Konu: Bunları Biliyor Musunuz?  (Okunma sayısı 474948 defa)

eraegtm

  • Moderatör
  • *****
  • İleti: 6.258
  • Teşekkür 26034
    • Çevrimdışı
  • # 20 Eyl 2019 13:10:24
Atilla İlhan'ın Mahur Beste şiirinde geçen '' O mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız' dizelerinde müjganın kadın ismi değil, kirpiklere verilen ad olduğunu ...
ve yine kendine iyi bak şarkısında  '' bir menekşe kokusunda seni aramak var ya...'' dizelerinde aslında menekşelerin kokusuz olduğunu...

glsln

  • Uzman Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 2.379
  • Teşekkür 4938
    • Çevrimdışı
  • # 20 Eyl 2019 13:19:48
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Atilla İlhan'ın Mahur Beste şiirinde geçen '' O mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız' dizelerinde müjganın kadın ismi değil, kirpiklere verilen ad olduğunu ...
ve yine kendine iyi bak şarkısında  '' bir menekşe kokusunda seni aramak var ya...'' dizelerinde aslında menekşelerin kokusuz olduğunu...

Mahur Beste şiirine ekleme yapmak isterim;

“12 Mart sonrasının kahır günleriydi. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz’lere kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm”.

“Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı ”

dilek0127

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 3.009
  • Teşekkür 16859
    • Çevrimdışı
  • # 20 Eyl 2019 16:56:59
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Hala bazı yörelerde biraz kaldıysa korunması ve yeniden çoğaltılması için!
BİR MEYAN KÖKÜ HİKAYESİ...

Hepimizin bildiği bir bitkidir meyan kökü.
Çok uzun çağlardan beri:
Başta tıp olmak üzere yiyecek ,içerek , kozmetik gibi bir çok sektörde kullanılır .
Atalarımız bile Meyana; Hayat iksiri
(ab-ı hayat) ismini takmışlardır.

Doğada kendiliğinden yetişen bir bitkidir.
Aynı zamanda ticari olarakta yetiştirilir.
Tek başına neredeyse her derde deva gelen bir bitkidir.
En bilinen tedavileri akciğer ve karaciğer hastalıkları üzerinedir.
Akciğer ve karaciğer kanserlerinin tedavisinde en güçlü ilaçlardan daha etkili olduğu görülmüştür.
Kan şekeri düşüklüklerinde, eklem iltihaplarında, romatizmada, astımda, alerjilerde, kronik cilt hastalıklarından tutunda...
Gastritlerde,mide-barsak ülserlerinde, kronik bronşit ve farenjit vakıalarının tedavisinde...
Safra yolları hastalıklarında ve kolesterol düşürmede,hücre yenilenmesinde...
Daha saymakla bitmeyen bir çok sağlık ve şekerleme içecek, kozmetik alanında kullanılır.

YIL 1850

2 İskoç olan; Edward MacAndrews ve William Forbes’tin kurmuş oldukları MacAndrews & Forbes Company Osmanlı imparatorluğunda yetişen meyan kökünü toplamak üzere harekete geçer.

AYDIN 1854

Şirket Aydın’da ilk meyan işleme fabrikasını açar.
Bu fabrikayı Nazilli, Kuşadası ve Söke'de kurdukları diğer fabrikalar takip eder.
Bu fabrikaların enerji ihtiyacını karşılamak için kaçak olarak linyit kömürü madenleri açılır.
Olayın farklı boyutlarına gittiğini gören Aydın vilayeti harekete geçerek şirketi, Hükümete şikayet eder.
Ama firma gerekli torpilleri bularak valiliği tınlamaz.

Bu arada bölgenin Meyan bakımından zenginliği fark eden Fransızlar ,İtalyanlar ve Ermeni Tüccarlar da Aydın bölgesinden meyan kökü toplamak için harekete geçerler.
Onlarda fabrikalar kurarlar.

Ama Forbesyt Company kendi silahlı gücünü kurarak kurulan işletmeleri ve depoları basar.
Onlar namına meyan kökü toplayanları öldürerek,tehdit ederek kendisine rakip olacak firmaları ortadan kaldırırlar.
Vilayetin; Özel bir şirket silahlı kolluk kuvveti kuramaz itirazı üzerine verdikleri cevapta aynen şunu yazarlar;
"Osmanlı Devleti Firmalarının güvenliğini sağlamasında yetersiz durumdadır.
Bu yüzden kendi silahlı gücümüzü oluşturmuş bulunuyoruz."

Bu MacAndrews & Forbes Company nin 1910’lu yıllarda Osmanlı memleketlerinden yıllık ihraç ettiği meyan kökü miktarı 40.000 ila 50.000 ton arasındaydı.
1912’de şirketin ihraç ettiği meyan kökünün değeri 1.258.299 dolara ulaşıyordu.
Bu paralarla oynayan Firma Osmanlı devletine gerekli vergileri vermemek için her türlü baskı ve entrikaları yapmıştır topraklarımızda.

Söke'de,İzmir'de ,İskenderun'da halen FORBEST köşkleri vardır.
İşte bu köşklerin hikayesini anlattım sizlere...

Meyan kökünde Glycyrrhizin denen etkin madde vardır.
Bu madde şekerden 50 defa daha tatlı olup, köklerde bulunma oranı % 5-13 arasında değişmektedir.
Bu etkin maddenin ekstratlarının kilogram fiyatları dört- beş bin dolar civarında satılır.

Aydın,Nazilli,Söke...
Bir zamanlar egemen güçlerin meyan savaşları yaptıkları bölgelerimiz idi.
Hoyratça kökünü kuruttuk meyan köklerinin...

Şimdilerde ise bu ovalarda esen rüzgarlar,Meyan köklerinin hüzünlü hikayelerini anlatırlar sessizce...
Ama dinleyenleri var mıdır?
Hiç zannetmiyorum...

Alıntı


Gaziantep yöresinde özellikle Ramazan ayında her evde meyan kökü çayı içilirdi çocukluğumda.Hayır yapmak isteyen satıcılara para verir,satıcı mahallede “sebil”diye bağırır,sesi duyanlar bir kap getirerek ücretsiz dağıtılan meyan kökü çayını alırlardı.Eve gelen her babanın elinde meyan kökü çayı olurdu.
Ben böbrekler için faydalı olduğunu biliyordum, kabızlığa da iyi geldiğini duydum.

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.625
  • Teşekkür 34757
    • Çevrimdışı
  • # 20 Eyl 2019 19:42:24
“Marshall yardımlarıyla
(Truman anlaşmaları  1947 yılı) Ege ve
Akdeniz bölgemizdeki milyonlarca zeytin ağacımız kökünden sökülerek gemilerle Avrupaya götürüldü.
ABD bize bu ağaçların yerine milyonlarca kavak ve çam(çıra) fidanı verdi. Kavak ağacı memlekette alerjik hastalıklar başlattı.
Çam ağacı ise bildiğimiz yağlı çıra idi. Dağlarımıza ovalarımıza her yere diktik.
Hiçbir işe yaramayan bu ağaç, ülkemizin dağına bayırına dikilen saatli bomba oldular.
Bu ağaçlar yandığı zaman kozalakları patlayarak yanar halde 200 metre uzağa fırlamakta oradaki çam ağaçlarını da tutuşturmaktadır. Bugüne kadar kimi gördüysem yetkili yetkisiz, beyinli beyinsiz herkese anlattım. "ABD, bizim gibi "haini bol" ülkelerin coğrafyasını çam (ÇIRA) ormanlarıyla dolduruyor, içimizdeki hainlerin sayesinde bir kibrit çakmasıyla 100 savaş uçağının verdiği zararı veriyorlar.
Şimdi soruyorum size devletimiz bu çam ağaçlarının yerine zeytin, ceviz, badem,
incir, sakız ağacı dikse hem bu ağaçlar kolay kolay yanmaz hem de köylümüze bir gelir olur”

Alıntı

munzeviçığlık

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 4.640
  • Teşekkür 22188
    • Çevrimdışı
  • # 02 Eki 2019 23:30:53
HEPİMİZ ÖLÜME MAHKUM EDİLİYORUZ……..!

1999 Yılında İstanbul da CARGİLL firmasının genel müdürlüğünün olduğu binanın dekorasyon işlerini yapıyordum. Teknik müdür Mehmet beyle dostluğumuz çok iyiydi. ‘’ Mehmet bey bu firma ne iş yapıyor? da bu kadar lüks arabalar buraya geliyor, Bakanlar geliyor, Eti nin ve Ülker in patronları geliyor, hayretler içindeyim’’ dedim. ‘’ Bu firma dünyada sayılı birkaç gıda firmasından biridir. ABD nin dev gıda firmasıdır sahipleri Yahudi dir. Türkiye de yakın zamanda şeker piyasasını eline geçirecek. Bursa Orhangazi de en verimli tarım arazisinin bulunduğu topraklara, hiç kimseyi dinlemeden fabrikasını kurdu, kimsenin bunlara gücü yetmez, isteseler alamayacakları yer yoktur, Bu tenekelerdeki şeker şurubunun 1 kg. mı, bizim beyaz şekerin tamı tamına 250 kg.na eşittir. Adamlar Ülker ile ortak oldular, gör bak birkaç yıl sonra şeker fabrikaları tek tek kapanacak. Bu firmada çalışan hiç kimse bu şuruba dokunmaz dahi, çünkü kanser mi yapıyormuş, şeker hastalığımı yapıyormuş işte öyle duydum. Hoca benden duyduğunu söyleme işimden olmayayım. İlk kez ben sana anlattım vallahi hanımım dahi bilmiyor. CARGİLL denen bu firma DNA sı değiştirilmiş mısırla, başka kimyasalları ve cıvayı karıştırarak tatlandırıcı dediğimiz şurubu üretiyor. Bu şurup hem çok ucuza mal ediliyor, hem tadı şekerden kat kat daha tatlı. Bu firma için Bursa_ Orhangazi deki tarım alanı bakanların girişimi ile sanayii alanı ilan edildi. Bu katil firma için açılan yüzlerce dava otomatik olarak ortadan kalktı. 2003 de ABD başkanı Bush un ricasını kıramayan başbakan Üretim kotasını % 10 dan % 50 lere yükselti.O dönemde 30 adet şeker fabrikamız vardı. Bunlarda yaklaşık olarak 30.000 kişi çalışmaktaydı. CARGİLL ve ÜLKER ortaklığı bu fabrikaların 3 üne sahipti. Fakat bunları kapatmak için almışlardı, ve öyle de yaptılar. Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü. ülkemiz içindeki işbirlikçilerle beraber Türk tarımını bitirme hamlelerine Özal hükümeti zamanında başlayarak hızla emellerine ulaştılar. Bu gün tüm şeker fabrikaları kapatılarak şeker sektöründe çalışan veya dolaylı yoldan geçinen insanlar çaresizliğe itilmiş oldu. Cargill in kotası % 10 iken şeker fabrikalarının 2003 deki karı tam 350 trilyondu. Maalesef şimdi zarar bahane edilerek, sadece CARGİLL istedi diye kapatıldı ne yazık ki. Türkiye; Özal ile başlayan dışa bağımlı tarım politikası ile üretmeyen, sadece tüketen, hastalıkla boğuşan mutsuzların yaşadığı bir ülke oldu. Gelelim bu lanet olası lifi alınmış NİŞASTA - ŞEKER e. İnsanın sindirim sistemini darmadağın eden kimyasallardan oluşuyor. KANSER , ŞEKER HASTALIĞI, KOLESTROL, KISRLIK başta olmak üzere her türlü hastalığı yapmaya müsait maddeler içeriyor. Bu konuda BİLİMSEL AÇIKLAMA ile Tv ler de gazete Sağlık köşelerinde uyarıcı bilgiler veriyorlar da CARGİLL denen seri katil ile nasıl savaşacağımızı söyleyen yok. Zeytin ağaçları kesiliyor veya Çam ağaçları kesiliyor diye eylem yapan Sivil Toplum Örgütleri, Sağlık Örgütleri neredesiniz!... Sesiniz neden çıkmıyor. Şu an ülkemizde 4000 dolayında küçücük yavrularımız kanserle savaşıyor, buna sebep olan etkenlerle neden kimse savaşmıyor. Ülkemizde satılan % 90 Şekerli içeceklerde, COCA COLA, PEPSİ COLA, COLA TURKA, FANTA başta olmak üzere. Tüm meyve sularında, hemen hemen tüm bisküvi, gofret, çikolata, pastaneler ve marketlerde satılan hazır pasta çeşitlerinde ve de bir çok ekmekte bu lanet olası zehir i bizlere yediriyorlar, üç kuruş etmeyen bu dünyayı, beş kuruş kazanmak için bize zindan ediyorlar. EMPERYALİST ÜLKELER ;SİLAH İLE YAPAMADIKLARI SOYKIRIMI GENETİĞİNİ BOZDUKLARI GIDA İLE YAPIYORLAR.. UYUMAYINNN.!! Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde CARGİLL gibi gıda teröristlerine üretim izini verilmiyor. CARGİLL burada ürettiği zehir i geri kalmış tüm ülkelere de gönderiyor. Ben hayatım boyunca hiç sigara içmedim ama kanserle savaşıyorum, kız kardeşim ve geçenlerde haberiniz oldu, kuzenim genç yaşta KANSER nedeniyle üç yıl acı çeke çeke öldü, amcamın oğlu, teyzemin oğlu bir çok arkadaşım şu an kanserin pençesinde, geleceğin karanlık gün olduğunu bildiğimiz halde bir umutla mücadele ediyoruz. Şimdi sen bunu okurken; Pazar günü için karardı biliyorum kardeşim. Bizler sağlığımızı korumak için dahi mücadele etmeyeceksek, çocuklarımızın geleceğini korumayacaksak neye yararız acaba! Bu yazıyı saygı çerçevesinde yorumlayıp, mutlaka paylaşalım. Sağlıklı gıda ve Mutlu bir Türkiye için, çocuklarımızın ve torunlarımızın sağlıklı geleceği için.. Tarım ve Hayvancılığımızı dışa bağımlılıktan kurtarmak için, İnsanlık düşmanı CARGİLL gibi katil firmaların ülkemizden defolup gitmesi için, belki ilk adım olur. Hemen paylaşırsanız sevinirim. Saygılarımla. Behlül Değerli

[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.625
  • Teşekkür 34757
    • Çevrimdışı
  • # 06 Eki 2019 19:58:55
{ ATATÜRK'E HEDİYE EDİLEN GARİP HEDİYE }

Gazi bir zamanlar işgal kuvvetlerinin karargahı olan Tepebaşındaki Pera Palas otelinde 101 numaralı odaya yerleşmiş ve kapılarını tüm ziyaretçilere açmıştı.(1929)

Derken kapı çalındı ve yaveri içeri girerek “Paşam Hintli bir mihrace sizi ziyaret etmek istiyor.” dedi. Gazi şaşırmıştı, O dönemlerde İngiltere’nin sömürgesi olan Hindistan ile şimdiye kadar kısıtlı diplomatik ilişkiler dışında gayr-ı resmi hiçbir ziyaretçisi olmamıştı genç Cumhuriyetin.

Mustafa Kemal Paşa merakla “İçeri buyur edin.”

Az sonra içeriye ilginç tuğlu sarığı, cicili biçili altın işlemeli elbisesi ile bir Mihrace girdi. Kahveler içildi sohbetler edildi.

Daha sonra paşanın iltifatlarına mazhar olup Atatürk tarafından kendisine altın işlemeli bir cep saati hediye edildi.

Ülkesine döndükten sonra Atatürk’e yaptığı jest karşısında özel bir hediye vermek için araştırmalara başladı.

Bir çok seçeneğin arasında dönemin Hindistan resmi devlet kahinine Atatürk’e özel bir hediye hazırlaması emri verildi.

Kahin aynı zamanda bir panditti. Hindistan’da vedik astrologlara pandit deniliyordu.

Bu ehil kişi batı astrolojisinden farklı olarak Hint astrolojisine göre haritasını çıkartarak önemli olayları bir nesneye işlemeyi uygun gördü.

Atatürk için özel olarak hazırlanan halı şeklinde ki seccade aynı sene içerisinde İstanbul’a gönderilir ve bir heyet ile Atatürk’e takdim edilir.

Gazi bu hediyeyi korumasına vererek müsait bir yerde sergilenmesini emreder. Seccade Pera Palas otelinde bulunan Atatürk’ün kaldığı 101 nolu odanın duvarına asılır.

Halı büyüklüğündeki seccadenin kenarında fil şekilleri vardı. Ama orta yerde gül yaprağının dalları uzanıyor tam namaz kılarken alnın secdeye uzandığı yerde yuvarlak bir daire ve içinde bir saat şekli olduğu belli olan akrep ve yelkovan görüntüsü yer almakta. Latin rakamları ile yapılan saat 09.07’yi gösteriyor. Üstelik de akrep ve yelkovanın bağlantı göbeğinden de on bir adet çubuk çıkıyordu. Bahsi geçen on bir çubuk “kasım ayını” göstermiş olsa gerek… Çünkü kasım ayı on birinci aydır. Ayrıca yine saatin kenarlarını 10 adet kasım çiçeği ile süslenmiştir.

Her ne kadar Atatürk 10 kasım 1938 tarihinde 9’u 5 geçe ölmüş ise de bu onun kalbinin ve nabzının durmasıdır. Gerçekte bir veya iki dakika sonra beyin ölümü gerçekleşir.

Gazi’nin vefatından bir süre sonra daha önce halıyı görmüş bazı milletvekilleri durumdan şüphelenerek Hintlilerin Çanakkale’de aldıkları mağlubiyetleri hazm edemeyerek suikast düzenlediği üzerine tezler ortaya atmış bunun üzerine dönemin Adalet bakanlığı Seccade hakkında gizli bir soruşturma yürütmüştür.

Tahkikatta kayda değer bir suç olgusuna ulaşılamayıp dosya takipsizlikle sonuçlandırılmıştır.

alper bocut

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.078
  • Teşekkür 2824
    • Çevrimdışı
  • # 06 Eki 2019 20:42:42
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
{ ATATÜRK'E HEDİYE EDİLEN GARİP HEDİYE }

Gazi bir zamanlar işgal kuvvetlerinin karargahı olan Tepebaşındaki Pera Palas otelinde 101 numaralı odaya yerleşmiş ve kapılarını tüm ziyaretçilere açmıştı.(1929)

Derken kapı çalındı ve yaveri içeri girerek “Paşam Hintli bir mihrace sizi ziyaret etmek istiyor.” dedi. Gazi şaşırmıştı, O dönemlerde İngiltere’nin sömürgesi olan Hindistan ile şimdiye kadar kısıtlı diplomatik ilişkiler dışında gayr-ı resmi hiçbir ziyaretçisi olmamıştı genç Cumhuriyetin.

Mustafa Kemal Paşa merakla “İçeri buyur edin.”

Az sonra içeriye ilginç tuğlu sarığı, cicili biçili altın işlemeli elbisesi ile bir Mihrace girdi. Kahveler içildi sohbetler edildi.

Daha sonra paşanın iltifatlarına mazhar olup Atatürk tarafından kendisine altın işlemeli bir cep saati hediye edildi.

Ülkesine döndükten sonra Atatürk’e yaptığı jest karşısında özel bir hediye vermek için araştırmalara başladı.

Bir çok seçeneğin arasında dönemin Hindistan resmi devlet kahinine Atatürk’e özel bir hediye hazırlaması emri verildi.

Kahin aynı zamanda bir panditti. Hindistan’da vedik astrologlara pandit deniliyordu.

Bu ehil kişi batı astrolojisinden farklı olarak Hint astrolojisine göre haritasını çıkartarak önemli olayları bir nesneye işlemeyi uygun gördü.

Atatürk için özel olarak hazırlanan halı şeklinde ki seccade aynı sene içerisinde İstanbul’a gönderilir ve bir heyet ile Atatürk’e takdim edilir.

Gazi bu hediyeyi korumasına vererek müsait bir yerde sergilenmesini emreder. Seccade Pera Palas otelinde bulunan Atatürk’ün kaldığı 101 nolu odanın duvarına asılır.

Halı büyüklüğündeki seccadenin kenarında fil şekilleri vardı. Ama orta yerde gül yaprağının dalları uzanıyor tam namaz kılarken alnın secdeye uzandığı yerde yuvarlak bir daire ve içinde bir saat şekli olduğu belli olan akrep ve yelkovan görüntüsü yer almakta. Latin rakamları ile yapılan saat 09.07’yi gösteriyor. Üstelik de akrep ve yelkovanın bağlantı göbeğinden de on bir adet çubuk çıkıyordu. Bahsi geçen on bir çubuk “kasım ayını” göstermiş olsa gerek… Çünkü kasım ayı on birinci aydır. Ayrıca yine saatin kenarlarını 10 adet kasım çiçeği ile süslenmiştir.

Her ne kadar Atatürk 10 kasım 1938 tarihinde 9’u 5 geçe ölmüş ise de bu onun kalbinin ve nabzının durmasıdır. Gerçekte bir veya iki dakika sonra beyin ölümü gerçekleşir.

Gazi’nin vefatından bir süre sonra daha önce halıyı görmüş bazı milletvekilleri durumdan şüphelenerek Hintlilerin Çanakkale’de aldıkları mağlubiyetleri hazm edemeyerek suikast düzenlediği üzerine tezler ortaya atmış bunun üzerine dönemin Adalet bakanlığı Seccade hakkında gizli bir soruşturma yürütmüştür.

Tahkikatta kayda değer bir suç olgusuna ulaşılamayıp dosya takipsizlikle sonuçlandırılmıştır.


Aslında G.Mustafa Kemal geceleyin saat 4.30 da vefat etmişti.Dolmabahçe Sarayı etrafı da bunu gayet iyi biliyordu.Ancak biz ölümünü 9 dan sonra duyurmak zorundaydık.Nitekim resmiyette de bu durum 9.05 diye belirtilir.Şüphesiz ki bunu yapmamızdaki yegane amaç Atatürk'ün 10 Kasım'da hatırlanmasını daha etkili bir vakte çekmekti.Malumunuzdur ki gece 4 te ölmüş bir Atatürk, 9.05'deki kadar katılımla anılamazdı. 
İsmet İNÖNÜ, Hatıralarım cilt 2, sayfa 256 Ankara 1963 

toplum-bilim

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 2.625
  • Teşekkür 34757
    • Çevrimdışı
  • # Dün, 18:51:42
Meksikalı bir köylü, göl kenarında balık tutarken yanına gelen bir Amerikalı iş adamı sormuş;

- Sen ne yapıyorsun burada?

- Balık tutuyorum, demiş balıkçı

- Neden daha büyük işler yapmıyorsun? Mesela bir iş kurmuyorsun, tuttuğun balıklar çok lezzetli, küçük bir işyeri kurabilirsin

- İş kurduktan sonra ne olacak, demiş balıkçı

- Para kazanırsın, zamanla işleri büyütürsün. Yanında bir çok insan çalışır. İhracat yaparsın. Hatta New York'ta ofis tutarsın

- Sonra?

- Çok zengin olursun! Aklın alamıyacağı kadar para kazanırsın

- Sonra?

- Dergilere çıkarsın, ödüller alırsın iyi bir işadamı olarak

- Daha sonra

- Yaşlanıncada emekli olup, Meksikada göl kenarında bir ev alıp, balık tutarak hayatını yaşarsın, demiş Amerikalı

Meksikalı cevap vermiş;

- Ben zaten onu yapıyorum, göl kenarında balık tutuyorum.

Huzuru yakalamak için bu kadar eziyete ve zahmete ne gerek var, o zaten bizim yanımızda sadece kafamızı kumdan çıkartıp bakmamız yeterli..

Alıntı...

 

Egitimhane.Com ©2006-2023