Konu: İbretlik Hikayeler  (Okunma sayısı 1097993 defa)

hayat 2

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.109
  • Teşekkür 7560
    • Çevrimdışı
  • # 13 Ara 2011 18:25:01
  Bilge der ki!


Yüz'de ısrar etme,

"Doksan da olur".

İnsan dediğin,

"Noksan da olur".

Bir ben varım deme,

"Yoksan da olur".


Hatasız Dost Arayan,

"Dosttan da olur".

**********************
hikaye...
I. Kıssa
Avrupa'nın ünlü sanat merkezilerinden birinde, çocuğun biri, vitrinde çok
hoş bir tablo görür. Tablonun bedeli oldukça yüksektir. Çocuk bu tabloyu
bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt
kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile mağazaya gider.

Şanslıdır, tablo hala satılmamıştır. İçeri girer, tabloyu bir süre yakından
izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve; "Abimin doğum günü için bu
resmi satın almak istiyorum, tüm param da bu kadar" der.

Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve çocuğa satar. Çocuk
paketini alır ve teşekkür ederek çıkar.Mağazada adamın arkadaşları da
vardır
ve şaşkın şaşkın sorarlar: "Sen ne yaptın, o resmin değeri milyonlar
ederdi.
Neden bu kadar düşük bir rakama sattın?"

Ressam cevap verir: "Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan
bulabilirdim, ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi
bulabilirdim?..."

Sözün Özü: Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyor, fakat hiçbir
şeyin
değerini bilmiyorlar.


II. Kıssa
Hz.Ali'nin ağabeyi Cafer b. Ebu Talib'in oğlu Abdullah, sıcak bir günde,
bir
kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta
çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü.

Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı
her halinden belli bir köpek belirdi.

Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle
ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü.
Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine
dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu:

- "Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?" Köle sıkılarak cevap verdi:
- "İşte bu üç parça ekmek."
- "O halde neden kendine hiç ayırmadın?"
- "Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim."
- "Peki sen ne yiyeceksin şimdi?"
- "Oruç tutacağım."

Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu
sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın
aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını
söyledi ve ekledi:

"Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum." Cömertliğiyle
meşhur Abdullah b. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı
sorulduğunda, bu olayı anlatır ve: "Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek
vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin"
dediklerinde, şu karşılığı verirdi: "Ama o elindeki herşeyi verdi; ben ise
elimdekinin bir kısmını...

ferdem

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 4.410
  • Teşekkür 27221
    • Çevrimdışı
  • # 13 Ara 2011 18:32:22
Bir Tepsi Baklava Dünyaya Bedel

Dünyanın en akıllı adamını bulmak için diyar diyar gezen bir keşişin yolu Nasreddin Hoca’nın köyüne düşmüş ve köylülere:

- Sizin köyün en akıllı adamı kim? diye sormuş.

Köylüler:

- Bu da sorulur mu hiç, diye gülüşmüşler ve keşişi yanlarına aldıkları gibi soluğu Nasreddin Hoca’nın yanında almışlar.

Hoca’yla keşişi tanıştırmışlar. Bir iki hoşbeşten sonra, keşiş eline bir çomak almış; yere bir daire çizmiş. Nasreddin Hoca da bir çomak almış, daireyi ortadan ikiye bölmüş.

Keşiş bir doğru daha çizerek daireyi dörde bölmüş. Hoca da dörde bölünmüş dairenin üç dilimine çarpı işareti koymuş.

Keşiş elleriyle aşağıdan yukarıya doğru belirsiz bir hareket yapmış. Hoca da aynı hareketi yukarıdan aşağıya doğru yapmış.

Keşiş büyük bir hayranlıkla hocayı tebrik etmiş. Olup biteni merakla takip eden ancak hiçbir şey anlamayan halk, hayretle keşişe ne olduğunu sormuş.

Keşiş heyecanla:

- Bu adam gerçekten dünyanın en akıllı adamı, demiş. Yere dünya çizdim, “Ortadan ekvator geçer” dedi. Ben dünyayı dörde böldüm, o da “Dörtte üçü sudur” dedi. Ben “Yerden buharlaşma sonucunda ne olur?” diye sordum, o da “Yağmur yağar” dedi.

Keşişin söyledikleriyle yetinmeyen halk, olup biteni bir de Hoca’dan dinlemek istemiş.

Hoca önce uzun uzun gülmüş. Ahali iyice meraklanmış.

- Haydi, Hocam öldürecek misin bizi meraktan, diye sıkıştırmışlar hocayı.

Hoca başlamış anlatmaya:

- Bu adam oburun biri, demiş. Yere bir tepsi baklava çizdi. Ben de “Yarısı benim” dedim. Daha sonra tepsiyi dörde böldü. “O zaman dörtte üçü benim” dedim. O da “Tepsi altından ateşi hafif hafif almalı” dedi. Ben de “Üstüne fındık fıstık serpersek daha iyi olur” dedim.



hayat 2

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.109
  • Teşekkür 7560
    • Çevrimdışı
  • # 13 Ara 2011 18:43:35
KADERİNİ SEV, BELKİ EN İYİSİDİR.
"KADER
 
 Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
 Güneş onu yakıp kavurur.
 O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
 "Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
 Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
 Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
 Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.
 Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
 Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
 Her şey karşısında eğilir.
 Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
 Ordan esen burdan eser, kaya bana mısın demez!
 Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
 Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
 
 Sırtında bir acı ile uyanır....
 Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ."
 

karabekir_2005

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • İleti: 143
  • Teşekkür 111
    • Çevrimdışı
  • # 13 Ara 2011 20:04:32
İşte Sana 20 Kr
çocuk Okuldan Yeni Gelmişti. Annesi Her Zamanki Gibi Telaşlıydı Yine Birşeylerle İlgileniyordu. Çocuk Anne Biraz Konuşabilir Miyiz Dedi
anne Her Zaman Ki Gibi Kızarak Oğlum Hadi Odana Dedi
çocuk Boynu Bükük Bir Şekilde Odasına Çıktı.
akşam Oldu Babası İşten Geldi
baba Bana 10 Krş Verir Misin Dedi. Baba Kızgın Bir Şekilde Ben Sabahtan Akşama Kadar Çalışıyorum. 20 Krş Kazanmak İçin 1 Saat Çalışıyorum. Ne Yapacaksın Bu Kadar Parayı Hadi Odana Diyerek Çocuğu Odasına Gönderdi. Sonra Sakin Kafayla Biraz Düşündükten Sonra Çocuğuna Haksızlık Yaptığını Fark Etti. Çocuğun Odasın Çıkıp Onu Öptü Ve Kokladı. Çocuğun Sana Bağırdığım İçin Özür Dilerim Dedi. Buğün İşlerin Çok Yoğun Olduğunu Bu Yüzden Biraz Sinirli Olduğunu Söyledi.
hani İstemiştin Ya İşte Sana 10 Krş Dedi. Çocuk Sevinç İçinde Yatağından Doğruldu Ve Yastığının Altındaki Paraları Çıkardı. 
baba Bu Defa Çok Çok Kızmıştı. Mademki Paran Var Neden Benden Para İstiyorsun Dedi .
çocuk Paraları Saydı Tamı Tamına 20 Krş  Şimdi Bana Bir Saatini Ayırır Mısın Babacığım Dedi

hayat 2

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.109
  • Teşekkür 7560
    • Çevrimdışı
  • # 14 Ara 2011 20:06:40
YA BARDAK OLACAKSIN YA DA GÖL
          Ustaların çıraklarına sadece edindikleri mesleği, zanaatı değil hayatı da öğrettikleri,en geniş ve gerçek anlamıyla öğretmen oldukları dönemdeHintli bir ahşap ustası yaşıyordu. Bu ustanın çırağı büyüdü, ahşap işlemeyi ve hayatı öğrendi, kendi işini kurup başlattı. Bir süre sonra dostlarından biri oğlunu getirdi, ustadan onu yanına çırak almasını istedi.

         Fakat bu çırak sürekli yakınıp duran, her şeye bozulan bir çocuk çıktı.
Tahta getirmeye gidiyor, döndüğünde ellerine kıymık battığından uzun uzun yakınıyordu.   Bir iş teslim etmeye gidiyor, döndüğünde yoldan, sıcaktan, müşterinin tavrından yakınıyordu.  Usta çocuğa bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama sözlerinin hiçbir etkisi olmuyordu. Bir gün usta çırağını köye tuz almaya gönderdi. Çırak ustasının söylediği gibi, tuzu alıp döndü.

      Usta bir bardak su getirmesini söyledi. Çırak bir bardak suyu da getirdi.
Usta, Şimdi o tuzu suyun için at" dedi. Çırak ustasının söylediğini yaptı.
Sonra usta "Şimdi o suyu iç" dedi. Çırak suyu içti ve tabii ki içer içmez de tükürdü.
Öfkeyle ustasına bakarken, usta "Nasıldı tadı" diye sordu. Çırak nefretle, "Çok acı" dedi.

      Usta çocuğa "Tuzu yanına al gel, gidiyoruz" dedi. Çırak ustasının peşine takıldı.
Bir süre sonra civardaki gölün kıyısına geldiler.Usta çırağa "Bütün tuzu göle dök" dedi.
Çırak söyleneni yaptı.

     Usta "Şimdi gölün suyundan iç" dedi. Çırak içti."Suyun tadı nasıldı" diye sordu usta.
Çırak, "Çok güzeldi" dedi.

   "Peki tuzun acısını hissettin mi" diye sordu bu kez de.
Çırak "hayır" dedi.

      Usta çırağı karşısına oturtup anlattı:
"Hayattaki bütün olumsuzluklar işte bu bir avuç tuz gibidir.
Eğer sen küçük bir bardak su isen, nasıl tuzun bütün acısını tattıysan,
hayatın bütün olumsuzluklarından da öyle etkilenirsin.
Eğer sen kişiliğinle ve gönlünle bu önümüzdeki göl gibi isen, hayatta karşılaşabileceğin bütün olumsuzluklar seni,
o bir avuç tuz gölün suyunu nasıl etkilediyse öyle etkiler,bir bardak suda tattığın acıyı vermez sana.

Seçim senindir: Ya bardak olacaksın ya da göl..."

zalim09

  • Bilge Üye
  • *****
  • Öğretmen Adayı
  • İleti: 7.898
  • Teşekkür 16273
    • Çevrimdışı
  • # 14 Ara 2011 20:30:47

İÇLERİNE SAKLAYALIM

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...
Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
 
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler.
 " Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler " diyerek
başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş. Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü. Kimisi
" Everest'in tepesine saklayalım " demiş, kimisi
" Atlas Okyanusu'nun dibine" demiş.
 "Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan
odası,dondurma külahı, lale bahçesi... "Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş... Derken meleklerden biri " İÇLERİNE SAKLAYALIM " demiş.
" Kimsenin aklına gelmez içine bakmak" İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...
 Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...
Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk. Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde......
 
Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun!

ogrtmn35

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 17.331
  • Teşekkür 176623
    • Çevrimdışı
  • # 14 Ara 2011 21:44:50
Gerçek tevazu

Bir adamcağız, kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli ‘nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli ‘ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve ayni durumu Mevlana ‘ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar. Mevlana söyle der:

— Biz bir karga isek Haci Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Haci Bektaş dergâhı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Haci Bektaş Veli’ye sorar. Hacı Bektaş da söyle der:

— Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

BAYPARS2

  • Uzman Üye
  • *****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.977
  • Teşekkür 7268
    • Çevrimdışı
  • # 15 Ara 2011 20:35:21
Yavuz Sultan Selim'in Zerafeti Slayt(Alıntıdır)

melfa

  • Tecrübeli Üye
  • ****
  • 4. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 742
  • Teşekkür 2299
    • Çevrimdışı
  • # 15 Ara 2011 20:55:19
İlk görev yerim Şanlıurfa'da başımdan geçen bir olayı paylaşmak istiyorum.
Öğretmenliğimin ikinci yılı, 52 mevcutlu , Türkçeyi tam konuşamayan bir sınıfım var. Elimden geldiğince uğraşıyorum.
Matematikten ikişer saymayı ancak bitirdim ama bir öğrencim bir türlü kavrayamadı.
Ben de babasına bir not yazıp çocuğa verdim, gönderdim.  "Sayın veli, sınıfta tüm uğraşmalarıma karşın , çocuğunuz ikişerli saymayı öğrenemedi. Lütfen siz de evde destek olunuz."
Ertesi gün öğrenci elinde bir kağıtla geldi."öğretmenim babam siye bunu yolladı"
Açtım okudum, önce şaşırdım sonra güldüm. Kağıtta aynen şu yazıyordu:" Öğretmen sen misin, ben miyim?" ???

ogrtmn35

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 17.331
  • Teşekkür 176623
    • Çevrimdışı
  • # 15 Ara 2011 21:11:26
Hz. Fatıma, ‘ya Ali’ der.. “hasan hüseyin aç, evde yiyecek yok..
gidip yiyecek birşeyler alsana”
... Hz.Ali’nin sadece altı dirhemi vardır.
yiyecek almak için evden çıkar ve giderken yolda kavga eden iki insan görür.
Hz Ali “Niçin kavga ediyorsunuz?
Şu âlemde Allah’ı düşüneceğiniz yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?” diye sorar.

Kavga edenlerden biri, diğerinden altı dirhem alacağı olduğunu, vermediğini, söyler. Hz Ali cebindeki altı dirhemi çıkarır ve alacaklıya verir.
Evine geldiğinde eli boştur, ‘Cennet kadınlarının seyyidesi’,
“Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?”
diye sorunca,
“Ama ara düzelttim ya Fatma” der.
Hz Fatma’nın yüzünde nurlu bir gülümseme belirir.

Memnundur kocasının bu güzel hareketinden.
Daha sonra Hasan’la Hüseyin ağlamaya başlarlar, ‘açız’ diye. bu acı manzaraya dayanamaz ve evden çıkar, Yolda bir adama rastlar.
Elinde besili bir deve..

“Ya Ali bu deveyi sana satmak isterim, ucuza satacağım.”
“Param yok” der Hz Ali. “Olsun” der adam.
“Bu deveyi sana vermeyi çok istiyorum.150 dirhem bu deve. Al sonra ödersin.” Alır Hz Ali o deveyi.

Yolda giderken başka adama rastlar. “Ya Ali” der, “ne güzel bir deve bu.
Ben bunu 300′e alayım ne olursun reddetme beni.”
Hz Ali “ama ben bunu 150′ye aldım” der. “Olsun, ben çok beğendim bunu”
ve deveyi satar. Hz Ali mutlu bir şekilde gider
yiyecekleri alır eve döner. sonra Peygamber’in huzuruna çıkar.

Efendimiz(s.a.v.) güler, “gel” der,
“ya Ali şu deve hikâyesini anlat”.
Anlatınca da der ki:
“Sen ki ara düzelttin. Allah
Cebrail’i ile sana deveyi sattı.
İsrafil’i ile de satın aldı. Her kim ki ara yapar, birleştirir,
düzeltir, ikilikten insanları
kurtarırsa o bendendir ya Ali.”

hercaihoca

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.385
  • Teşekkür 6311
    • Çevrimdışı
  • # 15 Ara 2011 23:07:13
Bir Babadan Çocuklarına Mutluluk Reçetesi...


Baba ve iki küçük çocuğu ormanda gezintiye çıkmışlardı. Bir süre yürüdükten sonra çocuklardan biri, “Baba, çok yoruldum” dedi. “Beni kucağına alır mısın?”
Baba yürümeyi sürdürerek yanıtladı oğlunu:
“Üzgünüm, seni kucağıma alamam” dedi. “Ben de çok yorgunum.”

Çocuk aldığı yanıttan hoşlanmamıştı, bu kez ağlamaya başladı.
Baba tek sözcük söylemeden durdu ve ağaçtan bir dal kesti.
Dalı bıçakla düzeltti ve oğluna verdi.
“Al oğlum, sana güzel bir at” dedi.

Çocuğun gözleri mutlulukla ışıldadı. Büyük bir coşkuyla sıçrayarak ata bindi ve atına vurarak evine doğru yürümeye başladı.

Baba kendilerini şaşkınlıkla izleyen kızına döndü bu kez:
“İşte yaşam budur kızım” dedi. “Kimi zaman sen de ruhsal ya da bedensel açıdan yorgun olduğunu duyumsayabilirsin. İşte o zaman sen de kendine ağaç dalından bir at bul ve mutluluk içinde sürdür yolunda ilerlemeni...”

Sonra da tane tane açıkladı sözlerini:
“Bu at bir arkadaş, bir şarkı, bir şiir, bir çiçek, belki de bir çocuğun gülümsemesi olabilir. Çevresine bakınıp böyle bir atı arayan herkes onu bulabilir” dedi ve bir de öğüt verdi kızına:
“Yaşamın ne denli zor olduğunu düşünürsen, senin için yaşam o denli zorlaşır.”


Alıntıdır--

ogrtmn35

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • İleti: 17.331
  • Teşekkür 176623
    • Çevrimdışı
  • # 16 Ara 2011 20:27:19
KISSADAN HİSSE-İBRET


Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği kuyuya düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı, belki de üzerine toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, ot yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm!

Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, bağırmış kendi kendine , kendi dilinde. Sesini duyan sahibi gelip bakmış ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde öylece melül mahzun mahzun bakınıyormuş. Üstelik yaralanmış.

Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırmış. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kalmış. Sonunda karar verilmiş, kurtarmak hem çok güç hem de onca uğraşıya değmezmiş. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle başlamışlar etraftan kuyunun içine toprak atmaya... Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek dibe döke döke ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseliyormuş. Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış. Köylüler ağzı açık öylece baka bakakalmışlar!

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır. Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur. Bunlarla başetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır...

hercaihoca

  • Uzman Üye
  • *****
  • 1. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 1.385
  • Teşekkür 6311
    • Çevrimdışı
  • # 16 Ara 2011 20:43:57
Ölümüne Soğuk ve Kirpiler...         

      Dünya tarihinde az rastlanır bir kış döneminde hayvanlar teker teker donarak ölmekteymiş...

Kirpiler de durumun farkına varmış, soğuktan korunmak ve kendilerini koruyabilmek için birbirlerine iyice sokulmaya karar vermişler... 
Ama sırtlarındaki dikenler birbirlerine batınca ayrılmışlar ve onlar da diğerleri gibi ölümün sessizliğine yatmış, soğuk devam ettikçe de birer birer donarak ölmeye devam etmişler...

Sonunda bir karar vermeleri gerekmiş: Ya ölüp yeryüzünden silinecekler ya da dikenlerine rağmen birleşip birbirlerine sokulmayı göze alacaklar...

Akıl baskın çıkmış ve birlik olmuşlar...
Birbirlerine sokularak ısılarını paylaşmışlar, ufak tefek yaralanmalara da hiç aldırmadan. Bu birlikteliğin getirdiği küçük yaralar ise onları hem hayatta tutumuş hem de yaşamı öğretmiş...

(...Paulo Coelho)

huseyinyesilot

  • Bilge Meclis Üyesi
  • *****
  • 3. Sınıf Öğretmeni
  • İleti: 10.842
  • Teşekkür 132068
    • Çevrimdışı
  • # 17 Ara 2011 20:51:41
[linkler sadece üyelerimize görünmektedir.]
28 HARFTEN 28 DERS

A limlerin sustuğu veya görevlerini yapmadığı yerde cahillerin,kasıtlı hareket eden bedbahtların cüretleri artar,sesleri yükselir

B ağımsız olun, güçlenirsiniz.
...
C evapsız sorularınız olsun, aramayı denersiniz.

Ç ay demleyin, tatmayı öğrenirsiniz.

D eneyin, şansınızı açarsınız.

E liniz açık olsun, paylaşmayı bilirsiniz.

F ark edin, farklı olursunuz.

G ülümseyin, gülümsetirsiniz.

H asta ziyaret edin,iyileştirirsiniz.

I şıkları yakın, aydınlatırsınız.

İ ncitmeyin, incinmezsiniz.

K eyif alın, keyif verirsiniz.

L okum yiyin, dişleriniz bayram eder.

M asum kalın, kaygılanmazsınız.

N ane koklayın, ferahlarsınız.

O kuyun, öğrenirsiniz.

Ö zleyin, kavuşursunuz.

P aylaşın, çoğalırsınız.

R
ahat olun, rahatlatırsınız.

S evin, sevilirsiniz.

Ş arkı söyleyin, sesinizle barışırsınız.

T alihinize güvenin, denemekten korkmazsınız.

U ykunuzu azaltın, daha uzun yaşarsınız.

Ü zmeyin, üzülmezsiniz.

V azgeçmeyin, zafere ulaşırsınız.

Y ıldızları sayın, onlardan biri olursunuz.

Z amanı iyi kullanın, kazanırsınız.
 
Hocamızın affına sığınırak şiiri buraya ekledim.

metinogretmen

  • Uzman Üye
  • *****
  • Müdür Yardımcısı
  • İleti: 962
  • Teşekkür 15481
    • Çevrimdışı
  • # 17 Ara 2011 21:11:42
Adamın biri varmış..
Hiç evlenmemiş..
Çocuk sesi çekemem diye..
Ölürken yalnız ölmüş..
Bir hastane odasında ..
HİÇ ÇOCUK SESİ YOKMUŞ..

Not;Şimdi aklıma gelen cümleler..

 

Egitimhane.Com ©2006-2023 KVKK