Konu: İbretlik Hikayeler  (Okunma sayısı 1097133 defa)

also1

  • B Grubu
  • İleti: 1.543
  • Teşekkür 4080
    • Çevrimdışı
  • 24 Eki 2011 16:23:36
sayın hocalarım sevgili ziyaretçiler :
bu bölümde bizleri güldüren , düşündüren , iyiliğe güzelliğe doğru yola sevkeden.....
kafamızda müsbet yönde soru işaretleri oluşturacak yazılar , menkıbeler , kıssadan hisse hikayeler paylaşmak istedim.
sizlerden de beğendiğiniz yazılarınızı paylaşmanızı bekliyorum.

also1

  • B Grubu
  • İleti: 1.543
  • Teşekkür 4080
    • Çevrimdışı
  • # 24 Eki 2011 16:24:05
vaktiyle çok zengin bir adam yaşarmış.
bu adam birgün rüyasında mezara gireceğini , orada tek başına sıkıntı çekeceğini , malı mülkünün de orda burda çarçur edilip kimseye fayda vermeyeceğini görmüş.
aradan günler aylar yıllar geçmiş.
yaşlanmış ve yataklara düşmüş.
rüyası bir an olsun aklından çıkmamış.
düşünmüş taşınmış ...
evlat eş dost ve akrabalarına dönüp  kendisiyle birlikte bir gece kabirde kalacak olana bütün malını mülkünü vereceğini buna kimin niyetli olduğunu sormuş.
donup kalmış herkes.
bir tarafta tüm mirası tek başına almak...
diğer tarafta kabrin ürpertisi....

velhasıl kimse buna cesaret edememiş.
adam dellal çıkartmış ilan ettirmiş yine aday yok...
ölmüş......
cenazede orada ki cemaatin arasından bir hamal korksa da baya bir yüklü mal veya para vaadini duyunca ben dururum demiş.
Noter çağırıp kayıt altına almışlar malın tamamı verilecektir....
.................
Sonra cenazeyle birlikte hamalı da gömmüşler cenazenin yanına, tabi havalandırma için gerekli tedbiri de almışlar. Münker-Nekir melekleri gelmişler sorgu için.
 Demişler ölü zaten bizim. O bir yere gidemez. Biz önce canlıdan başlayalım sorguya demişler.

Başlamışlar sorguya; sen kimsin, dinin ne, kitabın, peygamberin, kıblen neresi derken; sen ne iş yaparsın demişler. Demiş hamal, hamallık yaparım.
Malının şükrünü eda ettin mi? demişler. Malım yok tu ki; demiş. Ben insanların taşınacak mallarını taşıyarak, akşama kadar çalışıp sabaha kadar yiyorduk. Neyle taşıyordun o malları demişler. Urganım vardı o urganla taşıyordum demiş hamal.

Neyle ve nerden aldın o urganı diye esas sorgu başlamış ve sabaha kadar devam etmiş. Urganın hesabını verinceye kadar sabah olmuş.
Sabah komşular gelmişler ve mezarı açmışlar.
Hamalın beti benzi atık saçlar beyazlamış vaziyette mezardan çıktığı gibi son surat kaçmaya başlamış.
Ya gel nereye gidiyorsun söz verdiğimiz üzere vaat ettiğimiz malı vereceğiz demişler. Hamal yok demiş, yok istemem. Ben sabaha kadar bir urganın hesabını veremedim. Sizin o bana vereceğiniz malın hesabını hiç veremem demiş kaçmaya devam etmiş.
...................
hesabını verebileceğimiz işler yapmamız dileklerimle...

58sivas58

  • Uzman Üye
  • *****
  • İngilizce Öğretmeni
  • İleti: 558
  • Teşekkür 727
    • Çevrimdışı
  • # 24 Eki 2011 23:22:12
Güzel bir konu gerçekten..Aslında her dersin başında birkaç dakika bu tür şeyleri anlatmak güzel oluyor
Ara sıra deniyorum

also1

  • B Grubu
  • İleti: 1.543
  • Teşekkür 4080
    • Çevrimdışı
  • # 25 Eki 2011 00:45:10
rahmetli ebemin kendi ağzından dinlemiştim çocukken.
ebem dediğim babamın babaannesiydi.
98 yaşında ben 17 yaşımdayken göç eylemişti.
tahminim 1930 lu yıllarda birgün ebem kızlığında ebem , ebemin annesi ve komşusu kadınla oturuyorlarmış.
evimizin hemen yanındaki "oda" diye tabir edilen misafirhane tarzı yere de sık sık dilenci , kalaycı , incik-boncukçu , kestaneci , halatçı vs. gelirmiş.
gelenlerin yemek , odun , yatak-yorgan gibi çoğu ihtiyacı da bizim evden karşılanırmış.
birgün yaşlı ve ak sakallı bir adam gelmiş.
çocuğuna yedireceğini biraz bulgurla bir tabak bekmez lazım olduğunu söylemiş.
komşu kadın  adamı tanımadığından ve evde erkekler olmadığından savmaya çalışmış ebem ve annesinden önce.
(zamanın kıtlık şartlarını gözönünde tutarsak haksız da değilmiş tabi)
adama " yok bizde git başkasından iste..." demiş.
adam tekrar sormuş bu sefer ebemin anası komşusunu yalancı çıkarmamak için yok demiş.
adam aynen şunları söylemiş
"içeede ocağın yanında  goca gümlüde bekmez , yanındaki dokuma çuvalda da cafaraanın bekilli deymeninden çektirip getidiği bulgurdan gatıvicenmi "
iki kadın ve ebem şokta...
adam devam etmiş " eğer gataasan evinizin bereketi artaa , gatmazsan bela sizi goovemez..." demiş.
ebem gençliğin de verdiği çeviklikle anasına bakmadan bir çırpında bekmezi ve bulguru katıp adama vermiş.
adam gitmiş.
bir daha o adamı bu üç kadından başka gören duyan olmamış.
asıl garip olan ise hem gümlüde hem de çuvalda azar azar kalan bekmez ve bulgurun kendiliğinden dolup taşıp yerlere saçılmasıdır.
.........
ebem bana eski evin arka odasında ocağın başındaki o yeri gösterirken hala kalbi pır pır çarpardı.
o gün bu gündür evimize gelen boş çevrilmez.
şükürler olsun bereketi de hiç eksilmez.
Allah herkese böyle bereketli günler nasip etsin.

also1

  • B Grubu
  • İleti: 1.543
  • Teşekkür 4080
    • Çevrimdışı
  • # 27 Eki 2011 01:08:07
dileyen hocalarım burada hikayelerini paylaşabilirler.

ogrtmn35

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 17.326
  • Teşekkür 176607
    • Çevrimdışı
  • # 27 Eki 2011 17:52:35
Başarmak, engellerde ezilmeden, kararlılıkla çalışmaktır.


‎"Yeryüzünde belli bir anda, yüz milyon kere milyar karınca yaşar. Çoğunluğu toprak yüzeyini temizlemekle görevli her bir işçi karınca ağırlığının 50 katı yük taşıyabilir ve günde ortalama 2.400 böcek ölüsünü yer altına indirir. Bu başarının ardındaki ilahi sırrı düşündünüz mü?

Askerde, güneşin yaktığı bir günün ortasında içtima için çağrılmayı beklerken, çimenlerin üzerinde dikkatimi çeken bir karıncaya dakikalarca takıldım. Yoluna ayağımı koydum, sağından, solundan, üzerinden geçmeyi denedi. Ağzından böceği zorla alıp bir kaç metre öteye attım, otların arasından geçip böceği buldu ve her defasında aynı yöndeki yuvasına yöneldi. Karıncayı yuvasından epeyce uzak bir yere götürüp bıraktım. Bir süre durdu, çevresinde döndü, harekete geçti, arandı, yeni bir böcek buldu ve pusulası varmış gibi yine yuvasına yöneldi.

Oturup halimi karıncayla kıyasladım, duygulandım: Bu ne azim böyle… Bu ne sabır, bu ne ısrar, bu ne vazgeçmeme ve ölümüne çabalama gayretidir böyle… Biz şu karıncanın onda biri azimli, ısrarlı, sabırlı olsak, ne büyük yüklerin üstesinden gelebilirdik. Anlıyoruz ki başarmak, engellerde ezilmeden, kararlılıkla çalışmaktan geçiyor." ...


Gercekten sabretmek gerekiyor,ve bunun bilincindeyiz cok sukur.ama bazen de hayat ve insanlar cok acimasiz...l

also1

  • B Grubu
  • İleti: 1.543
  • Teşekkür 4080
    • Çevrimdışı
  • # 28 Eki 2011 00:32:32
sayın zümrem çok güzel bir anektod paylaşmışsınız.
Allahın "..hiç ders almaz mısınız..." sözünden kasıt bu olsa gerek

ogrtmn35

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 17.326
  • Teşekkür 176607
    • Çevrimdışı
  • # 28 Eki 2011 21:48:19
Can, sardığı bedeni nasıl da derinden güzelleştiriyor!

Bu sabah halsizce uzanmış bir kirpi gördük işyerimizin girişinde. Soluyordu, lakin, üzerine mi basıldıysa, çaresizmiş gibi tepkisizce uzanıvermişti. Gelen geçen kalp sahibi kadınlar ve erkekler başında durdu, baktı, bazıları biraz bekledi. 'Ah ne şirin! Zavallı! Yaşıyor mu?' diyenleri duyduk.

Sıradan bir canın topraktan yaratılan şu bedeni nasıl da güzelleştirdiğini gördüm. Bitkilere, hayvanlara ve insanlara sevimlilik sunan canı içimde hissettim.

Dünyanın, fani, yarım, sönük ve soluk canı bedenleri böylesine güzelleştiriyorsa, cennetin tam, parlak ve sonsuz canının varlığınızı nasıl muhteşem kılacağını düşünün.

ogrtmn35

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 17.326
  • Teşekkür 176607
    • Çevrimdışı
  • # 29 Eki 2011 22:12:01
FITRATININ GEREĞİNİ YAP,,MERHAMETLİ OL
Derviş suya düşen akrebi kurtarmak ister...

elini uzatınca akrep sokar;

derviş tekrar dener, akrep yine sokar..

Bunu görenler dayanamaz dervişe:

"İyilik yapmak istediğin halde sana zarar verene daha ne diye yardım edersin." der.

Dervişin cevabı mânidardır:

"Akrebin fıtratında sokmak var,
benim fıtratımda ise yaratılanı sevmek, merhamet etmek;
o fıtratının gereğini yapıyor diye,ben niye fıtratımı değiştireyim?

ertugdogan

  • Bilge Üye
  • *****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 7.609
  • Teşekkür 12126
    • Çevrimdışı
  • # 29 Eki 2011 22:22:40
Çok güzel bir başlık çok güzel paylaşımlar olacağına inanıyorum gerkliydi yerinde bir başlık olmuş açan ve katkıda bulunan arkadaşlarıma teşkkür ederim,
kendimde yaşadığım inanılmaz bir ibretlik bir hikayem, vardı keşke paylaşabilseydim ama anlatmamı doğru bulmadığım için paylaşmaycağım
çok selamlar

er-sel

  • Çalışkan Üye
  • ***
  • İleti: 40
  • Teşekkür 140
    • Çevrimdışı
  • # 29 Eki 2011 22:30:31
Paylaşımlar Güzel.teşekkürler

huseyinyesilot

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.818
  • Teşekkür 131820
    • Çevrimdışı
  • # 29 Eki 2011 22:35:27
                             ÖNYARGI FELAKETİ
   
    Uzaklarda bir köyde, kocasi, çocugu dogmadan ölmüs, tek basina yasayan hamile bir kadin kendisine arkadas olmasi açisindan dagda yarali olarak buldugu bir gelincigi evinde beslemeye baslar. Gelincik kadinin yanindanbir an bile ayrilmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallasir. Bir kaç ay sonra kadinin çocugu dogar. Tek basina tüm zorluklara gögüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadir.
    
    Günler geçer ve kadin bir gün bir kaç dakikaligina da olsa evden ayrilmak ve yavrusunu evde birakmak zorunda kalir... Gelincikle bebek evde yalniz kalmislardir. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelincigi ve kanli agzini görür. Anne çildirmisçasina gelincige saldirir ve oracikta öldürür hayvani. Tam o sirada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir... Ve odada besigi, besigin içindeki bebegi ve bebegin yaninda duran parçalanmis bir yilani görür.
   
     Einstein'in söyledigi rivayet edilen bir söz var: "insanlardaki önyargiyi parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor"

huseyinyesilot

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.818
  • Teşekkür 131820
    • Çevrimdışı
  • # 29 Eki 2011 22:51:41
ASIL FAKİRLİK
 
   Günlerden bir gün bir baba ve zengin ailesi oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.
Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu,
"insanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"
"Evet!"
"Ne öğrendin peki?"
Oğlu cevap verdi,
"Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi, "Teşekkür ederim baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!"

siraçisra

  • Bilge Üye
  • *****
  • Zihin Eng. Öğrt.
  • İleti: 6.775
  • Teşekkür 29849
    • Çevrimdışı
  • # 29 Eki 2011 23:12:55
Dervişin biri eski İstanbul sokaklarında :
 ‘-Sen doğru ol kem belasını bulur.Sen doğru ol kem belasını bulur.’Diye diye dolaşıyormuş.Padişahın biri tebdil-i kıyafet çarşıda gezerken dervişin sözlerini duymuş,ilgisini çekmiş ve dervişe :
 
-Hergün sarayıma gel seninle muhabbet ederiz ‘demiş.
 Dervişimiz ertesi gün ……
 
Sarayın kapısına gitmiş padişahın karşısına çıkarılmış sohbet muhabbet zaman geçmiş saraydan ayrılırken padişah dervişin cebine bir altın konulmasını emretmiş.
 Sarayın dışında dervişimizi takip eden sahte derviş kılıklı biri yanına yanaşmış ,
 
-Ya arkadaş ,Padişah seni neden saraya davet etti ?Derdi neymiş?’falan filan bir yığın sorgu suale tutmuş.Her gün bir altın aldığını da öğrenince.’Onun yaptığı işi ben de yaparım’ diye düşünmüş.Sormuş,
 
-Ya kardeş, hergün ben de seninle gelsem rahatsız olmazsın değil mi?’ demiş belki Padişah bana da bir altın verir çoluk çocuğum nasiplenir.’
 
İyi dervişimiz:
 
-Padişahım kabul ederse neden olmasın sende gelirsin tabii ‘demiş.
 Gel zaman git zaman padişah her muhabbet sonrası bir ona bir öbürüne birer altın verdirir olmuuuş.
 Sahte derviş bir sabah gerçek dervişimizi çorba içmeye davet etmiş.Garsona da gizlice arkadaşının çorbasına bol sarmısak koymasını tembihlemiş.Gerçek dervişin
 
-Padişah’ımla muhabbet ederken kötü kokarım ‘sözlerine sözüm ona çare de üretmiş

-ağzına mendil tutarsın kardeşim ‘demiş.O gün aynen böyle olmuş bizim derviş ağzını mendille örterek padişahla söyleşisini sürdürmüş.Bu arada sahte derviş fırsat bulduğunda Padişahın kulağına eğilip,
 
- efendim arkadaşım ağzını mendille neden kapatıyordu biliyormusunuz ,ağzınız kokuyormuş o kokuyu duymamak için’ demiş.
 Padişah çok sinirlenmiş çağırın o dervişi demiş. gerçek dervişimize sarayın fırıncısına verilmek üzere bir pusula vermiş ve ,
 
-Al bunu fırıncıya götür’ demiş.okuma yazması yok tabii tam kapıdan çıkıp fırıncıya gidecekken sahte derviş :
 
-İstersen ver o pusulayı ben götüreyim fırıncıya , belki Padişah ekmek lütfetmiştir çocuklara götürürüm senin ekmeğe ihtiyacın mı olur?’ demiş.
 
Onunda okuması yok,pusula böylece sahte dervişin elinden fırıncıya ulaşmış.fırıncı kağıtta yazılan ‘bunu sana getireni kızgın fırına at’ emrini hemen yerine getirip sahte dervişi küt ,alev alev yanan kızgın fırına yollamış.Ertesi gün gerçek derviş yine saraya gelmiş.Padişah şaşırmış:
 
- Hayrola sen dün fırıncıya gitmedinmi ?’diye sormuş..Derviş de olanları birbir anlatmış.Padişah dervişin kulağına eğilmiş:
 
-SEN DOĞRU OL ,KEM BELASINI BULUR ‘demiş.
 …..
 
GÜNAHLARA KEFARETTİR GÖNÜLDEKİ KEDER
 NİYETLER HALİS OLUNCA AMELLER OLMAZ HEDER
 BİRAZ DAHA SABREYLE NELER GÖRECEKSİN NELER
 MEVLAM İHMAL DEĞİL İMTİHAN EDER

also1

  • B Grubu
  • İleti: 1.543
  • Teşekkür 4080
    • Çevrimdışı
  • # 30 Eki 2011 02:21:16
hocam izninizle bir ekleme yapmak istiyorum .
bizim kaldığımız otelin 5 yıldızı var onlarınki sonsuz....
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
ASIL FAKİRLİK
 
   Günlerden bir gün bir baba ve zengin ailesi oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.
Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu,
"insanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"
"Evet!"
"Ne öğrendin peki?"
Oğlu cevap verdi,
"Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi, "Teşekkür ederim baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!"

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK