Konu: Hikaye Türündeki Yazılarımız.  (Okunma sayısı 257297 defa)

berru1987

  • Üyeliği İptal Edildi
  • İleti: 36
  • Teşekkür 161
    • Çevrimdışı
  • # 06 Ağu 2011 16:42:16
Hepimizin aynı olması için herşeyin standartlaştırılıp tek bir kalıba döküldüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Bir büyük film endüstrisi canla başla tek bir kültür, tek bir beğeni yaratmaya uğraşıyor. Hepimiz aynı düşünelim ve yaşamak isteyelim ki yönetimimiz kolay olsun. Bizi hep aynı ödüllere koşullamaya çalışıyorlar, sanki hepimiz birbirimizin kopyasıymışız gibi.

Hayatın sırası, herşeyin bir zamanı olduğuna inanıyor musunuz gerçekten?

Sırası ve zamanıyla yaşamayanlar toplum tarafından yargılanıyorlar. Seçimleri nedeniyle mutsuz olurlarsa herkese karşı bir korkutma aracı gibi kullanılıyor hayatları. Önemli olan yaşamak değil de mutsuzluk köyüne uğramamak.
Ne feci birşey acı çekmek! Aman yaşama acı çekersin, otur ve seyret.

Kendi yaptıklarımızın sonuçlarına katlanmak cesaret ister. Hatta arkasında duramayacaksak hiç başlamamak en iyisidir. Bu hayat yolculuğunda kendimizi oluşturma şansının seçimini de tam burada yapmış oluruz. Başkalarının istediği okullara gitmek, yönlendirdiği hayatlar yaşamak aslında ne kadar da güvensizlik doludur. Sizin için seçilenlerin sonuçlarını yaşarken cesaret de işe yaramaz. Sanırım en kötüsü insanın kendi hayatını seyretmesidir.

Aslında sevmiyorum düşündüklerimi yazmayı, hele de hayatla ilgili büyük cümleler hiç bana göre değil.

İnsanların sahip olduklarını, yaptıklarını, mutluluklarını, yani hayatlarını karşılaştırdıkları bir yarış görüyorum. Son zamanlarda bazı insanlar bana aynı yarışın içindeymişiz gibi davranıyorlar.

Hayır!

Ben bu yarışa hiç girmedim. Hiç birşeyi sırasıyla yaşamadım. Yaşadıklarımı ben hazır olduğum için yaşadım, doğru zaman diye düşünüldüğü için değil. Seçimlerimin sonuçları istediğim gibi olmayınca dizlerimin üzerine düşüp acı çeken yine bendim. Ama ne yaptıysam hep büyük bir aşkla yaptım.

Herkesin özel olduğuna inanıyorum ve insan ancak kendi olduğunda bir hayatı olabiliyor. Dışarıda milyonlarca hayat kendini oluştururken sanki tek tip bir hayat varmış gibi yaşamamızın bir alemi yok.

tuğba3838

  • Üye
  • *
  • İleti: 8
  • Teşekkür 6
    • Çevrimdışı
  • # 07 Ağu 2011 01:52:48
kardia öğretmenim yazılarınız güzel olmuş,kaleminize sağlık..ne kadar süredir yazıyorsunuz?

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16016
    • Çevrimdışı
  • # 07 Ağu 2011 15:36:36
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
kardia öğretmenim yazılarınız güzel olmuş,kaleminize sağlık..ne kadar süredir yazıyorsunuz?

Çok teşekkür ederim tuğba öğretmenim. Çok uzun sayılmaz. Fakat bu ilk yazdığım hikaye olduğundan benim için çok önemli.  :D Allah kısmet ederse bundan sonra "Arkası Yarın" ismiyle yazdığım ikinci yazıma geçicem. :D Bakalım. Tekrar teşekkür ederim.  :D Sevgilerimle.

hemaw

  • Bilge Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 4.399
  • Teşekkür 18754
    • Çevrimdışı
  • # 07 Ağu 2011 23:31:46

Kanserle Yaşamak


Hayata bir camın ardından bakmak ve akıp gidişini seyretmek gibidir. Görürsünüz ama hissedemezsiniz.Yağmurun altında ıslanmak, bir elmayı ısırarak gönül rahatlığı ile yemek sizin için bir lükstür artık.
hayatı ertelemektir kanserle yaşamak...
 kanser değilken, yapabileceğiniz şeyleri yapmadığınız için kendinize kızmak ve daha bir hırsla sarılmaktır hayata, belki bir umut diyerek...

Kanserle yaşamak, kandeğerleri, kemoterapi ilaçları, beyaz küre gibi daha önce hiç bilmediğiniz şeylerle tanışmak, bunların yan etkilerini bilmek ve her sabah kan değerlerini gördüğünde kendi değerlerine sevinirken, diğerlerine üzülmektir.

Kanserle yaşamak, hastane odasında, senle beraber sevdiklerini de yanında alıkoymaktır. Onların hayatının da ertelenmesidir aslında, kimileri şanslıdır, yanında ona destek olacaklar vardır, gönüllü olarak ertelerler hayatı sevdikleri için, ama öyleleri vardır ki, hem hastalıkla  hem de yalnızlıkla mücadele etmek zorundadırlar, işte o zaman daha da zordur kanserle yaşamak...



Kanserle yaşamak, etrafınızdaki fısıldaşmalara ve acıma duygusu ile kaplanmış, bakışlara hedef olmaktır. Sana ne kadar acı verdiğini bilmeden, sanki senin çektiklerin yetmezmiş gibi birde insanların acımasızlıklarıyla mücadele etmek zorunda kalmaktır.

 
Sona doğru yaklaştığını bilmek ve etrafında kendisi gibi hasta olanları görünce acaba ne zaman diye sormaktır kendine...

Aslında kanser olsakta olmasakta biz de o sona doğru yaklaşmaktayız,  kanser olanlarla aramızdaki fark ise onlar, yaşayamadıkları hayatı yaşamak için çaba gösterirken, biz yaşadığımız hayatı boşa geçirmek için çabalıyoruz sanki...

NİL35

  • Yönetim Ekibi
  • *****
  • İleti: 10.658
  • Teşekkür 92706
    • Çevrimdışı
  • # 07 Ağu 2011 23:38:09
Onlar  yaşayamadıkları hayatı yaşamak için çaba gösterirken, biz yaşadığımız hayatı boşa geçirmek için çabalıyoruz sanki...

Canım arkadaşım bu degerlendirmen  ne kadar da dogru,
Allah tüm hastalara acil şifalar ,yakınlarına da güç versin.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16016
    • Çevrimdışı
  • # 08 Ağu 2011 02:16:47
CİDDİ AŞK *Aşk Ciddi Bir İştir * - 15. Bölüm-

Bütün günümü Erenle geçirmek zorunda kalmıştım. Yaramaz bücür beni akşama kadar ordan oraya koşturmuştu. :-\ Ama yarın benimdi. Pazar günümü kimsenin ziyan etmesine izin veremezdim. Yatağıma uzanıp gözlerimi kapattım...

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, telefonun aralıksız çalan sesiyle uyandım. :o Kim bu kadar acımasız olabilirdi. Saat daha sekizi gösteriyordu. Yatağımdan kalktım. Sendeleyerek yürüyordum. Bunu bana yapsa yapsa Ahmet abi yapardı. İşte tahminimin doğruluğunu anlamak için doğru zaman, telefonu açtım.

-Alo,

-Murat, sen hala uyuyor musun? Çabuk işe gel.

-Nasıl bildim ama.

-Nee?

-Abi, canıma kastın mı var? Bırakta bi pazar sabahı uyuyayım.

-Ne pazarı oğlum? Bugün pazartesi, hadi bırak şakayı da patron gelmeden burda ol!

-Abi, harcama beni. hadi iyi uykular.

-Murat, Muraaat, kapatma diyorum! Çabuk buraya gel!

-Abi, bak uykum kaçıcak, o zaman kızıcam ama. >:(

-Metiiin, gel abi ya! İnanmıyo bana.

-Abi, bırak Allah aşkına. İşin yok mu senin? Hadi git uyu!  

-Dur, bekle biraz. Metiiin! Metin diyorum ya, hadi konuş şu Muratla!

............................. ....

-Murat, hadi oğlum gel artık, bak patron gelicek, sonra kovuldum diye bize kızarsın, hadi çabuk ol!

-Metin abi, sende mi ya...

-Oğlum, bize inanmıyorsan git televizyona, haberlere falan bak. Yine inanmassan teletexte sörf yap.

Bu can sıkıcı şaka bayağı uzamıştı. 'Tamam abi tamam' deyip telefonu kapattım. Zaten uykumda kaçmıştı. Televizyonu açtım. Ekranda iki sunucu haberleri yorumluyordu.

"Ergenekon davasında taraflar........."

Bi dakka ya. Pazar sabahları bu progamlar olmaz ki...Yoksa doğru mu? Yok daha neler... İyice saçmalıyorum. İyide bir tam gün uyumuş olabilir miyim yani? Hiç uyanmadım mı? :o Olmaz öyle şey.  :-\

Korkarak televizyonun teletexine bakıyordum. Aman Allah'ım, bugün günlerden pazartesi veeee saat sekizbuçuk. Haaayıııır, işe geç kaldım. Koş Murat koş!
............................. ....

Çoraplarım nerde, ah, of! Bi insan kafasını aynı yere kaç kere çarpabilir ki. Bunu ilk öğrenen ben olacağım maalesef. Şişmese bari. Beyaz gömleğim nerde, nereye koymuştum nereye koymuştum, hah işte buldum. Şu takım elbiselerin haline bak, hepsini kuru temizlemeye vermeliydim. Sadece bu lacivert ütülü. Of be anne. Bi gelip bakmıyosun şu oğluna.....

Canım annem, nasıl da özlemişim :-*. Ne diyorum yaa! Geç kaldım. Bu lacivert takım, kravat, bugün düştüm milletin diline. Tabi işe gidebilirsem. Koşarak evden çıktım. Koşmak zaten benim kaderimdi. Mutlaka bir yerlere koşturuyordum.  

-Taksi!

-Buyrun,

-Karaaslan Holdinge lütfen. Yalnız biraz acele edersek,

-Hayırdır abi, düğün filan mı var?

-Ne düğünü niye ki?

-Abi çekmişsin lacileri. Yenge iş yerinden mi? :D

Bütün herkeste beni buluyordu.

-Sanane kardeşim, sen yoluna baksana. >:(

-Ne kızıyosun abi, neredeyse geldik işte.

-Ya kusura bakma, işe geç kaldım da. Sinirim kendime.

Arabadan inmiştim. Arkadan şöförün sesini duyuyordum:

-Çattık ya. Tüm deliler de gelip beni buluyo sanki!

Şu hale bak! Ne zaman birilerine alttan alacak olsam, tepeme biniyorlar. >:( Azıcık insaf ya! Sakin ol Murat sakin, şimdi yetişmen gereken bi işin var. Bırak akşama kızarsın.
............................. .
 
Merdivenleri koşarak çıktım.

-Günaydın Murat bey,

-Günaydın Bekir Efendi. Nasılsın?
 
-Sağ olun Murat Bey.

Hızlıca içeri girip giriş kartımı taktım. Ama ışık yanmıyo...  Ama daha o kadar geç kalmadımki. Tabi adamın canına tak dedi.

-Murat Bey!

-Efendim Bekir,

-Murat Bey hatta çalışma var da elektrikler kesik.

-Öyle mi ne güzel,

-Güzel mi? :o

-Şey yani ne kötü.
............................. .

Aman neyse kovulmamışım. Ama kabus geri döndü. Hadi Bismillah, onbirinci katta iş yerimi olur ya. ......... Altı.....,Yedi,...Sekiiiz,....... Dokuuuuz,..... Dokuuuuzbuçuk....... On,...... Onbbiiir. Ohh! Nihayet!

Kapıdan geçerken başıma gelecekleri az çok tahmin edebiliyordum. Daha girişte Muhsine Hanımla karşılaştım.  :-\

-Ooo, Murat Bey özel bi gün galiba.

-Yoo, hayır, aslında, şey, takım elbiseleri temizleyiciye verdim de bu kalmış.

-Tabi tabi, neden olmasın, olmuştur. ;D

-İyi günler Muhsine Hanım. :-\
.........................

Ofisin kapısından geçtiğimde ise asıl işkence başlıyordu: ??? ???


muallim66

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • Birleştirilmiş Sınıf
  • İleti: 318
  • Teşekkür 912
    • Çevrimdışı
  • # 08 Ağu 2011 09:37:37
hikaye değil destan olmuş.. Çok güzel bir çalışma.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16016
    • Çevrimdışı
  • # 08 Ağu 2011 14:17:18
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
hikaye değil destan olmuş.. Çok güzel bir çalışma.

 :D Çok teşekkür ederim hocam. Sağ olun.  :)

kereta

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.367
  • Teşekkür 5758
    • Çevrimdışı
  • # 08 Ağu 2011 23:32:14
Karşı masada genç adam hızlı hızlı para sayıyordu. Yaşlı adam ise onu izliyordu. Bir kaç dakika sonra garson masaya iki çay bıraktı. Genç adam çoktan kalmıştı masadan ve gittiğini kimse fark etmemişti. Yaşlı adam çayını yudumlarken cebinden çıkardığı sigarasını yaktı. Zaman… Zaman ağır ilerliyor gibiydi yaşlı adam için… Duraksadı. Ayağa kalktı. Garsona doğru yürüdü. Genç adamı tanıyıp tanımadığını sordu. Garsonun cevabı netti –tanımıyorum… Yaşlı adam masaların etrafında dolandı sandalye alev almıştı sanki oturamıyor ne yapacağını bilmez halde dolanıyordu… Saniyeler içinde çay bahçesinin patronu geldi… Hizmet eden garsonun yerini değiştirdi. Yeni garsonun kulağına bir şey fısıldadı. Yaşlı adamı çay bahçesinden hızlıca uzaklaştırdı…(devamı gelecek)

kereta

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.367
  • Teşekkür 5758
    • Çevrimdışı
  • # 08 Ağu 2011 23:57:42
Yaşlı adam çay bahçesinden çıkması ile girmesi bir oldu. Garsona yaklaştı-polis… Polisi nerden bulabilirim? Garson eli ile işaret ederek yaşlı adamı bir yerlere yönlendirdi… Dakikalar sonra 2 polis ve yaşlı adam çay bahçesinden içeri girdiler. Güvenlik kameralarını incelemek için içeri girdiler…


Sonuç: 2.800,00 nakit para ,yaşlı adamın nüfus kâğıdı ve bunları alan genç adam yoktu ortada. En önemlisi vicdan, merhamet, yardım etme… Bizi biz yapan duygular yoktu…

boran_12

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.427
  • Teşekkür 4021
    • Çevrimdışı
  • # 09 Ağu 2011 05:10:55
Sayın "kardia" öğretmenim, hikayeniz çok güzel ve çok akıcı... Ahmet ağbinin neşeli ve şakacı kimliğini, verilen sözü tutmanın birisini bu kadar zorlayacağını, bir çocuğu ağaçtan indirmek için sabrın zorlanacağını, uykusuz geçen bir günün hafta sonunun ilk gününde de uykusuz kalmanın tam bir gün deliksiz uykuya yatıracağını, en önemlisi ise Murat Bey'e karşı acımasızlığınızı (şakam yanlış anlaşılmaz umarım:D) merakla okuyorum...
Yüreğinize ve düş gücünüze sağlık öğretmenim...

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16016
    • Çevrimdışı
  • # 09 Ağu 2011 16:44:37
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Sayın "kardia" öğretmenim, hikayeniz çok güzel ve çok akıcı... Ahmet ağbinin neşeli ve şakacı kimliğini, verilen sözü tutmanın birisini bu kadar zorlayacağını, bir çocuğu ağaçtan indirmek için sabrın zorlanacağını, uykusuz geçen bir günün hafta sonunun ilk gününde de uykusuz kalmanın tam bir gün deliksiz uykuya yatıracağını, en önemlisi ise Murat Bey'e karşı acımasızlığınızı (şakam yanlış anlaşılmaz umarım:D) merakla okuyorum...
Yüreğinize ve düş gücünüze sağlık öğretmenim...

:D Hocam çok yaşayın inşallah. Biraz acımasız mı göründüm acaba? :D İlginize, desteğinize çok teşekkür ediyorum. Sağ olun.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16016
    • Çevrimdışı
  • # 11 Ağu 2011 01:09:27
CİDDİ AŞK *Aşk Ciddi Bir İştir * - 16. Bölüm-

-Arkadaşlar damadı arabada unutmuşuz. ;D

-Vay Murat, ne bu hal?  :D

-Kaldı mı oğlum bunların modası, yoksa manita hikayesi mi?

-Yapmayın arkadaşlar! Bütün kıyafetleri kuru temizlemeye verdim de, başka da kalmamış ondan bunları giydim. :-\
............................. ...

Masal anlatır gibi hep aynı şeyleri tekrarlıyordum. Bu işkence biraz daha devam ederse eski filmlerdeki gibi Türklerin yerini söylemekten korkuyordum. :-\ Neyseki o sırada Taner Beyin ofisinin kapısı açıldı. İçeriden Selin çıkıyor bi taraftan da Taner Beye bir şeyler söylüyordu. Aslında niyetim ona teşekkür etmekti. Ama bu halimle dalga geçmeyen bir o kalmıştı ve ona bu fırsatı veremezdim...

Ne var ki ısrarla onunla konuşmak hiç olmassa sesini duymak istiyordum.

Tam yanımdan geçerken yavaşça Metin abinin arkasına doğru çekildim. Neyse beni görmeden geçti diyordum ki bir iki adım atıp durdu. Yakalanmıştım. :-\

Yanıma doğru geliyordu. Üstelik gittikçe yaklaşıyordu. Of!... Kalbimde dengesiz bi trampet çalıyordu. Ona eşlik eden davul da cabası. Bu kadar heyecanlanacak ne vardı ki... Aklım karmakarışıktı. Aslında şu an adımdan bile emin değildim. Yüzümün kızardığını hissediyordum. :-[ Kalbim kontrolden çıkmıştı. Masayı sımsıkı tuttuğumu farkettim. Bana doğru elini uzatıyordu. İyi de bana neler oluyordu böyle? :o ... Sanırım bu soru cevapsız kalmalıydı çünkü doğru cevabı verirsem altından kalkamayabilirdim.
.....................

-Murat Bey, cuma günü gösterdiğiniz başarıdan dolayı tebrik ederim.

Ben de elimi uzattım.

-Teşekkür ederim Selin Hanım.

Şimdi de uzaklaşıyordu. Öylece ona bakakalmışım... Ama ya etraftakiler... :o O an herşeyi unuttuğum ortama hızlıca geri dönüyordum. Korkarım herkes alaycı gözlerle bana bakıyordu. Galiba kendimi ele vermiştim. Mahcup bir ifadeyle başımı kaldırdım. O da ne herkes işiyle uğraşıyordu, kimse beni fark etmemişti. Yalnızca Ahmet abinin yarı gülümseyen, yarı acıyan bakışları üzerimdeydi... O fark etmişti. Mahvolmuştum! Durumu örtpas etmek istiyordum. Yanına kadar gittim.

-Şey Ahmet abi, ben yani tebrik edecektim yani şey teşekkür edecektim. Yok yani o tebrik ediyordu, hani toplantıda...

Ahmet abi, ayağa kalktı, omzuma bi kaç kez vurup:

-Takma kafanaaa,

Hay aksi!... :(

-Yok abi öyle değil, sahiden.

-Olur oğlum olur. Takma sen.
......................

Bittiğimin resmiydi, şimdi yanmıştım.

-Murat Bey, Murat Bey!

-Hıı, şey efendim.

-Murat bey patron sizi çağırıyo. 'Toplantı odasına gelsin ' dedi.

-Beni mi çağırıyo? Tamam, sağ olun.

.............................

Az sonra toplantı odasının kapısındaydım.

Tık tık tık!

-Geeel!

İçeri girdim.

Taner bey çok istikrarlı bir adamdı. Hiç şaşmaz yine gözlüklerinin üzerinden bakıyordu. Bu adam böyle bakınca niyeyse tedirgin oluyordum. Acaba çocukluğuma mı insem. :-\

-Murat, gel otur bakim.

Eveet başlıyorduk. Sinirli görünmüyordu. Sanırım cuma günü yaptığım sunum için 'Aferin' diyecekti.   :D

-Murat geçen gün toplantıda gösterdiğin çabayı farkettim.

Çaba mı, ne çabası, resmen öldüm.

-Elinden geleni yaptığını biliyorum. Fakat birçok eksiklik de gözümden kaçmadı. Bu nedenle, daha dikkatli çalışmanı istiyorum.

-Emredersiniz patron... :-\

-Çıkabilirsin, ha bu arada bu gün mutlaka bankayla görüş. Yeterli krediyi almak için onları ikna etmek zorundasın. Kredi işi bu gün bitmeli.

-İşi bitmiş bilin efendim.

-Ha, giderken Selin'i de al. Selin'in şirket adına imza yetkisi var. Bu işte ikinize güveniyorum. Krediyi almadan gelmeyin. :)

-Emredersiniz patron.

Odadan çıktım. Bankaya Selinle beraber gidicem ha. Bu müthiş bi şey.  :D

Tarifsiz acılarla yüklü günlerimi,
Çileli bir hayatın bütün izlerini,
Bir bakışın yetti unutturmaya,
Bir bakışın yetti Selin unutturmaya....


Bu şarkıyı akşama kadar söyleyebilirdim.

Tarifsiz acılarla yüklü günlerimi,
Çileli bir hayatın bütün izlerini,
Bir bakışın yetti unutturmaya....
 

                                            

dvrmbtl

  • Yönetim Ekibi
  • *****
  • Türk Dili ve Ed.
  • İleti: 7.584
  • Teşekkür 178037
    • Çevrimiçi
  • # 11 Ağu 2011 01:21:15
kardia öğretmenim bende bizim günlüğe kardia öğretmenim yazılarınıza ara verdiniz yazmıştım.Meğer görmemişim.Devamını bekliyoruz öğretmenim ellerinize,yüreğinize sağlık.

kardia

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 3.423
  • Teşekkür 16016
    • Çevrimdışı
  • # 11 Ağu 2011 01:30:12
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
kardia öğretmenim bende bizim günlüğe kardia öğretmenim yazılarınıza ara verdiniz yazmıştım.Meğer görmemişim.Devamını bekliyoruz öğretmenim ellerinize,yüreğinize sağlık.

Çok teşekkür ederim hocam. Ben de günlükteki yazınızı görmemiştim. :D İlginize, desteğinize çok teşekkür ederim. Sağ olun.  :D

 

Egitimhane.Com ©2006-2023