Konu: İbretlik Hikayeler  (Okunma sayısı 1097132 defa)

siraçisra

  • Bilge Üye
  • *****
  • Zihin Eng. Öğrt.
  • İleti: 6.775
  • Teşekkür 29849
    • Çevrimdışı
  • # 10 Ara 2011 19:53:52
YAPILAN İYİLİK KONUŞULMAMALIDIR

 

Vaktiyle bulunduğu küçük yerde geçim sıkıntısı çeken dürüst ve temiz yaratılışlı genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir şehir merkezine giderek iş bulup çalışmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazırlanıp yola koyuldu Genç adam bu yolculuğu sırasında yorum ve açıklaması kendisi için imkânsız olan bir takım olaylarla karşılaştı

Bunlardan biri şuydu: Bazı kimseler bir tarlaya buğday ekiyorlar, ekilen buğdaylar hemen yetişip olgunlaşıyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunları ateşe verip yakıyorlardı

İkinci olarak şuna şahit olmuştu: Bir adam büyük bir taşı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyor; ama bu taşa bir tane daha ekleyince kaldırabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldırabiliyordu

Şahit olduğu bir başka olay da şu idi: Bir adam bir koyuna binmiş, onun üzerine birkaç kişi daha binmiş koşturuyorlar, arkalarından birileri de onlara yetişmek için çabalıyor ama yetişemiyorlardı

Adam bunlarla kafası Karışmış birhalde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan şehrin kapısına geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiğini, niçin geldiğini yolculuğun nasıl geçtiğini sordu Adam herşeyi anlattı ve yolda karşılaştığı alışılmamış hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadı Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladığı olayları bir bir açıkladı:

"Senin yolda ilk rastladığın buğday ekip hemen hasat eden ve sonra ateşe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu sağda solda konuşarak değerini sıfıra indiren insanları simgeler

Taş kaldırmaya çalışan kimse de şunu anlatır: İnsana ilk işlediği günah ağır gelir, onun altında ezilir Ama ona tevbe etmeden başka günahlar işlemeye devam ederse artık o günahlar ona hafif gelmeye başlar

Koyun ve ona binenlere gelince, koyun cennet hayvanıdır Sırtındakileri cennete taşımaktadır Koyuna ilk defa binen alimlerdir Ondan sonra binenler her sınıftan müminlerdir Bunlara yetişmek için koşanlar ise inançsızlardır

hercaihoca

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.385
  • Teşekkür 6311
    • Çevrimdışı
  • # 10 Ara 2011 20:59:54
DUA

Çocuk, deniz kenarına oturmuş, gözlerini de ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hali, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti.

Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:
- "Merhaba delikanlı!." dedi. "Bu gün deniz çok harika değil mi?"

Çocuk, başını çevirmeden:
- "Ama rüzgârlı," dedi. "Topum denize düşünce sürükleyip götürdü."

Adam, çocuğun yanına oturup:
- "Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!." dedi.
  "Ama şimdi adım bile atamıyorum."

Çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı.

Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:
- "Ümidini hiçbir zaman kaybetme!." dedi.
  "Bence dua etsen çok iyi olur."

Çocuk, büyük bir sevinçle:
- "Dua etsem topum geri gelir mi?" diye sordu.
  "Denize düştüğü yeri bilir mi?"
- "Allah isterse eğer, ona öğretir!." dedi ihtiyar.
  "Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter."

Çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgarın aniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük.

Akşam üstü hava biraz daha sertleşti ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı. Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:
- "Avınız inşallah iyi geçmiştir!." dedi. "Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim."

Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:
- "Zaten ancak o kadarcık tutmuştum," dedi. "Denizde "av" diye bir şey kalmadı."

- "Dua etmeyi denediniz mi?" diye atıldı çocuk. "Ümidinizi sakın kaybetmeyin!. "

Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de "rasgele" derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi. Çocuğun yanaklarını okşarken:
- "Dua ha!." diye mırıldandı. "O zaman tutar mıyım?"
- "Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter," dedi çocuk. "Bunu yeni öğrendim."

Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:
- "Ben de yeni öğrendim!." diye gülümsedi. "Üstelik de küçük bir öğretmenden."

Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:
- "Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!." dedi. "Bunu biraz önce denizde buldum!."

Çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da... Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:
- "Bir daha benden izinsiz gezmek yok!." dedi. "Ya dua etmeseydim ne olurdun?"



Gökten üç elma daha düştü. Biri cüzi ve külli iradeyi temiz bir yürekle birleştirene, ikincisi total enerjiyi vicdan aklığıyla arayanlara, diğeri ise içindeki barış ve sevgiyi tüm doğayla paylaşanlara...


Alıntıdır----

ogrtmn35

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 17.326
  • Teşekkür 176607
    • Çevrimdışı
  • # 10 Ara 2011 23:21:10
BİLİYOR MUYDUNUZ?
Ağaca Asılan Zekat Parası

Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp yıllık zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını

Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu'ndaki bir ağaca asıp üzerine de:

"Müslüman kardeşim bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al" diye yazdığını..

Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını.

şimdi evinde sakladığını çalıyorlar...Nerede kaldı ki ağaçta asılı olan..

bahharrr12

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 2. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 152
  • Teşekkür 108
    • Çevrimdışı
  • # 11 Ara 2011 00:08:53
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
Sultan Mahmut kıyafet değiştirip, beraberinde sadrazam ve birkaç muhafız ile halkı teftişe çıkmış. Dolaşırken bir kahvehaneye girip oturmuşlar. Bakmışlar müşteriler kahvehaneciye seslenip duruyor: "Tıkandı Baba, çay getir"; "Tıkandı Baba kahve getir". Tıkandı Baba lakabı Sultan Mahmut'a ilginç gelmiş. Merak edip kahvehaneciyi çağırmış. Kahvehaneci gelince:

- Baba sana neden "Tıkandı Baba" derler?
 Hele otur da anlat, demiş.

Tıkandı Baba başlamış anlatmaya:

- Ben bir gece, bir rüya gördüm.
Rüyamda tanıdığım tüm insanların bir çeşmesi vardı ve hepsinin çeşmesinden oluk oluk su akıyordu. Benim de bir çeşmem vardı fakat benim çeşmemdeki su ip gibi akıyordu. Sonra ben;
 "Keşke benim çeşmem de onlarınki kadar aksa" diye içimden geçirdim. Sonra yerden bir çomak alıp suyun geldiği oluğu dürtmeye başladım. Ben oluğu dürterken çomak kırıldı
 ve ip gibi akan suyum damlamaya başladı.
Bu sefer ben; "Keşke çeşmem diğerlerininki kadar olmasa da,
 bari eskisi kadar aksa" diye içimden geçirdim ve oluğu kurcalamaya devam ettim. Ben uğraşırken suyun geldiği oluk tamamen kırıldı. Az önce damlayan suyum, tamamen kesildi. Ben yine uğraşmaya devam ediyordum ki,
o sırada Cebrail göründü; "Tıkandı, baba! Artık uğraşma!" dedi. O gün bu gündür bu rüyamı kime anlattıysam adım Tıkandı Baba'ya çıktı. Hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp zar zor geçinmeye çalışıyorum.

Tıkandı baba'nın anlattıklarından etkilenen Sultan Mahmut, muhafızlarına; "Bundan sonra her gün bu adama bir tepsi baklava getirin; her baklava diliminin altına da bir altın koyun."
diye emir vermiş. Hemen ertesi gün askerler ilk tepsi baklavayı getirip,
 Tıkandı Baba'ya teslim etmişler.
"Padişahımızdandır" diyerek...

Tıkandı Baba baklavaya sevinmiş.
"Ne zamandır tatlı yemişliğim de yoktu"
 diye içinden geçirmiş. Almış tepsiyi tutmuş evinin yolunu.
Yolda düşünmüş kendi kendine; "Yahu ben bir canıma nasıl yerim bir tepsi baklavayı? En iyisi ben buna hiç dokunmadan satayım."

Tıkandı Baba işlek bir yol kenarına kurmuş tezgâhını başlamış;
"Taze baklava! Taze baklava!" diye bağırmaya...
Bu sırada yoldan geçen bir Yahudi baklavaya talip olmuş.
 Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar, Yahudi baklavayı alıp gitmiş...
 Tıkandı Baba baklavadan kazandığı ile ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.

Yahudi baklavayı evine götürmüş.
 Bir dilim atmış ağzına... Fakat dişine bir şey değmiş... Bu nedir diye bir bakmış ki; altın. Ve baklavanın her diliminin altında bir tane altın... Yahudi bu duruma anlam veremese de ertesi gün tekrar aynı yere gitmiş ki; aynı adamı görür müyüm diye... Bakmış ki adam orada...
 Demiş ki; "Sen her akşam burada olacaksan, biraz indirim yap da ben her akşam alayım bu baklavaları senden." Tıkandı Baba kabul etmiş ve her akşam baklavayı Yahudi'ye satmaya başlamış.

Sultan Mahmut, bir ay baklava gönderdikten sonra;
 "Bakalım Tıkandı Baba şimdi ne durumda?"
deyip adamlarıyla beraber tutmuş kahvenin yolunu. Fakat bu kez kıyafet değiştirmeden... Sultan Mahmut bakmış ki; Tıkandı Baba aynı tas aynı hamam. Ne uzamış ne kısalmış. Yine aynı kahvehanede, ekmek kavgasında... Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'yı yanına çağırtıp sormuş:

- Tıkandı Baba sana yolladığım baklavaları almadın mı?

Tıkandı Baba biraz mahcup:

- Geldi hünkârım, demiş. Ben de satıp ihtiyaçlarımı giderdim. Duacınızım.

Sultan Mahmut, bunu duyunca tebessüm etmiş. "Anlaşıldı Tıkandı Baba, sen gel bakalım benimle" demiş. Birlikte sarayın yolunu tutmuşlar. Saraya varınca Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'yı doğruca hazine odasına götürmüş. Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'nın eline bir kürek tutuşturup:

- Baba daldır bakalım küreği istediğin yere...
 Küreğin üzerinde ne kalırsa senindir, demiş.

Bunu duyan Tıkandı Baba öyle heyecanlanmış ki;
küreği ters tuttuğunu fark etmemiş bile...
Hızla küreği daldırıp çıkarmış ama ne çare? Kürek ters olunca üzerinde bir tanecik altın kalmış o da düştü düşecek... Derken o da düşmüş. Sultan Mahmut:

- Baba, demiş. Senin buradan nasibin yok! Sen şu bizim askerleri takip et. Onlar ne derse yap.

Tıkandı Baba boynunu büküp düşmüş askerlerin önüne... Sultan Mahmut askerlerden birini yanına çağırmış:

- Bu adamı alın Üsküdar'a götürün, demiş. Deyin ki; baba bir taş seç. Seçtiği taşa karışmayın. Sonra deyin ki; seçtiğin taşı fırlat. Tıkandı Baba taşı ne kadar uzağa atarsa; durduğu yerden taşı attığı yere kadar ona verin.

Askerler Tıkandı Baba'yı alıp Üsküdar'a götürmüş. Demişler ki baba bir taş seç. Tıkandı Baba sormuş "Ne için ki?" diye ama askerler bir şey söylememiş. Tıkandı Baba; şu büyüktü, şu küçüktü, şu yamuktu derken kocaman bir kayaya sarılmış demiş ki seçtiğim taş budur. Askerler demiş ki; "Baba sen şimdi bu taşı fırlat, ne kadar uzağa atarsan o kadar yer senindir." Bunu duyan Tıkandı Baba heyecanla seçtiği taşa atılmış, güç bela yerden kaldırmış. Fakat taşın ağırlığını direyemeyip elinde taş olduğu halde sırtüstü devrilmiş. Taş da üzerine düştüğünden oracıkta can vermiş. Askerler gidip durumu Sultan Mahmut'a anlattıklarında, Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş:

- Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut?



gerçekten çok güzel bir hikaye...

alanyap

  • Uzman Üye
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.788
  • Teşekkür 4682
    • Çevrimdışı
  • # 11 Ara 2011 00:40:28
                                   HAMAL
Hamalsan iki şey önemlidir senin için : Yük ve yol..
Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi aşabilirsen, ücret mevzu bahis oluyor. Aksi olursa, cereme çekiyorsun!
Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise bir kaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği… Diyordum ki içimden “Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!..”
Nitekim, çok geçmeden dedi ki;
“Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!..”
“Ne molası”, dedim ona hayretle. “Ben daha terlemedim!..” Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini, “Sen de dinlen hadi” dedi.
Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum.
Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, sonra uzanarak dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında.. “Yükünü indirip sen de dinlen” demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım.. Sonra yine durdu. Bana da dinlenmemi söyledi yine ama onu dinlemedim, dinlenmedim.
Yarım sat sonra “dinlenelim mi?” diye sordu, aksi aksi başımı salladım.. Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım. Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek; “Haydi kalk”, dedi “Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir süre sonra yine dinleniriz.” Dediğini yaptım. Omuzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana.
“Ben yılların hamalıyım”, dedi. “Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda. Yolda gördüğümüz, saçılmış kuru kemiklerin çoğu anlattığım bu insanlara ait. Halbuki bir yükü taşımak bizim işimiz, altında ezilmek değil!. Unutma ki bur yük taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem.
Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma !.. Akşamları bırak ve hafifle. Sabah dinlenmiş olarak yeniden taşırsın yükünü. Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil!
Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var..”

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.898
  • Teşekkür 16273
    • Çevrimdışı
  • # 11 Ara 2011 13:59:00
 Ana Hakkı Ödenmez


Musâ peygamber, Tûr Dağı’nda ALLAH u Tealâ ile konuşma şerefine erdikten sonra: “Yâ Rabbi, benim Cennet’teki komşularım kimlerdir, bazılarını bildirir misin?” diye bir istekte bulunmuştu
ALLAH, Musâ peygambere: “Senin Cennet’teki komşularından biri, falan yerde yaşayan bir kasaptır Görmek istersen, dükkânı falan yerdedir Git, bir gece kendisine misafir ol,” buyurdu
Musâ Peygamber, bu kasabın nasıl bir iyilik işleyerek kendine Cennet’te komşu olmayı hak ettiğini düşündü Bu merakla, onun bulunduğu bölgeye doğru yola çıktı Nihayet kasabı bularak: “Ey ALLAH’ın kulu, bu gece sana misafir olmak istiyorum, kabul eder misin?” dedi
Kasap: “Hay hay! ALLAH misafirlerine, kapım daima açıktır, akşam olsun da eve birlikte gidelim, dedi
Akşam olunca, kasap elindeki sepetin içini yiyeceklerle doldurdu Birlikte evin yolunu tuttular Eve gelince kasap:
– Bana müsaade buyurun, evvela şu salıncakta, değerli bir misafirim daha vardır Onun hatırını sorup ihtiyaçlarını karşılayayım, sonra sizinle ilgilenirim, dedi Odanın bir köşesinde asılı duran salıncaktan yaşlı bir kadın çıkardı Altını temizledi, elbisesini değiştirdi Adeta bir iskeletten ibaret kalmış ihtiyarın bütün hizmetini görüp, yemeğini yedirdikten sonra, tekrar yerine yatırdı O sırada İhtiyar kadının anlaşılır anlaşılmaz bir şeyler söylendiği duyulduKasap da bu sözlere “âmin” dedi
Musâ peygamber sordu: “Bu kimdir ki, kendisine bu kadar özenle hizmet ediyorsun?”
Kasap: “Bu benim anamdır Vaktiyle benim bütün zahmet ve sıkıntılarıma katlanmış vefakâr bir kadındır Şimdi ben de kendisine evlâtlık görevimi yapmaya çalışmaktayım”
– Peki, hizmetinin sonunda bir şeyler söyledi, sen de âmin, dedin; ne dedi ki?
– Annem, hizmetlerimden çok memnun kaldığı için, bana her gün, “Oğlum, Cennet’te Musâ Peygambere komşu olasın” diye dua eder; ben de âmin derim Bu olacak iş mi? Musâ Peygamber kim, ben kim? Ben onun yanına bile yaklaşabilir miyim hiç?
Bu esnada kendisini tanıtan Musâ Peygamber: “Müjdeler olsun sana,” dedi “Ben Musâ Peygamber’im Cennette senin bana komşu olacağını ALLAH haber verdiği için, komşumu görmek üzere buraya gelmiştim Annene hizmetten sakın geri kalma,” diyerek oradan ayrıldı.

alıntı

also1

  • B Grubu
  • İleti: 1.543
  • Teşekkür 4080
    • Çevrimdışı
  • # 11 Ara 2011 14:09:01
kuran ayetlerinin meal ve tefsirlerini paylaşmayı düşündüğüm sayfamıza beklerim.
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
bu sayfa yönetim tarafından "sohbet" bölümüne taşındığı için paylaşımlara teşekkür edemiyormuşuz.
kusura bakmasınlar.
hepsi benim için çok değerli, hepsi sırtımda taşıyıp kalbimde gezdirircesine kıymetli....

mn2135

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 183
  • Teşekkür 407
    • Çevrimdışı
  • # 11 Ara 2011 14:19:52
açılmıyor

mn2135

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 183
  • Teşekkür 407
    • Çevrimdışı
  • # 11 Ara 2011 20:22:44
Baktığınız konu veya bölüm silinmiş veya taşınmış olabilir. uyarısını veriyor

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.898
  • Teşekkür 16273
    • Çevrimdışı
  • # 12 Ara 2011 21:22:19
‎80´ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı.
Hal hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.
O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.

Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: ´Bu ne oğlum?´
Oğlu şaşkın, cevapladı: O bir karga baba.´
Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: ´Bu ne oğlum?´
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: ´Baba, o bir karga´
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu.
Yaşlı baba üçüncü defa sordu: ´Bu ne?´
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: ´O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: ´Baba bunu neden yapıyorsun?
Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?´
Babası yüzünde hâlâ bir gülümseme yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi:

´Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim.
Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.´

´Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ´öf´ bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.´ (İsra, 23)

siraçisra

  • Bilge Üye
  • *****
  • Zihin Eng. Öğrt.
  • İleti: 6.775
  • Teşekkür 29849
    • Çevrimdışı
  • # 12 Ara 2011 21:35:39
HERKES SOYUNA ÇEKER


Bir padişah Hızır'ı görmek istiyordu Bir gün bunun için tellallar çağırttı "Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım" dedi Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu Karısına dedi ki: "Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım

Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz"

Adamın karısı kanaatkar biriydi "Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye Bundan sonra da idare ederiz Vazgeç bu tehlikeli işten" dedi Ama adam kafaya koymuştu Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi Bunun için kırk gün izin istedi Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti: 'Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu Ailece sıkıntı çekiyorduk Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim" dedi Padişah buna çok kızdı: "Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?" diye bağırdı Adam da her şeyi göze aldığını söyledi Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu Birinci vezire sordu:

- Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?

- Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım

Bu sırada peyda olan, nurani, ak sakallı bir ihtiyar I vezirin sözleri üzerine söyle dedi: Küllü şeyin yerciu ila asıhı"

Padişah ikinci vezirine sordu:

- Bu adama ne ceza verelim?

- Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım

Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine "Küllü şeyin yerciu ila aslını" dedi

Padişah üçüncü vezire sordu:

- Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim?

- Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli

Nurani ihtiyar yine söze karıştı: "Küllü şeyin yerciu ila asıhı"

Bu defa padişah o yaşlı zata yöneldi:

- Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?

ihtiyar cevap verdi:

- Senin birinci vezirinin babası kasaptı Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bah setti Yani aslını gösterdi İkinci vezirin babası yorgancı idi  Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb doldururdu O da babasına çekti

Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi Benim söylediğim söz "Herkes aslına çeker" demektir Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu

Nazlıhilal38

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 274
  • Teşekkür 1134
    • Çevrimdışı
  • # 12 Ara 2011 21:45:18
  Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış.Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş.Doktor,çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış.Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm." demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş.

ogrtmn35

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 17.326
  • Teşekkür 176607
    • Çevrimdışı
  • # 12 Ara 2011 21:49:09
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
  Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış.Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş.Doktor,çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış.Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, "Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm." demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: "Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?" Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş.
Bu hikayeyi ilk okuduğumda çok etkilenmiş ve veli toplantısın da okumuştum..sürekli şiddet uygulayan veliler bir nebzede olsa vazgeçmişlerdi.Paylaşım için teşekkürler öğretmenim.

ferdem

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 4.409
  • Teşekkür 27206
    • Çevrimdışı
  • # 12 Ara 2011 22:46:00
Bir dükkan sahibi dükkanın vitrinine üzerinde satılık yavru köpekler yazan bir tabela asarkenyanında küçük bir erkek çocuğu belirdi. '' köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?'' diye sordu. Adam çocuğa yavruların en az 50 dolar ettiğini söyledi. Çocuk elini cebine attı, biraz bozuk para çıkardı, dükkan sahibine bakıp'' iki dolar 35 sentim var onlara bakabilir miyim? dedi. Dükkan sahibi bir ıslık çaldı. Lady adlı bir köpek dükkanın içindeki kulübesinde çıkıp onlara doğru koşmaya başladı. Arkasında beş tane küçük yün yumağı vardı.
yavrulardan biri, diğerinin gerisinden topallayarak geliyordu. Bu küçük çocuğun hemen dikkatini çekti.
'' bu yavrunun nesi var?'' dükkan sahibi "veterinerin dediğine göre, kalçasında bir kemik eksikmiş" diye yanıt verdi. "hep böyle topallayacakmış."
küçük çocuk hemen,"onu almak istiyorum" dedi. dükkan sahibi "sahi mi?... o yavruyu gerçekten istiyorsan sana bedava verebilirim" dedi.
çocuk dükkan sahibine yaklaştı ve öfkeyle "onu bana bedava vermenizi istemiyorum. Bu yavru da diğer yavrular kadar değerli. Fiyatı neyse size ödeyeceğim şimdi size 2 dolar 35 sent vereceğim, kalan parayı da ayda 50 sent, 50 sent ödeyeceğim!" dedi. dükkan sahibi "o sakat yavruyu ne yapacaksın?O hiçbir zaman diğer köpekler gibi koşup, oynayamayacak" dedi.Küçük çocuk pantolonunun paçasını yukarı kaldırdı ve iki çelik bağla desteklenmiş eğri sol bacağını gösterdi "ben de pek koşamıyorum" dedi.
"Bu yavrunun da kendini anlayacak birine ihtiyacı var."

fedilem

  • Uzman Üye
  • *****
  • İleti: 324
  • Teşekkür 732
    • Çevrimdışı
  • # 12 Ara 2011 23:51:25
Yaşlı adam lisenin tam karşısında bahçeli şirin bir ev satın almıştı. Karısıyla birlikte son yıllarını huzur içinde yaşamak istiyorlardı...

Taşındıklarının ilk birkaç haftasını huzur içinde geçirdiler. Ancak ders yılı başlar başlamaz her şey değişti. Çünkü dersten çıkan bir grup öğrenci, sokak boyunca dizili tüm çöp bidonlarını sırayla tekmeliyor, çıkan sese çığlıklarını katıp müthiş gürültü yapıyorlardı. Bu çekilmez gürültüye yaşlı karı koca ancak birkaç gün dayanabildiler... Bir sabah Lise Müdürü’ne çıktılar, olayı anlattılar:

“Lütfen ilgilenin” diye de ricada bulundular. Değişen bir şey olmayınca, polise şikayet ettiler. O hafta boyunca polis tüm sokağı denetime aldı. Fakat polisler sokaktan çekilir çekilmez, çocuklar öyle bir bağırmaya ve bidonları tekmelemeye başladılar ki, yaşlı adamla karısı neredeyse eski günlerini arar hale geldiler. Yedi çocuk babası dostu işte tam o sırada telefon etti.

Yaşlı adam o kadar doluydu ki, hâl hatırdan hemen sonra çocukları şikayete başladı. Dostu, yedi çocuk büyütmüş olmanın tecrübesiyle bir tavsiyede bulundu: “Tavsiyemi aynen uygulayabilirsen huzura kavuşursun” dedi.

Yaşlı adamın başka çaresi yoktu. Öğrendiği yöntemi uygulayacaktı...

Ertesi gün, tam da çocukların gürültüyle sokaktan geçtikleri saatte bahçeye çıktı. Çocuklar yaşlı adama hiç aldırmadan bidonları tekmelemeyi sürdürdüler.

Yaşlı adam ise her şey yolundaymış gibi gülümseyerek seyrediyordu. Tam önünden geçerlerken, çocukları durdurdu.

Elebaşı oldukları anlaşılan iki çocuğun gözlerinin içine gülümseyerek: “Hepiniz çok iyi çocuklarsınız” dedi, “tıpkı gençliğime benziyorsunuz. Ben de sizin yaşlardayken gürültü çıkarmaktan hoşlanırdım. Ama bunun ödüllendirilmesi lâzım. Eğer her gün bu saatte gürültü yaparsanız, size bir dolar vereceğim.”

Bu teklif çocukların çok hoşuna gitti. O günden sonra çöp bidonlarını daha büyük bir istekle tekmelediler, daha dayanılmaz biçimde gürültü ettiler. Birkaç gün sonra yaşlı adam, tekrar çocukların karşısına çıktı: “Çocuklar” dedi, “biliyor musunuz bu ay enflasyon yükselmiş; bu durumdan en çok biz emekliler etkileniriz.”

“Yani?” diye sordu çocuklardan biri, “ne demeye çalışıyorsunuz?”

“Bundan böyle size bir dolar yerine yarım dolar verebileceğimi söylemeye çalışıyorum, çünkü enflasyon gelirimi azalttı.”

Çocuklar bu durumdan pek hoşlanmadılar, ama razı oldular. Artık elli sent karşılığında sokaktaki çöp bidonlarını tekmeliyorlardı. Derken yaşlı adam, bir süre sonra bir kez daha karşılarına çıktı:

“Kötü haber” dedi, “bu ay da enflasyon yüksek çıktı. Anlayacağınız gelir kaybım arttı. Bundan sonra ne yazık ki sadece yirmi beş sente bidonları tekmeleyeceksiniz.”

Gruba önderlik eden iki çocuk kendi aralarında tartışıp bir karar verdiler:

“Bu imkânsız bayım. Günde yirmibeş sente bu zor işi kimseye yaptıramazsınız. Gücenmeyin, ama biz işi bırakıyoruz.”

Yaşlı adamla karısı o günden sonra bahçeli evlerinde huzurlu ve mutlu bir hayat yaşadılar.
 

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK