Konu: Anlamlı Yazılar  (Okunma sayısı 67072 defa)

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 29 Ara 2018 09:11:42
KUR'AN'I KERİM
‎1. Günlük farz namazları vaktinde kılın gece namazı da kılmaya çalışın.
2. Vacipleri yerine getirip haramlardan uzak durun.
3. Pazartesi ve perşembe günleri mümkün oldukça oruç tutmaya çalışın.
4. Çok fazla uyumayın ve Kuran-ı Kerim’i çokça okuyun.
5. Yoksullara yardım edip her gün sadaka vermeye çalışın
6. Çok konuşmayın çok dua edin.
7. Yaptığınız iyilikleri unutun ve geçmişte işlemiş olduğunuz günahları hatırlayın.
8. Maddi yönden yoksullara manevi yönden de rabbani âlimlere bakın.
9. Her akşam yatmadan önce kendinizi hesaba çekin gün boyu işlemiş olduğunuz günahlardan tövbe edin ve yaptığınız güzel işler için de şükür edin .
10. Âlimlerle arkadaşlığı asla kesmeyin sürekli onların sohbetinde bulunun .
*****

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 31 Ara 2018 21:29:29
SEVEN UYUDU AMA SEVİLEN AYAKTA..!

Adam bir gece namaz kılmak için seccadesini serer.
Namazını bitirdikten sonra şöyle bir duada bulunur;
Ya Rabbi (c.c) şu vakitte bir çok kimse uyudu, bir çoğu sevdiğine gitti, bende sana geldim.
Çünkü benim sevdiğim sensin.
Sonra zikire başladı ve seccade üzerinde zikir çekerken uyuya kaldı.
Bir hırsız girdi evine biraz sonra.
Bakındı sağına soluna.
Oldukça az ve eski eşyaların olduğu fakir birinin eviymiş bu ev diye düşündü.
Ama bir kaç parça eşya almadan çıkmak olmaz diye düşündü.
Torbasına doldurduğu bir kaç parça eşya ile tam evden çıkacakken birde baktı ki kapı yok.
Az önce girdiği kapı hiçbir yerde yoktu, her yer duvardı.
Aldıklarını bıraktı ve tekrar çevresine baktı, kapı orada duruyordu.
Tekrar torbasına doldurdu eşyaları ve tekrar baktı ki kapı yine yoktu.
Bu işlemi tam 3 kez tekrarladı.
Tam o esnada duvarlar dalga dalga yarılarak dedi ki;
Ey hırsız seven uyudu ama sevilen ayakta..!

seheryeli_

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.906
  • Teşekkür 19217
    • Çevrimdışı
  • # 06 Oca 2019 18:15:09
Dünya bu güzel ınsanların sayesinde dönüyor 🙏🙏

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 12 Oca 2019 09:13:48
DURUN VE DÜŞÜNÜN

      Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle, kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş .Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş . Doktor çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da, elinden birşey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklannı kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp, gözlerini açtığında bandajlı ellerini farketmiş ve gayet masum bir ifadeyle ,

       "Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm," demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş:

       "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak ?" Babası eve dönmüş ve intihar etmiş.

       Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü anımsayın . Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. 

       Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; Genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. Insan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder.

       Durun ve düşünün. Harekete geçmeden önce düşünün ..

       Sabırlı olun ..

       Anlayış gösterin ve sevin ... 

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 16 Oca 2019 22:48:05
"Hiç bir insan  ömrü başka bir insanın egosunu taşıyacak kadar uzun değildir.."

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 17 Oca 2019 22:25:11
"Paranı ver, gönlünü ver, selam ver ama; sırrını verme.
Günleri say, senedini say, büyüklerini say ama; yerinde sayma.
Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama; hiç bir zaman baş veme.
Sarıcı ol, bakıcı ol, kalıcı ol ama; bölücü olma.
Fidan büyüt, çocuk doyur, çocuk besle ama; kin besleme.
Eşini beğen, işini beğen, aşıgını beğen ama; kendini beğenme.
Davet et, hayret et, affet, töğbe et ama; ihanet etme.
Hedefe koş, cihanda koş, yardıma koş ama; ortak koşma.
Elini aç, kapını aç, gözünü aç ama; ağzını açma.
Okumaktan zarar gelmez, oku ama; lanet okuma.
Rakibini geç, sınıfını geç ama; gülüp geçme.
Ev al, araba al, abdest al ama; beddua alma.
Zulmü devir, nesri devir ama; çam devirme.
Yaklaş, konuş, tanış ama; uzaklaşma.
Doğrul, devril ama; eğilme.
Seslen, uslan ama; yaslanma.
itil, atıl ama; satılma."

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 30 Oca 2019 23:41:07
Sevinçlere koşup kucaklamak isterken üzüntülere takılıyor ayaklarımız..
Her düşüşte ayrı yara
Her yarada ayrı  düşüş...

Monaa_roza

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 141
  • Teşekkür 39
    • Çevrimdışı
  • # 30 Oca 2019 23:43:57
mezartaşı yontan bir adamın gözleri
miras pay edilirken uykusu gelen
bir çocuk gibi
bomboş bakar dünyaya.
İbrahim tenekeci...

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 11 Şub 2019 16:41:55
Gerçek Hikayedir; “Otuz Yıl Sonra Almış Olduğum Ders”
“Gerçek Hikayedir; Otuz Yıl Sonra Almış Olduğum Ders ” başlıklı hikaye, yazarımızın kendi başından geçmiş gerçek bir hayat hikayesidir.

Çocukluğumdan kalan unutamadığım hatıralarımdan birisi ve 30 sene sonra bu hatıranın sebebiyle aldığım ders.

Herkesin mutlaka çocukluk çağlarında unutamadığı kendince çok güzel hatıraları vardır. Onları hasretle anar ve bazen en yakınlarına anlatır, bazende sadece kendisi düşünür mutlu olur. Ama bunu paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.

Bir cuma günüydü. Cuma vakti girmesine yakın camiye gittim. Üst katta yerimi aldım. Henüz pek kimse yoktu, sadece arkamda orta yaşlarda bir amca vardı. Ben erken gidip sessizliğin içinde dua ederdim. Bu çocukluğumdan beri beni rahatlatır ve mutlu eder. Yavaş yavaş cami dolmaya başladı. Üst kata her zaman olduğu gibi mahallenin çocukları dolmaya başladı. Haliyle çocuklar, çocukluklarının gereği yaramazlık yapıp gürültü yapıyorlardı.

Ben ise hiçbir çocuğa aldırış etmeden kendi halimde dua etmeye devam ettim. İşte tam o sırada yaramazlığın doruk noktasına ulaşmış bir çocuk dikkatimi fazlasıyla çekmişti. Naylon poşetin içine koyduğu bir futbol topuyla gelmişti camiye. Bende duamda “Allah’ım ben elimden geldiği kadar uslu durup sana en güzel şekilde ibadet etmeye çalışıyorum oysa sen ona çok güzel bir meşin top nasip etmişsin. Bende istiyorum Yarabbim dedim”. O zaman ettiğim o duayı hiç unutamıyorum. Cuma namazı bitmiş ve herkes dağılmaya başlamıştı. Çocuklar koşarak camiden çıktılar, ben de her zaman yaptığım gibi ağırdan alarak camiden çıktım. Caminin bahçesinde üst kattaki o amca vardı ve beni yanına çağırdı. Önce başımı okşadı, sonra adımı falan sordu ve bana aferin diğer çocuklardan çok farklıydın, namazını güzelce kıldın, çok da uslu durdun diyerek elini cebine attı ve bir miktar para çıkararak bu sana benim hediyem dedi. Ne istiyorsan git bakkaldan al dedi ve çok güzel dualar etti. Öyle mutlu olmuştum ki tanımadığım bir insandan bu şekilde bir tebrik ve harçlık aldığım için. Ardından teşekkür ettim ve doğruca bakkala gittim. Tabi ki O meşin topun fiyatını sordum tam tamına yetiyordu ama biliyor musunuz ne yaptım o topu almadım. Onun yerine bütün paramla eve malzeme aldım. Hatırlamıyorum ne olduğunu ama ekmek yoğurt vs.. o tür şeylerle eve gittim. Maksadım annemi sevindirmekti. Zile bastım ve kapıyı belkide ilk defa babam açtı. O gün eve erken gelmiş ve bana bir hediye almış….

Sanırım ne olduğunu söylememe gerek yok.

Gelelim bu olaydan sonra yeni başıma gelene

Geçen hafta Cuma namazını kılarken masum bir çocuk dikkatimi çekti ve sonra bu güzel hatıram aklıma geldi. Sıranın bana geldiğini düşündüm ve bende bu çocuğu sevindirmek istedim. Camiden çıktım ve onun gelmesini beklemeye başladım. Umarım bu çocuk içinde güzel bir hatıra olur diye de dua ediyordum beklerken. Cebimdeki paradan bir kısmını ona vermek için ayırdım. Ufaklık çıktı ve yanıma çağırdım. Başını okşadım, adını sordum, ona dua edip elimde tuttuğum parayı ona verdim. Çocuk ne yaptı biliyor musunuz; doğruca cami hayırına götürdü ve oraya bıraktı. Çok şaşırdım ve tekrar yanıma çağırıp bunu da al dedim. Ama yine aynı şeyi yaptı. Bunun üzerine tekrar çağırıp sordum. Ben o parayı sana kendin harca diye verdim sen neden oraya veriyorsun dedim. Bu sefer ders alma sırası bana gelmişti. Amca sana teşekkür ederim ama ben bugün Cuma hayrına para veremediğim için dua sırasında Rabbim den bunun için para istedim ve Rabbim hemen gönderdi. Çocuğa hayranlıkla bakakaldım. Bana vermiş olduğu ders için çocuğa teşekkür ettim ve cebimdeki bütün parayı ona verdim. Almış olduğu parayı yine mi hayra verdi yoksa yanına mı alıp gitti bakmaya cesaret edemedim ve uzaklaştım.

Dilaver AJDER

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 18 Şub 2019 22:27:40
 Sabır Dile Ey Gönlüm
 Dert ve sıkıntıya düşmek Allah'ı gizlice çağırmaya vesile olurmuş.Bu sebeptendir ki sabır bütün dünya malından üstündür.
  O'ki bizden sadece şükür ister.sabır gösterip şükür etmemiz O'nun hoşuna gider.Sevdiği kulunun yakarmasını duyar ve daha çok dert verir dermanı ile birlikte...
   Rabbimiz bizi kaldıramayacağımız dertlerle sevdiklerimizin acıları ile imtihan etme,bize Sen'i daha çok anacak,şükür ettirecek dertler ver...Dertsiz gönül şükürsüz,şükürsüz dil isyankar olurmuş...Ve bize sabır dayanma gücü ver...Biliriz ki her şey Sen'dendir...
   Sabır yakarmaktır.Sabır acıyı yudumlamaktır.Sıkıntılı zamanlarınızda Ney dinlemenizi tavsiye ederim.

sevde5

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.046
  • Teşekkür 5463
    • Çevrimdışı
  • # 18 Şub 2019 22:30:42
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Gerçek Hikayedir; “Otuz Yıl Sonra Almış Olduğum Ders”
“Gerçek Hikayedir; Otuz Yıl Sonra Almış Olduğum Ders ” başlıklı hikaye, yazarımızın kendi başından geçmiş gerçek bir hayat hikayesidir.

Çocukluğumdan kalan unutamadığım hatıralarımdan birisi ve 30 sene sonra bu hatıranın sebebiyle aldığım ders.

Herkesin mutlaka çocukluk çağlarında unutamadığı kendince çok güzel hatıraları vardır. Onları hasretle anar ve bazen en yakınlarına anlatır, bazende sadece kendisi düşünür mutlu olur. Ama bunu paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.

Bir cuma günüydü. Cuma vakti girmesine yakın camiye gittim. Üst katta yerimi aldım. Henüz pek kimse yoktu, sadece arkamda orta yaşlarda bir amca vardı. Ben erken gidip sessizliğin içinde dua ederdim. Bu çocukluğumdan beri beni rahatlatır ve mutlu eder. Yavaş yavaş cami dolmaya başladı. Üst kata her zaman olduğu gibi mahallenin çocukları dolmaya başladı. Haliyle çocuklar, çocukluklarının gereği yaramazlık yapıp gürültü yapıyorlardı.

Ben ise hiçbir çocuğa aldırış etmeden kendi halimde dua etmeye devam ettim. İşte tam o sırada yaramazlığın doruk noktasına ulaşmış bir çocuk dikkatimi fazlasıyla çekmişti. Naylon poşetin içine koyduğu bir futbol topuyla gelmişti camiye. Bende duamda “Allah’ım ben elimden geldiği kadar uslu durup sana en güzel şekilde ibadet etmeye çalışıyorum oysa sen ona çok güzel bir meşin top nasip etmişsin. Bende istiyorum Yarabbim dedim”. O zaman ettiğim o duayı hiç unutamıyorum. Cuma namazı bitmiş ve herkes dağılmaya başlamıştı. Çocuklar koşarak camiden çıktılar, ben de her zaman yaptığım gibi ağırdan alarak camiden çıktım. Caminin bahçesinde üst kattaki o amca vardı ve beni yanına çağırdı. Önce başımı okşadı, sonra adımı falan sordu ve bana aferin diğer çocuklardan çok farklıydın, namazını güzelce kıldın, çok da uslu durdun diyerek elini cebine attı ve bir miktar para çıkararak bu sana benim hediyem dedi. Ne istiyorsan git bakkaldan al dedi ve çok güzel dualar etti. Öyle mutlu olmuştum ki tanımadığım bir insandan bu şekilde bir tebrik ve harçlık aldığım için. Ardından teşekkür ettim ve doğruca bakkala gittim. Tabi ki O meşin topun fiyatını sordum tam tamına yetiyordu ama biliyor musunuz ne yaptım o topu almadım. Onun yerine bütün paramla eve malzeme aldım. Hatırlamıyorum ne olduğunu ama ekmek yoğurt vs.. o tür şeylerle eve gittim. Maksadım annemi sevindirmekti. Zile bastım ve kapıyı belkide ilk defa babam açtı. O gün eve erken gelmiş ve bana bir hediye almış….

Sanırım ne olduğunu söylememe gerek yok.

Gelelim bu olaydan sonra yeni başıma gelene

Geçen hafta Cuma namazını kılarken masum bir çocuk dikkatimi çekti ve sonra bu güzel hatıram aklıma geldi. Sıranın bana geldiğini düşündüm ve bende bu çocuğu sevindirmek istedim. Camiden çıktım ve onun gelmesini beklemeye başladım. Umarım bu çocuk içinde güzel bir hatıra olur diye de dua ediyordum beklerken. Cebimdeki paradan bir kısmını ona vermek için ayırdım. Ufaklık çıktı ve yanıma çağırdım. Başını okşadım, adını sordum, ona dua edip elimde tuttuğum parayı ona verdim. Çocuk ne yaptı biliyor musunuz; doğruca cami hayırına götürdü ve oraya bıraktı. Çok şaşırdım ve tekrar yanıma çağırıp bunu da al dedim. Ama yine aynı şeyi yaptı. Bunun üzerine tekrar çağırıp sordum. Ben o parayı sana kendin harca diye verdim sen neden oraya veriyorsun dedim. Bu sefer ders alma sırası bana gelmişti. Amca sana teşekkür ederim ama ben bugün Cuma hayrına para veremediğim için dua sırasında Rabbim den bunun için para istedim ve Rabbim hemen gönderdi. Çocuğa hayranlıkla bakakaldım. Bana vermiş olduğu ders için çocuğa teşekkür ettim ve cebimdeki bütün parayı ona verdim. Almış olduğu parayı yine mi hayra verdi yoksa yanına mı alıp gitti bakmaya cesaret edemedim ve uzaklaştım.

Dilaver AJDER

Çok güzel

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 19 Şub 2019 21:29:01
“600 Ağaçlı Hurma Bahçesini Bağışladı”
 “Ebu Talha’nın elinden topla tüfekle alınması mümkün olmayan 600 ağaçlı hurma bahçesini, kendi rızası ile fakir fukaraya erdiren duygu, iman şuurundan başka ne olabilirdi?”

MESCİD-İ Saadet’te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah’ın Resûlünü dinlemekteydiler. Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, Al-i İmrân sûresinden şu mealdeki Âyet-i Kerimeyi okuyordu: ” Muhtaçlara, fakirlere yardım ederken malınızın kötüsünü değil de, iyisini vermedikçe imân-ı kâmile (olgun iman) kavuşamazsınız. İmânda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız, yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağaşlayınız.”

Âyet-i Kerîmeyi büyük bir dikkat ve hassasiyetle dinleyenlerin içinde Ebu Talha da bulunuyordu. Ebu Talha’nın Mescid-i Saadet’e yakın bir yerde, içinde 600 hurma ağacı bulunan pek kıymetli bir hurma bahçesi vardı. Sık sıkdâvet ettiği Resûlullah’a burada ikramda bulunurdu..

Bu zat derin bir vecd ve huşuu içinde Âyet-i Kerimeyi dinledikten soma ayağa kalkarak şu açıklamayı yaptı. «- Yâ Resûlellah, benim servetim içinde en kıymetli ve bana en sevgili olan, işte şu şehrin içindeki sizin de bildiğiniz bahçemdir. Bu andan itibaren Allah rızası için onu Allah’ın Resûlüne bırakıyorum. İstediğiniz gibi tasarruf eder, dilediğiniz fakire verebilirsiniz.

Bu sözleri söyledikten soma Ebu Talha, sevinçli ve neş’eli bir hal ile kararını tatbik için Mescid-i Şerifden çıkarak bahçeye gitti.

Bir hurma ağacının gölgesinde oturan hanımı ile duvarın dışında bekleyen Ebu Talha arasında şu ibretli konuşma oldu:

Hanımı: “- Yâ Ebu Talha, duvarın dışında ne bekliyorsun? İçeri girsen ya!”

 Ebu Talha: “- Ben içeri giremem, sen eşyanı toplayıp da dışarı çıksan ya!”

Hanımı: “- Neden yâ Ebu Talha, bu bahçe bizim değil mi? “

Ebu Talha: “- Hayır, artık bu bahçe Medine fukarasınındır. diyerek Âyet-i Kerîmeyi ve verdiği kararını anlattı. Hanımının ” İkimiz namına mı, yoksa şahsın için mi bağışladın? ” diye bir sualine “-ikimiz namına” diye cevap veren Ebu Talha, bu sefer hanımından şu sözleri işitti:

  ” – Allah senden razı olsun Eba Talha. Etrafımızdaki fakirleri gördükçe aynı şeyi düşünürdüm de sana söylemeye bir türlü cesaret edemezdim; Allah hayrımızı kabul buyursun, işte ben de geliyorum! “

Aziz okuyucu, müsaade buyurursanız burada bir sual sormak istiyorum:

– Ebu Talha’nın elinden topla tüfekle alınması mümkün olmayan bu 600 ağaçlı hurma bahçesini, kendi rızası ile fukaraya verdiren nedir?

– O’nu böyle içtimai (sosyal) fedakârlığa sevkeden bu tesir edici sebebin memleket sathında bütün insanlarda kökleşip kuvvetlenmesi halinde nasıl bir netice doğar?

– Değil âhiretimiz, dünyamızın dahi intizama girmesi için bu müessire şiddetle muhtaç değil miyiz?

Sorular uzayabilir ama isterseniz son sorumuz şu olsun:

– Ebu Talha’ya bu fedakârlığı yaptıran müeyyidenin aleyhinde bulunmak, bu duygu ve îmân kuvvetinin bütün insanlarda yerleşmesine mani olmayı düşünmek, fukaraya yapılan yardımın aleyhinde bulunmak kadar gayr-ı insani ve ahmakça bir düşünce mahsulü olmaz mı?”

 Ahmed ŞAHİN

ALAMET-i FARİKA

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 1.049
  • Teşekkür 11096
    • Çevrimdışı
  • # 20 Şub 2019 15:55:28

   " Hakikatleri başka kalıplara sokarak tanınmaz hale getirenlerin amacı tarih yazmak değildir. "

hacile

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 19.725
  • Teşekkür 140673
    • Çevrimiçi
  • # 22 Şub 2019 23:07:20
İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa imha için de o kadar cehalet kâfidir.

sebocan

  • Yönetim Ekibi
  • *****
  • İleti: 26.885
  • Teşekkür 423759
    • Çevrimdışı
  • # 24 Şub 2019 16:15:38
Bir alıntı:
Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…

Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.

Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu.

'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.'

Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim? '

Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.

'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim. '

'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'

Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, alt ına da bir not bırakmıştı.

'Sevgilim' diye başlıyordu,

'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'

'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'

'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

''Sâdık arkadaşın''ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'

'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlata bilmem için ağzıma ihtiyacım var.'

'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'

Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.

Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.

'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.'

Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.

Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.

Bu gerçek aşktı.

İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sükutu ebedi kalır.

 

Egitimhane.Com ©2006-2023