekkür 13416
    • Çevrimdışı
  • # 16 Tem 2020 23:19:28
Tatsız bir çağdayız ama hayatın neşeli, mutlu ve yeterince yaratıcı olmasına mâni bir durum değil....İlber Ortaylı

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.427
  • Teşekkür 153447
    • Çevrimdışı
  • # 17 Tem 2020 12:58:13
..Ve derler ki....
'En iyi yatırım Ahiretedir....
O yüzden...
Yastık altına altın koymaktan daha kârlıdır,
Seccade üstüne alın koymak...

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.198
  • Teşekkür 13416
    • Çevrimdışı
  • # 17 Tem 2020 19:59:52
..

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.198
  • Teşekkür 13416
    • Çevrimdışı
  • # 17 Tem 2020 21:21:49
ATATÜRK DİYOR Kİ
     Atatürk yaptığı bir konuşmada şöyle diyor:    “Bazı ailelerin kötü bir alışkanlığı var. Çocuklarını konuşturmaz ve dinlemezler. Onları ‘Sen büyüklerin lafına karışma’ der, sustururlar. Oysa çocukların serbestçe konuşmalarına fırsat verilmelidir. Çocuklar, düşündüklerini ve duygularını olduğu gibi ifade etmeye özendirilmelidirÇocuklarımızı düşüncelerini hiç çekinmed.en söylemeye ve inandıklarını savunmaya yönlendirmeliyiz. Ayrıca onları başkalarının düşüncelerine de saygı duymaya alıştırmalıyız.”

yoncaöğrt

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 535
  • Teşekkür 975
    • Çevrimdışı
  • # 18 Tem 2020 15:25:47
Neye tahammül ettiğinize dikkat edin.
İnsanlara size nasıl davranmaları gerektiğini öğretiyorsunuz.

burcum7

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.198
  • Teşekkür 13416
    • Çevrimdışı
  • # 18 Tem 2020 22:51:44
Mutlu olmak istiyorsan  gururu bırak  gönüller almaya bak

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 21.427
  • Teşekkür 153447
    • Çevrimdışı
  • # 19 Tem 2020 10:39:09
🌺Ablama🌺
Şayet yoksa bu dünyada bir ablanız,bilin ki bir gün çok yalnız kalacaksınız, Abla ana yarısı, kardeşlere verdiği büyük emek, Abla can demek, sevgi demek, şefkat demek. Anneniz çabuk yıpranıp bu dünyadan ayrılırsa erken, Birden boşluğa düşersiniz, ne yapacağım derken, Böyle günlerde şükredersiniz bir ablanız olduğuna, Şahit olursunuz abla sevgisinin kalbinize dolduğuna. Ne zaman bir sıkıntıya düşseniz ilk koşan odur, Sizi neşelendirip kederinizi unutturan da budur, Görünce hissedersiniz içinizin sımsıcak dolduğunu, Dar zamanlarda anlarsınız ablanın ne demek olduğunu. Eğer şanssızsanız ve yoksa bu dünyada bir ablanız, Tek başınasınız demektir bu evrende oldukça yalnız, İnanıyorsanız yeniden doğuşa, bir başka bedende, Bir kız kardeş dileyin Allah’tan, doğsun sizden önce. Dizelere sığmaz abla kalbini ve sevgisini anlatmak, En büyük hazzımdır candan bir ablaya sahip olmak, Mutlu kılar insanı onun ilgi ve sevgisine erişmek.Abla can demek, sevgi demek, şefkat demek…



 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK